Sayfalar

gizli kamera

replika telefon

maca bitksi

Replika telefonlardan sizlere hediye

 http://www.replikakoremali.com/



Replika telefonlardan sizlere hediye evet arkadaslar birazda allah icin bazı demecler hazırladım haydi hep beraber okuyalım bana eslik cedin bakalım..replika telefonlardan satılrarr
RABBİMİN KELİMELERİ
Hayran sözüne devamla diyor ki :
Kur’an’ı hocamın rafından alarak kendisine verdim. Odadan çıktım. Yatağıma uzandım. Gözle­rime uyku girmiyordu. Çünkü, bu saatlerde uyuma­ya alışkın değildim. Biraz mütalâa edeyim dedim. Fakat lâmba hocamın odasındaydı. Uyumaktan baş­ka çare yoktu. Uyumaya çalıştım. Çok hafif bir uyuklama içindeyken dalmışım. Birdenbire hocamın öksürükleriyle uyandım. O henüz uyumamıştı. Lâm­bası hâlâ yanıyordu. Sonra derin bir uykuya dalmı­şım. Sabahın erken saatlerine kadar uyumuşum. Ca­minin ihtiyar hademesi kapımı vurmaktaydı. Kalk­tım, kapıyı açtım. Baktım ki, hocamın odasında hâ­lâ lâmba yanıyordu.

Sabah ezanı okunmaktaydı. Bu arada hocamın abdest almaya çıktığını gördüm ve ona :

      Hocam! Neden bu saatlere kadar uyuma­dınız?
      Kur’an-ı Kerîm tilâvetini ancak şimdi biti­rebildim.
      Uykusuz kalmak sizi yorar Hocam!
      Bunların hepsi senin için Hayran!..
      Yalnız benim için mi Hocam?
Hafifçe gülümseyerek abdestiııi almaya gitti. Sabah namazını kıldık. Hocam kendi odasına çeki­lirken bana şöyle sesleniyordu :
      Bugün bahçeye çıkamayacağım... Uykuya çok muhtacım...
Namazdan sonra bahçeye çıktım. Bahçede ağaç- larm gölgesinde akan berrak suların kenarında, ge­çen geceki dersleri mütalâa etmekle meşgul oldum... Hocamın «Kesilmiş bulmaca kâğıdı» hesabı üzerin­de yeniden duruyor, topluyor ve tekrar tekrar ne­ticenin doğruluğunu araştırıyordum. Nihayet hesa­bın hakikaten doğru olduğunu anladım. O zaman şunu idrâk ettim: Aklımız, birçok gerçekleri tasav­vurdan âcizdir. Hattâ doğru ve gerçekliğine aklî ke­sin delil ve ispatlarla inandığımız halde yine de ak­lımız bazı konuları tasavvur etmekten mahrum du­rumdadır. Bununla beraber aklımızın yorgunluğuna teslim olmadan, diğer yönden kabul ettiği kesin de­lil ve ispatlara inanmamız gerekmektedir. Şunu iyi­ce bilmek zarurîdir ki, aklî acz ve yorgunluk, haddi zatında evhamdan başka bir şey değildir. Vehmi ve hayalî şeylerin karşısında kesin ispat ve delil, el­bette daha kuvvetli ve daha doğrudur. Bunları dü-şünürken, yine aklıma İmam-ı Gazalî’niıı sözleri gel­di. Gazali, hatırladığım kadariyle şöyle demişti: «Şüphe ve vehmi kuruntulardan nefsimin kurtulma­sı için aklî kesin ispatlardan başka bir ilâç bulamı­yorum. Aklî kesin ispatları elde etmek için de, ak­lımızın ilk olarak kabul ettiği ilk zarurî bilgileri ye­ni bir tertip ve terkibe tâbi tutmak icap eder. Bu­nun mânasını ancak şimdi anlamış bulunuyorum.
Sonra kendi kendime şöyle dedim :
«Ne yazık ki, bunları anlayabildin ve idrâk ede­bildin! Nasıl oldu da hayalî kuruntuları akimdan atarak aklî ve kesin ispatlara doğru kendini yönelt­tin?!»
Şayet Cenabı Hak, bu âlim, sabırlı ve mürşit kişiyi önüme çıkartmayıp kendisinden öğrendikle­rimle nefsimin hayalî kuruntu, şek ve şüphelerin­den kurtulmasaydım daha bir hayli, bu kuruntular içinde bocalayıp duracaktım
Sonra benim gibi, bu vehimlerin içine düşüp de kurtulamayan insanlara acımaya başladım. Ne yazık ki, bu kuruntuların gerçek olduğuna inandık­ları için kendilerini aklî yorgunlukların karanlıkla­rından çekip çıkaramamakta, boğulmaktadırlar. Ni­tekim Hocam şöyle demişti: «Onların bu kadar uzun bir tahsil devresi geçirmelerini kâfi mi görü­yorsun?.. Cenabı Hak insanlara, aklî ve bedenî yön­den kaldıramayacakları bir şeyi teklif etmez. An­cak bedenî güç ve anlayış kabiliyetlerince onlara teklifte bulunur. Nasıl olur da inançlarından bu gi-bi şüpheleri atabilirler? İlim ve irfan olmadıkça el­bette ondan kurtulamazlar.»replika telefonlardan katkılarla herp beraber allah diyelim.
Akşam vakti gelince Hocamın odasına gittim, içeri girdim. Hocam, elinde bir defter, bazı âyeti ke­rimeleri yazmakla meşguldü. Selâm verdim. Elini öpmek için eğildim. Gülümseyerek dedi ki :
    Ne o! Elimi öpmen için bir sebep mi var? Yoksa dersin bitti de memleketine mi dönmek isti­yorsun? Veda etmeye mi geldin? Hayır hayır! Da­ha dersler bitmiş değildir. Uzun bir zaman daha bu­rada kalacaksın.
    Hayır Hocam. Sizden ayrılmak aklıma bile gelmemiştir. Velev ki, böyle bir şey olsa, babamı zi­yaret ettikten sonra yine yanınıza dönerim. Peşaver Üniversitesinden ayrıldım, ilimden ve tahsilden uzun zaman uzaklaştım. Fakat gerçek ilmi ve irfanı sizin yanınızda buldum ve öğrendim. Çok ağır bir yük­ten kurtulduğum için Cenabı Hakka dua ve niyaz­da bulundum. Şükür sadakası olarak huzurunuzda saygıyle eğilmek ve mübarek elinizi öpmek istedim. Bu sadaka ve niyazımı kabul buyurmanızı dilerim muhterem Hocam!
Üstad: — Söyle, derdin nedir? Kurtulduğun ağır yük nedir?...
Talebe: — Hocam! Dün geceki dersde öğren­diğim bir gerçek üzerinde, bütün gün uzun uzun dü­şündüm durdum. Nasıl oldu da bunların hepsini an­layıp idrâk edebildim? Nasıl oldu da aklî kesin ispat ve deliller yanında, düştüğüm kuruntulardan kurtu- labildim! Eğer sizin gibi âlim, doğru yolu gösteren,geniş kalbli, sabırlı, mürşit olmasaydı acaba bunları öğrenebilecek miydim? Cenabı Hakkın sizi bana Ho­ca olarak takdir buyurmasına şükür ve senâ et­mekteyim. İşte bu sebeple elinizi öpmek bana farz oldu Hocam!
Üstad: — Hayran! Hidayet yolunu gösteren âlim ve mürşit kişiler pek çoktur. Biz de onlardan aldık bu bilgileri... Ancak öğrencinin de biraz te­fekkürle, kendisini düşünceye davet etmesi, uzun bir müddet düşünmeye çalışmasıyle, bu bilgileri elde etmesi ve bilmediğini, ehli olan âlimlerden sorup öğ­renmesi gerekir...
Talebe: — İnsanların işlerini, güçlerini ve rı- zık kazanma faaliyetlerini terkedip derin düşüncey­le uzun uzadıya mütalâa ve tahsil gibi zor ve yoru­cu meselelerle meşgul olmaları mümkün müdür? Buna göre, Cenabı Hakkın, onlara, bedenî ve aklî kabiliyetlerinin üstünde teklif yapması kabil midir?
Üstad: — Doğrudur Hayran! Benim sana ve bütün insanlara göstereceğim yol budur. Onu size izah etmek ve bir neticeye varmak istiyordum. Bu­raya kadar olan açıklamalarımda da belirttiğim gi­bi, sizi, doğru ve aklî kesin ispatlarla irşat, sağlam bir neticeye ulaştırmak istiyorum. Size ve her in­sana yapacağım son nasihat da şudur: İnsanların işlerini ve rızık yollarını bırakıp derin düşünce ve uzun bir tahsille meşgul olmaları elbette mümkün değildir... İşte bu gece sabaha kadar, Kur’an-ı Ke­rîm okumamın sebebini hâlâ anlayamadın mı? Bu senin içindi. Biraz önce de açıklamıştım ya!...rinizde Kur’an-ı Kerîm’in icazıyle ilgili âyetlerden de anladığım kadariyle, bahsi geçen delil ve ispat­lara dikkat etmek gerekir. Ancak bu delil ve ispat­ların topyekun aklî kesin hükümler olduğunu, bunu inkâr edenlerin doğru ve sağlam bir hesap neticesi­ni inkâr edenlerden addedildiğini zannetmemiştim.replika telefonlar katkılarıyla ALLAH diyelim
Üstad: — Kaç defa okudunuz Kur’an-ı Kerîm’i Hayran ?
Talebe: — Yanılmıyorsam 011 defadan fazla Ho­cam...
Üstad: — Babanızın, rüyada size: «Kur’an oku­muyor musun oğlum?» dediğini hatırlıyor musun?
Talebe: — Evet, hatırlıyorum. Unutmadım bu rüyayı Hocam.
Üstad: — Şu âyetin mânası üzerine düşünmek hiç aklına geldi mi?
Hak Teâlâ, Kur’an-ı Kerîm’inde buyurur ki (1)
«— ............  Allah'dan korkanlar, onuıı kuliaıı
içlııde, ancak (kudret ve azametini bilen) bilgi sahi­bi âlim kişilerdir...»
Bu âyeti celile, zikredilen «Allah korkusu»nun ancak âlimlerde bulunabileceğini belirtmektedir. Ya­ni Allah’dan korkmak, sadece oııuıı ilmini, kudreti­ni ve azametini bilen âlimlere münhasır kılınmıştır. Herhalde oğlum Hayran, bu mânayı sen de idrâk edersin. Fakat âyette belirtilen «Âlini kişiler»den mu­rat nedir? «Âlim kişiler» kimlerdir? Bazı bilginlere göre, İbn Rüşd ve Cisir gibi, âlim kişilerden mu-
delâlet ettiği mâna ve mefhumları bilmek gerekir. Fakat söz konusu âyetler, kâinatın hikmetlerini, ya­ratıkların yaratılış sırlarını tam tekmil ve tafsiiâ- tiyle açıklamaktadır. O halde bunların gayelerine, hikmet ve sırlarına muttali olmak için, elbette mü­şahede ettiğimiz şu kâinatın nizamına bakmak, güzel yaratıklar üzerinde etütler yaparak İlâhî sırları öğ­renmek gerekir.
Bu itibarla din bilginlerinin, bahsi geçen hikmet ve sırlara muttali olması ve öteki âlimlerden daha önce bu vazifeyi yapmaları gerekir. Çünkü onlar bu sahada daha önde gelir. Din bilginlerini sadece fı­kıh ilmi üzerinde münhasır kümak, bu yönden doğ­ru değildir. «Allah’dan korkanlar, insanlar içinde, onun ilmini, kudretini ve azamemtini bilen bilgi sa­hibi âlim kişilerdir.» âyetindeki «Allah’dan korkan­lar» onun yaratıcılığına, her şeye kudreti yettiğine, her şeyi bildiğine, müstakil iradeye sahip yegâne tek varlık olduğuna inanarak tam korku ve huşû içinde olanlardır. Bunun için de kâinattaki yaratık­ları anlamak, onları etüt ve tetkik etmek, İlâhî sır­lara ve hikmetlere muttali olmak gerekir. Şüphesiz ki bunu yapanlar, bilgi sahibi ve birçok ilim dalla­rında ihtisas yapan kişilerdir.
Âyeti celilenin ihtiva ettiği mâna ve kelimele­rin mefhumlarını daha açık bir şekilde anlamak için şu noktayı belirtmek gerekir. Bu âyette geçen «âlim kişiler»den kastedileni anlamak için ondan önceki âyete dönelim. Böylece âyetin delâlet ettiği mâna­yı daha açık olarak anlamış oluruz. Daha önceki Rabbinin gölgeyi nasıl uzattığını görmez misin? İsteseydi onu durdururdu. Sonra biz güneşi, ona de¬lil kılıp yavaş yavaş kendimize çekmişizdir.
Size geceyi örtü, uykuyu rahatlık kılan, gündü¬zü çalışma zamanı yapan Allah’tır.
Rüzgârları rahmetinin önünde müjdeci gönde¬ren O’dur. Öiii bir yeri diriltmek ve yarattığımız ni¬ce hayvan ve insanları sulamak için gökten tertemiz su indirimsizdir.
Birinin suyu tatlı ve serinletici diğerininki tuz¬lu ve acı olan iki deryayı salıverip aralarına da, ka-rışmalarına engel olan bir sınır koyan Allah’tır.
insanı sudan yaratarak, ona soy sop veren O’¬dur. Rabbin her şeye kadirdir.
Gökte burçlar vareden, orada ışık saçan güneş ve aydınlatan ay’ı vareden Ali ah yücelerin yücesi-dir.
İbret almak veya şükretmek isteyen kimseler için gece ile gündüzü birbiri ardınca getiren O’¬dur.» (15)
«Ey İnsanlarl Allah’ın size olan nimetini anııı; sizi gökten ve yerden, Allah’tan başka bir yaratan mı rızıklandırır? O'ndaıı başka Tanrı yoktur. Nasıl aldatılıp da döndürülürsünüz?
Bulutları yürüten, rüzgârları gönderen Allah’¬tır. Biz bulutları ölü bir yere sürüp, onunla toprağı ölümünden sonra diriltiriz. İnsanları diriltmek de böyledir.
Orada yüksek sabit dağlar varedip sizi tatlı su­larla sulamadık mı?» 
 «Allah’ın kanunu uyarınca, birbiri ardından
gönderilenlere ve görevlerine koştukça koşanlara, Allah’ın buyruklarını yaydıkça yayanlara ve hak ile
batılın arasını ayırdıkça ayıranlara, kötülüğü önle­mek veya uyarmak için vahiy getiren meleklere andsize söz verilen kıyamet şüp-îki göğü nasıl yapmışız, SÜSİe-mmı^, un uamııaz.ıaı ııll
Onda hiç bir çatlak da yoktur.
Allah’a yönelen her kula öğüt ve bir belge ola­rak yeryüzünü yaydık, oraya sabit dağlar yerleştir­dik, orada her güzel türden yetiştirdik.
Gökten bereketli bir su indirdik, kullara rızık olmak üzere onunla bahçeler, biçilecek taneli ekin­ler, küme küme tomurcukları olan boylu hurma ağaç­ları yetiştirdik. O su ile ölü yeri dirilttik. İşte insan­ların diriltilmesi de böyiedir.» (10)
replika telefonlar katkılarıyla

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder