Sayfalar

gizli kamera

replika telefon

maca bitksi

replika telefon ve replika telefonlar,dan islam bilgisi3

 replika telefon


replika telefon ve replika telefonlar,dan islam bilgisi3 bugün sizlere replika telefon ve replika telefonlar yazılarını sunuyor sizinde bu yazıları islam yazılarını okumanız icin replika telefon ve replika telefonlar gece gündüz demeden cok calısıyor ve sizlere bu yazıları sunuyor replika telefon ve replika telefonlar diyorki Vehhâbiler, türbeleri yıkarken (Mezar ziyaret eden kadınlara ve mezarların üstünü mescid yapanlara, mezarlara ışık yakanlara la'net olsun!) hadis-i şerifini ileri sürüyorlar. Peygamber zemanmda böyle şeyler yokdu. Hadîs-i şerîfde (Bizim zemanımı/da olmayıp, sonradan yapılan şeyler, bizden değildir) denildi, diyorlar, ikinci inanışlarına karşı verilen cevâb, bu sözlerini de çürütdüğü için, Ehl-i sünnet âlimlerinin sözlerini kabul eylediler.
Binikiyüzon 1210 [m. 1796] senesinde Ehl-i sünnet âlimleri, vehhâbîleri cevâb veremiyecek hâlde bırakınca, vehhâbîliğin müslimânlıkdan ayrı, bozuk bir yol olduğu, İslâm düşmanlarının islâmiyyeti içerden yıkmak için sinsice hâzırla-dıkları bir tuzak olduğu ve vehhâbîlerin kâfir olduklarını gösteren âyet-i kerîmeler ve hadîs-i şerifler yazılarak, Mekkedeki İslâm âlimleri imzaladılar. Tevbe eden üç vehhâbî de, bu vesikaya şâhid oldular. Bu vesika her memlekete gönderildi.
Mekkedeki vehhâbî din adamları, Der’ıyye hâkiminin yanına gelerek, vehhâbîlerin cevâb veremediklerini, vehhâbîlerin İslâm düşmanı olduğu yazılarak her tarafa gönderildiğini anlatdılar. AbdüPazîz bin Muhammed bin Sü’ûd ve adamları, bunları işitince, Ehl-i sünnete diş bilediler. Binikiyüzonbeş [1215] senesinde Mekkeye saldırdılar. Mekke emîri şerif Gâlib bin Müsâ’id bin Sa’îd efendi, bunlara karşı koydu. Her iki tarafdan çok kan döküldü. Şerif Gâlib efendi, vehhâbîleri, Mekkeye sokmadı. Mekke etrâfındaki arab kabileleri, vehhâbî oldular. Abdül’azîz, binikiyüzonyedi [1217] hicri ve binsekiz-yüzüç [1803] milâdî yılında, Der’ıyye câmi’înde bir şî’î tarafından karnına bıçak saplanarak öldürüldü. Yerine oğlu Sü’ûd habisi geçdi. Sü’ûd, hemen o sene, iki bayram arasında, Tâif şehrine asker gönderdi. Vehhâbî alçaklarının, Tâifdeki müsli-mânlara yapdıkları işkenceler ve kadınların, çocukların, barbarca öldürülmeleri, Ahmed bin Zeynî Dahlânın (Hulâsat-ül-kelâm) kitâbında ve Eyyûb Sabri Paşa'nın 1296 senesinde basılmış olan (Târîb-i Vehhâbiyân) kitâbında uzun
yazılıdır. Yüreği dayanabilenler oradan okuyabilirler. (Hulâ> sat'ül-kelâm) 1395 [m. 1975] de İstanbulda basdınlmışdır.
Vehhâbîlenn Tâife girdikleri zeman, kadınlara ve çocuklara ve bütün ehâlîye yapdıklan işkenceleri (Osmân-ül-Mudâyıkl) adındaki İslâm düşmanı, azgın bir vehhâbînin emri ile yapıldı. Bu adam, Muhsin isminde biri ile birlikde, şerif Gâlib efendi tarafından Der’ıyyeye gönderilmişdi. Vehhâbîlc-rin Medîneye girmelerini ve müslimânlara işkence yapmalarını önlemek için önceki sözleşmeyi yenilemeğe çalışacaklardı. Fekat bu habis, vehhâbîliğini saklıyor, şerif Gâlib efendinin yanında câsûsluk yapıyordu. Yolda arkadaşı olan Muhsini de, bir çok menfe’atler va’d ederek aldatdı. Der’ıyyeye gelince, Sü’ûd bin AbdüTaziz’e içlerini dökdüler. Sü’ûd, bunların, sâdık bir köle olduğunu anlayınca, vehhâbî çapulcularını bunların emrine verip, (TâiO yanındaki (Abîle) denilen yere geldiler. Şerif Gâlib efendiye mektûb yazıp, Sü’ûd ve kendilerinin önceki sözleşmeyi tanımadıklarını ve Sü’ûdün Mekkeyi almağa hâzırlandığını bildirdiler. Şerif Gâlib efendi, cevâb yazarak, tatlı sözlerle nasihat etdi ise de, İslâm düşmanı olan bu azgın, mektûblan yırtdı.Emirin gönderdiği müslimânlara saldırıp, bozguna uğratdı. Şerif Gâlib efendi, Tâif kal’asına çekilip savunma tedbirleri aldı. Bu azgın vehhâbi, binikiyüzon-yedi [1217] Şevvâl ayı sonunda Tâife yakın (Melîs) denilen yerde ordusunu kurdu. Kendisinden dahâ taş yürekli ve gönlü İslâm düşmanlığı ile dolu olan (Bîşe) emiri (Salim bin Şekbân) alçağını dahi yardıma çağırdı. Sâlimin yanında yirmi kadar çöl şeyhi ve her şeyhin yanında beşyüz kadar vehhâbi şakisi vardı. Sâlimin emrinde ayrıca bin kişi vardı.
Şerif Gâlib efendi, Tâiflilerle birlikde Melisdeki eşkiyâ üzerine kahramanca saldırdı. Sâlim bin Şekbânın binbeşyüz çapulcusunu kılıncdan geçirdi. Sâlim ve yanında kalanlar kaçdı. Fekat toparlanarak Melis denilen yeri basdılar. Ehâlinin mallarını yağma etdiler. Şerif Gâlib efendi, yardım almak için Ciddeye gitdi. Tâifliler korkup, çoğu, çoluk çocuğunu alıp gizlice kaçdılar. Kafada sığınan Tâifliler, ard arda gelen vehhâ-bîleri bozup kaçırdılar ise de, düşmana yardımcı da gelmiş olduğundan, kal-aya teslim bayrağı çekdiler. Cana ve ırza kıymamak şartı ile teslim olacaklarını bildirdiler. O gün düşman da, çok ölü vererek dağılmağa başlamış idi. Tâiflilcrin gönderdiği alçak ve südü bozuk kimse, vehhâbîlcnn kaçdığını gördüğü hâlde, arkalanndan bağırmağa başladı; Şerif Gâlib, sizden korkup kaçdı. Tâıf ehâlîsı de, dayanacak hâlde değildir. KaPayı size verip, afv dilediklerini bildirmek için beni gönderdiler. Ben vehhâbîleri severim. Geri dönünüz. Bu kadar kan dökdünüz. Tâıfı ele geçirmeden gitmek doğru değildir. Size yemin ederek söylüyorum ki, Tâifliler kafayı hemen verecekler. Her istediğinizi kabul edeceklerdir dedi. Tâifın böyle boş yere vehhâbîlerin eline geçmesi. Şerif Gâlib efendinin hatâsı olmuşdur. O, Tâifde kalsaydı, müslimânlann başına bu felâket gelmiyecekdi. (Hâinler, korkak olur) gereğince, vchhâbîler bu sözlere inanamadılar. Fekat, kafa üstünde teslim bayrağım görünce, işin iç yüzünü anlamak için kafaya bir adam gönderdiler. Adamı iple kafaya çekdiler. Teslim olmak istiyorsanız canınızı kurtarmak için bütün malınızı buraya toplayın dedi. İbrâhim ismindeki bir müslimânın gayreti ile eşyâlar getirildi. Bunlar azdır, bu kadar mal ile afv olunamazsınız. Dahâ getiriniz dedi. Bir defter verip, mal getir-miyenlerin ismlerini buraya yazınız! erkekleriniz istediği yere gidebilirler. Kadınlarınız ve çocuklarınız zincirlere bağlana-cakdır dedi. Biraz yumuşak olması için yalvardılar ise de, azgınlığını ve sertliğini artırdı. İbrâhim, buna dayanamayıp, göğsüne bir taş vurdu, öldürdü. Bunun üzerine, vehhâbîlcr kafaya saldırdılar, Böylece, kurşun ve gülle dokunrnasından kurtuldular. Demirlerle kapıları kırıp içeri girdiler. Önlerine çıkanları, kadın erkek ve çocuk demeyip öldürdüler. Beşikteki yavrulan bile parçaladılar. Sokaklarda dere gibi kan akdi. Evleri basıp herşeyi yağma etdiler. Güneş batıncaya kadar azdılar, kudurdular. Kafanın şark tarafındaki taş evlere giremediler. Fekat kurşun yağmuruna tutdular. İçlerinden bir habis, sizi afv etdik. Çoluk çocuğunuzu alıp istediğiniz yere gidebilirsiniz diye bağırdı. Vehhâbîler, başka yere gitmek için yola çıkanları bir tepede topladılar. Bunların çoğu kadın ve çocuk idi. Etrâflarını sardılar. Bunlan oniki gün aç, susuz bırakdılar. Her biri temiz âile, nâz ile büyümüş müslimânlardı. Bunlara söz ile, sopa ile ve taş ile cziyyet etdiler. Birer birer çağırıp, mallarınızı sakladığınız yerleri bildirin diyerek döverlerdi. Merhamet için yalvaranlara, ölüm gününüz yaklaşıyor derlerdi.Ibni Şekbân, taş evleri oniki gün sıkışdırmış, içeri giremeyince (Evinden çıkıp silâhını bırakanlar afv edilecekdir) diyeTâiflilcnn gönderdiği alçak ve südü bozuk kimse, vchhâbîlcnn kaçdığını gördüğü hâlde, arkalanndan bağırmağa başladı: Şerif Gâlib, sizden korkup kaçdı. Tâif châlîsi de, dayanacak hâlde değildir. Kafayı size verip, afv dilediklerini bildirmek için beni gönderdiler. Ben vehhâbîleri severim. Geri dönünüz. Bu kadar kan dökdünüz. Tâifı ele geçirmeden gitmek doğru değildir. Size yemin ederek söylüyorum ki, Tâiflilcr kafayı hemen verecekler. Her istediğinizi kabûl edeceklerdir dedi. Tâıfın böyle boş yere vehhâbîlerin eline geçmesi. Şerif Gâlib efendinin hatâsı olmuşdur. O, Tâifde kalsaydı, müslimânlann başına bu felâket gcimiyecekdi. (Hâinler, korkak olur) gereğince, vehhâbîler bu sözlere inanamadılar. Fekat, kafa üstünde teslim bayrağını görünce, işin iç yüzünü anlamak için kafaya bir adam gönderdiler. Adamı iple kafaya çekdiler. Teslim olmak istiyorsanız cânınızı kurtarmak için bütün malınızı buraya toplayın dedi. îbrâhim ismindeki bir müslimânın gayreti ile eşyâlar getirildi. Bunlar azdır, bu kadar mal ile afv olunamazsınız. Dahâ getiriniz dedi. Bir defter verip, mal getir-miyenlerin ismlerini buraya yazınız! erkekleriniz istediği yere gidebilirler. Kadınlarınız ve çocuklarınız zincirlere bağlana-cakdır dedi. Biraz yumuşak olması için yalvardılar ise de, azgınlığını ve sertliğini artırdı. Îbrâhim, buna dayanamayıp, göğsüne bir taş vurdu, öldürdü. Bunun üzerine, vehhâbîler kafaya saldırdılar, Böylece, kurşun ve gülle dokunmasından kurtuldular. Demirlerle kapıları kınp içeri girdiler. Önlerine çıkanları, kadın erkek ve çocuk demeyip öldürdüler. Beşikteki yavrulan bile parçaladılar. Sokaklarda dere gibi kan akdi. Evleri basıp herşeyi yağma etdiler. Güneş batıncaya kadar azdılar, kudurdular. Kafanın şark tarafındaki taş evlere giremediler. Fekat kurşun yağmuruna tutdular. İçlerinden bir habis, sizi afv etdik. Çoluk çocuğunuzu alıp istediğiniz yere gidebilirsiniz diye bağırdı. Vehhâbîler, başka yere gitmek için yola çıkanları bir tepede topladılar. Bunların çoğu kadın ve çocuk idi. Etrâflanm sardılar. Bunlan oniki gün aç, susuz bırakdılar. Her biri temiz âile, nâz ile büyümüş müslimânlardı. Bunlara söz ile, sopa ile ve taş ile eziyyet etdiler. Birer birer çağmp, mallannızı sakladığınız yerleri bildirin diyerek döverlerdi. Merhamet için yalvaranlara, ölüm gününüz yaklaşıyor derlerdi.İbni Şekbân, taş evleri oniki gün sıkışdırmış, içeri giremeyince (Evinden çıkıp silâhını bırakanlar afv edilecekdir) diye söz vcrmişdi. Bu söze inanıp evden çıkdılar. İbni Şekbân, bunların ellerini arkalarına bağlayıp tepedeki müslimânlann yanına gönderdi. Böylece üçyüzaltmışyedi erkekle birlikde tepede beklemekde olan kadın ve çocuklan kılıncdan geçirdiler. Şchîdleri günlerce hayvanlara çiğnetdiler. Yırtıcı hayvanların ve kuşların yimesi için onaltı gün açıkda bırakdılar. Vehhâbîlcr müslimânlann evlerine saldırdılar. Mal, cşyâ, ne varsa hepsini toplayıp kal’a kapısının önündeki meydana dağ gibi yığdılar. Bunların ve topladıkları paraların, altınların beşde birini, Sü’ ûda gönderdiler. Geri kalanı aralarında paylaşdılar. Vchhâbî-İcrin ve yağmurun götürdüklerinden arta kalıp müslimânlann eline geçen kırkbin riyal altın ile sayısız kıymetli eşyâdan onbin riyâl kadınlara ve çocuklara dağıtıldı. Eşyâ da pazarlarda çok ucuza satıldı.Vehhâbîler, kütübhânelerden ve mescidlerden ve evlerden topladıkları Kur’ân-ı kerîmleri, tefsirleri, hadîs ve çeşidli din kitâblarının hepsini parçalayıp yerlere atdılar. Kur’ân-ı kerîmlerin ve din kitâblarının altın işlemeli meşin cildlerinden çarıklar yapıp pis ayaklarına giydiler. Ayaklarındaki kitâb cildinden çarıklar üzerinde âyet-i kerîmeler ve mubârek yazılar yazılı idi. Kıymetli kitâbların yapraklan, yerlere o kadar çok atılmışdı ki, Tâif sokaklarında basacak toprak kalmamışdı. tbni Şekbân, yalnız Kur’ân-ı kerîmlerin parçalanmamasını emr etmiş ise de, çöllerden vurgun için toplanıp gelmiş olan vehhâbî haydutları, Kur’ân-ı kerîmi tanımadıklarından ele geçirdikleri Mushaf-ı şeriflerin hepsini parçalayıp yerlere saçdı-1ar. Üzerlerini çiğniyerek geçdiler. Koca Tâif şehrinde yalnız üç Mushaf-ı şerif ile bir Buhâri-i şerif kitâbı bu yağmadan kurtulabilmişdi.Mu’cîze: Yağma yapıldığı günlerde hava durgundu. Hiç rüzgâr yokdu. Vehhâbî eşkıyâsı çekilip gidince, bir fırtına çıkdı. Rüzgârlar, yerlerdeki Kur’ân-ı kerîm ve çişidli din kitâb-larının yapraklannm hepsini uçurup götürdü. Uçan kâğıdların nereye gitdikleri anlaşılamadı. Yere düşmüş hiçbir kâğıd görülemedi.Şehîdlerin cescdleri tepe üzerinde onaltı gün kalarak sıcakdan çürümüşlerdi. Her tarafı fenâ koku sarmışdı. Müsli-mânlar, İbni Şekbâna çok yalvardılar, ağladılar, sızladılar. Nihâyet izn alabilip, iki büyük çukur kazdılar.muş ccscdlenm bu çukurlara doldurup toprakla öndüler. Tanınacak tâm bir cesed hiç yokdu. Kiminin yansı, kiminin dönde bin kalmışdı. Yırtıcı kuşların ve hayvanların uzaklara taşıyıp bırakmış olduklan insan parçalannın kokulan, vchhâbîleri de rahatsı/ cidığındcn, bunların toplanmasına da izn verdiler. Muslımânlar, her tarafı dolaşıp, bunlan da topladılar. İki büNük çukura gömdüler.
Vchhâbî eşkıyâsının, şehîdlerı, çürüyinceye kadar açıkda bırakmaları, müslımânların ölülerine de hakâret etmek ve intikam almak içindi. Beyt:
Yükselmeğe sebeb olur, gam yime düşdüm diye,
Bina ta'mîr edilmez, benzemezse harabeye.
Bedenleri açıkda kalıp, kuşlara kurdlara yem olan ve çürüyüp kokan şehîdlerin, Allah huzûrundaki dereceleri, katkat arlar.
Vehhâbî eşkiyâsı, Tâif şehrindeki müslimânlan kılıncdan geçirdikden ve eşyâları, paraları yağma edip paylaşdıkdan sonra, her tarafı dolaşarak, Eshâb-ı kirâmın, Evliyânın ve âlimlerin türbelerini yıkıp yerle bir etdiler. Türbeleri yıkarken, Eshâb-ı kirâmın büyüklerinden ve Peygamber efendimizin çok sevdiklerinden Abdüllah ibni Abbâs hazretlerinin mezârını kazıp, mübarek cesed-i şerifini çıkarıp yakmak istediler ise de, toprağa ilk kazmayı vurunca, etrâfa yayılan güzel kokudan ürkdüler. (Bu mezârda büyük bir şeytân vardır. Toprağı kazmakla vakt geçirmiyelim. Dinamitle havaya uçuralım) dediler. Çok mikdârda barut getirdiler. Pek uğraşdılar ise de, barut ateş almadı. Barut ateş almayınca, şaşırıp dağıldılar. O günden beri bu mezâr birkaç sene düz toprak hâlinde kaldı. Sonra, seyyid Yasin efendi gâyet güzel bir sanduka yapdırarak bu mübarek mezârın unutulmasını önlemişdir.
Vehhâbi eşkiyâsı, seyyid Abdülhâdi efendinin ve dahâ birçok Velilerin de mezârlannı kazmak istediler ise de, herbiri kerâmet göstererek, zarar vermelerine imkân olmadı. Güçlüklerle karşılaşarak, bu kötü düşünceden vazgeçdiler.
Osmân-ı Mudâyıki ve tbni Şekbân mel’ûnlan, türbelerle berâber, câmi’lerin ve medreselerin de yıkılmasını emr etmişler idi. Ehl-i sünnet âlimlerinin büyüklerinden olan Yasin efendi, (Cemâ'atle nemâz kılmak için yapılmış olan mescidleri niçin
yıkıyorsunuz? Eğer AbdüUah ibni Abbâs hazretlerinin mezârı bulunduğu için yıkmak istiyorsanız, onun mezârı, büyük mescidin dışındaki türbededir. Onun için mescidin yıkılması da îcâb etmez) dedi. Osmân-ı Mudâyıkî ile İbni Şekbân bu söze cevâb veremediler. İçlerinde bulunan Matû' adında bır zındık (Şübheli olan şeyleri yok etmelidir) diye gülünç bir söz söyledi. Yasın efendi buna karşılık (Mcsciddc şübhe olur mu?) deyince, cevâb veremedi. Uzun bir sessizlikden sonra, Osmân-ı Mudâ-yıkî (İkinizi de dinlcmiycccğim. Mescide dokunmayınız,tür-beyi yıkınız!) emrini verdi.
Tâifde müslimân kanı akıtan vehhâbî alçakları, sonra Mekkeye saldırdılar ise de, hac zemanı olduğu için, şehre girmeğe korkdular. Mekke ehâlîsi, Tâifdeki müslimânların öldürülmesini işitince, Şerif Gâlib efendi, vehhâbîlere karşı koymak için Ciddeye asker toplamağa gitdi. Fekat Mekke ehâlîsi, Tâif fâci’asından çok korkdukları için, vehhâbî kumandanına bir hey’et göndererek yalvardılar. Vehhâbîler binikiyüzonsekiz (1218) senesi Muharrem ayında Mekkeye girip, vehhâbî inançlarını şehrde yaydılar. Vehhâbî olmıyan-ları, kabr ziyâret edenleri, Resûlullahın türbesine gidip yalvaranları öldüreceklerini bildirdiler. Ondört gün sonra, şerif Gâlib efendiyi yakalamak için Ciddeye gitdiler. Şerîf Gâlib efendi, Cidde kal’asından merdce saldırarak, vehhâbî eşkıyâ-sından çoğunu öldürdü. Geri kalanlan, Mekkeye kaçdı. Halkın yalvarması üzerine, şerîf Gâlib efendinin kardeşi olan şerîf Abdülmu’în efendiyi Mekkede emîr bırakıp, Der’ıyyeye gitdiler. Şerîf Abdülmu’în efendi, vehhâbîlerin işkencesinden Mek-kclileri koruyabilmek için bu emirliği kabûl etdi.
Şerîf Gâlib efendi, vehhâbîlerin bozguna uğramasından otuzsekiz gün sonra, Cidde vâlîsi Şerîf paşa ile, Ciddedeki askerleri alarak Mekkeye geldi. Burada bırakılmış olan vehhâbî askerlerini çıkardı. Emirliği tekrar ele geçirdi. Vehhâbîler, Mckkclilcrdcn intikâm almak için, Tâif etrâfmdaki köylere saldırıp çok cana kıydılar. (Osmân-ül-mudâyıkî) adındaki şakiyi Tâif c vâlî yapdılar. Osmân, Mekke etrâfmdaki vehhâbî-İcri de toplıyarak büyük bir gürûh ile binikiyüzyirmi (1220) senesinde Mekke şehrini kuşatdı. Mekkedeki müslimânlar aylarca sıkıntı çekdi. Aç kaldılar. Son günlerde, yimek için köpek eti dahî bulamadılar. Şerîf Gâlib efendi, milletin canla-nnı kurtarmak için, vehhâbîlerle anlaşmakdan başka çâre
olmadığını anladı. Mekke emirliği kendinde kalmak ve müslı-mânlann canına, malına dokunmamak şartı ile şehri vehhâbi-lere teslim etdi.
Vchhâbi eşkıyâsı, Mekke’yi aldıkdan sonra, Medine’ye de saldırdılar. Şehre girdiler. (Hazîne-i nebeviyye) de bin seneden beri toplanmış olan dünyânın en kıymetli târihi eşyâlarını yağma eldiler .Müslimânlara, söylenemıyccek kadar çirkin işler yapdılar. Mubârek bin Magyan adında bir vehhâbiyi vâli bırakıp, Der’ıyyc’ye gitdiler. Vehhâbiler, Mekkede ve Medi-nede yedi sene kaldılar. Yedi sene Ehl-i sünnet hâcılarını Mek-keye sokmadılar. Kâ’bcyi (Kavlan) denilen siyah kumaşdan iki örtü ile sardılar. Nargile içmeği yasak eldiler. İçenlen çok dövdüler. Mekke ve Medine ehâlisi, vehhâbilere hiç sokulmazlar, vehhâbiliğ] beğenmezlerdi.
Vehhâbilerin Mekkedeki müslimânlara yapdığı işkenceleri, Eyyûb Sabri paşanın binüçyüzbir (1301) hicri senesinde basılan (Mir’ât-ül-Haremeyn) kitâbının birinci cildi şöyle anlatmakdadır:
Vehhâbilerin Mekke-i mükerreme şehrindeki müslimânlara ve her sene hâcılara yapdıklan işkenceler sayılamıyacak kadar çokdur.
Vehhâbî eşkıyâsının başı olan Sü’ûd, Mekke ehâlîsine ve bunların emiri şerif Gâlib efendiye sıksık korkutucu mektûblar gönderirdi. Birkaç kerre asker göndererek, Mekkenin ctrâfını sardı ise de, binikiyüzonsekiz (1218) senesine kadar bu şehri alamadı. Şerif Gâlib efendi, binikiyüzonyedi (1217) senesinde Cidde vâlîsi ile Şam ve Mısır hâcı kafilelerinin reislerini toplayıp (Vehhâbi eşkıyâsı Mekke-i mükerreme şehrine saldırmak istiyor. Bana yardım ederseniz, onlann reisleri olan Sü’ûdü ele geçirebiliriz) dedi. Bunu kabul etmediler. Şerif Gâlib efendi, kardeşi şerif Abdülmu’ini, yerine vekil bırakıp Ciddeyc gitdi. Şerif Abdülmu’in Mekke emiri olunca Ehl-i sünnet âlimlerinden Muhammed Tâhir, seyyid Muhammed Ebû Bekr, Mir Gani, seyyid Muhammed Akkâs, Abdülhafiz Acemiyi Sü’ûd bin Abdül’azize gönderip, afv ve iyilik istediler. Binikiyüzonsekiz (1218) yılı idi. Sü’ûd, kabûl edip, askeri ile Mekkeye geldi. Abdülmu’ini kaymakam yapdı. Türbelerin, mezârlann hepsini yıkdırdı. Vehhâbilerin inancına göre, Mekke ve Medine ehâlisi, Allahü teâlâya ibâdet etmiyorlarmış. Türbelere tapınıyorlar-
mış. Türbeler ve mezârlar yıkılırsa, herkes Allaha tapınmağa başlarmış. Vchhâbîlcrın baş ımâmlan ya’nî kurucuları olan Abdülvchhâb oğlu Muhammede göre, hicretin beşyüz (500) senesinden sonra ölen müslımânların hepsi küfr ve şirk üzere ölmüş. Islâmiyyctin doğrusu, o dinsiz hâine bildirilmiş. Veh-hâbi oldukdan sonra ölenlerin, önce ölmüş olan müşriklerin yanına gömülmeleri caiz değilmiş.
Sü’ûd, şerif Gâlib efendiyi yakalamak ve Ciddeyi ele geçirmek için, Cidde üzerine yürüdü. Fckat Cidde ehâlîsi, oradaki Osmânlı askeri ile ciclc vererek kahramanca çarpışdılar. Sü’ ûdün askeri fenâ hâlde bozuldu. Sü’ûd, kaçan vehhâbîleri toplıyarak Mckkeye döndü.
Şerif Abdülmu’în efendi, Mekkedeki müslimânları ölümden ve işkenceden kurtarmak için vehhâbîlere dost göründü ise de, azgın vehhâbîler, hergün işkenceyi ve soygunculuğu artırdılar. Şerif Abdülmu’in efendi, tatlılıkla geçinmeğe imkân olmadığını anladı. Şerif Gâlib efendiye haber gönderip, (Sü’ûdün Mekkcde ve vehhâbi eşkiyâsının [Mu’allâ] denilen meydândaki çadırlarda olduğunu, bir mikdâr askerle gelirse, Sü'ûdün ele geçirilebileceğini) bildirdi.
Şerif Gâlib efendi, bunu duyunca, Cidde vâlisi Şerif paşa ile birlikde ve seçme askerleri alarak, bir gece Mekkede vehhâ-bilerc baskın yapdı. Vehhâbi çadırlarını sardı ise de, Sü’ûd kaçıp kurtuldu. Vehhâbîler de silâhlarını teslim etmek üzere afv dilediler. Dilekleri kabûl olundu. Mekke-i mükerreme şehri zâlimlerden kurtarıldı. Bu başarı, Tâifdeki vehhâbîleri korkuldu. Onlar da, kan dökmeden teslim oldu. Osmân-ı Mudâ-yıkî zâlimi, adamları ile birlikde, Yemen dağlanna kaçdı. Mekkcdcn çıkan vehhâbîler, köylerde ve kabilelerde vurgunculuk yapdıklarmdan şerif Gâlib efendi, (Benî SakîO kabilesine hemen adamlar gönderdi. Tâife gidip, vehhâbîleri vurun! Ele geçirdikleriniz sizin olsun dedi. Benî Sakîf kabilesi, vehhâbi çapulcularından intikâm almak için, Tâife saldırdılar. Tâif de böylcce kurtarıldı.
Osmân-ı Mudâyıkî, Yemen dağlarındaki câhil, vahşî köylüleri toplayıp ve yolda karşıladığı vehhâbîleri de alıp Mekkeyi kuşatdı. Ehâli üç ay kadar şehrde çok sıkıntı çekdi. ^rîf Gâlib efendi, on kerre çemberi yarmak istedi ise de, başaramadı. Mekkcde yiyecek kalmadı. Ekmeğin okkası beş riyâlc, sâde yağın bir okkası altı riyâlc çıkmakla berâber, satıcılar buluna-
nı;ı/ oklu. H;ılk. kcclı, kopek yidi Sonra bunlar da bulunamadı. Ot, ağaç yaprağı yidıler. Bunlar kalmayınca, eziyyet etmemek ve kan dökmemek şartı ile Mekke şehri Sü’ûda teslim edildi. Şerif Gâlıb efendi, bunda suçlu değildi. Fekat önceden, kendim dinleyen kabilelerden yardımcı getirmiş olsaydı, bu duruma düşmiyccekdi. Hattâ, Mekkeliler, şerif Gâlib efendiye yalvarıp, b.zi seven kabilelerden yardımcı getirirseniz, hac /cmânına kadar dayanabiliriz. Mısır ve Şam hâcılan gelince, vchhâbîlerden kurtuluruz demişlerdi. O da, bunu önceden yapabilirdim; şimdi yapılamaz diyerek, önceki yanlışlığım söy-Icmışdır. Vehhâbîlere teslim olmak da istemiyordu. Fekat ehâli, (I Tendim, mubârek ceddiniz olan Resûlullah efendimiz, düşmanla anlaşma yapmışdı. Siz de anlaşarak bizi bu sıkıntıdan kurtarınız. Resûlullah efendimizin sünnetine uymuş olursunuz. Çünki Resûlullah «sallallahü aleyhi ve sellem», anlaşmak ve sözleşme yapmak için hazret-i Osmânı [Hudey-biyeden] Mekkedeki KureyşIilere göndermişdi) dediler. Şerif Gâlıb efendi, halkın bu isteğini oyalıyarak son ana kadar anlaşma yapmadı. Halk dayanamıyacak hâle gelince, Mek-kede bulunan Abdürrahman adındaki vehhâbî bir din adamı-ıiın baskısı ile, sözleşmeğe râzı oldu. Şerif Gâlib efendinin böyic davranması, pek kurnazca olmuşdu. Abdürrahmanın aracılığı ile, Sü’ûdün işkence yapmasını önlemiş oldu. Müsli-mânlara da (Anlaşmayı istemiyerek yapdım. Hac zemânına kadar bekliyecekdim) diyerek, halkı ve askeri kendine bağlamış oldu.replika telefon ve replika telefonlar sundu.




replika telefon, replika telefonlar, kore malı telefonlar, replika samsung, samsung replika,

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder