Sayfalar
- Ana Sayfa
- Sıkca Sorulan Sorular
- İletisim
- kore malı telefonlar
- Replika telefonlar
- Tablet Ekran Tamiri
- reklam panosu fiyatlari
- Cep Telefonu Fiyatlari
- cep telefonu
- Seo Fiyatlari
- Seo calismasi
- Spot İphone
- Spot Samsung
- Spot Telefon
- Replika samsung note 3
- Replika samsung note 4
- Replika samsung note 5
- Replika samsung s6
- Replika samsung s5
- birebir ürünler
- sahibinden
- replika telefon
- replika telefon google link
- ikinci el satilik cep telefonlari
- replika saat
- Replika LG G4
- Replika Samsung s4
- Replika İphone 6s Plus
- Replika İphone 6s
- Replika Sony xperia z4
- Replika Çanta
- Dokunmatik ekran tamiri degisimi ucuz fiyatlari
- cep telefonu samsun iphone modelleri ucuz fiyatlar...
- İkinci El Cep Telefonu > Samsung, İphone, Htc, Ucu...
- Uzerlik tohumu yagi
- Lcd Ekran Tamiri
- İpad Ekran Tamiri
- Basaksehir Vize > Basvurusu İsin Gerekli Evraklar
- Toptan Kuru Fasulye Fiyatlari > Kuru Bakliyat Piya...
- Toptan Bebek Bezi Fiyatlari > En İyi, En Ucuz Cocu...
- Replika İphone 8 > Cep Telefonu, Fiyatlari
- Replika İphone 8 Plus > Cep Telefonu, Fiyatlari
- Replika Samsung S8 Edge Cep Telefonu Fiyatlari
- Replika Samsung S8 Cep Telefonu Fiyatlari
- Replika Telefon > Cep Telefonu, Modelleri, Faceboo...
- Muadil Toner > Brother, Canon, Epson, Hp, Toner fi...
- Replika Kopya Cep Telefonu
- Toptan Giyim Ucuz Fiyatlari İhracat Fazlasi Toptan Giyim
- Replika Kopya Cep Telefonlari
- Kusadasi Satilik Kiralik Daireler
- Replika cep telefonlari
- Sahibinden catalca satilik arsa tarla
- Replika cep telefonu modelleri
- Hemoroid Kremi > Fiyatlari, Basur Kremi, Tedavisi
- Catch > Pantolon, Gomlek, T shirt Fiyatlari
- Gizli Kamera > Kalem, Kol Saati, Anahtarlik Casus ...
- Replika Telefon Video Serisi
- Replika telefon modelleri fiyatlari
- Satilik Keci Fiyatlari, Honamli Kecisi, gğlak Fiya...
- Replika İphone x Kopya Cep Telefonu
- Replika Samsung Note 8 Kopya Cep Telefonu
replika telefon,dan islam bilgileri
replika telefon,dan islam bilgileri evet arkadaslar sizler icin bugün replika telefon bakalım neler hazırlamıs replika telefon kendisi aramıza daha henüz yeni katıldı bizlere islam hakkında allah hakkında bakalım neler hazırlamıs ve replika telefon diyorki nitekim Sevgili Peygamberimiz (Allahü teâlâ buyuruyor ki, üstünlük ve azamet, bana mahsustur. Bu ikisinde bana ortak olanı Cehenneme atarım, hiç acımam) buyurdu. Fakat kalbinde zerre kadar îmân olan, Cehennemde sonsuz kalmayacak, Cennete girecektir. Büyük günah işleyip de tövbe etmeyen, şefaata, affa kavuşamıyan mü’min. Cehennemde günahlarının karşılığı olan azâpları çektikten sonra çıkarılacak. Cennete sokulacaktır.
Cennete giren, oradan hiç çıkmayacaktır. Hadîs-i şerîf-de (Kibri, hıyaneti ve kul borcu olmayan mü'min, hesapsız Cennete girecektir) ve (Kul hakkı, müzminin aybı, kusurudur) buyuruldu.İnsanlardan cahil olanlar, yedi şeye kavuşunca, kendilerini başkalarından üstün, büyük görürler. Büyüklenmeye sebep olan yedi sıfat şunlardır; Din ve fen bilgilerinde yükselmek, yapılan ibâdetler, mensup olduğu ailenin soyu-so-pu, güzellik, kuvetli olmak, mal ve mevki-rütbe sahibi olmak. Bunlar, iyi niyetlerle yapılırsa herbiri, Allahü teâlânın rızasını kazanmaya da sebep olur, insanlara faydalı olmaya yarar. Bu sıfatları ile büyüklük, üstünlük taslayanları Allahü teâlâ sevmez. Haset, kin tutmak ve riya (gösteriş) da büyüklenmeye sebep olur.Büyüklüğün ilâcı tevazudur. Tevazu alçak gönüllü davranmak, büyüklenmemek demektir. Yüce Rabbimiz, (Bü-yüklenenleri sevmem, tevazu edenleri severim) buyuruyor. Sevgili Peygamberimiz de, (Allahü teâlâ tevazu üzere olmayı bana emretti. Hiçbiriniz, hiçbir kimseye büyüklük, üstünlük göstermeyiniz.) buyurdu.
Cebele ibni Eyhem, Gasânî meliklerinin sonuncusudur. Daha önce müslüman olmuştu. Hicretin birinci senesinde Medine’ye geldi. Melik olduğu için hizmetçileri, eşyaları çoktu. Kendisi ve hizmetçileri çok güzel giyinmişlerdi.Onu da beraber götürdü. Kâ’be’de tavaf esnasında yoksul bir müslüman kalabalık ve sıkışıklık dolayısıyla yanlışlıkla Cebelenin eteğine basarak yırttı. Cebele de çok kızarak, o yoksul müslümana bir tokat vurup, burnunu kırdı. O da Hazret-i Ömere giderek şikâyetçi oldu. Hazret-i Ömer Cebeliyi çağırdı. Aralarında şu konuşma geçti:
Ya'hasmını razı et, yahut kısas ederim.
Ben bir melikim. O şahıs ise yoksul bir adamdır. Onun için bana nasıl kısas edersin.
İslâmiyet sizin aranızdaki ayrılığı kaldırmıştır. Kanunlar önünde, herkes birdir.
Ben îslâmdan çıkarsam, aramızdaki ayrılık kalkar mı?
Suç cezasız kalmaz.
Hıristiyan olursam ne olur?
Hıristiyan olursan boynunu vururum.
Bunun üzerine Cebele, Hazret-i ömerden düşünmek için izin aldı. O gece adamlarıyla beraber Medine’den kaçtı. İstanbul’a gitti. Hıristiyan oldu ve orada öldü. Kibir ve gururu yüzünden hem yurdundan, yuvasından oldu, hem de dîninden olarak sonsuz felâkete yuvarlandı.
İslâm âlimlerinden Muhammed ibn-i Semmâk Abbasi halifelerinden birisinin huzuruna girdi. Halife, bir bardak ile su içiyordu. Bu sırada halife İbn-i Semmâk’a;
Bana öğüt ver, dedi. İbn-i Semmâk:
Sen şiddetli suzuluğa yakalandığın vakit, bu suyu ancak sana bütün servetin karşılığında verecek olsalar ne yapardın? diye sordu. Halife:
Bütün servetimi verir, bu suyu alırdım, dedi.
Bu mektubu sana getiren kimseyi derhal öldüresin. Sonra da, “Kibirli burnunu kesip” saraya yollayasın!...”
Baş Vezir, tereddüt etmeden, “Emri” yerine getirdi. Akşam üzeri karşısında Veziri gören Sultan pek şaşırdı!
Sen burada ne arıyorsun? diye sordu.
O da, yolda arkadaşına rastladığını ve olanları anlattı:
Tam konuşurlarken çavuş, yanlarına gelerek elinde bir kapaklı sahan (tabak) tutuyordu.
Bunu “Baş Vezir” yolladı. Efendim, dedi.
Kapağı açtılar. İçinde, kocaman bir insan burnu vardı. Kesilmiş ve kanlar içindeydi. Yanındaki kâğıtta şunlar yazılıydı: “Kibirli Burnu”.
Sultan artık dayanamadı, sordu:
Sen bugün niçin başını, benden uzaklaştırıyordun? Vezir güldü:
Ağzımın kokusu, sizi rahatsız etmesin diye efendim.
öğle yemeğine, arkadaşım davet etmişti. Fazlaca soğan, sarımsak yemiştik.
Sultan hem sevindi, hem üzüldü ve şunları mırıldandı:
Kötü insana, kendi kötülüğü yetişir.
YALAN VE YALANCI ŞAHİDLİK
Yalan, doğru olanın veya doğru bildiğinin aksini söylemektir. Yalan, günahların en çirkini, ayıpların en fenası, kalbleri karartan bütün kötülüklerin başıdır. Yalancılık, insanlar arasında da sevilmeyen çok çirkin bir huydur.
İnsanlar topluluk halinde yaşayabilmek için birbirlerinin yardımlarına ve doğru sözlerine muhtaçtırlar. Yalancı olan insanlar arasında yardımlaşma, geçim ve itimat olmaz.
ile fertleri yalancı olunca, ailede sevgi, saygı ve birbirlerine karşı itimat kalmaz. Böyle bir ailede ne iyi bir geçim, ne de huzurlu bir hayat mümkün olur. Aileleri böyle olan cemiyet de yıkılmaya mahkûm olur.Yalan, aynı zamanda kalblerin kararmasına sebep olur. Peygamber Efendimiz bir hadîs-i şeriflerinde (Yalandan çok sakınınız! O, fücurla (kötülükle) beraber bulunur. Bu ikisi ise Cehennemdedir.) buyurdu. Buradan anlaşılıyor ki, günah ve kötülüğün esası yalandır. Bunun için yalan, Allahü teâlânın ve Peygamber Efendimizin sevmediği bir huy oldu.Hadîs-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Yalan, nifak kapılarından bir azaptır).
(Allahü teâlâ kıyâmette üç kişi ile konuşmaz ve onlara bakmaz: Verdiğini başa kakan, yemin ile mal veren tacir, kibirli elbisesi giyen).
Bir defasında Sevgili Peygamberimize şöyle soruldu.
Yâ Resûlallah, mü’min korkak olur mu?
Evet olabilir.
Mü’min, cimri olabilir mi?
Evet, olabilir.
Mü’min yalancı olur mu?
Hayır olamaz, buyurdu.
Yalanın en kötü ve çirkin olanı, yalan yere yemin ve şahitlik etmektir. Yalan yere yemin eden dünyada ve âhırette felâkete uğrar. Allahü teâlâ Kur’ân-ı kerîmde Âli tmran sûresi 77. âyetinde meâlen buyuruyor ki: (Allahın ahdini (kitap-lanndaki Peygamberlere imân sözünü) ve kendi yeminlerini birkaç paraya satan kimseler (var ya), işte onlann âhırette hiçbir nasibi yoktur. Allah, onlara kelâmıyla hitap etmeyecek ve kıyâmet günü onlara merhamet nazarıyla bakmayacak ve kendilerini temize çıkarmayacaktır. Onlar için çok acıklı bir azâp vardır). Yalan yere yemin edenin malının bereketi kalkar, ömrünün saâdeti yok olur, evi barkı viran olur. Yalancı şahitlik de çok büyük günahlardandır. Hadîs-i şerifte buyuruldu ki; (Müslümanlara yalan yere şahitlik yapanı kıyamet günü dilinden asarlar. Sonra onu, ırıünâfıklar-la beraber. Cehennemin en dibine sürerler. Bildiği, gördüğü halde şahitlik yapmayan veya söylemeyen için Allahü teâlâ kıyamette vücudunun etlerini parça parça edilip halkın ’inünde ona yedirilmesini ve Cehenneme atılmasını buyurur. O dili yer, kemirir ve parça parça eder.)Resıılullah Efendimiz buyurdu ki, (Tüccarın, pazarcıların çoğu fâcirdir). Sebebini sorduklarında, (Alış-verişleri helâl olmaz. Çünkü çok yemin ederek günaha girerler ve yalan söylerler) buyurdu. Bir hadîs-i şerifte, (Yalan yere yemin ederek, birinin malını alan kimse, kıyamet günü, Allahü tea-lâyı gazaplı görecektir.) Bir hadîs-i şerîfte (îman sahibi, her kabahati yapabilir. Fakat, hiyanet yapamaz ve yalan söyleyemez) ve bir hadîs-i şerîfte de, (Yalan, üç yerde caiz olur: Birincisi, Harpte (ve her zaman din düşmanlarının /ararından korunmak veya müslümanları kofumak için). İkincisi, iki müslümanı barıştırmak için, birinden diğerine iyi laf getirmek. Üçüncüsü, zevcelerini idare etmek için) buyuruldu. Zalimden, bir müslümanın bulunduğu yeri, malını, günahını saklamak caizdir. İki müslümanın, kadın ile erkeğin arası açılmasını önlemek için, malını korumak için, müslümanın sırrı, aybı meydana çıkmamak için ve bunlar gibi haramları önlemek için, yalan söylenebilir. Ölmemek için leş yemeye benzer.
Sevgili Peygamberimiz (Yalan yere yemin, büyük günahtır) buyurdu. Bir hadîs-i şerîfte de, (Yalan yemin ederek bir müslümanın hakkını alan kimsenin gideceği yer. Cehennemdir) buyurdu. Doğru olarak çok yemin etmek, Allahü teâlânın ismine ve yemine kıymet vermemek olur. Bunlara kıymet vermiyerek yemin etmek çok çirkindir. Şarkılarda, temsillerde, eğlencelerde yemin etmek böyledir.Vezir mecburen ziyafete gitti. Ziyafette bol soğanlı, sarımsaklı çorbalar, mantılar yendi içildi...
Yemekten sonra Vezir, Saraya koştu. Öğleden sonra çok işleri vardı. Bir ara “Sultanın Çavuşu’’ geldi. Sultanın kendisini hemen beklediğini haber verdi.
Sultanı, ayakta gören Vezir;
Buyrun efendim, beni emretmişsiniz, dedi.
Yaklaş... Yanıma yaklaş. Sana bir şey vereceğim.
Vezir yaklaştı. Fakat ağzı “soğan sarımsak’’ kokmasın diye, eliyle kapattı. Sultan ona eğildikçe. Vezir başını çeviriyordu. Sultan çok üzüldü. “Demek söylenen doğruymuş’’ diye düşündü. Masasının üzerinde duran kapalı bir zarfı aldı, ona verdi.
Bunu kendi elinle “Baş Vezir’’e teslim eyle!..
Sultan böyle “emirnameler’’ ile sevdiklerini Elçi tayin ederdi. Vezir, “hayırlı işte, acele edeyim’’ diyerek, derhal yola koyuldu.
Yolda gene arkadaşına rastlamaz mı? Arkadaşı merak etti. O da her şeyi anlattı.
Sultan herhalde çok sevdiği birisine, iyilik ediyor ki: Böyle acele etti. Elden “Emirname gönderiyor...’’ dedi.
Arkadaşı gene çok rica etti.
Sabahleyin ben de. Ondan böyle bir şey istemiştim. Belki benim için yazılmış bir “Emir’’dir. Ne olur, bana ver de, kendi elimle götüreyim diye yalvardı.
Vezir kabul etti. Nasıl olsa “tyi arkadaşım olduğunu. Sultan biliyor, kızmaz’’ diye düşündü.
Herakliyüs Önce İnanmıştı...Eshâb-ı kirânıdan Dıhye ismindeki zât, Resûlullah Efendimizin tslâma davet eden mektubunu Medine’den Şama, Herakliyüs’a getirdi. Herakliyüs, bir gün evvel, Mekke’den Şam’a gelmiş olan Kureyş kâfirlerinin ticâret kervanının reisi, Ebû Süfyân’ı sarayına çağırıp, sordu:
Medine’de birisinin peygamberlik iddia ettiğini işittim. Kendisi, tanınmış kimselerden midir? Yoksa, aşağı tabakadan mıdır? Ondan evvel, başkası da böyle iddiada bulundu mu? Dedeleri arasında, melik ve emir olanlar var mıdır? Kendisine tabi olanlar zengin midir, fakir ve aciz kimseler midir? Çalışmaları ilerliyor mu, geriliyor mu? Dînine girip de sonra ayrılanlar oluyor mu? Sözünde durmadığı, yalan söylediği görüldü mü? Harplerinde galip midir, mağlûp mudur?
Ebû Süfyân bunların cevaplarını bildirince;
Bu sözlerinin hepsi, onun peygamber olduğunu gösteriyor, dedi.
Ebû Süfyân “Bir gece içinde, Mekke’den, Kudüs’deki Mescid-i Aksâ’ya götürüldüğünü söyledi’’ dedi. Herakliyüs’-ün yanında olup, bunu işitenlerden biri lafa karışıp:
Ben o gece Mescid-i Aksa’da idim, dedi.
O gece gördüklerini anlattı. Ertesi gün, Herakliyüs, mektubu okuttu. Mektuba inandığını, Muhammed aleyhis-selâma îmân ettiğini Dıhye’ye bildirdi. Fakat;
îmân ettiğimi millete bildirmekten korkuyorum. Bu mektubu falanca rahibe götür. O çok şey bilir. Onun da îmân edeceğini sanıyorum., dedi.
Rahip mektubu okuyunca, hemen îmân etti. Oradakile-re de îmân etmelerini söyledi. Kendisini öldürdüler. Dıhye, Herakliyüs’a gelip, olanları bildirdi.
Resûlullah’a mektup gönderip îmân ettiğini bildirdi. Başşehri olan Humus’a gitti. Orada kendisine, bir adamından gelen mektupta, Muhammed aleyhisselâmın peygamberliği ve muvaffakiyetleri bildirildi. İleri gelenleri toplayıp, mektubu okutarak, kendisinin îmân ettiğini açıkladı. Hepsi karşı çıktı. îmân etmiyeceklerini ve red ettiklerini anlayınca, onlardan özür diledi:Maksadım, dînimize olan bağlılığınızın kuvvetini anlamaktı, dedi.
Bu sözü işitince, hepsi kendisine secde ettiler, razı olduklarını bildirdiler. Saltanatını kaçırmamak için küfrü, îmâna tercih etti. Müslümanlarla harp etmek için, Mûte denilen yere ordu gönderdi. Burada çok müslüman şehid edildi. Resûlullah Efendimize Herakliyüs’ün mektubu gelince buyurdu ki:
(Yalan söylüyor, Nasrani dîninden ayrılmadı).
NSANLARI ÇEKİŞTİRMEK (Gıybet)
Gıybet, din kardeşinin işitince üzüleceği bir kusurunu arkasından söylemektir. Ya’nî belli bir mü’minin aybını, onu kötülemek için arkasından söylemek, gıybet olur. Meselâ, bedeninde, nesebinde, ahlâkında, işinde, sözünde, dîninde, dünyasında, hatta elbisesinde, evinde bulunan bir kusur arkasından söylendiği zaman, bunu işitince üzülürse, gıybet olur. Kapalı söylemek, işaret ile, hareket ije bildirmek, yazı ile bildirmek de hep söylemek gibi gıybettir. Bir müslümanm günahı ve kusuru söylendikte, elhamdülillah biz böyle değiliz demeleri, gıybetin en kötüsü olur. Birisinden bahsedilirken, Elhamdülillah, Allah bizi hayırsız yapmadı gibi, onu kötülemek, çok çirkin gıybet olur. Falanca kimse çok iyidir. İbâdette şu kusuru olmasa, daha iyi olurdu, demek gıybet olur.Bozuk inançları yayarak ve aşikâre günah işlemeğe devam ederek, müslümanların doğru yoldan ayrılmalarına se-
Gıybet kanser gibidir. Girdiği vücut iflah etmez. Bugün müslümanlarm çoğu gıybet kanserine yakalanmışlardır. Bu gıybet afetinin hanımlar arasında da salgın haline geldiği herkesçe malûmdur.Allahü teâlâ Kur’ân-ı kerîmin Hucürat sûresi 12. âyet-i kerîmesinde, sû-i zandan kaçınmayı emir etmekte, birini çekiştirmeyi yasaklamakta, gıybeti ölü kardeşinin etini yemeye benzetmektedir.Bazı hadîs-i şerîflerde buyuruldu ki:
Gıybetten uzak olunuz, çünkü gıybet zinadan fenadır. Zinanın tövbesi kabul edilir ama, gıybet edilen hakkını helâl etmedikçe gıybet edenin tövbesi kabul edilmez).
Miraç gecesi Cehennemi bana gösterdiler, etleri parça parça edilip, ağızlarına konduğu bir takım insanlar gördüm. Kendilerine bu kokmuş etleri yiyin diyorlardı. Bunların kimler olduğunu sual ettim. Cehennem meleklerinin reisi Mâlik, bunlar gıybet edenlerdir; gıybet edenler şeytanın dostlarıdır, dedi.)
Cehennemden en son çıkarılan kimse, gıybetten tövbe edendir. “Ya’nî tövbe ederken helâllaşmayandu”. Cehenneme girenlerin ilki ise, tövbe etmeden ölen kimsedir).
Bir gıybet edeni, Allahü teâlâ on şeyle cezalandırır:Rahmetinden uzak eder. 2- Meleklerden uzak eder. 3- Taatini, iyiliklerini yok eder. 4- Resûlullahm ruhunu ondan çevirir. 5- Allahü teâlâ ona azap eder. 6- Ruhunu teslim ederken, onu başaşağı eder. 7- Kabir azâbmı şiddetli eder. 8-Olüm zamanında amellerini sevâpsız bırakır. 9- Cehenneme yakın eder. 10- Cennetten uzak eder).Bir kimseyi tiksindirecek bir sözü dinlemek, doğru olsa da o kimseyi gıybet olur).replika telefon sizler hazırlamıs oldugu islam bilgilerini sizlere sunduk artık yarın aksam kalıgımız yerden devam edebilirsiz.
replika telefon, replika telefonlar, replika samsug,
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder