Sayfalar

gizli kamera

replika telefon

maca bitksi

birebir ürünler ve replika satış,dan islam bilgisi

 birebir ürünler


birebir ürünler ve replika satış,dan islam bilgisi bugün birebir ürünler ve replika satış sizin icin islam bilgileri yazmaya karar verdi birebir ürünler ve replika satış elinden gelen gayreti gösteriyor sizin icin birebir ürünler ve replika satış diyorki Bunlardan biri, imâm-ı Şâfi’î «rahmetullahi aleyh»dir. Ehl-i sünnet i'tikâdını toplamış ve yazmış olan büyük âlim, Ebül-Hasen-i Eş’arî diyor ki, önce Ebû Bekrin, sonra Ömerin, bütün mü’minlerden üstün olduğu, meydandadır, muhakkakdır. Büyük âlimlerden imâm-ı Zehebî diyor ki; Alî «radıyallahü anh» halîfe iken, büyük bir galabalık içerisinde (Ebû Bekr ve Ömer «radıyallahü anhümâ», bu ümmetin en üstünüdür) buyurduğunu işitenlerden seksenden ziyâde kimse, bize söyledi. Bunlardan çoğunun ismini bildiriyor ve şi’îler, ya’nî buna inanmıyan-1ar, çok çirkin, çok kötü kimselerdir. Allahü teâlâ, onları kıyâmetde, fenâ hâlde karşılayacakdır, diyor. Dîn-i islâmda, Kur’ân-ı kerîmden sonra en kıymetli ve en inanılır kitâb olan (Buhârî-yi şerîO kitâbının sâhibi, imâm-ı Buhârî diyor ki: Alî «radıyallahü anh» buyurdu ki, (Peygamberimizden «sallallahü aleyhi ve sellem» sonra, bu ümmetin en iyisi, en yükseği Ebû Bekr, sonra Ömerdir «radıyallahü anhümâ». Sonra bir başkasıdır). Bu sırada oğlu, Muhammed ibni Hanefıyye, o da sensin! deyince: (Ben de, her müslimân gibi, bu ümmetden biriyim) buyurmuşdur. İmâm-ı Zehebî ve başka âlimler dedi ki: İmâm-ı Alî «radıyallahü anh» buyurdu ki, (Dikkat ediniz, iyi dinleyiniz! Ba’zı kimselerin beni, Ebû Bekr ile Ömerden «radıyallahü anhümâ» üstün tutduklarını işitdim. Bunlardan biri elime geçerse, iftirâ edenlerin cezasını ona yaparım. Çünki o, iftirâcıdır). Dârül Kutnî diyor ki: îmâm-ı Alî «radıyallahü ahn» buyurdu ki, (Beni Ebû Bekrden ve Ömerden «radıyallahü anhümâ» üstün tutan bir kimse, elime geçerse, iftirâ edenlere yapdığım gibi ona dayak cezâsı veririm). Bunlar gibi, dahâ nice haberler, Sahâbe-i kirâmın «radıyallahü anhüm» çoğundan, o kadar gelmişdir ki, kimsenin inkâr etmesine yol ve imkân kalmamışdır. Hattâ, şi îlerin büyük âlimlerinden olan, Abdürrazzak diyor ki, Alî, Ebû Bekri ve Ömeri «radıyallahü anhüm», kendinden üstün tutduğu için, ben de onları üstün tutuyorum. Çünki, onları üstün tutmaz isem, imâm-ı Alîyi «radıyallahü anh» çok sevdiğim hâlde, ona uymamış olurum. Bu da, benim için büyük bir günâh olur.
Murtezâ adındaki bir yehûdî, (Hüsniye) ismindeki kitâbında, uydurma hikâyeler yazıyor ve üç halîfeye kâfir diyor. (Eshâb-ı kirâm) ve (Hak Yolun Vesikaları) kitâblannda, onlara güzel cevâb verilmiş-dir. Hazret-i Alînin yolunda olan hakikî alevîlerden böyle çirkin, alçak sözler hiç işitilmemişdir]. Ebû Bekr ile Ömer «radıyallahü anhümâ» için yazdıklarımızı büyük âlim, İbni Hacer-i Heytemî hazretlerinin (Savâ'ık-ul-muhrika) kitâbından aklık. Bu kitâb, 1404 |m. 1984] .senesinde, Istanbulda da basdınlmışdır.Ebû Bekrden ve Ömerden sonra], müslimânların yükseği, bsmândır. Ondan sonra. Alîdir «radıyallahü anhüm». Dört mezheb imâmlarımız da, böyle buyurdu. îmâm-ı Mâlik, ^smânın «radıyallahü anh» üstünlüğünden şübhe etdi, deniliyorsa da, (Şifa) kitâbının sâhibi Kâdî lyâd, (Sonradan Osmânın «radıyallahü anh» üstün olduğunu söyledi) diyor. îmâm-ı Kurtubî de, (Doğrusu ınşaal-lah budur) diyor. İmâm-ı a’zam Ebû Hanîfenin (Ehl-i sünnetin alameti, Şeyhaynın üstünlüğüne inanmak ve iki dâmâdı seymekdır) sözünden, iki dâmâddan birini, diğerinden üstün görmediği anlaşılıyor diyenler varsa da, bu takîrin anladığına göre, imâmın böyle söylemesinin, başka sebebi vardır. Ya’nî, iki dâmâdın «radıyallahü anhümâ» hilâfetleri zemanında, müslimânlar arasında karışıklık çıkmış, fitneler başlamış olduğundan, kalblerde soğukluk ve kırıklık olduğunu gören İmâm, iki damâdı sevmek kelimesini uygun bulmuş ve bunların sevgisine, Ehl-i sünnetin alâmetidir demişdir.^ Irnam-ı a’zam Ebû Hanîfe için Osmânın «radıyallahü anh» dahâ yüksek olduğunda, şübheliydi, denilebilir mi? Çünki, Hanefi mezhebindeki âlimlerin kitâbları hep (Üstünlük, hilâfetleri sırası iledir), yaz>s“Ie doludur. Hulâsa, Şeyhaynın üstün olduğu kat’îdir. Osmânın, Aliden «radıyallahü anhüm» dahâ üstün olması, bu kadar kat’ı değildir. Fekat, Osmânın, hatta Şeyhaynın üstünlüğünü inkâr edenlere kafir demekden kaçınmalıdır. Bunları bid’at sâhibi ve doğru yoldan ayrılmış müslimân bilmelidir. Çünki, âlimlerimizin bir kısmı bunlara kalır dememişdir. Bunların hâli, alçak Yezidin hâline benziyor kı, alimlerimiz, ne olur ne olmaz diye ona la’nete izn vermemişdir.Hulefâ-i râşidîni sevmemek yolu ile. Peygamber «sallallahü aleyhi ve sellem» i incitmek, imâm-ı Haseni ve Hüseyni «radıyallahü anhümâ» sevmemek yolu ile incitmek gibidir. Peygamberimiz «sallallahü aleyhi ve sellem» buyurdu ki, (Eshâbımı incitmekde, Allahü teâiâ-dan korkunuz! Benden sonra, onları kötü bilmeyiniz. Onları seven, beni sevdiği için sever. Onlara düşmanlık eden, bana düşmanlık etmiş olur. Onları inciten, beni incitir. Beni inciten de, Allahü teâlâya eziyyet etmiş olur ki, buna azâb eder). Âllahü teâlâ, Kur’ân-ı kerîminde buyuruyor ki: (Allahü teâlâya ve Onun Peygamberine «sallallahü aleyhi ve sellem» eziyyet edenlere dünyâda ve âhıretde la’net olsun!). Büyük İslâm âlimi, Sa’deddîn-i Teftâzânî (Akâid-i Nesefıyye) şerhinde (Bu üstünlük sırasında insâf etmelidir) diyorsa da, onun bu sözü, insâfsızdır ve şübhe etmesi yersizdir. Çünki, büyüklerimiz diyor ki, burada üstünlük demek, sevâbları dahâ çok demekdir. İyilikleri, doğrulukları ile, herkese fâideli olmasının çokluğu demek değildir. Aklı olan, bunlara kıymet vermez. Sahâbe-i kiram ve Tabi ın-i izam, bize imâm-ı Alînin Bir hadîs-i şerîfde, (Ebû Bekr-i Sıddîkın «radıyallahü anh» îmânı, bu ümmetin hepsinin îmânlarının toplamından daha ağırdır) buyuruldu. Bu da, îmânın nuru, parlaklığı bakımındandır. Fazlalık, asida, özde değil, sıfatlardadır. Nitekim, Peygamberler de, herkes gibi insandır. İnsanlık bakımından, arada fark yokdur. Fark, kâmil, üstün sıfatlardan ileri gelmekdedir. Üstün sıfatları olmıyan, sanki olanlardan ayrıdır. Bununla berâber, insan olmakda hepsi birdir. Aralarında azlık, çokluk yokdur. İnsanlık, azalır, çoğalır denilemez. Ba’zıları îmânı anlatırken, (Dil ile tasdîk, dil ile söylemekdir) demişlerdir ki, bu vakt, inanmak da, zan etmek de, îmân oluyor ve îmân, azalıp çoğalabiliyor. Fekat, îmânın doğrusu, kalbin tasdîk, iz’ân etmesi, ya’nî inanmasıdır. Zan ve şübheye, îmân denmez.
İmâm-ı a’zam Ebû Hanîfe »rahmetullahi aleyh», (Ben hak olarak, ya’nî elbette mü’minim demelidir), diyor. İmâm-ı Şâfı’î «rahmetullahi aleyh» ise, (İnşâallah mü’minim demelidir) diyor. Bu ikisi arasındaki fark, yalnız sözdedir. Çünki, şimdiki îmân söylenirken, elbette mü’minim, demelidir. Son nefesindeki îmân söylenirken, inşâallah, o zeman da mü’minim, demelidir. Fekat, inşâallah diyerek şarta bağlamakdansa, her zeman, elbette demek, dahâ ihtiyâtlı ve dahâ uygundur.Evliyânın kerâmetine inanmak lâzımdır. Allahü teâlâ, bu dünyâda, her işi, âdet-i ilâhiyyesi, kanûn-i İlâhîsi ile yaratmakdadır [ya’nî fen derslerinde öğrenilen kanun, nizâm ve düzgünlük ile yaratmakda-dır, yapmakdadır]. Evliyâsının [ ya’nî çok sevdiği kullarının] elinden, âdet-i ilâhiyyesi dışında, ba’zı şeyler yaratır, yapar ki, buna (Kerâmet) denir. Kerâmete inanmıyan, dünyânın her tarafında, her zeman, sıksık görülmüş ve ağızdan ağıza yayılmış olan, vak’alara inanmamış olur. Allahü teâlânın. Peygamberlerin «aleyhimüssalevâtü vetteslî-mât» elinde ve onların sözleri ile, âdet-i ilâhiyyesini bozarak, kimsenin yapamıyacağı şeyler yaratmasına, (Mu’cize) denir ki, mu’cize gösteren bir kimse, peygamber olduğunu i’lân eder. Kerâmet gösteren kimse ise, peygamber olmadığını ve bir Peygamberin «aleyhisse-lâm» yolunda bulunduğunu söyler. [Mu’cize, Peygamberlere mahsûsdur «aleyhimüsselâm». Bu kelimeyi, onlardan başkası için söylemek, câiz değildir.Hulefâ-i râşidînin, [ya’nî Peygamberimizden «sallallahü aleyhi ve sellem» sonra gelen dört halifesinin] «rıdvânullahi aleyhim ecma’ în» birbirinden üstünlükleri, hilâfetleri sırası iledir. Ebû Bekr ile Omerin «radıyallahü anhümâ», mü’minlerin hepsinden üstün olduğunu, Sahâbîlerin hepsi ve Tâbi’înin hepsi söylemişdir.Bununla berâber, yine onlar, üç halîfenin dahâ yüksek olduğunu bildirmişdir. Görülüyor ki, ü.stün olmağa sebeb, faziletlerin, menkıbelerin çok olması değildir. Üstünlük başka sebebden ileri gelmekdedir. Bu sebebi anlıyanlar, ancak, vahyi, meleğin gelmesini görmekle şereflenen, seçilmiş bahtiyârlardır. Bunlar, üstünlük sebeblerini açıkça veyâ işâretle görüp anlamışdır. Onlar da. Peygamberimizin Eshâb-ı kirâ-mıdır «aleyhi ve aleyhimüssalevâtü vetteslîmât». O hâlde, (Akâid-i Nesefi) şârihinin (Üstünlükden maksad, sevâbların çokluğu ise, bu üstünlük sırasında şübhenin yeridir) demesi yersizdir. Çünki, bu üstünlük sırası, islâmiyyetin sâhibi tarafından açıkça bildirilmeseydi, o zeman şübhenin yeri olurdu. Bildirildikden sonra, niçin şübhe ediyor? Eshâb-ı kirâm, bu üstünlüğü açıkça veyâ işâretle anlamasa-lardı, hiç bildirirler miydi? Dördünü de berâber bilen ve aralarında üstünlük aramak lüzumsuzdur diyenlerin, bu sözü lüzûmsuzdur. Din büyüklerinin söz birliğine, lüzûmsuz lâf demekden dahâ lüzûm-suz, dahâ boş lâf olur mu? Yoksa, üstün kelimesi mi, onların böyle boşu boşuna söylemesine yol açıyor. Muhyiddîn-i Arabînin (Hilâfetlerin sırası, ömrlerinin sırasına göre idi) demesi de, müsâvî olmalarını göstermez. Çünki, halifelik başkadır, üstünlük başkadır. Bu sözü, üstünlük bakımından söyledi dersek, yine güvenilecek, şâhid tutulacak bir söz olmayıp, onun hatâlı sözlerinden biri olmuş olur. Onun, Ehl-i sünnet âlimlerinin sözlerine uymıyan, birkaç keşfi, buluşları, doğru değildir. Böyle sözlere, ancak, rûhları hasta, kalbleri bozuk olan veyâ herşeyi körü körüne taklîd eden uyar.Eshâb-ı kirâm «aleyhimürrıdvân» arasındaki muhârebelerin, ayrılıkların, iyi sebeblerden ileri geldiğine, dünyâ ni’metleri için, nefsin arzûları için olmadığına inanmak lâzımdır. Sa’deddîn-i Teftâzânî, hazret-i Alîyi «radıyallahü anh» aşırı sevenlerden olduğu hâlde, diyor ki: (Onların ayrılıkları ve muhârebeleri hilâfet için değildi. Ictihâdda yanılmadan ileri gelmişdi). [Fâtih sultân Muhammed hân devri âlimlerinden Ahmed-i Hayâlî hazretleri, Ömer Nesefînin (Akâid-i Nesefi) kitâbına, Sa’deddîn-i Teftâzânînin yapdığı büyük şerhe, ayrıca çok kıymetli bir hâşiye yazmışdır]. Hayâlî, bu hâşiyesinde diyor kı: (Hazret-i Mu’âviye «radıyallahü anh» ve onunla berâber olanlar, hazret-i Alîye «radıyallahü anh» uymadı. Bununla berâber onun, o zemanda bulunanların en üstünü olduğunu ve halîfelik onun hakkı olduğunu biliyor ve söyliyorlardı. Hazret-i Osmânı «radıyallahü anh» şehîd edenleri yakalıyarak cezâlarını vermediği için, ısyân etmişlerdi).Başa mesh ederken, başın her tarafını kaplıyarak sığamalıdır. Kulakları ve enseyi iyi mesh etmelidir. Ayak parmaklarını hilâllerken, fya’nî parmak aralarını temizlerken] sol elin küçük parmağını, ayak parmaklarının alt tarafından, aralarına sokulması bildirilmişdir. Buna ehemmiyyet vermeli, müste-hab diyip geçmemelidir. Müstehablan hatif görmemelidir. Bunlar, Allahü teâlânm sevdiği şeylerdir ve beğendikleridir. Eğer, bütün dünyâyı vermekle, beğendiği bir işin yapılabileceği bilinmiş olsa ve dünyâyı verip o iş yapılabilse, çok kâr edilmiş olur ve birkaç saksı parçası verip kıymetli bir elması ele geçirmek gibi olur. Yâhııt, birkaç çakıl parçasını verip, ölmüş bir sevgilinin rûhunu geriye getirerek, hayât kazandırmak gibidir.Abdest, emrlere tâm uygun olarak alındıktan sonra,sıra nemâza gelir ki, nemâz, mü’minlerin mi’râcıdır. Ya’nî, mi’râc gecesinde Peygamberimize «sallallahü aleyhi ve sellem» ihsân olunan ni’metler, bu dünyâda, onun ümmetine yalnız nemâzda tatdırılmakdadır. Erkekler, farz nemâzları cemâ’atle kılmağa çok dikkat etmeli, hattâ birinci tekbîri imâm ite bcrâber almağı kaçırmamalıdır. (Kadınların gerek, cemâ’atle nemâz kılmak için, gerekse hâfız dinlemek veyâ mevlid dinlemek için, câmi’lerde erkekler arasına karışmaları ve hclesevâb kazanmak için Cıım'a nemâzlarına gelmeleri günâhdır.birebir ürünler ve replika satış sizin icin sundu yarın devam edecegiz.


birebir ürünler

replika satış

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder