replika telefon ile islam bilgileri replika telefon sizin icin güzel islam bilgilerini sizlere sunuyor ve szinde bildiginiz gibi replika telefon diyorki İşte bugü7i vereceğimiz 100 liraya karşılık iki ay sonra alacağımız 115 lira da öyledir. Buradaki 15 lira faiz olur. Ama peşin fiyatı 100 lira olan bir kalemi iki ay vadeli 115 liraya satmak böyle değildir. Yukarıdaki örneklerde olduğu gibi kalem ile 100 lira ya da 115 lira arasında bir eşitlik sağlamak mümkün olmadığı için fazlalığı tespit te mümkün değildir. 100 Ura nasıl o kalemin bedeli ise 115 lira da eynen o kalemin bedelidir. Aradaki fark fiyat tespitindeki şartların değişmesinden kaynaklanmaktadır. Aynen Üsküdar’da 100 lira olan elmanın Eminönü’nde 150 lira olması gibi.
Kârlılık açısından düşündüğümüz zaman da vâde farkı ile faizin aynı olmadığını açıkça görürüz. Hiçbir alım satım tek başına bir kazanç sağlamaz. Ancak o, başka alım satımlarla kıyaslandığında hem alıcı, hem de satıcı kendini kazançlı görür. Satıcı, alım satımdan elde ettiği bedelle daha çok mal ürettiği ya da daha çok mal aldığı zaman kendini kazançlı sayacaktır. Alıcı da aldığı fiyattan daha yüksek bir fiyatla satış yaptığı zaman kâr ettiğini anlayacaktır. Peşin fiyatı 100 lira olan bir kalemi iki ay vade ile 115 TL’ye satan bir satıcı, iki ay sonra alacağı 115 liranın 110 lirası ile tekrar bir kalem alırsa 5 lira kazandığını anlar. Ama eğer kalem fiyatları 115 ya da daha fazlaya çıkmışsa kazanç bunun neresindedir?
Enflasyonun olmadığını düşünürsek, bugün verilen 100 liraya karşılık iki ay sonra alınacak 115 liranın 15 lirasının kâr yani faiz olduğu, her türlü piyasa şartında açıkça ortadadır. Bu sebeplerden dolayı vade farkı ile faizi aynı kabul etmek mümkün değildir.
Bir satış içinde iki satış
Soru 5 — Hz. Peygamber sallallahü aleyhi ve sellern’in yasakladığı «Bir satış içinde iki satış» ne demektir? Bazıları bunun, vadeli satışlarda alınan vade farkı olduğunu belirterek Peygamberimizin, vâde farkını yasakladığmı söylüyorlar. Bu hadis-i şerif in vade farkı konusuyla ilgisini açıklar mısınız?
Cevap 5 — Peygamber Efendimiz’in yasaklamış olduğu satış şekli alım-satım akdinde tek bir bedel üzerinde anlaşma sağlanmadan akdin bitirilmesi halidir. Yani yukarıdaki üçüncü soruya verdiğimiz cevapta belirttiğimiz ikinci şartın gerçekleşmediği satımlardır. Meselâ satıcı, «Şu buzdolabını peşin 250.000 TL.ye, bir yıl vadeli 400.000 TL’ye satıyorum» diyor, müşteri de «Ben de bu buzdolabını aldım.» diyerek sözleşmeyi bitiriyor. Fakat buzdolabının peşin 250.000 TL ye mi, yoksa bir yıl vadeli 400.000 TL ye mi satıldığı bilinmiyor. Peşin 250.000 TL’ye düşündüğümüz zaman bu bir satıştır. Bir yıl vadeli 400.000 TL’ye düşündüğümüz zaman da bu ikinci bir şatıştır. Bu iki satıştan hangisinin yapıldığı belirtilmeden ikisi bir akit içine sokulmuştur. Bir satış içerisindeki iki
22'î / VÂDE FARKI VE KÂR HADDİ
satışı dört mezhep te böyle ifade etmiştir. Fiyattaki belirsizlikten dolayı bu alım-satım fâsid, yani geçersizdir. Ama taraflar tutar da yukarıdaki bedellerden yanlız biri üzerinde anlaşırlarsa alım-satım geçerli olur. Meselâ peşin 250.000 TL’ye ya da bir yıl vadeli 400.000 TL’ye anlaşırlarsa alım satımı fâsid yani geçersiz kılan belirsizlik ortadan kalkmış olacağı için akit geçerli olur.
Alım satımda bedelin belli olması yanlız vadeli satışlarla ilgili bir şart değildir. Bu şart bütün alım satımlar için geçerlidir. Meselâ bir kimse bir malını 16,000 TL’ye ya da 20 Amerikan dolarına satsa alım satım gene fâsid olur. Çünkü bedelin hangisi olduğu belli edilmemiştir (is). Fakat pazarlık sırasında çeşitli fiyatların teklif edilmesinde bir sakınca yoktur. Zaten pazarlık usulüyle yapılan alım satımlarda taraflar tek bir fiyat üzerinde anlaşmaya varıncaya kadar çeşitli fiyatlar söylerler. Önemli olan alım satımın tek bir fiyat ile bağlanmasıdır.
Soru 6 — Bu konuda fıkıh kitaplarının açık ifadeleri var mıdır? Varsa lütfen belirtir misiniz?
Cevap 6 — Dört mezhep, yani Hanefî, Şafiî, Mâlikî ve Hanbelî mezhepleri bu konuda aynı görüşü paylaşmaktadırlar.
1 — Hanefî Mezhebi
Hanefî Mezhebinin kaynak kitaplarından Mebsut’ta konu şu şekilde ifade edilmektedir:
«Bir kimse alım satım akdini, şu vadeye kadar şu fiyata, peşin şu fiyata, ya da bir ay vadeli şu fiyata iki ay vadeli şu fiyata, diye yaparsa bu akid fâsid yani geçersiz olur. Çünkü mübadeleyi tek bir fiyat üzerinden yapmamıştır. Ve çünkü Hz. Peygamber sal-lallahü aleyhi ve sellem bir alım satım içinde iki şartı yasaklamıştır. Yukarıdaki, örnek, bu hadis-i şerifin açıklamasıdır. Herhangi bir kayda tabi olmayan yasak (mutlak nehiy), şer’î akitlerde bulunursa o akit fâsid olur. Bu, tarafların anlaşmayı yukarıdaki gibi tamamlayıp ayrılmaları halinde böyledir. Yoksa eğer ayrılmadan anlaşmayı bir tek fiyat üzerine kesinleştirirlerse o zaman caiz olur. Çünkü bu durumda, akdin geçerlilik şartını yerine getirdikten sonra ayrılmış olmaktadırlar.»
Gene Hanefî Mezhebi’nin kaynak kitaplarından Fethül-kadîr-de konu ile ilgili olarak şöyle deniyor:
Bkz. aşağıda 6. cevap.
Bkz. Alâuddin cl-Kasânî, el-Bedai ‘us-Sanai’ Beyrut 1304/1974, V/150 vc Mecelle m. 237-238.
Şemsüddin cs-Serahsî. el-Mebsût. Mısır, XIIl/8; ayrıca bk/. yukarıda s. 27.
SORÜLAR — CEVAPLAR / 22S
«Bir satışın, peşin olması halinde lOOO’e, vadeli olması halinde de 2000’e yapılmasında bir faiz anlamı yoktur.» (is)
2— Şafiî Mezhebi
Şafiî mezhebinin kaynak kitaplarından Tuhfet’ül-muhtâc’da şöyle deniyor:
«Hz. Peygamber sallallahü aleyhi ve sellem bir satış içinde iki satışı yasaklamıştır. Bu hadisi, Tirmizi rivayet etmiş ve sahih olduğunu da belirtmiştir. Meselâ satıcı der ki, «Bunu sana peşin lOOO’e veya bir yıl vadeli 2p00’e sattım, sen ya da ben veya falan şahıs bu fiyatlardan hangisini kabul ederse ona al.» böyle akit yaparsa bu akitte bilinmezlik (cehalet) olduğu için yasaklanmıştır. Yoksa peşin bine ya da bir yıl vadeli ikibine veya malın yarısı bine yarısı da ikibine olabilir.
3— Mâlikî Mezhebi
«Hz.‘ Peygamber sallallahü aleyhi ve sellemin yasaklarınTian biri de, bir satış içinde iki satıştır. Bu şöyle olur: Satıcı, bir malı peşin beşe veya vadeli on’a satar, satış bu iki bedelden biri ile kesinleşir. Satıcı burada muhaj^yerdir, bu iki bedelden hangisini isterse müşteriyi onunla yükümlü tutabilir. Bu, fâsid, yani geçersiz bir satıştır, farkma varılırsa feshedilir. Ama mal teslim almmış ve müşterinin elinden de çıkmışsa, malı teslim alan müşteri, miktarı ne olursa olsun, o malın teslim aldığı günkü kıymetini öder. Ama muhayyerlik müşteride olacak şekilde satım yapılmışsa, şöyle ki, müşteri bu iki bedelden birini kabul etmekte, ya da her ikisini de reddetmekte serbest olursa bu alım satım caiz, yani geçerli olur. Bu, bir satış içinde iki satış değildir. Çünkü bu durumda satış geçerlidir. Satış belli bir bedelle yapılmıştır, müşteri bu bedeli, teklif edüen iki bedel arasından seçme hakkma sahiptir. Birinci, durumda malın kesin bir bedeli ya da bu hususta müşterinin bir muhayyerliği yoktur
4— Hanbelî Mezhebi
Hz. Peygamber sallallahü aleyhi ve sellem bir satış içinde iki
15)Kemâlüddln b. el-Hümâm, Fethü’l-kadir, Bulak 1316, V/218. Geniş bit gi İçin bkz. yukarıda s, 27 vd,
16)îbn Hacer el-Heytemî, a.g.e. II/37.
dînonill^AlikrR^ b. Abdullah el-Kurtubi. Kitâbû!
226 / VÂDE FARKI VE KÂR HADDÎ
satışı yasaklamıştır. Bunun anlamlarından birisi de şudur: «Satıcı müşterisine der ki, bu köleyi sana peşin on’a, veresiye onbeş’e sattım... Bu, batıl bir satıştır... Çünkü bedel belli edilmemiştir... Sana bunu peşin şu fiyata, veresiye de şu fiyata satarım der de bedellerin biri üzerine akit yapılırsa bir mahzuru yoktur.» (i®)
Görüldüğü gibi, akit sırasında satış fiyatı tam tespit edildiği taktirde, bütün mezhepler vade farkını caiz görmektedirler.
Soru 7 — Bazı fabrikalar, ürettikleri mallar için müşterilerine bir fiyat listesi gönderiyorlar. «Mahmızın bir ay vadeli fiyatı şudur. Teslim gününden itibaren bir hafta içinde ödemede bulunana şu kadar Iskonto yapılır. Bir ayı geçtikten sonraki her ay için % 5 (ya da daha değişik oranda) fark uygulanır.» Sonra fabrikadan malı teslim alan müşteri kendi durumuna göre bir ödemede bulunuyor. Bu şekildeki bir alım saum caiz midir?
Cevap 7 — Bu alım satım, fasid yani geçersiz bir alım satımdır. Mezheplerin, yasak olduğunda ittifak ettikleri alım satım şekli budur. Böyle bir mal satınalındığı zaman fiyat listesinde teklif edilen fiyatlardan birini kabul edip akdi ona göre yapmak gerekir. Böyle yapılırsa bu alım-satım fasid olmaktan kurtulur. Çünkü bir alım satım fatsid olmuş ve mal henüz teslim almmamışsa, alım satım hiç yapılmamış sayılır. Eğer mal teslim alınmışsa ya geri verilir ya da yeni bir akitle sahih bir alım satım yapıhr. Mal teslim alındıktan sonra elden çıkarılmışsa o taktirde, miktarı ne olursa olsun, malın teslim alma günündeki değerini satıcıya ödemek gerekir. Bu durumlara düşmemek için yukarıda anlatılan şekilde davranıp alım satımı sahih hale getirmek gerekir.
Soru 8 — Bir buzdolabı almak istediğimizde satıcı önümüze bir liste koyuyor, meselâ buzdolabının fiyatı 250.000 TL ise, listede 100.000 TL peşin, kalanı altı ay taksitle şu fiyata, bir yıl taksitle şu fiyata diye yazıyor. Peşin ve taksit miktarları değiştikçe fiyat ta değişiyor. Böyle bir alım satım yapılabilir mi?
Cevap 8 — Listede teklif edilen fiyatlardan birini kabul edip satıcı ile bir fiyat üzerinde anlaşılırsa bu alım satımda bir mahzur yoktur.
Soru 9 — Piyasada bir adet var, bir malın vadeli fiyatım hesaplamak icabettiği zaman, satıcı hesap makinesinin başına oturuyor ve aynen bankaların faiz hesabı yapmaları gibi vade farkı hesabı yapıyor. Bir çokları bu farka faiz ismi veriyorlar. Bu şekilde bir vade farkı hesabı yapmak doğru mudur?
10) îbn Kudâme, a.g.e. IV/259.
SORULAR — CEVAPLAR / 227
Cevap 9 — Fiyat tespiti yaparken satıcının hesap yapmasıyla yapmamasının bir farkı yoktur. Bu, piyasa şartlarına göre, fiyat tespiti için uygulanan bir metod olabilir. Sonuçta ortaya bir fiyat çıkar, eğer bu fiyatı müşteri kabul eder de malı alırsa bir mahzur kalmaz. Dinimizin faiz saymadığı şeyi başkalarının faiz saymasının bir önemi yoktur.
Soru 10 — Dr. Hamdi DÖNDÜREN, «Kâr Hadleri» konusunda yaptığı doktoranın sonuç bölümünde taksitli satışlarla ilgili olarak şöyle diyor:
'«Taksitli satışlarda, satış bedelinin ödenmesiyle ilgili masrafları aşan «vade farkı uygulaması», İslâm hukukuna göre, piyasa fiyatının üstünde ise caiz değildir. Ancak piyasa fiyatı içinde ce-reyân eden vade farkı, indirim niteliğindedir. Çünkü bir kimsenin kendi malını piyasa fiyatının üst sınırına, hatta yesir gabn sınırına kadar varan bir satış bedeli ile satma hakkı vardır. Bundan daha yüksek fiyatla satışlara;
a — Yalan karışır ve fâhiş gabn sebebiyle akdi fesih hakkı doğar.
b — Yahutta fiyat yükseltme vade sebebiyle olmuşsa fazlalık faiz olur.
Meselâ, piyasa fiyatı 9-10 bin lira arasında olan bir mal, peşin 9 bin, vadeli 10 bin lira kabul edilerek, peşin para ile alan müşteriye 1000 lira indirim yapılmış olur. Bu malın maliyeti 7 bin lira olsa, peşin 7 bin vadeli 8 bin lira üzerinden satışa arzedilse, asıl satış bedeli 8 bin lira olup, peşin alana 1000 lira indirim yapilarak kârsız satılmış bulunulur.
Piyasa fiyatının üst sınırı 10 bin lira olan bu mal peşin 10 bin, vadeli 12 bin lira üzerinden satışa arzedilse, burada sırf vade sebebiyle 2 bin lira eklenmektedir.. Kanaatimizce artık fâhiş gabn hali bulunduğu için, 12 bin lirayı satış bedeli sayıp, 2 bin . lirayı da indirim kabul etmek mümkün olmaz. Piyasa fiyatının üstünde vade farkı eklenerek yapılan satım akdini, piyasa fiyatının üst sınırı üzerinden yapılmış saymak gerekir.» (^»)
Burada Dr. DÖNDÜREN,
1— Piyasa fiyatının üstünde vade farkı uygulamanın caiz olmadığından ve fahiş gabn sebebiyle akdi fesih hakkının doğacağından ,
2— Vade sebebiyle meydana gelen fiyat farkının faiz olduğundan bahsetmektedir.
228 / VÂDE FARKI VE KÂR HADDİ
Bu hususta ne dersiniz?
Cevap 10 — Kıymetli araştırmacı Dr. Hamdi DÖNDÜREN’in burada ileri sürdüğü görüşler isabetli değildir. Piyasa hassas ve şartlara göre daima değişen bir şeydir. 2. sorunun cevabında açıklamaya çalıştığımız gibi bir malın toptan fiyatı ile perakende fiyatı farklı olduğu gibi peşin fiyatı ile vadeli fiyatı da farklı olabilir. Saym Dr. DÖNDÜREN, peşin fiyata göre oluşmuş bir piyasayı vadeli fiyata göre uygulamak istemektedir. Bu düşünce, toptancı piyasası ile perakendeci piyasası arasındaki farkın da caiz olmaması sonucuna götürür ki, İslâm hukuku kaynaklarında buna delil bulımamaz.
«Piyasa fiyatının üstünde vade farkı uygulamanın caiz olmaması ve fahiş gabn sebebiyle akdi fesih hakkının doğması» fık-hm gdbn ile ile ilgili hükümlerinden çıkarılmaktadır. Gabn, aldatmak demektir ve bir kimsenin malını, piyasa fiyatının üstünde bir fiyatla satması ya da bir malı piyasa fiyatının altında bir fiyatla satınalması halinde gerçekleşir. Eğer karşı taraf, malın piyasa değerini bilerek böyle bir farka razı olmuşsa o zaman yapılacak bir şey yoktur. Fakat bu fark, taraflardan birinin diğerini aldatması suretiyle gerçekleşmişse bakılır: Eğer aldanma fahiş ölçülere varmışsa (^o) Aldanan tarafın akdi feshetme hakkı doğar. (21) Aldanma smırını tespit için mal o piyasayı bilen kişilere gösterilir. Meselâ. ÎO TL’ye satmalmmış bir mala bunlardan bir kısmı 5 TL, bir kısmı 6, bir kısmı da 7 TL kıymet biçerse o zaman bu malın fahiş bir fiyatla satıldığı ortaya çıkaı/ ve buna gabn-ı fâ-hiş' denir Çünkü bu şahıslardan hiçbiri o mala yukarıdaki kıymeti biçmemiştir Ama biri 8. biri 9 biri de 10 lira ki5mıet biçerse malm fahiş bir fiyatla satılmadığı ortaya çıkar. (^)
Peşin fiyatı 1000 iira olan bir malı bir yıl vadeli 1600 liraya almış olan bir kişi aldatıldığını iddia eder ve mal, o piyasayı bilen kişilere gösterilince bunlardan biri, bu malın bir yıl vadeli fiyatı 1600 lira eder derse piyasa fiyatı üzerinde bir satış yapılmış olmaz. Ama eğer yukarıdaki mal bir yıl vadeli 2000 liraya satılır ve alıcı aldatıldığını iddia eder sonra mallara kıymet biçen kişilerden hiçbiri bu fiyatı vermezse o zaman bir gabn-ı fâhişten bah-. sedilebilir. Özet olarak bir malın peşin, ya da veresiye satılmış olması piyasadaki fiyatını etkileyeceğinden veresiye satılan bir ma-
19)Hamdi DÖNDÜREN, î.slam Hukukuna Göre Alım Satımda KAr Hadleri, Balıkesir 1984, s. 204-205.
20)Bkz. yukarıda s 37 ve 93.
21)Mecelle m. 357
22)İbn Abidin, Redd ul-Muhtâr, Matbaa-i Amire, IV/220.
SORULAR — CEVAPLAR / 220
İm, piyasa fiyatının üstünde satıldığından bahsedebilmek için, taraflardan birinin diğerini aldatmak suretiyle fahiş bir fiyat uygulaması gerekir. Ayrıca Sayın DÖNDÜREN’in verdiği örnekte, veresiye piyasasının, peşin piyasasından farklı olacağı hiç dikkate alınmamıştır. 6 sorunun cevabında 4 mezhebin de bu farkı kabul ettiği belirtilmiştir.
Sayın DÖNDÜREN, «vade sebebiyle meydana gelen fiyat farkının faiz olduğu» yolundaki görüşünü de araştırmasının 167. sayfasında naklettiği Ebû Davûd hadisine dayandırmaktadır. Hadis-i şerif şöyledir: «Kim, bir satış içinde iki satış yaparsa ya iki fiyattan az olanını alır ya da faize girmiş olur.» (^)
Bu hadis-i şerif, Hz. Peygamber’in «bir satış içinde iki satışı yasakladığı» şeklindeki hadis-i şerifle çatışmaktadır. Hz. Peygamber bir satış içinde iki satışı yasakladığına göre böyle bir alım satım fasid, yeni geçersiz olur. Dört mezheb de bir satış içinde iki satışı fasid saymışlardır. (Bkz. 6. sorunun cevabı) Ebû Davud’un şerhi, Meâlim’üs-sünen’de Hattâbî yukarıdaki hadisle ilgili olarak şöyle diyor: «Fakihler içerisinde, bu hadis-i şerifin zahirine göre görüş belirten ya da böyle bir alım satımı fiyatlardan az olanına göre sahih sayan birini bilmiyorum. Evza’î’den bir şey naklediliyor ki o da fasid bir görüştür» .
Borca yapılan ilave
Soru 11 — Bugün piyasada borcunu vadesinde ödeyemeyenlere vade farkı uygulanmaktadır. Bunun dini hükmü nedir?
Cevap 11 — Alım satım yapılıp bittikten sonra vade sebebiyle mal bedeline bir ilavede bulunmak faiz olur. Meselâ bedelini bir hafta sonra vermek üzere bir kimseden 1000 TL ye bir defter alan kişi, daha sonra gelerek borcun vadesinin uzatılmasını ister ve buna karşılık ta bir vade farkı konulursa o zaman bu fark faiz olur. Çünkü artık mal devreden çıkmış sadece borcun uzatılmasın/'; karşılık bir fark konmuştur. Böyle borcun uzatılmasına karşılık konan faize cahiliyye devri faizi denir ve haramdır. Bu sebeple satıcı, alacEiğına bir ilave yapılmasını İsteyemez. (“)
23)Ebû Dâvûd, Büyü', 55.
24)Ahmed b. Muhammed b. İbrahim el-HattAbi, MeAlimu's sünen. (Sünen i Ebû Dâvud ile birlikte) 111/739, İstanbul 1981. Ayrıca bkz yuknnda 5 28 29.
25)Abdurrahman b Süleyman (Damad). Mecmau l^nhur. bAbussulh. M 303 vd . Ibn Ru^d. mukaddimat III/18.
Alım-satımda, İslâm’ın belirlediği bir kâr haddi
Cevap 12 — Dinimiz alım satımda bir kâr haddi koymamıştır. Piyasanın serbestçe oluşmasına ve karşılıklı rekabet ile fiyatların kendiliğinden tespit edilmesine önem vermiş ve bunlara engel olacak hususları yasaklamıştır. Malların, pazara ulaşmadan yolda karşılanarak alınmasını, ihtikarı (2«) mevcut olmayan malların satılmasını (27) malı teslim almadan satmayı hileli yollarla fiyatları yükseltmeyi (2») kartellerin ve tröstlerin oluşmasıyla serbest rekabetin engellenmesini yasaklamıştır. Devletin fiyat tespitinde bulunması da yasaktır (^o). Bazı âlimlerin narh konulabileceği yolunda verdikleri fetvâlar tamamen zaruret halleriyle ilgilidir. Esasen narh konulması halkın zararmadır. Çünkü bu şekilde piyasaya daha az mal sürülmeye başlar. Kıtlık ve karaborsa yüz gösterir. Arzulanan ucuzluk ancak serbest piyasa ile gelebilir.
Soru 13 — Gerek Sayın Prof. Dr. Ali ŞAFAK’m tebliğinde ve gerekse Dr. Hamdi DÖNDÜREN’in doktora tezinde, İmâm Ebû Ha-nife’nin kâr haddini yüzde yüzle sınırlandırdığı ifade olunmaktadır. (31) Dr. DÖNDÜREN,' doktora tezinin 127. sayfasında a5men şöyle diyor: «Ebû Hanife’ye göre bir kimsenin aynı mal üzerinden bir defada veya birden fazla satışlarda toplam yüzde yüzü aşan bir kâr sağlaması caiz değildir. Önceki kârın son satışta ana paradan düşülmesi gerekir.»
Bu hususta ne dersiniz, burada belirtilenle sizin ifadeniz arasında bir çelişki yok mudur?
Cevap 13 — Ebû Hanife’nin bir kâr'haddi tespiti söz konusu değildir. Yukarıda bahsedilen husus, murabahalı satışlarda bir malın ikinci defa murabahalı satılmasıyla ilgilidir.
Murabahalı satış, bir malın satınalma fiyatının, yada mal oluş fiyatının eksiksiz belli edilerek satıcının ne kadar kâr ettiğini müşterinin bildiği satıştır. Şimdi bir kimse 10 liraya satınaldığı bir malı 20 liraya satar, sonra tekrar 10 liraya geri alırsa bu mal ona kaça mal olmuştur? Bedavâya mal olmuştur. Peki maliyeti 0 lira olan bir malı murabahalı olarak, yani % 20, % .30 gibi bir kâr ko
el-Bedai, V/232 Bilmen, a.g.e. VI/29 Mecelle m. 253. el-Bedai. V/232.
Tirmizî, Büyü 73
Bkz yukarıda s. 75 ve DÖNDÜRF.N o
SORULAR — CEVAPLAR / 231
yarak nasıl satabiliriz? Sıfırın % 20’si, % 30’u da sıfırdır. Dolayısıyla burada murabaha yoluyla bir fiyat tespiti mümkün değildir. Ebû Hanifeye göre onun için burada murabahalı satış yapılamaz (32). Ama bu kişi bu malı serbest pazarlık usulüyle tekrar 20 liraya satabilir. Bunda hiçbir mahzur yoktur. Dolayısıyle Ebû Ha-nîfe’nin, murabahanın gerçekleşemiyeceği yolundaki görüşünü kâr haddi ile karıştırmak isabetsizdir.
Bunun yanında Ebu Yusuf ve Muhammed diyor ki, biz ilk alım satımı dikkate almayız. Madem bu kişi bu malı tekrar 10 liraya satın almıştır, o zaman murabaha usulüyle satış yapabilir. Murabaha nisbeti bu on lira üzerinden hesabedilir. (33).
Zaten Dr. DÖNDÜREN de aynı sayfada şöyle bir ifade kullanarak bu hususu belirtmektedir: «Ana paraya eşit duruma gelen kâr düşülünce geride ana para kalmamaktadır. Bu nedenle artık bu malda murabahalı satış mümkün olmaz.»
Sorau 14 — Bazı kişiler Mecelle’nin bir kâr haddi tespiti yaptığından bahsediyoriar. Bu hususta bilgi verir misiniz?
Cevap 14 — Mecelle’nin 165. maddesinde belirtilen gabn-ı fahiş haddlerini kâr haddi ile karıştıranlara rastlanmaktadır. Mad- ^ de şöyledir: Cabn-ı fâhiş, uruzda (yani ticaret mallarında) nısf-ı uşur (yani yüzde beş) hayvanatta (yani canlı hayvan satışında) uşur (yani yüzde on) ve akarda (yani taşınmaz mal satışında) humus (yani yüzde yirmi) miktarı veya daha ziyade aldanmaktır.» Buradaki oranların kâr haddi ile bir ilgisi yoktur. Gabn-ı fâhiş konusu 10. sorunun cevabında ve bu kitabın 37 ve 93. sayfa-alrında açıklanmıştır.
Doğrusunu bilen Allah’tır. Sonunda O’nun huzuruna varacağız.
«Çünkü Murabahalı satışta kâr, alış fiyatının belli bir oranıdır» el-Be-dai V/221 33 el-Bedai, V/224.
Benim, tarihi açıdan bilgim tam değildir, tsleun-dan önce yaşayan bütün milletler halclnnda. görüş sahibi olduğumuz zaman ancak tarih bilgimiz tam olur. Şu kadarı açıktır ki, İslam’dan önceki bazı milletler arasmda da hicab vardı.
Bununla ilgili kitaplarda okuduğum kadarıyla, İs-lam öncesi İran’da, Yahudi kavmi arasmda ve muhtemelen Hindistan’da hicab vardı ve' İslam kanunların, da belirtilen hicabtan daha s^ ve zordu. Ama cahi. Uyet devrinde araplarda hicab yoktu. Ve İslam’la birlikte araplar arasmda hicab görülmeye başladı.*
WiU Dourant «Medeniyet Tarihi» (farsça tercümesi) 12. Cilt 30. sayfa’da Yahudi Kavmi ve Talmud kanunu hakkmda şöyle* yazıyor: «Eğer bir kadm ya. hudi kanunlarına karşı hareket etseydi: örneğin, başına bir şey örtmeden halk arasmda 3rürüseydi, cadde, lerde ip örseydi, herhangi bir yabana erkekle konuş, saydı veya yüksek sesle konuşsaydı ve bımım gibi hallerde, erkek mehir ödemeden kadını boşayabUirdi
Buna göre, Yahudi kavminde adet olan hicab, daha sonra açaklayacağmıız gibi, İslam’daki hicabtan çok daha zor ve müşküldür.
Will Dourant «Medeniyet tarihi» adh eserinin I. Cilt 552. sayfasmda eski Iran’lılar hakkmda şöyle di. yor:
«Zerdüşt devrinde kadmlar yüksek bir maJcama sahipti, tam bir serbestlik içinde ve 3tüzü açık olarak halk arasında dolaşırlardı...» Bu arada şöyle diyor:
«Dar3nış’tan sonra, özellikle zengin tabaka arasm-da kadının değeri aşağı düştü. Fakir kadınlar, çalışmak için halk arasmda dolaşmaya mecbur olduklarm-dan, özgürlüklerini koruyorlardı, fakat öteki kadmlar için hayız devresinde bir köşeye çekilmek gerekliydi. Bu adet giderek daha da genişledi ve kadmm bütün sosyal hayatını kapladı. Bu eylem müslümanlar arasmda örtünmeye temel sayılmaktadır. Toplumım üst tabâkalarma mensup kadmlar, üzerlerinde örtü olmadan evden dışarı çıkmaya cesaret edemez ve hiçbir zaman erkeklerle açıkça ilişki kurmalanna izin verilmezdi. Babası ve kardeşleri bile olsa evli kadmm, kocasından başka erkekleri görmeye hakkı yoktu. İslam öncesi İran’dan kalan tasvirlerde, kadm sureti görülmemekte ve isimleri göze çarpmamaktadır...»
Dikkatle incelendiğinde, İslam öncesi İran’da örtünmenin daha zor ve şiddetli olarak hüküm sürdüğünü görmekteyiz, öyle ki, evli kadmm, babası hatta kardeşleri ona namahrem sayılırdı.
WiU Dourant’a göre, Mecusiliğin, adetlerine göre İslam öncesi İran’da ha^azlı kadm üzerine uygulanan, kadmm bir odaya hapsedilmesi, adet müddetince herkesin ondan uzaklaşması ve onunla ilişkilerden kaçm-ması gibi şiddetli kurallarm varlığı İslam öncesi İran’da örtünmenin ortaya çıkmasmm asıl nedenidir. replika telefon sizin icin sundu.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder