BÜYÜK VELİ (Hz. Ali R.A.) demiştir ki: Din akıldır. Akıl da dindir. Eğer akıl dini anlamaktan aciz kalırsa akıl değil-dfr. Eğer din aklı selim dairesinden uzaklaşırsa din değildir. Aklın yeri kalb’dlr. Ziyası ise dimağdadır. (7)
Bu mevzuu da,
ŞEYDA diyor ki:Rabbûi Aleminin ihsanlarından biri
de insana akıl vermesidir. Zira kendini bilmede en büyük vasıta akıldır. Dünya ve ahiret nimetleri akıl ile elde edilir. Akim yeri kalb’dir, ziyası ise dimağdadır.
MESELE ~ 3
AKLIN GÜZEL VE ÇİRKİNİ İDRAK ETMESİ:
EHL-f SÜNNET VE’L CEMAAT’A GÖRE: Allah'ın em rett/ği herşey güzel, yasakladığı herşey de çirkindir. (8)
Bu mesele de :
İMAM-I MATURUDİ Hz.: Eşyanın bir kısmının güzel bir kısmının çirkin olması ve fiillerin bir kısmının farz bir
jcısmmm haram olması akıl vasıtası ile bilinir, görüşündedir. (9)
İMAM-I EŞ’AR'l Hz.: Eşyanın güzei ve kötü olduğu
dinin delilleri ile bilinir. Birşey emrediidiği için güzei ve yasak ediidiği 'için çirkindir. Bu meselede akim hiçbir müdahalesi ve itibarı yoktur. Eşyanın farz ve haram kılınmasının mucip sebebi, sadece şer’i delillerdir. (10)
Bu mevzuu da:
ŞEYDA diyor kî: Allah'ın yapılmasını emrettiği şeyler güzel yasakladığı şeyler çirkindir. Dinin emirleri akla hitap eder. İyiyi ve kötüyü, güzei ve çirkini birbirinden ayır-dedemeyene deli derler. Mükellef olan akıl, güzel ve çirkini iyiyi ve kötüyü bilir.
MESELE — 4
İNSANLARIN AKILLARI EŞİT DEĞİLDİR :
EHL-İ SÜNNET VE’L CEMAATLA GÖRE: İnsanların
akılları herkese eşit olarak değilde muhtelif olarak verilmiştir. Akıllar yaratılıştan farklıdırlar. (1İ)
Bu mevzuu da:
ŞEYDA diyor ki: İnsanların hepsi akıl bakımından müsavi olmazlar, ıherkesın akıl dereceleri ayrı ayrıdır. En ef-dal olan Hz. Peygamberimizin aklıdır, sonra diğer peygamberlerin aklı, en yüksek ve en fazla olandır. Sonra evliyaların aklıdır ki buda onların manevi mertebe, derecelerine göredir. Sonra da mü’minlerin aklı gelir, oda yine mü’min-lerin manevi derecelerine göredir. Sonra da akılları boş olanların aklıdır kİ, o da kâfirlerin aklıdır. Onların aklı en aşağıda ve dünyalıktır.
MESELE — 5 DİNİ İLİMLER VE AKİL :
EHL-İ SÜNNET VE'L CEMAArA GÖRE:Dini ilimler
akıldan üstündür. Akıl bilgiye götüren bir vasıtadır. (12)
6u mesele de :
İMAM EN-NESEFİ: İlim akıldan daha faziletli ve üstündür, demiştir. (13)
BÜYÜK VELİLER (K.S.A.) dediler ki: İlmin varlığı marifetle aklın varlığı ilimledir. (14)
Bu mevzuu da,
ŞEYDA diyor ki: Dini ilimler akıldan efdaidir. Akıl İlmi idrak için bir vasıtadır. Akıl ilme, ilim Allah’ın büyüklüğünü, azametini idrake götürür. Mükellef olan herkesin dini bilgileri öğrenmesi icap eder.
MESELE — 6
MÜKELLEF OLANUR :
EHL-İ SÜNNET VEl CEMAAT’A GÖRE: Allah’ın emir ve yasaklan dört kısım varlığa hitap eder. Melekler, insanlar, cinler ve şeytanlardır. (15)
Ayet-i Kerime:
•Ben insanları ve cinleri ancak bana ibadet etmeleri için yarattım.» (Zarriyat/56)
244
Bu mevzuu da.
ŞEYDA diyor İd : Melekler Allah’ın emirlerini tııtmâk-la görevlidirler. İnsanlar, cinler ve şeytanlar İse kesinlikle emir ve yasaklardan mükellehirler. Mükellefiyet İlahi emirlerde olduğu zaman mecburiyet daha kat’I olur. Yapılması vacip, farz olur. Muhalefete müsade edilmez. RabbOl Aleminin emri Ins, cin ve bütün mahluktadır, hıiçblr İstisna yoktur.
MESELE — 7
ALLAH*! AKIL İLE BULMAK:
EHLİ SÜNNET VE’L CEMAAT’A GÖRE: Akıl Allah’ı bilmenin aletidir. Gerçekte Allah’ı bilmeyi farz kılan yine Allah’tır. Gökleri ve yeri, kendi yaratılışını görüp düşünen kimse için Allah’ı bilmek konusunda bir mazeret yoktur. (16)
BÜYÜK VEİLER (K.S.A.) dediler kİ: Akıl sahiplerinden başkası Allah’ı tanıyamaz. Çünkü, akıl insan için bir a/ettir. Kul bu aletle kendine tanıtılanı tanır. Akıl, doğrudan doğruya ve bizzat Allah'ı tanıyamaz. (19)
Bu mevzuu da.
ŞEYDA diyor ki: Akıl Allah'ı bilmek için bir vasıtadır. Allah’ı bimeyi farz kılan yine Allah'tır. İnsan, akıl sebebi ile devamlı tefekkür içindedir. Kainata bakıp Allah’ın azametini, izzetini ve büyüküğünü veya Allah’ın ayetleri hakkında tefekküre dalan kimse için, Allah’ı bilmemek mazeret sayılmaz.
İSLÂM DAVETİ ULAŞMAYAN AKILLI KİŞİNİN DURUMU
EHL-I SÜNNET VEl CEMAATLA GÖRE : Akıllı kişiye Allah'ın kullarından birinin lisanı ile hitap etmesiyle, ancak birşey yapması gerekir ve yine akıllı kişinin birşeyden çekinmesi de böylece Allah’ın hitabı ile olur. (201
AyeM Kerime
«Biz peygamber göndermedikçe azap etmeyiz.» (Isra/ 15)
Bu mesele de :
İMAM-I MATURUDİ Hz.: Dağ başında doğup büyüdüğü halde kendisine islâma alt bir davet ulaşmayan ve herhangi bir peygamberin varlığını duymadan ölen kişi-Allah'm varlığına İman etmekle mükelleftir. Allah’a iman
etmeden ölürse azap edlUr. 121) bu kimse dini meseleleri bilmekte mazurdur. Çünkü dini meseleleri bilmek Allah’ın bildirmesine bağlıdır. (22) Anlama çağına gelen çocuğun üzerine de, Allah’ı tanımak farz olur. Bu çocuğ^un İslâmî kabul etmesi sahihtir ve akıl baliğ kişiler islâı^a davet edildiği gibi bu çocuğunda İslama çağrılması gereklidir. (23) Eğer o İslâmî kabul ederse onun İslâmî dünyada da ahi rette de sahihdir, geçeriidir, görüşündedir. (24)
İMAM-l EŞ’AR’I '• Akıllı kişiye, Allah’ın kullarından birinin lisanı ile hitap etmesiyle ancak birşey yapması gerekir. (25) Dağ başında doğup büyüdüğü halde kendisine islâma alt bir davet ulaşmayan, herhangi bir peygamberin varlığını duymadan ölen kişi; Allah’a iman etmezse, azap edilmez. (26) Bu kimsenin islâmın şartlarını yerine getirmesi icap etmediğinden islâmın aslı ona vacip değildir. (27) Çocuklar için Allah’ı bilmek ve tanımak farz değildir, Küçük çocuğun İslâmî sahih olmaz, görüşündedir.
Bu mevzuu da,
ŞEYDA diyor kî: Dini meseleleri bilmek Allah’ın bildirmesine bağlıdır. Akıllı kişinin birşeyi yapması veya yapmaması Allah’ın bir davetcisinin lisanıyla ona hitap etme-siyledir. Ameli meselelerde insan ancak akıllı bir kişinin hitabıyla mükellef olur ve birşey yapması icap eder. Akıl baliğ olmadan evvel ki hayatından sorumlu olmayan çocuk akıl baliğ olduktan sonra yaptığı her işten, hayatının her dakikasından hatta her saniyesinden sorumludur. Onun İslâmî geçeriidir. Allah’ı bilmekte bir mazereti yoktur. İsla-mın aslı ona vaciptir.
«Zinakâr Mü’min kişi, zina ettiği sıra (tam ve kamil} mü’min olduğu halde zina edemez. Hırsızda hırsızlık ettiği zamanda (kamil) bir mü’min olduğu halde sirkat edemez. I^i içende içki içtiği zamanda (kamil) bir mij’min olarak içemez.» (2)
Bu mesele de :
İMAM EN NESEFİ: Günahlar çeşitlidir. Kişinin kendi nefsine karşı işledikleri. Rabbine itaatta işledikleri ve diğer insanlara karşı işledikleri, demiştir. (3)
BÜYÜK VELİLER (K.SJV.) dediler ki: Allahu Teâlâ'nm hakkına tam olarak riayet, yasakladığı şeylerin işlenmesi-
ne son vermek, emrettiği hususları yerine getirmek Icab eder. (4)
Bu mevzuu da,
ŞEYDA diyor kf; Rabbül Aleminin çirkin kıldığı, haram kıldığı ve yasakladığı herşey kendi zatında günahtır. Her türlü günah nefisten, nefsin büyüklük taslamasından ve kibirden zuhur eder. İnsan ne zaman ki fakrını, acizliğini id-rak ederse nefsin kibir ve azameti kalmaz. Allah’ın emrine göre hareket etmeye başlar. İnsana en büyük zarar Allah’ın emirlerine njMhaleföt ederek günah işlemekten gelir.
ŞEYDA diyor kİ: Mutlak küfürden başka büyük gü* nah işleyen kimse İmandan çıkmaz, ne kâfir nede münafık olur. Fakat her günah işlemekten zayıflayan iman sekarat zamanında, s^karatın ağırlığını ve yükünü çekemeyebilir, O zaman ebedül ebed Cehennem ateşinde kalır.
MESELE — 3
KÜÇÜK GÜNAH İŞLEYENLERİN DÜRÜMU :
EHL-İ SÜNNET VEl CEMAATLA GÖRE: Sadece bü* yük günahlardan sakınmanın küçük günahların bağışlanmasının sebebi olmaz zira büyük günahlardan sakınmak İbadet (hasenat) sayılmaz. Onların küçük günahları hasenatla, iyi işlerle af olur. Hasenat beş vakit namaz ve diğer güzel amellerdir. (7)
AyeM Kerime;
uw>LıwwuLl
«Doğrusu, iyilikler kötülükleri giderir.» (Hud/114)
Bu mevzuu da,
ŞEYDA diyor ki: Büyük günâh işleyenler gibi, küçük günah işleyenlerde iman üzeredirler. Onların küçük günahları namazla ve diğer güzel amellerle af olunur. Yapılan günahlar küçük günahdır diye aldırmazlık olmaz. Çünkü İnsan küçük günahların neye sebep olacağını bilmez.
253
MESELE
Günahkar mû’mIn cehennemde ebedi kalmaz :
EHL4 sünnet VE’L CEMAAT’A göre : Büyük günah işlemiş olan mü*minler tövbe etmeden, bu dünyadan gitse-lerde, Cehennemde temelli kalmazlar. Allah’ın onlar hakkında bir iradesi vardır. Dilerse bir şefaatçinin, şefaati ile onları af eder veya bir şefaatçinin şefaati olmaksızın günah sahiplerini af ederek Cennetine kor. Eğer dilerse Cehenneme sokar orada onları dilediği kadar tuttuktan sonra çıkarır. Bir şefaat edenin şefaati ile veya şefaat eden olmaksızın Cennete kor. Onları isterse hiç Cehenneme koymazda. (8)
Ayet-i Kerim t:
«Sonra kimi dilerse onu yadigar, kimi dilerse onuda azapiandırır. Allah herşeye hakkıyla kadirdir.» (Bakara/284)
Bu mesele de :
İMAM-I ÂZAM Hz. buyuruyor ki : Bir mü'mine işlediği günahlar zarar vermez demiyoruz, işlediği günah sebebiyle Cehennem ateşine girmez demiyoruz. Fasıkta olsa dünyadan mü'min olarak çıktıktan sonra. Cehennemde de ebedi kalacak demiyoruz. (9)
İMAM-I MATURİDİ Hz:Büyük günah işleyen kim-
se şayet tövbe etmeden ölürse, Allah, ya bir şefaatçinin şefaati sayesinde veya kendi lütfü keremi ille onu af eder. Yahut da işlediği suç miktarmca cezalandırdıktan sonra mutlaka Cennetine kor, görüşündedir. (10)
büyük VELİLER (K.SJ\.) dediler id : Allah’ın iradesi jl« şefaatla büyük günahların af edilmesine caiz ve mümkün. İman sahibi, kıble ehlinin en sonunda behemal Cehennemden çıkacaklarıdır. (11)
Bu mevzuu da.
ŞEYDA diyor ki:Günahkâr mü’mlnden imanı kaldır-
mayız. O o hal üzrede Tnü’mlndlr. İman insanı, Allah’ın müthiş azabından kurtarmaya vesiledir. İnsanda zerre-i miskal kadar iman olsa, günahı ne kadar çok olursa olsun sonunda onu Allah Cehennem azabından kurtarır.
MESLE
ŞfRK (KÜFÜR) VE GÜNAHLARIN AFFI:
EHL-I SÜNNET VE’L CEMAAT’A GÖRE : Allahu Teâlâ kendisine şirk koşanı af etmez. Şirkten başka dilediği kimselerin büyük veya küçük günahlarını af eder. (12) Allah’ın, birisinin günahını bağışlaması bir başkasının aynı günahını bağışlamaması imkânsızdır. (13(
Ayet-I Kerime ;
«Şirkten başka, Allah diğer günahları mağfiret eder.» (Nisa/48)
Bu mesele de ^
İMAM-I MATURİDİ Hz. Küfür son noktasında bir suçtur. Onun suç sayılmamasına ve yasaklığınm kalkmasına hiçbir ihtimal yoktur. Kâfir kendi küfrünün hak
ve gerçek olduğuna İnanır. Bu aebeplede O küfrü İçin bir bağışlanma ve yargılanma talebinde bulunmatz. Ö haide böylesini af etmek hikmete uygun değildir. Hem küfür, diğer günahların aksine devamlı bir inanıştır. Binaenaleyh de-varnlrblr cezayı gerektiricidir, görüşündedir. (14)
BÜYÜK VELİLER (K.SJV.) dediler kİ: Allah kendisine şirk koşulmasını af etmez. Allah şirk haricindeki günahların affı konusunu kendi İradesi şartına bağlamıştır. (15)
Bu mevzuu da.
ŞEYDA diyor kİ: Şirk mutlak küfürdür. Rabbûl Ale-ntln şirkten başka istediği kimselerin günahlarını af eder. Şirkin affı mümkün değildir.
MESELE — 6
GÜNAHLAR VE HESAP MEVZUU :
EHL-İ SÜNNET VE’L CEMAAT’A GÖRE: Eğer kişi bû tün kötü günahları terk etsede sadece bir büyük günah işlese. onun hesabını verir. Ve yine büyük günahlar işlemese ve bütün küçük günahları yapsa bu takdirde küçüklerle muaheze olur. (16) Ve yine ceza ve azap konusunda küçük günah, büyük günah gibidir. (17)
BÜYÜK VELİLER (K.SJV.) dediler kî:Mü’min korku
ile ümit arasında 'bulunur, yani mü’min 'büyük günahlarının affı konusunda Allah’ın fazlım ve lütfunu ümit eder. Küçük günahlardan dolayı ceza görmesi bahsinde Allah'ın adaletinden kor^kar. (18)
Bu mevzuu da,
ŞEYDA diyor ki: Günahlardan dolayı, hesap vardır, haktır. Rabbül Alemin insanın zerrei miskal kadar yaptığından gafil değildir. İnsan ne yaparsa küçük veya büyük günah mutlak karşılığını görecek ve cezasını çekecektir.
MESELE — 7
KÖTÜLÜĞE AZMETME, KARAR VERME :
EHL-İ SÜNNET VE’L CEMAAT’A GÖRE : Ümmet ara sında seyyie ve kötülüğe azmetme ve karar vermenin günah olduğunda anlaşmazlık yoktur. Fakat Ehli Sünnet bununla birlikte Allah’ın vadi ile 'bağışlaması vardır, inancındadırlar. (19)
«Ümmetimden nefislerinde yapmayı arzuladıklan şeylere yapmadığı ve konuşmadığı müddetçe - affetti.» (20)
Bu mesele de :
lİMAM EN NESEFİ ; Kul, kalbi ile arzulayıp yöneldiği şeylerden sorumludur. Hatırına gelen, fakat kalbi ile yö
nelmediği şeylerden muaıheze olunmaz. Bazı alimler, iki du-rumdada muaheze olunmaz demişlerdir. (21)
Bu mevzuu da,
ŞEYDA diyor ki: Seyyieye, kötülüğe azmetme kesinlikle günahtır. Fakat Allah’ın vadinden dolayı bağışlanması mümkündür. İyiliğin güze^kötülüğün bir o kadar fena oldu-ğunu bilen insan, iyiliğe göre hareket etmelidir. Emirlere uyulmayarak kazanılan günahlar ve kötülükler İnsanı azaba götürür. Bu ise ne fenadır.
MESELE — t
SEYYİENİN VE HASENATIN AZAB YE SEVABI:
EHL-I SÜNNET VE’L CEMAAT’A GÖRE: iyiliğin seva bı kat kattır. Ve bir kötülüğede bir ceza yazılması ve bunun böyle olması yerindedir. Zira kötü ve kusurlu fiil cehennemde temelli kalmayı gerektirmez. (22)
Ayet-I Kerime :
«Kim ortaya l>lr İyilik koyarsa ona on kot verilir. Ortaya bir kötülük koyan ise ancak misli ile cezalandırılır, onlara haksızlık yapılmaz.» (Enam/160)
Bu mevzuu da,
ŞEYDA diyor ki: İyiliğin sevabı kat kattır. Bir kötülüğe İse bir ceza yazılır. Bu Allah’ın bir lutfudur. Ahir zamanda yapılan bîr amele eskiden yapılan elli amel sevabı yazı-
lir. Rabbüt Alem\n ahir zamanda azıcık çalışana bûyOk mQ-kafotlar vermesi ne büyük Kerem- İlahidir, ne büyük Lütfi iiahidir.
MESELE — 9
FASIKİN ARKASINDA NAMAZ KILMAK:
EHL-İ SÜNNET VE’L CEMAAT’A GÖRE: Mü minlerden Allah'a itaat eden ve etmeyen herkesin arkasında namaz kılmak caizdir. (23)
«Allah’a İtaat eden ve İtaat etmeyen her mü’minin arkacında namaz kılın.» (24)
Bu mesele de:
BÜYÜK VELİLER (K.S.A.) ctedîler kl: Büyük günah işleyenler İman sahipleri oldukları için mü’min, kötü işler yaptıkları İçin fasık adını alırlar. İster salih, isterse fasık olsun imam olan her mû’minin peşinde namaz kılınır. (25)
Bu mevzuu da,
SEVDA diyor kİ; Allah ve resûlüne iman etmiş ve itl-katında küfür noktasında olmayan, günahkâr, fasık bir mü’minin arkasında namaz kılmak caizdir. Ve kılınan namaz
TÖVBE VE TÖVBENİN KABULÜ :
EHL-İ SÜNNET VE’L CEMAAT’A GÖRE :Bir kimse
günahtan tövbe eder, tövbeyi gerçekleştirirse o yaptığına pişman olmuş ve gelecekte o işi bir daha işlememeye karar vermiş, azmetmiştir. Bir kimse tövbe ettiğinde Allah’ın o kimsenin tövbesini kabulu icab etmez. Çünkü Allah’a hiç-birşey vacip, zorunlu değildir. Ama Allah tövbe edenin tövbesini vadinden dolayı kabul eder. (26)
Ayet-i Kerime :
«Kulların tövbesini kabul eden kötülükleri affeden yaptıklarınızı bilen odur.j» (Şura/25)
Bu mevzuu da,
ŞEYDA diyor kî: Tövbe vardır, haktır. Tövbe eden kimse tövbesini ağzından değil gönülden etmelidir. Zira kalben yapılmayan töVbe, tövbe değildir. Gönülden pişmanlık duyup tövbe eden kimsenin seyyiatı Allah tarafından silinip yerine miktarınca hasenat yazılır. Bütün günahları hayra tebdil edilir. Tövbenin ihlasla yapılması halinde tövbe sahibi yüzünü Allah’a çevirir, halini düzeltir, kötü işlerden el etek çekerse böyle bir düzelme olan kimsenin tövbesinin kabulüne İşaret vardır. Zira Allah’a hiçbir şey vacip değildir. Ancak Allah vadinden dolayı kişinin tövbesini kabul eder.
EHL-Î SÜNNET VE’L CEMAATA GÖRE: Küçük ve büyük günah kendi başlarına tarif edilemeyen iki izafi isimdir. Her masiyet kendi fevkindeki günaha nisbet edildiği takdirde küçük, dununda bulunan günaha nisbet edilirse büyüktür. Mutlak kebire ise küfürdür. Çünkü ondan büyük günah yoktur. Diğer günahlar buna nisbetle
kBu kitaba ne oldu küçük büyük hiçbir günah bırakma yıp hepsini tektek sayıyor.» tKehf/49)
«Eğer men olduğunuz büyük günahlardan sakınırsanız öbür günahlarınızı örteriz.» (Nisa/31)
Bu mesele de :
BÜYÜK VELİLER (K.Sj\.) dediler ki: Bir günaha sadece daha büyük bir günaha nisbetle küçük denebilir. (28j
Bu mevuu da,
ŞEYDA diyor kî: Varolan her günah kendisinden üstündeki günahlara nisbetle küçük, aşağıda bulunan günahlara nisbetle büyük olması en doğru olandır. Şirk (Küfür) en büyük günahdır. Diğer günahlar bunun yanında küçük sayı-
261
Iırlar. Yine 'birçok küçük günah vardır kİ büyük günahlara sebep olmaktadır. Devamlı İşlenen günahlar küçük günah bile olsa Allah’ın yanında büyük günah gibidir.
Ibnl 'Hacer’ln 'haram ve helâller kitabından Ehl-i Sünnet alimlerinin ittifakla kabul ettikleri «Günah-ı Kebairleri. aşağıda zikrediyoruz. (29)
İBNİ HÂCER : Allah’ın lutfu ve keremi ile; insanları belaka götüren, Cennetten uzaklaştıran, zillet ve meskenete duçar eden, sorumluluk ve vebal altında bırakan, özellikle Cennette küçük düşüren, batını ve zahiri kebairler şunlardır.
Yoksulluk korkusudur.
Kadere küsmektir.
Zenginlere heves edip, zenginliklerinden dolayı onlara saygı göstermektir.
Yoksullarla eğlenmektir.
Hırstır.
Dünya malına heves edip, onunla iftihar etmektir.
Haram olan şeylerle insanlara karşı süslenmektir.
Dalkavukluktur.
Yapmadığı ve hak olmayan şeylerde öğüi-meyi sevmektir.
Kendi kusurlarını bırakıp başkalarının kusurları ile meşgul olmaktır.
Allah’ın verdiği nimetleri unutmaktır.
Kıskançlıktır (Meşru olmayan işlerde).
Şükrü terk etmektir.
Kazaya rıza göstermemektir.
Allahu Teâiâ'nın hakkını ve emirlerini hiçe saymaktır.
İnsanlarla eğlence ve alay etmektir.
Nefsin heva ve heveslerine uyup, haktan yüz çevirmektir.
Hile yapmaktır.
Dünya hayatını tercih etmektir. Hakka karşı inat göstermektir. Müslümanlara suizanda bulunmaktır.
Hoşuna gitmeyen konularda, hoşlanmadı ğı bir adam ıhak ve hakikat ortaya atıncj; gerçeği kabul etmemektir.
İsyana sevinmektir.
İsyanda, ısrar etmektir.
Yaptığı İyiliklerden ötürü insanlar tarafından övülmeyi eevmektir.
Dünya hayatına rıza gösterip, onunla yetinmektir.
Allah’ı ve ahiretl unutmaktır.
Nefsani arzularından dolayı kızarak boş ve batıl şeylerde, nefsinin arzularını yerine getirmeye çalışmaktır.
Günaha dalmış İken, Allah’ın rahmetine güvenerek, Mekrinden emin olmaktır.
Yeis - Emel ve recanm yokluğu, suizan ve rahmetinden ümitsizienmektir.
İlmi, dünyalık için öğrenmektir.
Bilgiyi gizlemektir.
İlmiyle amel etmerhektir.
Öğünmek ve üstünlük iddiasında bulunmaktır.
Alimleri hakir görmektir.
Allah’a ve Resûlüne yalan isnat etmektir.
1. KEBAİRE
İslâmda, kötü adet isnat etmektir.
Sünneti terk etmektir.
Kaderi inkâr etmektir.
Ahdine vefa göstermemektir.
Zalim ve fasıklan sevip, salihlere buğz etmektir.
Allah'ın veli ve dostlarına düşmanlık yapmaktır.
Dehre {Zamana) sövmektir.
İfsadı büyük sözler söylemektir. Nankörlüktür.
Resûlullah (SAV.) m ismi anılınca, sala-vat getirmemektir.
Aç olan kimseye, yemek vermemektir.
Büyük günahlardan birine, rıza göster mektir.
Kötülüğe ve hayasızlığa dalmaktır.
Altın ve gümüş paralarını, keyfi, kırıp bozmaktır.
Kalpazanlıktır.
Büyük günahardan birine rıza göstermek ve onun işlenmesine yardım etmek.
ZAHİRİ KEBAİRLER :
Altın ve gümüş kaplarda, yemek yemek ve içmektir.
2.9:: Kur’andan bir âyet ve batta bir harfi unutmaktır.
3,•: Hasmı ile cedeileşerek, Kur'an ve dini konularda, onu yenmek için deliller aramaktır.
4.»: Yollar üzerine kaza-i hacet etmektir.
5.m: Bedenini ve elbisesini, idrardan sakınma-maktır.
6.n: Abdestin, icaplarından birini terk etmektir.
7.9: Guslün, farzlarından birini, terk etmektir.
8.9: Zaruretsiz, mahrem yerini açmak ve peş-temalsiz hamama girmektir.
9.9: Hayızİi kadınla, münasebette bulunmaktır.
Namazı kasten, terk etmektir.
Özürsüz, kasten namazı, vaktinden önce veya sonra kılmaktır.
Perdesi olmayan, açık yerde yatmaktır.
Ittifaklı veya Itilaflı olan namazın, farzlarından birini terk etmektir.
Peruk takmak ve bu işi yapmaktır.
Deri altına döğün (döğme yaptırmak) vurmaktır. Ve bu işi yaptırmaktır.
Diş uçlarım, keskinletmek ve bu işi yapmaktır.
Cınbız ve benzeri şeylerle, kaş ve yüz kıllarını yolmak ve yoldurmaktır.
Usulüne uygun olarak, sütre 1le namaz kılanın dnünden geçmektir.
Bir köy veya belde halkının, cemaata devam etmelerini gerektiren şartlar bulunduğu halde, namazlarda cemaatı tericet-mekte ittifak etmeleridir.
Cemaat tarafından sevilmeyen bir kimsenin. onlara imamlık yapmak istemesidir.
Rükünlerde imamı geçmektir.
Namazlarda gözleri, göklere kaldırmak ve sağa sola bakmak İhtisardır.
Mezarları mescid edinip, onların başında ışık yakmak, onları tapınak haline getirmek, tavaf etmek ve onlara el kaldırıp üzerine selat» selam getirmektir.
:Yalnız başına yolculuk yapmaktır.
: iKadının, eşyasına zarar gelebileceği bir yolculuğa, tek başına çıkmasıdır.
î Uğursuzluk düşüncesiyle, yola çıkmamak veya yolculuktan vazgeçmektir.replika telefonlar sundu.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder