replika satış,dan islam bilgileri bugün replika satış sizin icin elinden gelen gayreti gösteriyor
replika satış daha öncedende oldugu gibi sizlere bir cok kez islam yazıları yazdı replika satış cok emek vererek sizlere faydalı olmaya calısıyor replika satış diyorki Hattâ, bu bilgilere inanmıyacak gibi olur. Bu fakire göre, sâliki, bu bilgiler gösterilmeden ulaşdıran yol, bu bilgilerin gösterildiği yoldan dahâ çabdk ilerletir. Bu yolun sâliklerinin çoğu, istenilene kavuşurlar. O yolda olanların çoğu ise, yarı yolda kalırlar. Deryâyı ararken, bir damla ile avunup kalır. Aslı ile birleşmiş sanarak, gölgeye tutulurlar. Böylece asla kavuşamazlar. Böyle olduğunu tecribe ile anlamış bulunuyorum. Herşeyin doğrusunu Allahü teâla bildirir. Bu fakır, herne-kadar ikinci yoldan ilerledim ve tevhîd ma’rifetleri ve ilmleri çok gösterildi ise de. Allahü teâlânın lutfları çok olduğu için ve sevilenlerin götürülmesi ile ilerlediğim için, bu yolun vâdilerinden ve çöllerinden lutf ve ihsân ile geçirildim. Büyük lutf ile gölgelerden atlatılarak asla kavuşduruldum. Sıra, talebe yetişdirmeğe gelince, öteki yolun dahâ çabuk kavuşdurduğu anlaşıldı. Bizlere, doğru yolu gösteren Allahü tcâlâya hamd olsun! Allahü teâlâ bize doğru yolu gösterme-seydi, kendiliğimizden bulamazdık. Rabbimizin Peygamberleri doğru sözlü olarak gelmişdir.TENBÎH; Yukarıda yazılanlardan anlaşıldığı üzere, birden fazla varlık olduğu hâlde, ya’nî Allahü teâlâdan başka varlık bulunduğu hâlde, (Fenâ) ve (Bekâ) elde edilmekdedir ve (Vilâyet-i sugrâ) ve (VUâyet-i kübrâ) hâsıl olmakdadır. Çünki, (Fenâ) demek, mâ-sivâyı unutmak dcmekdir. Mâ-sivâ yok olmayacakdır. Bu sözümüz meydanda olan birşeyi bildirmekde ise de, büyüklerden çoğu bunu anlıya-mamışdır. Artık câhillerin nasıl olacağını düşünmeli. Tevhide şühûdînin tevhîd-i vücûdî olduğunu sanıyorlar. Vahdet-i vücûd bilgileri, bu yolda elbette lâzımdır diyorlar. İki vücûde inananlara sapık ve başkalannı da şaşırtıcı diyorlar. Hattâ bunlardan çoğu, Allahü teâ-lâyı tanımak, tevhîd-i vücûd bilgileri ile olur sanıyorlar. Mahlûkların aynasında bir varlığı görmek, bu yolun sonuna varmak demekdh diyorlar. Hattâ bunlara göre Peygamberimiz «aleyhi ve alâ cemî’i ihvânihi mincssalevâti efdalühâ ve minetteslîmâti ekmelühâ»,pey-gamberlik derecelerini temâmladıktan sonra, çoklukda ya’nî mahlûklarda vahdeti ya’nî bir olan varlığı, ya’nî Allahü teâlâyı görmek derecesine kavuşdu. (İnnâ a’taynâ) sûresi, bu makâma erişdiğini gös-termekdedir dediler. Bu âyet-i kerîmede (Elbette saıu çoklukda vahdeti görmek makâmını verdik) buyuruluyor dediler. Öyle sanıyorum ki, Kevser kelimesinde, (v) harfinin, kesret ya nî çokluk bildiren üç harfin arasında bulunmasından, böyle anlamışlardır. Hâşâ ve kellâ! Peygamberlik makâmında böyle bilgiler yokdur. Çünki, Peygamberler «aleyhimüssalevâtü vettehıyyât» hiçbirşeye benzemiyen bir yarlığa inanmağı emr buyurmuşlardır. O bir varlıkla ilişiği olamaz. Bunların hepsi, anlaşılabilen ve ölçülebilen şeylerdir. Allahü teâlâ, bu tesavvufculara insâf versin! Peygamberleri «aleyhimüssalevâtü vetteslîmât» kendi derecelerindeki terâzî ile ölçmeğe kalkışıyorlar. O büyüklerin derecelerini kendi d^erecelerı gibi sanıyorlar. Ağızlarından çok büyük söz çıkarıyorlar. Farisî beyt tercemesi:
Bu fakire başlangıcda böyle bilgiler hâsıl olmuşdu. Sonra pişmanlık, tevbe ve istigfâr nasîb oldu. O görünenleri, hıristiyânların putları gibi, Allahü teâlâdan uzak buldum. Hâce Nakşibend «kud-dise sirruh» hazretleri buyuruyor ki, (Her görülen ve her işitilen ve her anlaşılan. Ondan başkadır, kelime-i tevhid söylerken, LÂ ile bir-likde, bunların hepsini yok etmelidir!). Bunun için, kesretde vahdeti görmek de, nefy edilecekdir. Nefy edilmesi lâzım gelen şey, O mukaddes varlıkda bulunamaz. Hâce hazretlerinin o sözü, beni bu şühûd-den kurtardı. Şühûdün, görmenin zevklerine bağlı kalmağa son verdi. İlmden cehle çıkardı. Ma’rifetden hayrete ulaşdırdı. Allahü teâlâ, o büyük velîye bizim tarafımızdan çok iyilikler versin! Bu sözümle, o büyük rehberin mürîdi olduğumu, onun kölesi oln<akla şereflendiğimi bildiriyorum. Doğrusu, Evliyâdan çok azı, onun gibi söylemişdir. Müşâhedeleri onun gibi yok eden pek azolmuşdur. Şâh-ı Nakşibend hazretleri,(Behâeddînin başlangıcı, Bâyezîd-i Bistâmînin sonu değil ise, Allahü teâlânın ma’rifeti ona harâm olsun!) buyurmuş-dur. Bu sözle ne demek istediği şimdi anlaşılmakdadır. Çünki, Bâye-zîd, çok yüksek derecelere yükseldi ise de, şühûdden ve müşâhededen kurtulamadı. (Sübhânî) çerçevesinin darlığından dışarı çıkmadı. Behâeddîn-i Buhârî hazretleri ise, bir (LÂ) kelimesi ile, bütün müşâhe-delerini, gördüklerinin^, bulduklarının hepsini yok etdi. Hepsini Allahü teâlâdan başka bildi. Bâyezîdin tenzîh sanmış olduğunu, teşbih bildi. Onun (Bi-çûn) dediğine (Çûn) dedi. Onun kemâl gördüğünü, noksanlık gördü. Bunun için, onun teşbîhden ileri gidemiyen sonu, bu büyük hocamızın başlangıcı oldu. Çünki, teşbîhden başlayıp, tenzihe vardı. Belki Bâyezîd-i Bistâmî hazretlerine son günlerinde bu kusuru bildirmiş olacaklardır ki, (Zikrlerim hep gafletle imiş ve hizmetlerim, ibâdetlerim, câhillikle imiş) buyurmuşdur. Huzûr, şühûd dediklerinin, gaflet olduğunu bildirmişdir. Onun huzûr ve şühûd dedikleri, Allahü teâlânın huzuru değildi. Gölgelerden bir görüntünün huzuru idi. Sonsuz zuhurlardan biri idi. Bunlara bağlanarak, Allahü teâlâdan gâfil kalmışdı.Burada tevhîd-i vücûdî hiç lâzım değildir. Fena hasıl olması için, sâliki.n bir mukaddes zâtdan başka hiçbirşey prmemesı ve düşünmemesi lâzımdır. Böylece, tarîkatdeki şirkden kurtulmuş olur, insan gündüz güneşi görüp yıldızları görmeyince hergun binlerce yıldız var olduğu hâlde, iki varlık görmekden kurtulmuş olur. Yıldızlar var olsa da, yok olsa da, istenilen şey, yalnız güneşi görmekdır. Işın doğrusu da şudur ki, sâlik aradığı hakîkî varlığa o kadar çok bağlanmalıdır ki, herşey var olduğu hâlde o hiçbirine bakmamalı, belki hiçbirşeyi görmemeli, onun kalb gözüne hiçbirşey gelmemelidir. Fenânın en olgun hâli de budur. Eğer hiçbirşey var olmazsa, sâlik kimden fenâ bulacakdır? Kimden fâni olacak Tevhîd-i vücûdîyi ilk olarak açıklıyan şeyh Muhyıddm-ı Arabîdir. Ondan önce gelen büyüklerin sözleri de, her-nekadar, tevhidi ve birleşik olmayı gösteriyorsa da, bu sözlerden evhıd-ı şühudı de anlaşilabilir. Çünki, Allahü teâlâdan başka hiçbirşey görmeyince, kimisi (Cübbemin altında Allahü teâlâdan başka bırşey yokdur) demiş, kimisi (Sübhânî) diyerek, hiçbirşeye benzemi-yen varlık olduğunu bildirmiş, kimisi de (Evde Ondan başkası yok-dur) diye bağırmışdır. Bunların hepsi, bir varlık görme dalında açan vahdet-i vücûdü göstermemekdedir. Vahdet-i vucudü ilk olarak açıklıyan, kısmlara ayıran, bir gramer kitâbı gibi parça parça anlatan, şeyh Muhyiddîn-i Arabîdir. Bu bilginin birçok derin ve ince yerlerini yalnız ben buldum demiş, hattâ (Peygamberlerin sorıuncusu, ince bilgilerin bir kısmını Velîlerin sonuncusundan almakdadır) demişdir. Vilâyet-i Muhammedînin sonuncusu olarak da, kendim bılmekdedir. Onun kitâblarmı şerh edenler, bu sözünü şöyle açıklıyor: Pâdişâh, kendi hazînesinin bekçisinden birşey alırsa kendisi için bir küçüklük olmaz.Sözün kısası şudur ki, Fenâ ve Bekâya kavuşmak ve (Vilâyet-i sugra) ve (Vilâyet-i kübrâ) nın derecelerine yükselmek için, tevhîd-i vucudı hiç lâzım değildir. Tevhîd-i şühûdî lâzımdır. Ya’nî, var olanı ır bilmek değil, bir görmek. Ondan başkasını görmemek lâzımdır.Allahü teâlâdan başka herşey ya m (Ma-sivâ) unutulur. Bir sâlik, başdan sona kadar ilerler de.
Ziller, görüntüler, zuhûrlar, bu yolun başlangıcında olur ve ilerletmeğe yararlar. Behâeddın-ı Buharı hazretleri (Bu yolun sonunu, başlangıcına yerleşdırdık) buyurdu. Bu sozu, tam yerindedir. Çünki ta başlangıcda yalnız bir varlığı aramakdadır. Ism-Le, sıfatlara bakmayıp, ancak zâtı özlemekdedır. Bu yüksek ^a^ıkate giren uyanık bir tâlibde bu ni’met, bu kemale kavuşmuş olan rehberinden saçılarak, yayılarak hâsıl olur. Tâlib bu kazancını bilse de, bilmese de, hiç değişmez.bâtındaki bu arzû, zâhirine de işlerse, mahlukların aynasında goru nen aşağı müşâhedelerden kurtulur ve teşbih bilgilerinden sıyrı ır Eğer o teveccüh kuvvetlenmeyip, yalnız bâtınında kalırsa, ço o ki, kesretde vahdeti görmek lezzetine takılır. Tevhîd ve ıttıhad zevklerine dalar. Fekat bu yolda, tevhîd müşâhcdesı, yalnız zahirde kalır. Bâtına bulaşmaz. Zâhirleri, kesretde vahdeti gormekdcdır. Çok olur k , zahirlerindeki müşâhede kuvvet bularak, batındaki teveccüh be ı olmaz. Yalnız zâhirin şühûdü bilinir. Bu satırları yazan fakır , başlangıcda böyle idi. Zâhirdeki kuvvetli olduğundan batındaki yalnız bir varlığa teveccüh belli olmamışdı. Kendimi temamen vahdet) şühûdüne müteveccih buluyordum. Bir müddet sonra, Allahü teâlâ bâtındaki teveccühü de bildirdi. Bâtına da yardım eyledi. Şimdiki derecelere kavuşdurdu. Bunun için, AUahü teâlâya soı^uz hamd olsun. Bu yolun büyüklerinden birkaçında görülen tevhîd ma nfetlerı ve aşağı müşâhedeler de böyledir. Bu büyüklerin hem zahirleri, hem de bâtfnları, bu müşâhedelere bağlanmamışdır. Bu ma mışdır. Başka tarîkatlerde olanlar böyle olmayıp, zahirleri ^ ları da, bu müşâhedelere tutulmuşdur. Bu şuhudu, tenzih eşbıh» bırleşdiriyor sanmışlar, kemâl bilmişlerdir. Fekat, hun arın batınla da, tenzihe inanmakda ise de, başka şeye tululm^uşlar, başka şey bilmişlerdir. Tenzihe inanmıyanlar ve aşağı müşahedelerden başk bir varlığa îmân etmiyenler, mülhiddir,sapıkdır,sözümuzun dışında-dırlar.Mahlûkların aynasında Hak teâlâyı müşâhede etmeğı,tesavvui^ cular kemâl sayıyor ve teşbih ile tenzihin birleşmesi Rıyorlar Bu fakire göre, bu müşâhede, Allahü teâlâyı müşahede efmek değildir replika satış sizin icin sundu.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder