replika iphone 6 plus,dan islam bilgileri ve sizin icin replika iphone 6 plus elinden gelen gayreti gösteriyor ve sizin icin replika iphone 6 plus islam bilgilerini sizlere sunmaya devam ederken elimizden gelen gayreti gösteriyoruz replika iphone 6 plus diyorki Çok sayıda ruhsal sapma, marjinalleşme, duy gusal mutlakçılık ile özünde larkb tepkiyi barındı ran her türlü ideolojiye gösterilen bağımlılık, mu dem toplumun irrasyonel olana ne kadar avık ve el verişil olduğunun somut belgesidir. Bireyler ve mar jinaller, rasyonel ve fonksiyonel koşullandırmaya, insanların şartlı refleks, şartlı tepki ve vasıtalı şart lanma türünden psikolojik tekniklerle denetlennıe sine karşı çıkıyor, özgürlük isliyorlar Bireysel o/ gürlüğün her zamankinden çok, özellikle bu çıığcbı bu kadar hakim bir eğilim olarak onplana çıkması nın anlamı bu olsa gerek.Çunku alternatifsiz bırakılan modern birey, or gütlü toplum ve ondan çeşitli rollere girmesini talep eden kurumlan karşısında, ya kendisinden istenen leri yenne getirip İMiyun eğer<‘k veya protesto ede çektir. Protesto, hâlâ direniyor olmanın son ifade bı çimidir. Çoğulcu görünümüne rağmen modern lop lum, sosyO'kultürel furklılığu usla elverişli değildir Ancak Anton C. Zıjdverd ın dediği gibi bu protesto lar amaçsızdır. Amaçsız olmulanna karşılık yine <te birer eğilime atılla bulunurlar Sözgelimi Uyuşturucu kullananlar, rutinleşen sıkıcı ve
tekdüze bir hayattan kaçarlar. Temel eğilimleri, uğradıkları düşkınklığî sonucu kendi içlerine kapanmaları, gerçeklikten uzaklaşmalandır. Bu kaçış farklı bir dünya arayışıdır da. Zaman zaman vecd hali içinde sahici olmayan bir iç tatminin manipü-lasyon hali.Mehdi ve Mesihlerin peşlerine düşenler ise, daima kurtarıcı arayanlardır. Ruhlarının derinliklerinde bir karizma özlemi var. Rasyonelliği inkâr ettikleri oranda duygulannı serbest bırakırlar, işte bu ruh hali, kişiliği her türlü dış müdahale ve kontrole açık tutar; mehdiler, mesihler ve İsa'nın yalana elçileri bu boşluktan içeri sızıp kişileri kontrol etme imkânını buluyorlar.
Cinsel sapma eğiliminde olanlann birinci derecedeki uğraşılan sürekli tatminsizliğin onlan farklı bir tatmine yöneltmesidir. İçinde yaşanılan sosyal çevTede kişiler, her kanaldan ve her durumda sürekli ve aşın uyanidıklanndan bir süre sonra artık cinsellik gerçek anlamını kaybeder. Sözgelimi yolda, işyerinde, alışverişte, medyada ve hery’erde sürekli olarak cinselliğini sunan kadınlarla içiçe yaşayan bir erkek, sonunda başta kansı olmak üzere hiç bir kadından cinsel mesaj alamaz olur. O zaman bir çıkar yol olarak basın ve TV kanallan yoluyla pomo-ya başvurulur, böylelikle cinselliğini yitirmiş insan-laıa uyarıcılar verilir. Oysa bu cinselliğin son kınn-tıl ^nnı da alıp götürmekten başka bir sonuç vermez. Çünkü modem dünyada cinsellik yaşanmıyor, fakat tüketiliyor. Bu durumda cinsellik, eşcinsellik türü düzlemlere kayar; eşcinsellik seviciliğe yol açar ve işte böylelikle cinsel sapmalar gene! bir eğilim halini alır. Aile kurumunu içerden çökerten bu genel
hastalıklı eğilimin moden toplum içinde çözümü yoktur. Kimi zaman yerleşik ve çoğunlukla iki yüzlü toplumsal ahlâka, devlet tarafından dayatılan değerlere karşı bir protestoya yönelen bir amacı da olabilir. Bazan standartlaşmaya karşı bir farklılaşma eğilimi şeklinde de görülebilir. Bu cinsel kimlik değişimi ve cinsel protesto hareketleri insanın tür olarak derin bir dönüşüme uğrayabileceğinin habercisidir.Son olarak Hippi ve hirpani marjinallerin protesto biçimine geliyoruz. Bunlar da hertürlü yapı, kurum, sınır, düzen ve limite karşı gündelik giyim-kuşamları ve aykırı davranışlarıyla bir muhalefet sürdürüyorlar.
Elbette bütün bunlardan ayn ve daha sistematik protesto hareketleri var. Sözgelimi yeşiller, çevreciler, feministler vb. Geçen bölümlerde bu hareketlerin içeriklerine değindiğimizden burda tekrar etmiyoruz.Bu anlattıklarımız örgütlü ve kurumsal yapısına rağmen modern toplumun, gerçekte ne büyük protesto ruhuyla dolu olduğunu yeterince gösteriyor. Sanıldığının aksine modern birey, içinde yaşadığı dünyadan hiç de hoşnut değildir. Ancak içine kapatıldığı bu hapishaneden kurtulmak için sahici bir çıkış yolu da bulamıyor. Bir kurtuluş olarak içine çekildiğinde, ya manipülasyon peşinde olanların tuzağına düşüyor veya gerçeklikle ilişkilerini kestiği için nevroz ve psikoz türünden akıl hastalıklanna yakalanıyor. Uyuşturucu, alkolizm, şiddet, saldırganlık ve intiharların en çok modem toplumlarda büyük artış göstermelerinin gerçek nedeni budur.
imkânını hazırlayan elverişli bir ortamdır. Bu, birey kendi içine çekilirken dışarıdan onu kendi fıtratının ilk ve hakiki çağına çağıran bir mesajla karşılaşma şartına bağlı bir imkândır. Hıristiyanlık bu alandaki şansını kaybetmiş bir dindir. Çünkü o, bir yandan modernizmin temel varsayımlarını sorgulamıyor, öte yandan bir kurum olarak diğer kurumlar arasında modern toplumun ara kurgusunda yer alıyor. Sonuçta kendi tarihini tekrar etme durumunda olan Hıristiyanlık, ateizmin bunaltıcı dünyasından kaçan modern insana tarihsel tabiatı ve tahrif edilmiş kutsal kaynakları dolayısıyla sahici bir çözüm önere-mez. Hıristiyanlığın gösterdiği yükselişin gelip dayanacağı nokta, Katolik koluyla kendi kurumsal yapısını güçlendirmek, {teokrasi)) Protestan koluyla modernizmin daha da gelişmesine yardımcı olmak {laiklik) ve Ortodoks koluyla kendine yeni Sezar bulup onun koruyucu kanatları altına girmektedir (bizantinizm). Kökeni ilahi olmakla birlikte salt bir ırkın blok dini olan Yahudiliğin zaten evrensel ve kurtarıcı bir mesajı olmaz. Doğu dinleri ise birer ölü kültür ve gelenek olarak Batı elinde bir süre rehabilitasyon görevi görebilir ve en çok İslamiyet’e sahici olmayan alternatifler olarak bir süre zihinleri uğ-raştırabilirler.
İşte insanoğlunun geçtiği tarihin bu kırılma anında, son İlahi Vahy olarak İslamiyet tek alternatif durumundadır. Çünkü bu Din’in kutsal kaynakları tahrif edilmemiştir; kendi tarihini aşabilecek potansiyel imkân ve araçlara sahiptir ve en önemlisi, halen henüz moderniteye tam olarak teslimiyeti kabul etmeyip direniş göstermektedir.Ancak müslüman dünyanın önünde ciddi bir so-
kın ilke ve bilgiyi reddeden bir paradigma olduğundan, özünde herhangi ilahi kökenli bir erdem barındırmak şöyle dursun, tam aksine son kırıntısına kadar ona karşı mücadele eder. Metafiziğin tümüyle bilimlerden ve hatta felsefeden arındırılmasını amaçlayan pozitivizm ve onun türevlerinin böyle bir amacı vardır.
Modernizm projesini temelden reddetme durumunda olan müslümanlann bu projenin asıl iklimi olan Batı'dan öğrenecekleri tek bir şey olabilir; o da insan ırkının bir kolunun yaşadığı bunca acılı ve maliyeti hayli yüksek bir tecrübeden gerekli dersleri çıkarmak olabilir.
Dün, "Batının askeri ve teknolojik bilgi birikimini, fen ve sanatlarını alalım, ama kültür, ahlâk ve medeniyetini almayalım" diyenler nasıl yanıldı-larsa, bugün Batının bilimsel birikimini kullanıp kalkınma ve sanayileşme yoluyla güçlü bir İslam toplumu kurma düşü görenler de aynı şekilde yanılmaktadırlar. Modernizm sevdasına kapılanlar hep Japon kalkınma modelini örnek gösterirler. Japonya'nın böylesine "dahice bir formüFle kalkınıp süper ekonomik bir güç olduğu doğrudur; ama kendi ulusal gelenek ve kültürünü koruduğu tümüyle yalandır. Kaldı ki Japonlar, Batının icat ettiği araçları özüyle taklid etmekten öte yaratıcı hiçbir katkıda bulunmadıkları gibi, bu ulaştıkları zenginlik seviyesinde herşeyleri ile modernler gibi dejenere bir toplum olup çıktılar. Şunu da unutmamak lazım, bugün insanoğlunun ve gezegenin içinden geçmekte olduğu derin krizin ortaya çıkmasında Japonlar'ın da büyük paylan görmezlikten gelinemez. Batı moder-nizmi bir felaket projesidir ve bu projenin temel pa-içinde şu an içinde bulunduğumuz feci .inmtndan kui'tulmamız, açlık, yoksulluk, eğitimsizlik ve bağımlılık gibi sorunlarımıza çözüm bulma: mümkün değildir.Ve hatta sanayileşmiş zengin ülkelerin, yani kıskıca modernlerin dünyanın genel sorunlarıyla ilgiK ımsıyatif ve söz sahibi olmalanna bile artık izin ve-nlomez. Çünkü açıktır ki, modernlerin yönetimindeki bu gezegen hızla bir uçuruma doğru yuvarlanmaktadır. Kendi gelecekleri adına Batı modernizmi-ne karşı bütün dünya halklarında etkili bir bilinç, evrensel bir ahlâk ve töre oluşmadıkça, bu ölümcül gidişin önüne geçilemez. Nasıl bir şehrin idaresi sefih (beyinsiz) bir valiye terkedilemezse, gezegen de dünya nüfusunun sekizde birine terkedilemez. Tabii bundan asıl amaç, bizim onlardan daha zengin ve muktedir olmamız değil, insan ırkı ve gezegenimizin geleceğinin selametidir. Adaleti tesis etmek, eşitsizliğe ve haksızlığa son vermek ve gezegenin kaynak-lannı yağmalamaktan kurtarmak ön şarttır.Bu bağlamda Müslümanlar, eğer İslam adına statükocu reddediyorlarsa, kitlelere sahici hedefler göstermek zorundadırlar. Yoksa ikiyüz senedir batıcıların temeldeki hedeflerini paylaşıp bunları İslami terim ve söylemlerle sa\aınacaklarsa, böyle bir toplumsal proje saydığımız nedenlerden dolayı hem mümkün ve hem de arzulanabilir olmadığından acılı insanları aldatacak, bu kez onları İslam adına daha büvük bir düş kırıklığına uğratacaktır. Benim kor-temelde modernizm projesine bağlı olup da muhalefetinde radikal İslamcı gömnen kimi grupla-rîiı, günün birinde dünya sisteminin vize vermesiyle —veya en azından gözyummasıyla— iktidara gelme-8İ ve insanları düşkırıklığına uğratmasıdır. Bu açıdan bakıldığında temelde kalkınma, sanayileşme, ekonomik büyüme, refah toplumu, GSMH'yı arttırma vb. temel modernist kavram ve hedeflere kökten karşı çıkmayan İslami akımlara iltifat edilmemesi; İslam'ın gelecekte gezegen ölçeğinde yepyeni ve sahici bir uyanışa önderlik etmesinin garantisidir. Bu, açlık, yoksulluk ve bilgisizlik içinde yaşamak demek değildir. Schumacher'ın dediği gibi bu gezegen, hepimizin insanca yaşamasına yeter. Ne açlık ve yoksulluk, ne servet ve refah. Bütün büyük bilge ve peygamberlerin işaret ettiği insan yüzlü, mutedil, orta yol (iktisadi) bir hayat...
İslam, temelde Tevhid ve Adalet'e vurgudur. Bunlar da güç, iktidar ve servetin temerküz ettiği refah toplumlarında değil. Peygamber sünnetini model seçen özgür ve bağımsız bir felah toplumunda hayat bulurlar. Şu halde bir başka kitabımızda da değindiğimiz gibi sahici hedef Refah Toplumu ndi değil, Felah Toplumu m. ulaşmaya çalışmaktır. (Bkz. Ali Bulaç, İnsanın Özgürlük Arayışı, 3. Blm.)
Eğer Batının dörtyüzyıl yaşadığı ve bizim yaklaşık ikiyüzyıl yaşadığımız bunca acı tecrübelere rağmen hâlâ bugün modern dünyayı mümkün kılan temel parametrelere bağlı kalınarak, farklı, alternatif ve tabii "İslami" bir toplum kurulabileceği düşünülüyorsa, burada çok ciddi bir zihinsel ka3mıa var demektir. Asıl yapılması gereken bu iki dünya tasavvuru arasındaki giderilemez farklılığın bilincinde olmaktır.
Din'in bizi çağırdığı evren (alem) tasavvurunda bütün varlığın merkezinde Allah vardır. Hakikat'in Birliği olan tek bir Allah'a inanmak, aynı zamanda
ma olarak yeme, içme, çiftleşme, uyuma, kısaca üretme ve tüketmedir. Artık bu bağlamda insan, insan olmaktan çıkmış, insan-altı bir varlığa dönüşmüştür. (Esfel-i Safllin/Belhum Adali).Nasıl bütün varlık aleminde aynı kaynaktan hayat gücünü alan herbir varlık diğer varlıklarla pozitif ilişkiler içindeyse, insan toplumunda da her insan diğer insanlarla dayanışma, infak, yardım, cömertlik, vb. pozitif ilişkiler içinde olmalıdır. Modern felsefe, bütün dünyayı liberal bir pazara veya arenaya çevirerek her başarı ve kazancın ancak ölümcül rekabet ve yarışla elde edilebileceğini varsayar ki, bunun sonucu yoksul ve zayıfların hayat haklarından mahrum bırakılması; sömürü, yağma, aldatma, baskı ve hilelerle bir avuç insanın karunlaştırılma-sıdır. Uluslararası hukuk ve ilişkileri haklının değil kuvvetli olanın tayin etmesi bundandır. Bilgi, Servet ve Güç modern toplumun tapındığı üç fetiş (teslis) olduğundan, bu üç faktörün temerküz ettiği sınıflar ve ülkeler, sonunda kaçınılmaz olarak sömürü, baskı, tahrip ve imhaya yönelirler. Modern dünyanın acılı tablosunda milyonlarca insan açlıktan ölüyor, milyarlarcası yoksulluk sınırında yaşıyor; baskı rejimleri zenginler tarafından destek görüyor, maddi ve beşeri kaynaklar, çevre ve gezegen yağmalanıp tahrip ediliyor.
Böyle bir proje bütün insanların ve toplumlann sahici hedefi olamaz. Eğer üniversal bir kabul görmüşse bu, insanoğlunun kendi tarihinde hir kırılma anını yaşadığını gösteriyor.Modernizm, kantitatif felsefesiyle limitçidir, ama "Mizan (İlahi Denge ve Ölçü)"a yabancıdır. Oysa Mizan ruhunun terkedilmesiyle kaos ve
Kur âu'm it^arol ot tığı Mr/au (Kaluuau' 7-8) ov-rennol vo kozuuk dongo hdmçtır Modonuto gözümüzü l)uraya çoviriyoı\ Oyaa hız hu Yor'iu gariplori (Gurhotto yaf^ayaulan) olarak Dünya (ol-Hayatud-l)unya)ya yahaıu dasıp hızı anugi'sol dih vo anlamlı şdVoloriylo (Ayotlor) İlahı Ihlgı. Ilıkmot. GüzoUik vo Hakikat e^ çağıran 'rahiat’a yakınlanmalı, hutun Varlık Alomi'nin ahongim' katılmalıyız lUınun onnartı modornitmıin Dünya (»ora^ü'ıulon Islâm’ın Evren (Aleın)'l\ısavvuru'\\n gi'çohdmoktir.Du galaksi do-ğiştirmok gd)i hii' neydir. Iıısanm hovlo hir zihinsol Hiçramaya voya koklu hir donunumo ihtiyacı var.
Tarihin hu kırılma anında hopımizin yanadığı, hir tufan halidir. Çovrimiiı hu son zaman dilimindo Nuh'un (tvrnisi'uv hinmokton ha^ka çaro yoktur. Vo in.naallah hundan sonraki kitahunızda güstoroco-ğimiz gibi, çovrimin hu son zaman dilimindo Nuh un Gemisi son llalıi Vahy in tohliğı olan Kur’an-ı Ko-rim'in tanımladığı İslam’dır.İslam, çevirimin vson Öğretisidir.Herkesin öncelikle soruyu kondino sorması gerekir: " lUz O ndan yanı Allah'tan ayn varvhthi' Ur miyiz?" KlİHü-to hayır. Öyleyse Allah'a aitU (O'ndan ı^vldik) ac O na domre^iz" (Bakara:Eğer insanın y(îrynzün(l(‘ki tfinlıi, çnvnrnm ta mamlanması ile son bnlaraks/ı kı All/ılı tıellı hır vakte (Ecel-i Müsenmm) kmlar bizim hnni/ı ym^aya cağımızı ve varlığa b(ir snm/tiınur bi(^*tiğini sby lüyor— bu durımuJfi İkindi Vaktibiin Son llabincİHi olan Peygamberimiz, İlalıi Mcîsajı zamanın uygun v elverişli olmayan şartlarında bğrcîtti nihai kurtu luşun yolunu gösterdi. Çevrimin bu sanıasında za manın uygun olmayan şartlarını l)u öğr(itiyl(î aş maktan başka imkan yoktur. Hundan dolayı İslam sahici bir kurtuluş, yani el-llayatü’d-I)ünya olan modernizm değil, Hakiki Felah olan ed-Din'dir...
replika iphone 6 plus,dan islam bilgilerini sundu yarın kaldıgımız yerden devam edecegiz.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder