replika iphone 6,dan islam bilgisi ve bugün islam bilgileri icin sizin icin replika iphone 6 islam yazılarını sunuyor ve elimizden gelen gayreti gösteriyoruz replika iphone 6 gece gündüz calısıyor ve sizin icin bugün yazıları hazırlıyor replika iphone 6 diyorki Âlimleri, Velîleri ta’zim etmek, bunlara saygı göstermek, çeşidli şekilde olur. Bunlardan biri, kendilerine tahtadan tabut yapmak ve mezarları üzerine kubbe yapmakdır. Sanklannıninkâr ediyorlar. Zan ile, şübhe ile, vehm ve hayâl ile konuşuyorlar. Hakkı bâtıldan fark edemiyorlar. Müslimân olan kimse, bin seneden beri gelen (Ümmet-i Muhammediyye) nin dalâletdc olduklarını söyliyemez. Bunlara sû-ı zan edemez. Resûlullah «sallallahü aleyhi ve sellem» münâfıklarm hepsini, ya’nî kâfir oldukları hâlde müslimân görünenleri bildiği hâlde, hiçbirini açığa vurmazdı. Soranlara, (Biz söze, işe, görünüşe bakarız. Kalblcri ancak Allahü leâlâ bilir) buyururdu. (Keşf-ün-nûr) kitâbından terceme lemâm oldu.
Bir müslımânm bir sözünde veyâ bir işinde yüz ma’nâ olsa, ya’nî yüz şey anlaşılsa, bunlardan biri, o kimsenin imânlı olduğunu gösterse, doksan dokuzu ise, kâfir olduğunu gösterse, bu kimsenin müslimân olduğunu söylememiz lâzımdır. Ya’nî, küfrü gösteren doksan dokuz ma’nâya bakılmaz. îmânı gösteren bir ma’nâya bakılır. Bunun için vehhâbîlere aldanarak, müslimânlara kâfir dememeli, müşrik dememelidir. Müsli-mânlara sû-i zan etmemelidir. Bu sözümüzü yanlış anlamamalı! Bunu yanlış anlamamak için, iki noktaya dikkat etmek lâzımdır. Birincisi, söz veya iş sâhibinin müslimân olduğu bildirildi. Yoksa, bir kâfirin, değil bir sözü veya değil bir işi, birçok sözleri ve işleri îmânı gösterse de, bu kâfire müslimân oldu denilemez. Bir fransız, Kur’ân-ı kerimi överse, bir İngiliz, Allah birdir derse, bir alman felsefecisi, en iyi din, islâmiyyetdir derse, bunlann müslimân olduğu söylenemez. Bir kâfirin müslimân olması için, (Allah vardır. Birdir. Muhammed aleyhisselâm Allahın Peygamberidir. O’nu, dünyânın her tarafında, kıyâmete kadar gelecek olan bütün insanlara Peygamber olarak göndermişdir. O’nun her dediğine inandım) demesi ve îmânın altı şartı ile otuzüç farzı hemen öğrenip, hepsine inanması lâzımdır. Dikkat edilecek ikinci noktaya gelince, bir sözün veya bir işin yüz ma’nâsı olsa denildi. Yoksa, yüz sözden veya yüz işden biri imânı gösterse, doksan dokuzu küfrü bildirse, bu kimseye müslimân denileceği bildirilmedi. Çünki, bir kimsenin yalnız bir sözü veyâ bir işi, açık olarak küfrü gösterse, ya’nî îmânı gösterecek hiçbir ma’ nâsı olmasa, o kimsenin kâfir olduğu anlaşılır. Başka sözlerinin ve işlerinin îmânı göstermeleri, îmânlı olduğunu bildirmeleri, o kimseyi küfrden kurtarmaz, müslimân olduğuna hükm olunmaz!
Keşf-ün-nûr) kitâbı, el yazması olarak, tstanbulda, Süley-mâniyye kütübhânesindc vardır. îlk olarak 1397 [m. 1977]büyük olması, elbiselerinin geniş ve temiz olması da bunları ta’zîm etmek içindir. (Câmrul-Fetivâ) da Âlimlerin. Velîlerin, Seyyidlerin mezârlan üzerine binâ, türbe yapmanın mekrûh olmadığı yazılıdır. Evliyânın kabrlerine nefret edilmemek, saygı göstermek için sanduka, örtü ve sank koymak, bunlaıi kabr sâhiblerini hakâretden korumak, ta’zim ve saygıya sebeb olmak niyyeti ile yapmak, bize göre câizdir. Selef-i sâlihîn zemanında bunlar yapılmazdı. Fekat, o zeman herkes kabrlere hürmet ederdi. Fıkh kitâblannda veda’ baççından sonra, geri geri giderek, mescid-il- harâmdan çıkmalıdır. Böyle çıkmakla, Kâ’beye ta’zîm edilmiş olur yazılıdır. Selef-i Sâlihîn, geri geri çıkmazdı. Fekat onlar, Kâ’beyi ta’zim etmekde kusûr yapmazlardı. Kâ’beye örtü koymak eskiden yokdu. Buna sonradan fctvâ verildi, meşrû’ oldu. Kabrler üzerini örtmek de, bunun gibi meşrû’ olmakdadır. Hadîs-i şerîfde, (Güzel, ya’nî islâmiy-yete uygun çığır açana ve bu yolda bulunanların hepsine sevâb vardu-) buyuruldu.
Câml’ul-Fetâvâ) da diyor ki: (Kabr üzerine el koymanın sünnet veyâ müstehab olduğunu bildiren bir haber görmedik. Câiz olmadığını da söyleyemeyiz). Bunların harâm olduğunu söyleyenlerin hiçbir delili, vesikası yokdur. Bunlara harâm diyebilmek için, (Edille-i erbe’a) mn birinden, ya’ni Kur’ân-ı kerimden veya Hadis-i şerifden veyâ (Icmâ’ı Ümmet) den yâhud (Kıyâs-ı Fükahâ)dan birinden bir delil göstermek lâzımdır. Müctehid olmıyanlann yapdıklan kıyâslann, delillerin hiç kıymeti yokdur. Ba’zı câhiller, Evliyânm kabrlerine hürmet edilirse, onlardan bereket ve yardım istenirse, bunların dilediklerini yapacaklarım, Allahü teâlâ gibi te’sir edeceklerini zan edenler olur. Böylece, kâfir olurlar, müşrik olurlar. Bunun için mâni’ oluyoruz ve kabrlerini, türbelerini yıkıyoruz. Onlara böylece hakaret edince, herkes bunların birşey yapamadıklarını, kendilerini hakaretden kurtaramadıklarını anlıyarak, kâfir olmakdan, müşrik olmakdan kurtulurlar diyorlar. Sapık-lann [Vchhâbaerin] bu sözleri küfrdür. Fir’avnm sözüne ^n-zemekdedir. Kur’ân-ı kerîm, Fir’avnın (Bırakınız Mûsâyı öMüreyim. O, Rabbine yalvararak, kendini benden kurtarsın. Oann, dfninizi değişdireceğinden ve yer yüzünde fesat çıkaraca-ğıadan korkuyorum) dedi^ni bildiriyor. Bu câhiller, Allahü teâlânın Evliyâyı sevdiğini ve sevdiklerinin düâlannı kabûl edeceğini ve öldükden sonra rûhlannın dileklerini yaratacağını
târihinde, Pakistânın Lahor şehrinde, nefis olarak basılmış, 1398 fm. 1978] senesinde, fstanbulda, bunun foto-kopisi alınarak (Minhat-üi vehbiyye) kitâbı ile birlıkde basdınlmışdır.Vehhâbîlerin doğru yoldan aynimış, sapmış olduklarını, kendileri de söylemekdedir. Allahü teâlâ, bu doğru sözü, onlara da söyletmekdedir. Bakınız, bu Vehhâbî kitâbı, dörtyüz-otuzıkinci sahîfesinde Ehl-i sünneti nasıl övmekdcdir: (Resûlullah «sallallahü aleyhi ve sellem», Muâzı Yemene hâkim olarak göndereceği zeman (ne ile hükm edeceksin) buyurdu Allahın kitâbı ile dedi (Allahın kitabında bulamazsan?) O zeman, Resûlullahın sünneti ile hukm ederim dedi (Orada da bulamazsan) buyurunca. ıctıhâd ederek, anladığıma göre, hükm edeceğim dedi Bunun üzerine, (Resulünün hâkimine, Resûlünün razı olduğunu ihsan eden, Allahü teâlâya hamd ederim) buyurdu Muâz Eshâb-ı kirâmın fıkh, halâl ve harâm bilgilerini ençok bilenlerden ıdı. Bunun için, ictıhâd yapabilecek, yüksek âlim idi Allahü teâlânın kitâbında ve Resûlullahın sünnetinde bulamadığı şeyleri, kendi ictıhâdına göre hükm etmesi câız ıdı Rekat bugün ve bundan önce, Allahü teâlânın kitâbındaki hukm-leri ve Resûlünün sünnetini bilmiyenler, böyle câhil oldukları hâlde, kjndilehnin ictihâd edebileceklerini sanıyorlar. Bunlara yazıklar olsun) diyor.Bütün vesikalannı Ehl-i sünnet âlimlerinin kitâblanndan almış olduğu gibi, bu satırlarını da, o büyük âlimlerin kitâbla-rından almışdır. Çünki, İbni Teymiyyeden önce, O’nun sapık fıkrlcri gibi yazanlar yokdu. Bu çığrı o açdı. Vehhâbîler de, sonra işi azıtdılar. Taşkınlık yapdılar. Ehl-i sünnet kitâbların-dan aldıkları kıymetli yazılara, yanlış bozuk ma’nâlar verdiler. Herkes, arabî öğrenmeli ve ictihâd yapmalıdır dediler. Doğru yoldan ayrıldılar. Milyonlarca insanı da sapdırdılar. Yakandaki yazı, kendi iddi'âlarını çürütmekde, onlar gibi câhillerin ictihâd yapamıyacaklarını, çıkaracakları hükmlerin, ma’-nâlann yanlış, bozuk olacaklarını göstermekdedir.Son günlerde, ictihâda inanmıyanlar çoğalmakdadır. (Mezheb ne imiş Mozhebler. müslimânları bölmüşler. Dîni güç duruma sokmuşlar Allah kolaylık emr ediyor İslâmiyyetde mezheb diye bırşey yokdur. Bunlar sonradan uydurulmuşdur. Ben Eshâbın yolundayım Başka yol tanımıyorum) diyorlar.Böyle sözleri.vehhâbîlcr çıkarmışdır. Şimdi de, müslimân-1ar arasına yayıyorlar. Hem de, çok kurnaz davranıyorlar.
yan canhlarla buUkto büyük bir tob(İü altımia Ki* nult'i-ino ^îidarnk yaklat;mtı4<.ta olan mm, ovıvn-sol ülçokU'nU' b'lakottcn bat^ka bir tjoy dvftü. Sürko* nusu olan yabur bir topbımun voya Inr ulkonın dr-^l, bütün ^o?.ojîomii'ki canb bayatın mma rrınraı.
Kimılorino ^türo. ubıkta bi^bir umut yok. kımilo-n için insan lıAb\ olvoriifU iınkAnbıra aabip vr kurtuluş nıuınkıin. Ancak borkcaın ü/.crindo aüybırb^i ol-tiği pcrçok. yaşanmakta olan krir.ın kendisYeryüzünde bir "Dünya (Vane/ı" kurma vaadiyle ortaya çıkan modernîzm, Inüün bir ge/ejtımî cehenneme çevirdi, Hu temel ^îei'çejb biçkimse ^tırmer-lıkten j»elemez Ama çözüm ve kurtuluş ‘bAlA** mümkün
Hu Keresten ölçe^ndeki Horumı ‘'/)iw ıv .Um/rr^ niım" başlıltı altında ele almak, batı KıtuMelere şaşırtıcı gelebilir İlerleme inancına baj^l olanlara ttö-re, mutlu jttdece^o kalkınma, büyüme, üi*etım artışı, iyi organize edilmiş kurumlar, bürokrasi, bilimsel birikim vb. araçlarla ulaşılacak. Din tüm bu alanlarda işlevini knyUümış. Temelde şekiller bir dünya ta Bnvvtınınn bağlı kalarak nııı e modern dünyada bir yer arayanlar içinse, bütün bu araçlar tek başına ve
terli değil; Din, modern dünyanın manevi boyutudur. İslâm dünyasında ve Protestan çevrelerde yaygın kanıya göre ise, Din ile Modernizm arasında zaten bir çelişki yok.Şaşırtıcı gelebilir, oysa bize göre Din ile Moder-nizm'in ortak bir payda altında toplanması mümkün değil. Biri diğerine karşıt.
Giriş" ve "Modernizme İlişkin Genel Düşünce^ ler" bölümünde modern dünyanın genel bir tasvirini vermeğe çalıştık; modernleşme politikaları, çevre kirliliği ve sürdürülebilir kalkınma modeli üzerinde durduk.Birinci Bölüm'ün konusu sosyoloji ve antropolojinin tasviridir. Cevabını aradığımız sorular şunlar; Bütün toplumlar modernleşmek zorunda mı? Bu, evrensel bir gerçeklik mi, yoksa yakın tarihin politik bir olgusu mu? Modernizm, kendini teknik ve ekonomik bir zorunlulukmuş gibi sunuyor. Bu alanda kullandığı araçlar devlet, ordu, bürokrasi, aydınlar, üniversite, iletişim vb. kurum ve taşıyıcılardır. İkinci Bölüm bu konulara ayrılmış. Bunun yanında bütün marjinal kesim ve alt-kültür gruplan da bu başlık altında fonksiyon görüyorlar.
Üçüncü Bölüm, geleneksel şehir ve modern kent in araştırılmasına ayrılmış. Bunu izleyen Dördüncü Bölüm'ün belli başlı konulan genel kaos ve kargaşa, kurumlar, çoğulculuk ve post-modernizm-dir. Beşinci Bölüm, sahici bir kurtuluş umudu olan Din in yeniden gündeme gelmesinin genel bir tasvirinden ibaret. Burda ilk somut işaretler ve Din e yönelişin anlamı ağırlıklı konulardır. Son Bölüm ise. Din ve Modernizm arasındaki temel çelişkinin genel bir analizini veriyor.
ya değinmek istiyorum. Ben hayatım boyunca bilimi salt teknik ve kurumsal bir etkinliğe indirgeyen, buna karşılık gerçek entellektüel ve ilmi yeteneksizliklerini standartlara uygun süslü vitrinler ile bilim bürokrasisinin kendilerine bir bedel karşılığında bağışladığı titrleri arkasında gizleyen veya kendilerini sisteme satmadıklan halde, temel uğraşılan "boş bir akademik egzersiz" olan bilim adamlannın herhangi bir alanda herhangi bir katkı sağlayacaklanna inanmadım. Buna rağmen sistemin "yasal ve güvenilir" iki yüksek öğrenim kurumunda okudum. İlginç tecelliye bakın ki, bunlardan biri "dini" eğitimin temel alındığı bir kurum (Yüksek İslam Enstitüsü/şimdi İlahiyat Fakültesi), diğeri ise "seküler/modern" eğitimin temel alındığı bir kurum (Edebiyat Fakültesi Sosyoloji Bölümü) idi.
Hemen belirtmeliyim ki. Din ve Modernizm konularında ulaştığım sonuçlarda bu her iki kurumun bana herhangi bir katkıları olmadı. Dolayısıyla ne bu ve diğer kurumlara, ne de kurumsal standartlara veya yerleşik/yaygm dini ya da modernist paradigmaya uygun bilim üreten bilim adamlarına herhangi bir borcum yoktur. Ancak kitabın sonunda "seçilmiş kaynakça"da yer alan çoğu eserin yazarına —bunlardan bir kısmı "bilim adamı" sıfatına sahip olsa da— çok şey borçluyum. Yine kendisine çok şey borçlu olduğum ve bana göre modern zamanlarda bilgece muhalefetin ve sözlü geleneğin iyi bir örneği olan değerli dostum Abdurrabman Arslan'ı anmam lazım. Eğer yıllardır onunla süren tartışma ve müzakerelerimiz olmasaydı ne ben konuyu bu düzlemlerde düşünebilirdim ne de bu kitap vücud bulabilirdi.Son olarak bu mütevazı çalışmamı, toplumsal
çarkın en sıkışık yerinde ve yoksulluk içinde hayatta kalma mücadelesini verirlerken, beni önce Kur an Kursuna, ardından Okul'a gönderip okutan annem Emine ve babam Mehmed e armağan ediyorum. Kadim geleneğin kutsal ruhuna bağlı kalarak yaşayan bu iki insan, benzerleri gibi bu kitabı okuyabilecek durumda olmayan ümmiler, fakat iç anlamını her zaman gönüllerinde taşıyan ve telkin eden arif kimselerdir.
Çaba bizden, başarı Allah'tandır...
Ali Bulaçiçlerinde bilim adamı, sanatçı, düşünür ve politikacının yeraldığı sayısız gözlemci grubu, dünyamızın evrensel boyutlarda derin bir bunalımdan geçtiğini kabul etmektedir. Bu öylesine bir bunalım ki, bütün organları saran ölümcül bir hastalık gibi, yakından baktığımız veya el attığımız her alanda kendini gösteriyor. Bir canlı varlık olarak organizmanın faaliyetinin durmasına, hayati olan kimi organların şifasız bir hastalığa yakalanmasına yol açabilir ve genellikle bu tür kesin vakalar ölümle sonuçlanır. Sözgelimi artık son safhasına gelmiş kalp yetmezliği, beynin ağır bir hasar görmesi, akciğer veya mideyi kanserin tümüyle sarması vb. Bütün bu durumlarda diğer organlar yine de sağlıklıdır ve hatta ölüm vakasını izleyen ilk saatlerde sağlıklı organlar kadavradan alınıp bir başka bünyeye nakledildiklerinde daha uzun yıllar fonksiyon görebilirler.
Geçmişte ömrünü tamamlayıp ölen birçok kültürde benzer bir durumu gözlemek mümkün. Bir medeniyetin varoluşunu sağlayan temel kültürel öğelerin üstbelirleyici ilkesi (paradigma) aşınıp işgö-remez hale geldiklerinde o medeniyet ölür, ne var ki medeniyetin kalbini teşkil eden kültürün tüm unsurları ölmez, bir kısmı başka kültürlerin içine karışıp varlıklarını sürdürürler. Ama artık o kültürel
unsur özgün değildir, çünkü anlamlı olduğu kendi bütününden koptuğu için bir başka bütünde yabancılaşmaya uğramıştır. Yeni yükselmekte olan medeniyet, eski medeniyetin hayat faaliyetleri durmuş kadavrasından kendine uygun birtakım kültürel unsurları alır, yeniden yorumlar ve anlamlı bütünlüğü içinde yaşatır.
Ancak modern dünyayı ölüme hazırlayan durum bundan farklıdır ve sadece kalbin bütün fonksiyonlarını yitirirken beyin, mide, göz vb. organların kalbin durması yüzünden durup ölüme boyun eğmelerine benzemez; tam aksine, hayati faaliyetin herhangi bir türünü yüklenmiş her organın diğerleriyle tam bir eşgüdüm içinde ve aynı şiddette ölümcül hastalığa yakalanması gibi, genel ve toptan bir durumla karşı karşıyayız.
Şunu demek istiyorum; ekonominin enflasyon, işsizlik, devrevi durgunluklar vb. sorunlarla karşı karşıya olması, sosyal hayatta sorunların olmaması veya ekonomiden daha az şiddette seyretmesi anlamına gelmez. Bir yanda haksız kazanç, tüketim çılgınlığı, yüksek enflasyon ve işsizlik gibi sorunlar ekonomik hayatı sarmışken, öte yandan uluslararası dengesizlik, yoksul ülkelerle zengin ülkeler arasındaki uçurum da büyümekte veya aile parçalanıp bireyler daha çok yabancılaşıp modern dev kentlerde atomize varlıklara dönüşürken, bütün gezegeni bir anda ve bir kaç defa toptan imha edecek silahlanmaya milyarlarca dolar harcanmaktadır. Nüfus, çevre kirliliği, sağlık ve beslenme sorunları, açlık tehlikesi, bölgesel savaşlar, cinsel sapmalar, uyuşturucu kullanımı, yaygınlık kazanan alkolizm, algılama hataları veya yetersizlikleri, toplumsal kargaşa, amaç-
sız şiddet, terör, ruhsal çöküntü, geleceğe ilişkin yaygın belirsizlikler, sorumsuzca israf, kurumların çeşitliliği ve özerkliği, bürokratik karmaşa, kültürün yüzeyselleşmesi, sanatın ölümü vb. artık inkarı mümkün olmayan büyük krizler... Bazı şeylerin değil, hiçbir şeyin yolunda gitmediği anlaşılıyor; üstelik ilerleme inancının daha mutlu ve sorunları azalmış bir gelecek vaadinin giderek boş bir hayal, tam bir illüzyon olduğunun anlaşılmasıyla ciddi bir karamsarlık genel bir eğilim halini almaya başlıyor. Fritjof Capra gibi cesus eleştirmenler, bütün herşe-yin bir "algılama bunalımı"nın türevleri olduğunu söylüyor ve muhtaç olduğumuz şeyin, yeni bir "paradigma", gerçekliğin yeni bir tasarımı (vision); düşünme, algılama ve değerlerimizde kökten (radikal) bir değişme olduğunu savunuyorlar.
21. yüzyıla yaklaşırken tam da içine düştüğümüz bu evrensel bunalımdan kurtulmak için modern dünyanın hâlâ sıkı sıkıya sarıldığı modern bilimlerden ve özellikle bilimsel yaklaşımdan hiç bir umut yok. Hatta tam aksine bu bunalımın ortaya çıkıp bu evrensel boyutlarda derinleşmesinden, modern Batı bilimi sorumludur. Herşeyden önce indirgemeci yaklaşımıyla modern bilim, modern Batı tıbbı gibi, hastalığın belirdiği bir organı, organizmanın bütününden yalıtarak ele almakta ve genelde anti-canlı (anti-biyotik) saldırı silahlarıyla düşman varlıkları toptan imha etmeyi geçerli bir tedavi yolu olarak seçmektedir. Oysa ki bir organın rahatsızlanmasına yol açan temel bozukluğun bütün kökleri sadece o organla sınırlı değildir ve düşman varlıklar öldürülürken bu arada düşman olmayan dost ve yardımcı varlıklar da öldürülmektedir. Nasıl moderntıbbın bu teşhis ve tedavi yöntemi kökten yanlış (ve biraz da aptalca) ise, toplumsal, maddi, zihinsel ve siyasal sorunların tespit ve çözümleri için önerilen Batılı genel-geçer görüş, kuram, öneri ve uygulama biçimleri de kökten yanlıştır.
Sentetik ilaçlar, gerekli gereksiz cerrahi müdahaleler (bıçaklı saldırı), radyasyon yüklü ışınlar vb. yöntemlerle sözde tedavi edilen bir organın organizmanın bütününden yalıtılmasıyla diğer organlarda başka ve ciddî (yan etkiler) hasar doğurması, yeni hastalıklara yol açması gibi; ekonomik sorunların çözümü için düşünülen önlemler, bu sefer siyasal, uluslararası veya zihinsel ve sosyal alanlarda başka sorunların doğmasına neden teşkil etmektedirler. Bir ekonomist kendi uzmanlık alanı ile ilgili olduğundan, diğer bütün alanların cahilidir ve çoğunlukla neden olduğu sayısız sorunun farkında bile değildir. Bu durum, modern bilimsel indirgemecilik ve meslekî körlüğün elele vermesiyle sürmekte, sorunların karmaşıklığı yüzünden giderek bütün çıkış yollarının tıkanması sonucunu doğurmaktadır.
Bütün bir gezegenin üzerinde yaşayan canlılarla birlikte geleceği nasıl tehdit altında olabilir? Bugün herkesin külahını önüne koyup sorması gereken en temel soru budur. Yüzlerce nükleer reaktörün etrafa saçtığı radyoaktif elementlerin etkisi atom bombasının saçtığı öldürücü radyoaktif serpintisinden daha fazladır. Her yıl 15 milyondan fazla insan Afrika ve Asya'da açlıktan ölürken, gelişmiş sanayi top-lumlarında milyonlarca insan kanser ve genetik hastalıklar, inme, kalp, iş ve trafik kazaları, uyuşturucu, alkolizm ve intiharlar sonucu hayatını kaybetmektedir. Enerji için daha çok enerji yatırımı ne öl-
çüde paradoksal ise, yıllık harcama oranlan trilyonlarla ifade edilen silahlanma yatırımlarının dünya barışını koruyacağı yolundaki önerme de o oranda paradoksaldır. Rudolf Bahro'nun basit tasviriyle, gezegenin bütün hayati faaliyetlerinin bir anda ve toptan stop etmesi, Asya, Afrika ve Latin Amerika'da yaşayan insanların Batılı sanayileşmiş toplumlann refah düzeyine bir miktar yaklaşması ve onlar gibi olmasa bile onlara yakın tüketmeleri, araba kullanmaları ve fabrika bacaları tüttürmeleriyle mümkün olacaktır. Genel eğilim ve uygulanagelmekte olan modernleşme politikaları, bütün dünyanın Batılı refah toplumlarına erişmesi yönündedir ki, bu bütün insan ırkının kendi ölümüne susamış olduğunun açık göstergesidir. Kuşkusuz bütün ülkeler. Batılı toplumlar kadar tüketemezler; buna ne dünyanın tabiî ve maddî kaynakları yeter, ne de yetse bile dünyanın ekolojik yapısı buna dayanabilir. Ancak bu somut gerçeğe rağmen Batıklar çılgınca tüketim alışkanlıklarım sürdürürken. Batılı olmayan toplumlar da onların bu alışkanlıklarını edinmek için çılgın bir mücadele vermektedirler. Her iki durumda da evrensel bir cinnet (anomi) hali yaşanıyor.Zamanımıza damgasını vuran bu evrensel bunalım karşısında hiç kimse kayıtsız kalamaz. Her alanda başgösteren ciddî bunalımlann çözümü, parçalı bilgileriyle ağaca bakarken ormanı gözden kaçıran uzmanlara da bırakılamaz. Onlar, kendi alanla-nnda geliştirdikleri kılı kırk yaran akademik disiplinlerinin aptallaştıncı etkisi altında ufku dar, dünya görüşü sığ bilim teknisyenleridir. Kişi bu bağlamda mensubu olduğu kurumun yerleşik parametrelerini doğrulamak ve pratik sonuçları temel almak du-
rumundadır ki, hemen hemen bütün uzmanların Hakikat Görüşüne gözlerini kapayıp kendi alanlarının sorunları karşısında bile çaresizliğe düşmeleri bundandır. Ne tıp uzmanları kanserin gerçek nedenlerini teşhis edebilir, ne ekonomistler enflasyon, enerji bunalımı, işsizlik ve gelir bölüşümündeki dengesizliğin nedenini. Sosyologların toplumsal çöküntü, şiddet, intihar, çözülme, aile parçalanması gibi sorunların nedenlerini anlamadıkları gibi... Bu, bize psikolog ve psikiyatristlerin giderek növroz, şizofreni vb. akıl hastalıklarının niçin genel eğilim haline geldiğine ilişkin ortaya sürdükleri görüşlere veya hukukçuların artan suç sayısının hangi gerçek faktörlerden beslendiğine dair, savundukları tezlere güvenilemeyeceğini de göstermektedir. Bütün bu alanların tek söz sahibi konumuna oturtulmuş uzman güruhunun ortak bir hastalığı vardır, o da gerçeklik tasarımlarındaki temel bozukluktur. Onlar bilimsel yöntem, kartezyen felsefe ve maddî temel yapıtaşı olarak mekanik evren görüşü ile sınırsız ilerleme yanılsamasına bağlı kaldıkça, çaresizlikleri daha da artıp sürecektir. Gezegeni ve üzerinde yaşayan bütün canlıları ciddi krizlerin eşiğine getirip bırakan gelişme ve etkinliklerin temelinde; Bacon'un bilimsel yöntemi, Descartes'ın kartezyen felsefesi, New-ton'un mekanik evren görüşü ve bunların tam zihinsel, psişik, toplumsal ve maddî hayata egemen kılınması yatıyor. Bilim adamları, akademisyenler, araştırma uzmanları ve aydınlar ne derse desin, modern insanın gerçeklik tasarımını Bacon, Descartes ve Newton zedelemiştir ki, bu, sonunda herşeyin du-yumcul bir kültür ve indirgemeci bir yaklaşımla varlığın bütününden yalıtılıp maddî yapı taşları olarak
alijılamp n\anipülasvona ugratıhnaamm birincil no> dcnidiı\ Bilim ürottm merkezler vc bu modern paradigmaya aıkvsıkıva bagh bilim adamları ve uzmanlar, akıllarım gtizlerine indirgeyen bu temel sorunun bir türlü farkına varamadıkları ve varmaları bekle-nemedigi iyiı\ evrensel bunalım konusunda ‘ sadra ^ifa' olacak gürü:^ beyan etmeleri mümkün olmayan kimlilerdir. Hatta aksine onlar, bunalımın daha yok derinlern^mesine yalim^ıyor, ate:>in üstüne benzinle gidiyorlar. Teknolojinin ve ona bağımlı ekonominin gereklerine uygun bir şekilde örgütlenmiş modern devletin kesin hakimiyeti altında faaliyet göstermekle yükümlü tutulmuş üniversitelerden, başka ne beklenir ki.Modern bilimin ve onu üreten bilim adamlarının neden olduğu en önemli sorunlardan biri doğayı kendi hayat kaynagnndan yalıtarak, ona karşı ve aykırı hir geryeklik tasarımı geliştirmeleridir ki, bu tam da Çinliler in \Vu-Wei dedikleri doğanın fıtratına aykırı hareket etmekten kayınmanın geryekleş-mesinin doğurduğu şeydir. İster Çinliler in Tao, ister Meşşailer’in İlk Akıl (El Aklu'l-Evvel) şeklinde tanımladıkları şey olsun, varlığın İlahî Düzen den kopuşu modern bilime ve onun rasyonel ve fonksiyonel kavrayışına temel teşkil eder, Rasyonaliz.min bu anlamda ilerleme inancı ve mekanik indirgemecilikle atbaşı yürümesi tesadün değildir. Çünkü varlık, kendi özünden kopanlmadıkya, yözüınleme yoluyla ölçülebilir zihni konuma indirgenemez. Bir kez paryalara ayrılmış temel yapı taşlarını elde ettiniz mi, gerisi kendiliğinden gelir; çünkü artık bu zihinsel kavrayış bölüp parçalara ayırdığı hor yapı taşım ve maddî fenomeni kendi başına bağımsız, mutlak vebütünden kopuk tanımlar. Descartes, başarılı bir şekilde zihin ile bedenin arasını ayırdı, iki mutlak alan fikrini (fîzik-metafîzik) yani çifte-gerçekliği meşrulaştırdı, arkasından Newton, doğal fenomenleri temel maddî yapı taşlarına indirgeyerek biri diğeriyle zorunlu ilişkisi olmayan nesnelerden müteşekkil mekanik bir evren görüşü geliştirdi. Descartes'da evren, canlı bir organizmadan çok, parçalı bir maki-nadır. Öyle ki, ruhların olmadığını düşündüğü hayvanları bile birer makina şeklinde tanımladı. Gerçekliğin bir organizmadan koskoca bir makinaya dönüşümü, Bacon’un bilimsel yöntemi ile tamamlandı. Kendisi Kraliyet Savcısı olan Bacon, sanıkların ko-nuşturulmasında acımasızca kullanılan işkence yöntemlerini, olduğu gibi bilimlere uyguladı ve açıkça doğaya işkence edilerek onun gizli sırlarının elde edilebileceğini savundu.Gerçekliğin bu modern (türedi) tasavvuruna egemen olan rasyonalizm; varlığın varoluşu demek olan manevî ve İlahî boyutunu gözardı edip unutturmuş, mekanik evren görüşü canlı sistem fikrini öldürmüş, bilimsel yöntem de doğanın acımasız ve saldırgan bir tarzla tahrip edilip duyarlı dengesine tecavüzü mümkün kılmıştır. Modernite türedi bir felsefedir; çünkü ins'dnhğın kadim geçmişi gözönüne alındığında, sadece modernizrn içinde doğru, meşru ve iyi gibi ahlâkî ve yüksek hukuki idealler, ilk defa yerlerini salt yararlı olana bırakmıştır. F. Capra’nm da belirttiği gibi; modern kavra3nşa göre eğer bir şey veya faaliyet yarar sağlıyorsa, daha çok yarar elde etmek ve bu yöndeki çabaları yoğunlaştırmak gerekir. İşte ne olduğu bilinmeyen teknolojik ve ekonomik ilerleme fikrinin tek hareket noktası bu öner-Oysa Hakiki Din in tanımlayıp bizi kendiHine çağırdığı evrende kendimizi evimizde bissedıyoru/ Bu ev, dünyanın bizzat kmıdı giîçiciliği (fani) değil, ama toplumun sevgi, yardımlaşma duyguları, kom şuluk, aile, akraba (8ıla-i Rahim) vb, manevi ku rumlarının bize armağan ettiği sıcak, güvenli bir evdir. Böyle bir evde ne insan topluma, ne toplum insana yabancılaşır. Geçici olduğumuz bir dünyada kendi evimizde yaşıyor olmanın o eşsiz güvenlik duygusu... Biz bu evde yaşıyoruz ve çevremizi kuşatan her bir varlık yerli yerinde gerçek ve kozmik bütünlük içinde uyumlu. Bizi kendisiyle birlikte evrensel bir ahenge katılmaya çağırıyor. Her bir nesne İlahi Hikmet ve Hakikate işaret eden bir şifre (Ayet). Şimdi ise modern toplumun her an biraz daha hızlanan temposu bize köksüz ve sıradan varlıklar olduğumuz duygusunu veriyor. Modern kent, bu açıdan köksüzlüğün, kişinin elîedi ruhunun istikrarını altüst ettiği bir kaos ve kargaşa ortamıdır.Sosyal bilimciler, modern toplumun bariz vasfının ve hatta geçmiş toplumlara göre İKdirgın üstünlüğünün rasyonellik olduğunu söylemekten pek hoşlanırlar. Bu, felsefi olmaktan çok fonksiyonel olanın tercihi anlamında bir rasyonelliktir. Çunku bir yönüyle 'belirli bir amaca gidilirken, en uygun şartlarda en uygun araçlann seçimi demek olan rasyonellik' ancak fonksiyonel olanın değerli kabul edilmesidir. Bu da herşeyi fonksiyon sağladığı aranda değerli görme eğilimini önplana vıkanı Aımmu önemli olmadığı iniyle bir eğılıımlcî, yanulı ulan, hu cih nedeni olur. Ekonomiden Hıyanete, gnndı bk dav Tanışlardan uluslararaaı hukuk du/enme kadar kendini egemen kılan bu tehlıktdı tutum, buğun bu tün sömürü, eşitsizlik, baskı ve adaletsı/bkleıuı ne denidir. Buna mukabil birey ve kııyuk grupbıı bu mutlaklaştırılmış ve kendisi br/atılu tai tışma«ı/ ile ger konumuna yükseltilmiş rasyonelliğe karşı dgınv tepkiler gösteriyorlar.replika iphone 6 sizin icin sundu.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder