replika telefonlardan islam bilgisi2 bugün yine ben ve replika telefonlar ile birlikte sizlere sunduk ve replika telefonlar her zman oldugu gibi diyorki Allahü teâlânın sevgili kulları-jüzel iş, hareket, söz ve kerâmetlerini I edinen hikâye ve hâtıralar, ikib, Allahü teâlânın ordularından bir dur. Allah onunla tasavvuf yolcularının idlerin) kalblerini kuvvetlendirir. Bu müzün delili;Biz sana peygam-erin kıssalarını anlatıyoruz^ bula kalbini tesbit ve takviye edi-ız meâlindeki Hûd sûresi 20. âyet-i nesidir. (Cüneyd i Bağdadî)
menâkıbını dinlemek, muhabbeti r; Eshâb-ı kirâmın (Peygamber efendi-\ arkadaşlarının) menkıbeleri îmânı Btlendirir, günâhları mahveder. (Sey-^ıbgatullah)
Hac ve kurban ile ilgili ibâdetler I ibâdetlerin yapıldığı yerler. (Bkz. Nü-
ksikten her birine nüsûk denir. Tavâf Kâbe etrâfında yedi kere dönmek ve ^âni Safâ ve Merve arasında gelip git-hac ve ömrenin menâsikindendir. ihni Efendi, A.Haskefî) âsik-i Hac: Haccın nüsükleri. ¡slâ-beşinci şartı olan hac ibâdetini yâni arın hac esnâsında yerine getirmeleri cen vazifeler.
âsik-i haccı benim yaptığım gibi
n. (Hadîs i şerîf-Müslim)
1 aleyhisselâm menâsik-i haccı ifâ etti-I yâni şartlarına uygun yerine getirdi-1, melekler gelerek kendisini tebrik etti ccın mebrûr (kabul) olsun; biz burayı
Abdest alıp namaz kıldıktan sonra bu abdest bozulmadan tekrar abdest almak mendubdur. (Muhammed bin Kutbüddîn-İznikî)
Mendubları yapmak sevâb olur, yapmamak, hiç suç değildir. Sevâbından mahrûm kalır. (Alâüddîn Hashefî)
MENFEAT
Fayda, çıkar, kâr.
Bir malı, bir evi kirâya vermek; menfeatini belli bir karşılıkla satmak demektir. (Abdullah Mûsulî)
Her menfeat getiren borç ribâ (fâiz)’dir. (îbn-i Âbidîn)
Bir kimse ibâdetlerini dünyâ menfeati düşünmeden yaparsa, ihlâsla amel edenlerden olur. (Hadimi)
Bir kimse dünyâ menfeati için sana yaklaşırsa, ondan uzak dur. Menfeatini düşünen kimseyi kendin için tehlikeli kabûl et. (Ebüs-sü'ûd el-Hâzini)
MENHf
Nehyedilen, yasaklanan şey.
Abdest alırken bâzı menhîler vardır. Bunları yapmak haram veya mekrûhdur. Sağ el ile sümkürmek, kıbleye ve mushafa karşı ayak uzatmak mekruhtur. Mushaf yüksekde ise, mekrûh olmaz. Tahâretlenmek için birinin yanında avret (ayıb) mahallini açmak haramdır. (Halebî)
Dîn-i Islâm’ın temeli, îmânı, farzları ve haramları öğrenmek ve öğretmekdir. Ayrıca dinimizce bildirilen bâzı menhîler vardır ki, bütün müslümanların bunları iyi öğrenmesi lâzımdır. (Yûsuf Sinânüddîn)
MENÎ
Yerinden şehvetli (lezzetli) veya şehvetsiz olarak kopup, ayrılıp, erkekden koyu beyaz, kadından akıcı sarı olarak gelen sıvı. Erkek olsun, kadın olsun meni şehvetle çıkınca veya ihtilâm ile yâni rüyâda şehvet-lenip uyandığı zaman meni veya mezy akmış olduğunu gören kimse, cünüp olur
MERVE
Kâbe-i muazzamanın yakınındaki bir tepenin adı (Bkz.Safâ ve Merve).
MERYEM SÜRESİ
Kur’ân-ı kerîmin on dokuzuncu sûresi. Meryem sûresi, Mekke’de nâzil oldu (indi). Doksan sekiz âyet-i kerîmedir. Hazret-i Meryem ve onun îsâ aleyhisselâmı dünyâya getirmesinden bahsetmesinden dolayı sûreye, Sûret-ü-Meryem denilmiştir. Sûrede: îsâ aleyhisselâmın, hazret-i Meryem’den babasız olarak dünyâya gelmesi kıssası, Mûsâ, îsmâil, İdrîs peygamberlerin medhi ve bunlardan sonra gelen bâzı kavimlerin kötülükleri, inkârcıların kıyâmet günü uğrayacakları azâb bildirilmektedir. (îhn-i Ahhâs, Senâullah Deh-leuî, Muhammed hin Hamza)
Allahü teâlâ Meryem sûresinde meâlen buyuruyor ki:
(Mü’minler) orada (Cennet’te) boş söz işitmezler, ancak (meleklerden veya birbirlerinden) selâm işitirler. Orada, sabah-akşam rızıkları da (ayaklarına) gelecektir. (Âyet: 62)
MESÂNlD
Meşhûr ve çok kıymetli hadîs kitablarından, İmâm-ı Ahmed bin Hanbel’in “Müşned’i”, Ebû Ya’lâ’nın “Müsned’i", Abdullah Dârimî’ nin “Müsned’i" ve Ahmed Bezzâr'ın “Müsned’i’’nin hepsine birden verilen isim (Bkz. Müsned).
MESBÛK
Cemâatle namaz kılınırken imâma birinci rek’atte yetişemeyen yâni ilk rek’atin rükû-undan sonra imâma uyan kimse.
İmâm iki tarafa selâm verdikten sonra, mes-bûk ayağa kalkarak yetişemediği rek’atleri kazâ eder (kılar) ve kırâatleri (okumayı) birinci, sonra ikinci, sonra üçüncü rek’at kılıyormuş gibi okur. Oturmağı ise, dördüncü, üçüncü ve ikinci rek’at sırası ile yâni sondan başlamış olarak yapar. (Halebî)
MESCİD
tına çevirin ve dinde .samimi 0*na ibâdet edin. İlkin sizi yarattı ise, yine 0*na dönea (A 'râf sûresi: 29)
Ey âdemoğulları! Her mesel randa namaz kılacağınız za netinizi (avretinizi örten elbiseni niz. Y iyin-için, ama isrâf ej Çünkü Allahü teâlâ isrâf m sevmez. (A 'râf sû resi: 61) ,
Mescidleri yol yapmayınız! i lere zikr ve salât (namaz) için ^ (Hadîs-i şerif-Künûz-ül-hakâyık) Her kim Allahü teâlânın / umarak küçük veyâ büyük bir yaparsa, Allahü teâlâ da ona t te köşk yapar. (Hadîs-i şerif-Ti Arz kıtalarırun efdali (kıymetli: cidlerdir. Câmi ehlinin de en ilk girip son çıkandır. İlk ct gelen, ilk müslüman olan ^ (Hadîs-i şerîf-Râmûz-ül-Ehâdîs) Mescidler yeryüzünde Allahü teâlâ ridir. Mescidde namaz kılanlar, Ali lânın misâfirleridir. Ev sâhibine misâfirine hizmet düşer. (Hazret-i i Fârûk)
Mescide giren münâfıklar, kafeste kuşlarına benzer. Kafesin kapısı a( maz uçarlar, kaçarlar. (İmâm-ı Mc Mescidde oturan kimse, Allahü huzûrunda demektir. (Hazret-i ( Fârûk)
Ne mutlu evlerini mescid yapanlar, ler, takvâ sâhiplerinin (haramlardar lardan sakınanların) evleridir. Allal namazını, orucunu ve zekâtını gizle lan ile meleklerine övünür. (Ka 'b-ül
Mescid-i Aksa: Kudüs’deSüleym hisselâm tarafından binâ ettirilen Beyt-i Mukaddes (Makdis).
Allahü teâlâ âyet-i kerîmede buyurdu ki:
(Her türlü noksanlıktan) münezze, nan (Allah), kulunu (Muhamme lahü aleyhi ve sellemi) geceleyin deki) Mescid-i Harâm 'dan alıp.
sarık ve kalensüve. yâni takke ve bürka* yâni peçe ve maske üşen üstüne mesh etmek câiz de-
A hidîn)
kırık kemiğin iki yanına bağla-üzerine mesh câizdir. (Halehî)
sselâmın isimlerinden.
âyet-i kerîmelerde meâlen i:
lu Mesih, Allah*ın kendi-\ler, şüphesiz kâfir olmuş-Ibuki (bizızât) Mesih şöyle ‘Ey İsrâiloğullan! Benim % sizin de Rabbiniz olan Iluk edin. Zira kim Allah *a I koşarsa, (hiç şüphesiz) a Cennet*i haram kılan ıcağı yer ateş (Cehennem) derin hiç bir yardımcısı iâide sûresi: 72)
Allah*ın peygamberi Mer-Mesih îsâ*yı öldürdük** sebebiyle (dir ki, kendilerini len) kovduk. Hâlbuki onlar nediler, onu asmadılar da. ürülen ve asılan adam) kendi-ı) gibi gösterildi. Esâsen, \tli (öldürülmesi) hususunda 'Iştüler. (Bu konuda) kesin jbhe) içindedirler. Onların n öldürülmesine) âid hiç bir likdur. Ancak kuru bir zem der. Onu gerçekten öldürür. (Idisâ sûresi: 157) lîl olem Allahü teâlâ, diğer Herden mîsâklurını (söz-aldığı gibi, benden de ı. Meryem oğlu Mesih îsâ,
yetler (nakiller) gelmiş olup, bâzıları şunlardır;
a)Her türlü pisliklerden uzak, günâhlardan temizlenmiş olduğu için bu isim verilmiştir.
b)Hangi hastaya dokunsa, Allahü teâlânın izni ile hasta iyi olurdu. Bunun için mesîh denilmiştir.
c)îsâ aleyhisselâmm yeryüzünde çok seyâ-hat etmesi sebebiyle bu isim verilmiştir.
d)Mesîh, İbrânî dilinde mübârek mânâsın-dadır. Hazret-i îsâ’nın şeref ve faziletinin üstünlüğünü bildirmek için bu mânâya işâ-retle Mesîh denilmiştir. (Fahreddîn-i Râzî) 2- Kıyâmete yakın yeryüzünde çıkacağı bildirilen, son derece kıvırcık saçlı, gözü dışarı fırlamış kâfir bir genç olan Deccâl’e verilen isim.
Deceâle de Mesîh denir ki, onun hâşâ faziletlerle (güzelliklerle, iyiliklerle) hiç bir ilgisi yokdur. Ona Mesîh denmesinin sebebi; gözünün birinin silik olup, tek gözlü olduğu veya kendisinden hayır silindiği, yâhud ortaya çıktığında, yeryüzünü kısa zamanda dolaşacağı İçindir. (Ahmed Nâim Efendi)
MESKÛKÂT
Belli ağırlıkdâ basılmış olan altın ve gümüş paralar.
Meskûkâttan altın paralara (dinâr); gümüş paralara (dirhem) denir. (Eyyûh Sahri Paşa)
MESNEVİ
1- Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî’nin (kuddise sirruh) yirmi altı bin beytten meydâna gelen ve altı defter olan meşhur eseri.
Bir tasavvuf âliminin huzûrunda, senelerce dirsek çürütüp, emek verip pişmeden, olgunlaşmadan Mesnevi okutmak, tasavvuf kitablannı yalnız kendi bilgisine göre açıklamaya kalkışmak zararlı olur. (AbdUllıa-kim Arvâsî)
Mesnevî’deki hadîs-i şerîfde. Peygamber efendimiz şöyle buyurdu: “İçinizde gizli olan düşmanı anlatsam, yiğitlerin ödü patlar, akılların aklı mahv olurdu. Ne gönlünüzde duâ edip yalvarmaya, ne oruç tutmaya ve ne de namaz
I uu I uuiayi iviooi ic;vi oii n iia^in
peklinde yazarak, düşmanlarının değiştir-Tiesine imkân bırakmamıştır. (Scâdct-i Ebedi y ye)
2- Edebiyâtta bir nazım şekli olup, iki mısrâ-nın bir biri ile kâfiyeli hâlidir. Bu sebeble her beyti kâfiyeli olan eserlere mesnevi denir.
MEST
Abdest alırken ayağın yıkanması farz olan yerini yâni topuklarla birlikte ayakları örten deriden yapılmış su geçirmez ayakkabı. Peygamber efendimizi gördüm. İhtiyaçtan sonra abdest aldı ve mestleri üzerine mesh etti. ((Wir bin Abdullah Heclî)
Hazret-i Ebû Bekr ve hazret-i Ömer’i sevip jstün tutmak, hazret-i Osman ve Ali’yi sev-Tiek ve mest üzerine mesh etmek; Ehl-i îünnet (Peygamber efendimiz ve ârka-faşlarmm yolunda olanların) alâmetle-indendir. (Muhammed Rebhâmî)
Mestin, bir saat yol yürüyünce, ayaktan çıkmayacak şekilde sağlam ve ayağa uygun )lması lâzımdır. Ağaçtan, camdan, mâden-len mest olmaz, fîbn-i Âbidin)
Mestli kimsenin, abdesti bozulunca, bu ibdestsizlik, abdest uzuvlarına yayılırken lyaklara değil, mestlere yayılır. Mestlerin ladesten (mânevi kirlilikten) temizlenmesi ie mesh etmekle olur. (Halebî)
Hanefî mezhebinde ayağın üç parmağı iiğacak kadar yırtığı bulunan bir mest üze-ine mesh etmek câiz değildir, (tbn-i Abb iîn)
MESTÛRE
örtünmüş, örtülü.
Resûlullah sallallahü aleyhi ve sellem zamânında, hür kadınlar mestûre idiler. Bir kadının, hizmetçi olmayıp, hür hanım olduğu mestûre olmasından belli olurdu.
(Seâdet-i Ebediyye)
Kadınlar, cihâda mestûre olarak'zevci veya mahremi (nikah düşmeyen akrabâsı) ile gider. (tbn-i Abidîn)
Mestûre hanımlar sokak başlarında birblr-leriyle mecburiyet olmadıkça konuşmamalı, harama düşmemeye çok dikkat
meşakkat esnasında önce babas\ düşünüp onu kurtarmaktır. Çün iyiliğe karşı iyilikle karşılık ven akrabalık hakkını yerine getirn değildir. Belki akrabaları sıL rahmi (ilgiyi) kestiği zaman onU arayıp soran kimse akrabalık hc kını ifâ etmiş (yerine getirmiş) o/ı (Hadîs-i şerîf-Edcb-üd-dünyâ ved-dîn) Meşakkat, teysiri celbeder. Yâni meşak ve darlık vaktinde kolaylık gösterilrr lâzım gelir. (Mecelle: 17}
Bir iş dıyk oldukça müttesi’ olur. Yâni bir i meşakkat görülünce ruhsat (izin) ve vü: (genişlik kolaylık) gösterilir. Meselâ meş kat sebebiyle borcunun tamâmını bire ödemek imkânı bulunmayan borçluya, b cunu taksitle ödemesi için müsâade ed (Mecelle: IH Ali Haydar Efendi)
MEŞ’AR-ÜL-HARÂM
Mekke-i mükerremede, Arafât ile Minâ a smda bulunan Müzdelife’nin sonunda ( bel-i kuzah yakınında bir yer. Meş’ar, \ (alâmet) yeri demektir. Meş’ar denmı ibâdet yeri olması; haram diye vasıflandı ması ise, hürmeti ve kıymeti sebebiylec Allahü teâlâ Kur’ân-ı kerîmde meâ buyurdu ki:
(Hac mevsiminde ticâretle) Rabbin den rızık istemenizde bir günâh yc tur. Arafâtdan (orada vakfeden soı seller gibi) boşanıp (hep birlikte) akdi, nız zaman Meşar-ül-harâm yanında A llahh zikr edin. O size no hidâyet ettiyse siz de 0nu ö: anın...(Bekara sûresi: 198)
Haccın sünnetlerinden biri; Müzdelife vakfeye fecr (tan yeri) ağardıktan so durmaktır. Gece Müzdelife’de yatıp, f açılırken sabah namazını hemen kılıp ^ ar-ül-harâm denilen yerde ortalık aydır nıncaya kadar vakfeye durulur. Güı doğmadan önce Minâ’ya hareket ed (Alâüddîn Haskefî)
replika telefonlar sizler icin sundu yarın yine beraber olacagız.
replika telefon, replika telefonlar,

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder