Replika telefonlardan sizlere hediye evet arkadaslar birazda allah icin bazı demecler hazırladım haydi hep beraber okuyalım bana eslik cedin bakalım..replika telefonlardan satılrarr
RABBİMİN KELİMELERİ
Hayran sözüne devamla diyor ki :
Kur’an’ı hocamın rafından alarak kendisine verdim. Odadan çıktım.
Yatağıma uzandım. Gözlerime uyku girmiyordu. Çünkü, bu saatlerde uyumaya
alışkın değildim. Biraz mütalâa edeyim dedim. Fakat lâmba hocamın odasındaydı.
Uyumaktan başka çare yoktu. Uyumaya çalıştım. Çok hafif bir uyuklama
içindeyken dalmışım. Birdenbire hocamın öksürükleriyle uyandım. O henüz
uyumamıştı. Lâmbası hâlâ yanıyordu. Sonra derin bir uykuya dalmışım. Sabahın
erken saatlerine kadar uyumuşum. Caminin ihtiyar hademesi kapımı vurmaktaydı.
Kalktım, kapıyı açtım. Baktım ki, hocamın odasında hâlâ lâmba yanıyordu.
Sabah ezanı okunmaktaydı. Bu arada hocamın abdest almaya çıktığını
gördüm ve ona :
—
Hocam! Neden bu saatlere kadar uyumadınız?
—
Kur’an-ı Kerîm tilâvetini ancak şimdi bitirebildim.
—
Uykusuz kalmak sizi yorar Hocam!
—
Bunların hepsi senin için Hayran!..
—
Yalnız benim için mi Hocam?
Hafifçe gülümseyerek abdestiııi almaya gitti. Sabah namazını kıldık.
Hocam kendi odasına çekilirken bana şöyle sesleniyordu :
—
Bugün bahçeye çıkamayacağım... Uykuya çok
muhtacım...
Namazdan sonra bahçeye çıktım. Bahçede ağaç- larm gölgesinde akan
berrak suların kenarında, geçen geceki dersleri mütalâa etmekle meşgul
oldum... Hocamın «Kesilmiş bulmaca kâğıdı» hesabı
üzerinde yeniden duruyor, topluyor ve tekrar tekrar neticenin doğruluğunu
araştırıyordum. Nihayet hesabın hakikaten doğru olduğunu anladım. O zaman şunu
idrâk ettim: Aklımız, birçok gerçekleri tasavvurdan âcizdir. Hattâ doğru ve
gerçekliğine aklî kesin delil ve ispatlarla inandığımız halde yine de aklımız
bazı konuları tasavvur etmekten mahrum durumdadır. Bununla beraber aklımızın
yorgunluğuna teslim olmadan, diğer yönden kabul ettiği kesin delil ve
ispatlara inanmamız gerekmektedir. Şunu iyice bilmek zarurîdir ki, aklî acz ve
yorgunluk, haddi zatında evhamdan başka bir şey değildir. Vehmi ve hayalî
şeylerin karşısında kesin ispat ve delil, elbette daha kuvvetli ve daha
doğrudur. Bunları dü-şünürken,
yine aklıma İmam-ı Gazalî’niıı sözleri geldi. Gazali, hatırladığım kadariyle
şöyle demişti: «Şüphe ve vehmi kuruntulardan nefsimin kurtulması için aklî
kesin ispatlardan başka bir ilâç bulamıyorum. Aklî kesin ispatları elde etmek için
de, aklımızın ilk olarak kabul ettiği ilk zarurî bilgileri yeni bir tertip ve
terkibe tâbi tutmak icap eder. Bunun mânasını ancak şimdi anlamış bulunuyorum.
Sonra kendi kendime şöyle dedim :
«Ne yazık ki, bunları anlayabildin ve idrâk edebildin! Nasıl oldu da
hayalî kuruntuları akimdan atarak aklî ve kesin ispatlara doğru kendini yönelttin?!»
Şayet Cenabı Hak, bu âlim, sabırlı ve mürşit kişiyi önüme çıkartmayıp
kendisinden öğrendiklerimle nefsimin hayalî kuruntu, şek ve şüphelerinden
kurtulmasaydım daha bir hayli, bu kuruntular içinde bocalayıp duracaktım
Sonra benim gibi, bu vehimlerin içine düşüp de kurtulamayan insanlara
acımaya başladım. Ne yazık ki, bu kuruntuların gerçek olduğuna inandıkları
için kendilerini aklî yorgunlukların karanlıklarından çekip çıkaramamakta,
boğulmaktadırlar. Nitekim Hocam şöyle demişti: «Onların bu kadar uzun bir
tahsil devresi geçirmelerini kâfi mi görüyorsun?.. Cenabı Hak insanlara, aklî
ve bedenî yönden kaldıramayacakları bir şeyi teklif etmez. Ancak bedenî güç
ve anlayış kabiliyetlerince onlara teklifte bulunur. Nasıl olur da
inançlarından bu gi-bi şüpheleri atabilirler? İlim ve irfan olmadıkça elbette ondan
kurtulamazlar.»replika telefonlardan katkılarla herp beraber allah diyelim.
Akşam
vakti gelince Hocamın odasına gittim, içeri girdim. Hocam, elinde bir defter,
bazı âyeti kerimeleri yazmakla meşguldü. Selâm verdim. Elini öpmek için
eğildim. Gülümseyerek dedi ki :
— Ne o! Elimi öpmen için bir sebep
mi var? Yoksa dersin bitti de memleketine mi dönmek istiyorsun? Veda etmeye mi
geldin? Hayır hayır! Daha dersler bitmiş değildir. Uzun bir zaman daha burada
kalacaksın.
— Hayır Hocam. Sizden ayrılmak
aklıma bile gelmemiştir. Velev ki, böyle bir şey olsa, babamı ziyaret ettikten
sonra yine yanınıza dönerim. Peşaver Üniversitesinden ayrıldım, ilimden ve
tahsilden uzun zaman uzaklaştım. Fakat gerçek ilmi ve irfanı sizin yanınızda
buldum ve öğrendim. Çok ağır bir yükten kurtulduğum için Cenabı Hakka dua ve
niyazda bulundum. Şükür sadakası olarak huzurunuzda saygıyle eğilmek ve
mübarek elinizi öpmek istedim. Bu sadaka ve niyazımı kabul buyurmanızı dilerim
muhterem Hocam!
Üstad:
— Söyle, derdin nedir? Kurtulduğun ağır yük nedir?...
Talebe:
— Hocam! Dün geceki dersde öğrendiğim bir gerçek üzerinde, bütün gün uzun uzun
düşündüm durdum. Nasıl oldu da bunların hepsini anlayıp idrâk edebildim?
Nasıl oldu da aklî kesin ispat ve deliller yanında, düştüğüm kuruntulardan
kurtu- labildim! Eğer sizin gibi âlim, doğru yolu gösteren,geniş kalbli, sabırlı, mürşit olmasaydı acaba bunları öğrenebilecek
miydim? Cenabı Hakkın sizi bana Hoca olarak takdir buyurmasına şükür ve senâ
etmekteyim. İşte bu sebeple elinizi öpmek bana farz oldu Hocam!
Üstad: — Hayran! Hidayet yolunu gösteren âlim ve mürşit kişiler pek
çoktur. Biz de onlardan aldık bu bilgileri... Ancak öğrencinin de biraz tefekkürle,
kendisini düşünceye davet etmesi, uzun bir müddet düşünmeye çalışmasıyle, bu
bilgileri elde etmesi ve bilmediğini, ehli olan âlimlerden sorup öğrenmesi
gerekir...
Talebe: — İnsanların işlerini, güçlerini ve rı- zık kazanma
faaliyetlerini terkedip derin düşünceyle uzun uzadıya mütalâa ve tahsil gibi
zor ve yorucu meselelerle meşgul olmaları mümkün müdür? Buna göre, Cenabı
Hakkın, onlara, bedenî ve aklî kabiliyetlerinin üstünde teklif yapması kabil
midir?
Üstad: — Doğrudur Hayran! Benim sana ve bütün insanlara göstereceğim
yol budur. Onu size izah etmek ve bir neticeye varmak istiyordum. Buraya kadar
olan açıklamalarımda da belirttiğim gibi, sizi, doğru ve aklî kesin ispatlarla
irşat, sağlam bir neticeye ulaştırmak istiyorum. Size ve her insana yapacağım
son nasihat da şudur: İnsanların işlerini ve rızık yollarını bırakıp derin
düşünce ve uzun bir tahsille meşgul olmaları elbette mümkün değildir... İşte bu
gece sabaha kadar, Kur’an-ı Kerîm okumamın sebebini hâlâ anlayamadın mı? Bu
senin içindi. Biraz önce de açıklamıştım ya!...rinizde Kur’an-ı Kerîm’in icazıyle ilgili âyetlerden de anladığım
kadariyle, bahsi geçen delil ve ispatlara dikkat etmek gerekir. Ancak bu delil
ve ispatların topyekun aklî kesin hükümler olduğunu, bunu inkâr edenlerin
doğru ve sağlam bir hesap neticesini inkâr edenlerden addedildiğini
zannetmemiştim.replika telefonlar katkılarıyla ALLAH diyelim
Üstad: — Kaç defa okudunuz Kur’an-ı Kerîm’i Hayran ?
Talebe: — Yanılmıyorsam 011 defadan fazla Hocam...
Üstad: — Babanızın, rüyada size: «Kur’an okumuyor musun oğlum?»
dediğini hatırlıyor musun?
Talebe: — Evet, hatırlıyorum. Unutmadım bu rüyayı Hocam.
Üstad: — Şu âyetin mânası üzerine düşünmek hiç aklına geldi mi?
Hak Teâlâ, Kur’an-ı Kerîm’inde
buyurur ki (1)
«— ............ Allah'dan korkanlar, onuıı kuliaıı
içlııde, ancak (kudret ve azametini bilen) bilgi sahibi âlim
kişilerdir...»
Bu âyeti celile, zikredilen «Allah korkusu»nun ancak âlimlerde
bulunabileceğini belirtmektedir. Yani Allah’dan korkmak, sadece oııuıı ilmini,
kudretini ve azametini bilen âlimlere münhasır kılınmıştır. Herhalde oğlum
Hayran, bu mânayı sen de idrâk edersin. Fakat âyette belirtilen «Âlini
kişiler»den murat nedir? «Âlim kişiler» kimlerdir?
Bazı bilginlere göre, İbn Rüşd ve Cisir gibi, âlim kişilerden mu-
delâlet ettiği mâna ve mefhumları bilmek gerekir. Fakat söz konusu
âyetler, kâinatın hikmetlerini, yaratıkların yaratılış sırlarını tam tekmil ve
tafsiiâ- tiyle açıklamaktadır. O halde bunların gayelerine, hikmet ve sırlarına
muttali olmak için, elbette müşahede ettiğimiz şu kâinatın nizamına bakmak,
güzel yaratıklar üzerinde etütler yaparak İlâhî sırları öğrenmek gerekir.
Bu itibarla din bilginlerinin, bahsi geçen hikmet ve sırlara muttali
olması ve öteki âlimlerden daha önce bu vazifeyi yapmaları gerekir. Çünkü onlar
bu sahada daha önde gelir. Din bilginlerini sadece fıkıh ilmi üzerinde
münhasır kümak, bu yönden doğru değildir. «Allah’dan korkanlar, insanlar
içinde, onun ilmini, kudretini ve azamemtini bilen bilgi sahibi âlim kişilerdir.»
âyetindeki «Allah’dan korkanlar» onun yaratıcılığına, her şeye kudreti
yettiğine, her şeyi bildiğine, müstakil iradeye sahip yegâne tek varlık
olduğuna inanarak tam korku ve huşû içinde olanlardır. Bunun için de kâinattaki
yaratıkları anlamak, onları etüt ve tetkik etmek, İlâhî sırlara ve hikmetlere
muttali olmak gerekir. Şüphesiz ki bunu yapanlar, bilgi sahibi ve birçok ilim
dallarında ihtisas yapan kişilerdir.
Âyeti celilenin ihtiva ettiği mâna ve kelimelerin mefhumlarını daha
açık bir şekilde anlamak için şu noktayı belirtmek gerekir. Bu âyette geçen
«âlim kişiler»den kastedileni anlamak için ondan önceki âyete dönelim. Böylece
âyetin delâlet ettiği mânayı daha açık olarak anlamış oluruz. Daha önceki Rabbinin gölgeyi nasıl uzattığını görmez misin? İsteseydi onu durdururdu. Sonra biz güneşi, ona de¬lil kılıp yavaş yavaş kendimize çekmişizdir.
Size geceyi örtü, uykuyu rahatlık kılan, gündü¬zü çalışma zamanı yapan Allah’tır.
Rüzgârları rahmetinin önünde müjdeci gönde¬ren O’dur. Öiii bir yeri diriltmek ve yarattığımız ni¬ce hayvan ve insanları sulamak için gökten tertemiz su indirimsizdir.
Birinin suyu tatlı ve serinletici diğerininki tuz¬lu ve acı olan iki deryayı salıverip aralarına da, ka-rışmalarına engel olan bir sınır koyan Allah’tır.
insanı sudan yaratarak, ona soy sop veren O’¬dur. Rabbin her şeye kadirdir.
Gökte burçlar vareden, orada ışık saçan güneş ve aydınlatan ay’ı vareden Ali ah yücelerin yücesi-dir.
İbret almak veya şükretmek isteyen kimseler için gece ile gündüzü birbiri ardınca getiren O’¬dur.» (15)
«Ey İnsanlarl Allah’ın size olan nimetini anııı; sizi gökten ve yerden, Allah’tan başka bir yaratan mı rızıklandırır? O'ndaıı başka Tanrı yoktur. Nasıl aldatılıp da döndürülürsünüz?
Bulutları yürüten, rüzgârları gönderen Allah’¬tır. Biz bulutları ölü bir yere sürüp, onunla toprağı ölümünden sonra diriltiriz. İnsanları diriltmek de böyledir.
|
Orada
yüksek sabit dağlar varedip sizi tatlı sularla sulamadık mı?»
|
«Allah’ın kanunu uyarınca, birbiri ardından
gönderilenlere ve görevlerine
koştukça koşanlara, Allah’ın buyruklarını yaydıkça yayanlara ve hak ile
batılın arasını ayırdıkça
ayıranlara, kötülüğü önlemek veya uyarmak için vahiy getiren meleklere andsize söz
verilen kıyamet şüp-îki göğü nasıl
yapmışız, SÜSİe-mmı^, un uamııaz.ıaı ııll •
Onda hiç bir çatlak da yoktur.
Allah’a
yönelen her kula öğüt ve bir belge olarak yeryüzünü yaydık, oraya sabit dağlar
yerleştirdik, orada her güzel türden yetiştirdik.
Gökten
bereketli bir su indirdik, kullara rızık olmak üzere onunla bahçeler, biçilecek
taneli ekinler, küme küme tomurcukları olan boylu hurma ağaçları yetiştirdik.
O su ile ölü yeri dirilttik. İşte insanların diriltilmesi de böyiedir.» (10)
replika telefonlar katkılarıyla

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder