Sayfalar

gizli kamera

replika telefon

maca bitksi

birebir ürünler,den islam bilgisi7

 birebir ürünler


birebir ürünler,den islam bilgisi7 bugün sizin icin elinden gelen gayreti gösterdi birebir ürünler sizin icin cok emek veriyor birebir ürünler herzaman oldugu gibi yine sizler icin yazıyor birebir ürünler diyorki Nemâzları müstehab zemantarmda kılmalıdır. [Ya’nî yalnız iken, her nemâzı evvel vaktinde kılmalı, ikindiyi ve yatsıyı İmâın-ı a’zamın kavline göre kılmalıdır. Nemâz ne kadar geç kılınırsa sevâbı o kadar azalır. Müstehab olan vaktler, cemâ’atle kılmak için, mescide gitmek içindir. Nemâzı kılmadan vakti çıkarsa, adam öldürmüş gibi, büyük günâh otur. Kazâ etmekte, bu günâh afv olmaz. Yalnız bore ödenir. Bu günâhı afv etdirmek için, tevbe-i nasûh yapmak veyâ hacc-i mebrûr yapmak lâzımdır. (Ibn-i Abidîn).Nemâzda Kur’ân-ı kerîmi sünnet olan mikdârda okumalıdır. Rükûde ve secdelerde hareketsiz durmak, herhâlde lâzımdır. Çünki, farz veyâ vâcibdir. Rükûden kalkınca, öyle dik durmalıdır ki, kemikler yerlerine yerleşsin. Bundan sonra, bir mikdâr, bu şeklde durmak farzdır veyâ vâcib veyâ sünnet demişlerdir. İki secde arasında oturmak da böyledir. Bunlara herhâlde çok dikkat etmelidir. Rükû’de ve secdelerde tesbîh en az üç kerredir. Çoğu yedi veyâ onbirdir. İmâm için ise, cemâ’atin hâline göredir. Kuvvetli bir insanın, sıkıntısı olmadığı zemanlarda, yalnız kılarken, teşbihleri, en az mikdârda söylemesi, ne kadar utanacak bir hâldir. Hiç olmazsa, beş kerre söylemelidir. Secdeye yatarken, yere dahâ yakın a’zâyı, yere dahâ evvel koymalıdır. O hâlde, önce dizler , sonra eller, dahâ sonra burun.sûrelerinde: (Ey sevgili Peygamberim! «sallallahü aleyhi ve sellem» Dinlerini, ibâdetlerini, [şarkı ile, mûsikî ile] oyun ve eğlence hâline sokanlardan uzak ol! Onlar Cehenneme gideceklerdir) buyuruyor.Yukarıda bildirilenlerden anlaşılıyor ki, haram olduğu kat’îolan işleri, beğenen kâfir olur. Müslimân değildir, mürted olmuşdur. [Hâlbuki, haramları, tatlı gelse dahî, çirkin bilerek, üzülerek yapanlar kâfir olmaz]. O hâlde, düşünmeli ki, harâmlara kıymet verenlerin ve bunları ibâdet bilenlerin hâli ne oluyor? Cenâb-ı Hakka sonsuz hamd ve şükr olsun ki, bizi yetişdiren büyüklerimiz, bu pisliğe bulaşmadı. Kendilerine uyarak, bu şenî’ şeyleri yapmakdan bizleri kurtardılar. İşitdiğime göre, büyük üstâdımın kıymetli oğulları, tegannîye tutulmuş. Cum’a geceleri toplanıp, İlâhîler, kasîdeler okumağı âdet edinmiş. Orada bulunan tanıdıklarımızın çoğu da, bunlara uyup, geliyormuş. Bunu duyunca çok, hem de pekçok hayret etdim. Başkalarının talebesi, kendi üstâdlarınm yapdığmı behâne ederek, onlar da yapıyor. İslâmiyyetin yasak etdiğini, pirlerinin yapması ile örtbas ediyorlar. Hakları olmamakla berâber, kendilerine pirlerini siper ediyorlar. Hâlbuki, bizim arkadaşlarımız, bu kabâhatlerine acabâ neyi behâne edebilecekler? Hem islâmiyyet harâm etmiş, hem de büyüklerimiz kaçınmışdır. Bu işi, islâmiyyet de, tesavvuf da beğenmiyor. İslâmiyyet men’ etmeseydi bile, yalnız, büyüklerimizin yolunda bulunmıyan şeyleri yapmak, nekadar çok şenî’ olurdu? Ayrıca, islâmiyyet de harâm etdiğinden, şenâ’atin büyüklüğünü düşünmelidir. Hepinize selâm ederim.îmâm-ı Rabbânî «kuddise sirruh» hazretleri, üçüncü cildin yet-mişikinci mektûbunda, hâce Hüsâmeddîn Ahmedc buyuruyor ki:Kur’ân-ı kerîmi, kasideleri ve mevlidi güzel sesle okumak câiz-dir. Harâm olan, nağme yapmak, ya’nî sesi mûsikî perdelerine uydur-makdır ki, harfler değişmekde, ma’nâ bozulmakdadır. Bunları, nağme yapmadan ve Allah rızâsı için okumak şartı ile, güzel sesle okumak câizdir. Fekat, dinlerini kayırmıyanlar, bu şartlan gözetmi-yeceklerindcn, buna da müsâ’ade etmemek, bu fakire dahâ uygun geliyor). Kadın, erkek, bir arada olmamak da lâzımdır].Allahü teâlâya hamd olsun! Onun sevgili Peygamberine ve Âline salât ve selâm olsun! Size ve bütün müslimânlara düâlar olsun! Lutf ederek, bu fakire gönderdiğiniz mektûbu okumakla şereflendik. Allahü teâlâ, buna karşılık olarak size iyilikler versin! Allahü teâlâ-nm, ihsân eylediği ni’metlerden hangisini yazayım? Onlara karşı şükrü nasıl bildireyim? Allahü teâlânın tevfîkı ile yağdınlan ilmlerin ve ma’rifetlerin çoğu yazılıyor. Anlıyan, anlamıyan herkes okuyor. Fekat, ayrıca verilen ince ve gizli şeylerden hiçbiri açığa vurulamıyor. Hattâ harfle, işâretle de, birşey söylenemiyor. Bu fakirin ma’ rifetlerini toplamış olan kıymetli oğlum, sülük ve cezbe makâmlarına yükselmiş iken, ona da, bu ince bilgilerden söz edilemiyor. Bunların örtülmesine titizlikle çalışılıyor. Evet, oğlum, bu gizli bilgilere kavuş-muşdur ve yanılmakdan şaşırmakdan korunmakda olduğunu biliyorum. Fekat, çok ince olduklarından dil tutuluyor. Gizlilikleri, ağzın açılmasını önlüyor. Hâlim (Göğsüm daralıyor, dilim tutuluyor) âyet-i kerîmesine uygundur. Bu sırlar, beyâna gelmiyen cinsden değil, belki beyâna sığmıyan sırlardır. Fârisî beyt tercemesi;

Hâfızın feryâdı boşuna değil, şaşacak şey çokdur onda, iyi bil!
Saklamak için uğraşdığımız bu ni’metlerin hepsi. Peygamberlerin «aleyhimüssalevâtü vetteslîmât» peygamberlik kaynaklarından gelmekdedir. Meleklerin yüksekleri de, bu ni’mete ortakdırlar. Peygamberlerin «aleyhimüssalevâtü vetteslîmât» izinde gidenlerden dilediklerini de bu ni’metle şereflendirirler. Ebû Hüreyre «radıyallahü anh» hazretleri buyurdu ki, (Resûlullah «sallallahü aleyhi ve sellem» efendimizden iki ilm öğrendim. Bu iki ilmden birini size açıkladım. İkinci ilmi eğer bildirir isem, beni öldürürsünüz). Bu ikinci ilm, gizli olan ilmdir. Bunu herkes anlıyamaz. Bu, Allahü teâlânın büyük ni’metidir. Bu ni’meti dilediğine verir. Allahü teâlâ, büyük ni’metler vericidir. Çok kıymetli hocamın çocuklarına yazılan mektûbu, lütfen gözden geçiriniz!
Kıymetli efendim! Bu fakîre göre, tarîkatde bid’at meydana çıkarmanın çirkinliği, dinde bid’at yapmanın çirkinliğinden az değildir. Tarîkat
hid, Tâbi înin büyüklerindendir. Bu âyet-i kerîmenin, tegannîyi yasak etdi^ni, bildirdi. (Medârik tefsiri) nde, [ve büyük âlim Senâullah-i Pâm Pûtî hazretlerinin on cild olan (Tefsîr-i Mazharî) sinde] (Lehv-el-hadîs) musikî demekdir diyor. Abdüllah ibni Abbâs ve Abdüllah ibni Mes ûd «radıyallahü anhüm», bu âyet-i kerîmenin, tegannîyi yasak etdi-ğine yemîn etmişdir. İmâm-ı Mücâhid, Türkan sûresi, yetmişikinci [72] âyet-i kerîmesinde, (Günâhları afv ve mağfiret edilecek olanlardan biri, tegannı, şarkı okunan yerlerde bulunmıyanlardır) buyuruluyor mezhebimizin imâmı olan, Ebû Mensûr-i Mâ-Türîdînin (Zemammızdaki, tegannî ile okuyan hâfızların, nağmelerini işiterek, Kur’ân-ı kerîmi ne güzel okudun diyen kimse, kâfir olur. Karısı boş olur. O zemana kadar, yapdığı ibâdetlerinin sevâbı gider) dediğini, kitâblar yazınakdadır. Ebû Nasr-ı Debbûsî buyuruyor ki, kâdî Zahîreddîn-i Hârezmî buyurdu ki, (Bir şarkıcıdan veyâ başka bir yerden tegannî dinliycn veyâ ba.şka, herhangi bir harâm işi gören kimse, harâm olduğuna inanarak veyâ inanmıyarak, bunlara, ne güzel dese, o anda imânı gider. Çünki, Allahü teâlânın emrine ehem-miyyet vermemiş olur. îslâmiyyete kıymet vermiyen kimsenin, kâfir olacağını, bütün müetehidler, sözbirliği ile bildirmişdir. Böyle kimselerin ibâdetleri, kabûl olunmaz. Önce kazanmış olduğu sevâblar yok edilir. Böyle felâketden, Allahü teâlâya sığınırız!).
Mûsikînin harâm olduğunu bildiren, âyet-i kerîme ve hadîs-i şerifler ve fıkh âlimlerinin yazıları, o kadar çokdur ki, saymak güc-dür. Tegannînin câiz olduğunu gösteren, mensûh bir hadîs veyâ bir fetvâ görülürse, ehemmiyyet vermemelidir. Çünki, hiçbir âlim, hiçbir zemanda, tegannînin mubâh olduğuna fetvâ vermemiş, raks [dans] etmeğe izn verilmemişdir. îmâm-ı Zıyâeddîn, (Mültekıt) adındaki kitâbında böyle bildirmekdedir.
Tesavyufculann birşeyi yapıp yapmaması, halâl veyâ harâm olmasını göstermez. Onlara bakılmaz. Yapdıklanna da, birşey demeyiz. Ma’zûr görürüz. Onların hâlini, Allahü teâlâ bilir ve bildiği gibi karşılar. Birşeyin halâl veyâ harâm olduğunu anlamak için, imâm-ı a’zam Ebû Hanîfenin, imâm-ı Yûsüf Ensârînin ve imâm-ı Muham-med Şeybânînin sözlerine bakılır. Ebû Bekr-i Şiblî ve Ebül-Hüseyn-i Nurî ve Cüneyd-i Bağdadı «rahmetullahi aleyhim» gibi, tesavvuf büyüklerinin yapıp yapmadıklarına bakılmaz. [Fekat, bunların islâ-miyyetden verdikleri haberler, çok doğrudur. Bildirdiklerinin hepsine inanmak ve uymak lâzımdır]. îslâmiyyetden ve tarîkatden haberi olmıyan, ham sofular, pîrimiz böyle yapdı diye, behâne ederek, hayhuy etmeği, tegannî ve dans etmeği, din ve ibâdet hâline sokmuşlar. Bunlarla sevâb kazanıyoruz sanmışlar. Bunun için tarîkatde bir değişiklik olmamasına çok dikkat etmelidir. Tarîkatden olmıyanlarla görüşmemelidir. Her nerede ve her kim olursa olsun, tarîkati değişdiren birşey görülürse, zorla ve elbette önlemelidir. Tarîkatin doğrusunu kuvvetlendirmen ve yaymalıdır. Bu mektûb, Hân-i Hânâna yazılmışdır. Peygamberlere vâris olan âlimlerin kimler olduğu ve gizli bilgilerin neler olduğu bildirilmekdedır:
Allahü teâlâya hamd olsun! Onun seçdiği kullarına selâm olsun! Buradaki fakirlerin hâli hamd etmeğe lâyıkdır. Sizin de selâmetde, âfiyetde ve doğru yolda olmanıza düâ ederim. Konumuz, ilmde vâris olmak olduğundan, vaktin izn verdiği kadar, birkaç kelime daha yazıyorum. Hadîs-i şerîfde, (Âlimler, Peygamberlerin vârisleridir) buyuruldu. Peygamberlerin «aleyhimüssalevâtü vetteslîmât» bırak-dığı ilm iki dürlüdür:
Bir âlimin vâris olması için, bu ilmlerin ikisinden de pay alması lâzımdır. Yalnız birisinden pay alan kimse vâris olamaz. Çünki vâris, bırakılan malın herbirinden pay alır. Bir kısmından alıp, başka parçalardan almaması olamaz. Belli bir kısmdan payı olana vâris denilmez. Buna alacaklı denir. Alacaklı olan, yalnız hakkı olan maldan alır. Peygamberimiz «aleyhi ve alâ âlihissalâtü vesselâm» başka bir hadîsde, (Ümmetimin âlimleri, İsrâil oğullarının Peygamberleri gibidir) buyurdu. Burada bildirilen âlimler de, vâris olan âlimlerdir. Alacaklı gibi olanlar değildir. Alacaklı olanlar, kalan malın yalnız bir kısmından alırlar. Çünki, vâris çok yakın olduğu için ve şâhıdı olduğu için malı bırakan kimse gibidir. Alacaklı olan ise, böyle değildir. İşte vâris olmıyan, âlim olamaz. Buna belki belli birşeyin âlimidir denilebilir. Meselâ, fıkh âlimidir denir. (Âlim), vâris olana denir ki, her iki ilmden de nasîbi vardır. İlm-i esrâr deyince, çok kimse, tevhîd-i vücûdî, [herşeyde, bir olan varlığı görmek, bir olanda herşeyi görmek gibi] bilgileri sanır. (İhâta, sereyân, kurb, ma’ıyyet gibi, hâl sahibi sâliklerin anladıkları şeyleri bilmekdir) der. Hâşâ! Böyle değildir. Bu bilgiler, esrâr bilgileri değildir. Bunlar, Peygamberlik makâmına yakışacak bilgiler değildir. Çünki bu bilgiler, tarikat serhoşluğu, hâllerin kapladığı zeman hâsıl olur. Bunlar, ayık, şü’ûrlu olanların bilgileri değildirler. birebir ürünler sundu yarın devam edecegiz.


birebir ürünler

replika satış

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder