Sayfalar

gizli kamera

replika telefon

maca bitksi

replika saat ve replika saatler,den islam bilgisi

 replika saat


replika saat ve replika saatler,den islam bilgisi bugün yine sizlere buı güzel yazıları unmak icin replika saat ve replika saatler gece gündüz demeden sizlere daha hzılı yazabilmek icin replika saat ve replika saatler cok çalısıyor ve sizinde bildiginiz gibi replika saat ve replika saatler diyorki AbdüPazîz bin Abdürrahman, Medîneye çok saldırdı. 1926 hücûmunda, Resûlullahm mübârek türbesini de bombaladı. Fekat, şehre giremedi. 1344 ve 9 Eylül 1926 da İstanbulda çıkan Son sâ’at Gazetesi, şu haberi vermişdi:MEDÎNE BOMBARDIMANI
AbdüPazîz tarafından Medîne-i münevverenin bombardıman edilmesi, Hindistan halkı arasında galeyân yapdığını yaz-mışdık. Hindistânda çıkan (The Times of îndia) diyor ki:(Son zemanlarda Medîneye hücûm ve Kabr-i Nebevîyi bombardıman haberlerinin Hind müslimânlarında husûle getirdiği te’sîri hiçbir hâdise vücude getirmemişdir. Hindistâ-nın her tarafında bulunan müslimânlar, bu hâdise dolayısı ile, o makâm-ı mukaddese ne derece hurmetkâr olduklarını göstermişlerdir. Hindistânda ve İrandaki bu mühim te’essürât, hiç şübhesiz Ibni Sü’ûd üzerinde te’sîr yapacak ve onu bütün İslâm memleketlerinin nefretini kazanmamak için, böyle alçak hareketlerde bulunmaktan men’ edecekdir. Hind müslimânlan İbnüssü’ûda bu fıkrlerini açıkça bildirmişlerdir).
Vehhâbîler, kendi sapık, bozuk inanışlarına aldanmıyan, Ehl-i sünnet olan müslimânlara kâfir dediler. Vehhâbîolmıyan müslimânlara kâfir demiyenler de kâfir olur. Bunları öldürmek, mallarını almak halâldır dediler. Bu sözleri, (Feth-ul-mecîd) ve (Keşf-üş-şübühât) kitâblarında yazılıdır. Böyle yağmacılık, çöllerdeki vahşîlerin işine geldiğinden, vehhâbîlik Arabistanda çabuk yayıldı. Müslimânlan öldürdüler, mallarını kapışdılar.Hcr gitdikleri yerde terör, işkence yapdılar. Fekat Allahü teâlâ, müslimânlara acıyarak, Osmanlı pâdişâhı sultan ikinci Mahmûd hân, hızır gibi, milletin imdâdına
yetişdi. O mubârck toprakları, alçak, pis vchhâbncrdcn temizledi. O şakileri kılıncdan geçirdi. O mubârek yerler, birinci cihân harbine kadar OsmanlIların elinde, adâletle idâre edildi. Müslimânlar, insan haklanna, hürriyete, râhata ve huzûra kavuşdu.
Birinci cihân harbinde, Osmanlı devletini eline geçirmiş olan (İttihâd ve Terakki) komitacılan din câhili idi. tslâmiyyet-den ve İslâm terbiyesinden ve İslâm ahlâkından mahrum idiler. Iş başındakilerin çoğu mason idi. İmperatorluğun her tarafında yapdıkları gibi, Arabistanda da, millete zulm, işkence yapdılar. Müslimânlara kan kusdurdular. Sultan İkinci Abdül-hamîd hân zemânında adâlete, merhamete, ihsâna ve saygıya alışdırılmış olan Arabistan ehâlisi, Türkleri kardeş gibi severlerdi. Ittihâdcılann işkenceleri ve soygunculuğu karşısında şaşkına döndüler. Mekke emîri şerif Hüseyn bin Alî paşanın akrabâsı ve dâmâdı ve birçok arab beyleri, Cemâl Paşa tarafından Şâmda işkence ile öldürüldü.İttihâdcılar) adındaki hareket ordusu, Selânikden İstan-bula gelerek, sultân ikinci Abdülhamîd hânı tahtından indir-dikden sonra, halîfe zemanında iş başında bulunanlan ve ilm adamlarını ve yazarları, kimini zindanlarda çürüterek, kimini kapıdan, câmi’den çıkarken arkalarından vurdurarak öldürdüler. Halîfe yapdıkları sultân Reşâdı kukla gibi ve işbaşına getirdikleri meb’ûslan, tabanca tehdidi ile, maşa gibi kullandılar. Memleketi harbden harbe, felâketden felâkete sürüklediler. Din, islâmiyyet tanımıyarak, işkencelere, eğlencelere, sefâhete koyuldular. Dolu-dizgin giden bu kudurmuşça akıntıya (dur!) diyen hamiyyetli vatandaşları, ilerisini gören hâlis müslimân-lan sürdüler^ asdılar. Bu uyanık müslimânlardan biri, şerif Hüseyn bin Alî paşa idi. Sultân Abdülhamîd hân zemânında, tstanbulda mühim makâmlarda bulunan şerîf Hüseyn paşa (Mîr-i mîrân) ya’nî Beğlerbeği rütbesini taşıyor, halîfeye ve devlete hizmetlerde bulunuyordu. îttihâdcılann, memleketi (Birinci cihân harbi) felâketine sürüklemelerine karşı çıkdığı için, (Mekke emîri) vazifesi ile tstanbuldan uzaklaşdınİmışdı. Enver paşanın 22 Zilhicce 1332 ve 29 Teşrîn-i evvel 1914 de hâzırlatıp sultân Reşâda imzâ etdirdikleri harb karârına (Cihâd-ı ekber) adını takarak bütün İslâm memleketlerine dağıtdılar. Zevallı sultân Reşâd kendini hakîkî halîfe sanıyor. Arasıra müslimânlıkla bağdaşmıyan emrleri imzâlamağa zor-lanınca, yakmlanna (Yâhû bunlar beni hiç dinlemiyor) diyerek, ortada dönen dolapların farkına vardığını anlatmakdan geri kalmıyordu.Şerif Hüseyn paşa, ittıhâdcılann bir yandan dinden, îmândan ve din düşmanlan ile cihâddan söz ederken, öte yandan da koca imperatorluğu parçalamağa sürüklediklerini, binlerce müslimân gencini ateşe atdıklarını anlıyor, daldıklan gafletin ve sefâhatin, hiç de sözlerine uymadığını görüyor. Milleti bu eşkiyânın elinden ve memleketi başımıza gelecek vahim neticelerden kurtarmak yollarını arıyordu. Cemâl paşanın Şamda yapdığı çılgınca eğlenceleri ve şerif hânedânından kıymetli kimseleri öldürdüğünü işiterek, oğlu şerif Faysal efendiyi Mekke-den Şama gönderdi. Faysal efendi, bütün bu kötülüklerin doğru olduğunu anlayıp babasına bildirilince, şerif Hüseyn paşa, artık dayanamadı. Bütün müslimânlara işin içyüzünü bildirmek için, 25 Şa’bân 1334 [m. 1916] târihli birinci beyânnamesini ve 11 Zilka’de 1334 de ikinci beyânnâmesini neşretdi. fttihâdcılar, bu haklı çağrıya (isyan beyannâmesi) dediler. Istanbulda çıkan ittihâdcı gazetelerdeki kirâlık kalemler, Şerif Hüseyn paşaya ağza ve akla gelmiyen küfr ve iftirâları savurdular. Fekat hâdiseler şerif Hüseyn paşanın haklı olduğunu gösterdi. Ittihâdcılar, şerif Hüseyn paşanın beyânnâmelerinden uyanacakları yerde, onu vatan hâini i’lân etdiler. Üzerine alaylar gönderdiler. Senelerce kardeşi kardeşe boğdurdular. Meİc-keyi ve Medîneyi o hâlis müslimânlara, sevgili Peygamberimizin oğullanna vermemek için, çok ma’sûmun şehîd düşmelerine sebeb oldular. Bununla da kalmayıp, o mubârek yerleri, İslâm kâtili, çöl eşkıyâsı, câhil, zâlim vehhâbî-lere kapdırdılar. İttihâdcılar, koca Osmânlı İmperatorluğunu düşmana teslim edip kaçdılar. 30 Ağustos 1340 (m. 1922) târihindeki Türk istiklâl zaferi olmasaydı, türklük ve müslimânlık, onun dediği gibi, büsbütün yok olacakdı. Ingilizlerin Sevr muâhedesi ile sapladıkları hançer, âlcm-i İslâmî mahv cdecckdi.Aşağıdaki iki beyânnâme dikkatle okunursa, şerif Hüseyn paşanın hiç de (Arab istiklâli) diye birşey düşünmediği anlaşılır. O, kavmiyyeti değil, bütün müslimânların İslâm bayrağı altında kardeşçe yaşamalarını istiyordu. Ittihâdcılann gazeteleri, kara köpeklere arab arab derken, arab saçı, arab sabunu gibi sözlerle ve kara Fatma böceği gibi uydurma isimlerle arab
milleti üc alay ederken, Mekkedekı ve Mcdînedekı temiz müslı-mânlar, bütün İslâm milletlerinin kardeş olduklarına inanıyor, hepsini kardeş gibi seviyorlardı. Ne yazık ki, ittihâdcı komitacılarda bu îmânlı rüh ve bu güzel anlayış yokdu. Onlar, bu hâlis müslimânlara âsi derken, ısyân hâlinde olan, Türk askenne saldıran ve Osmanlı topraklannı kapışmakda olan vehhâbîlere birşey demiyorlardı. Mekkedeki Peygamberler soyundan olan temiz müslimânlar ile boğuşmağı tekrar tekrâr emr eden itti-hâdcılar, ısyân hâlinde olan vchhâbî azgını Abdül’azîz bin Abdürrahman bin Faysala dostluk mektûblan yazarak (Askerinle Medîneye gel! Berâberce Mekkeye gidelim. Pâdişâha isyan etmiş olan Emir Hüseyni yakalıyalım) diyordu. AbdüPazîz, bu mektûblara cevâb bile vermedi. Çünki o, Türklerin Mekkeye girmesini istemiyordu. Kendisi İngilizlerle anlaşmış olup, Arabistânın vehhâbîlere verileceği zemanı bekliyordu. Öyle de oldu. AbdüPazîz, o sıralarda, Bahreyn adalannda bulunan İngiliz kumandanı ile anlaşmış, İngilizlerden aldığı silâhlarla, Basra körfezi sâhilindeki Osmanlı şehrlerine saldırıp ele geçirmek çabasında idi. Şöyle ki;Necd çöllerindeki AbdüPazîz ile ibn-ür-Reşîd kabilelerinin senelerce döğüşerek kan dökmelerine son vermek için, Fârûkî Sâmi paşa (Kasım) mutesarrıfı yapıldı. AbdüPazîz, Sâmi paşayı ve Türk askerlerini bir hücumda esîr almak, bağlayıp Riyâda götürmek üzere sû-i kasd hâzırladı ise de, Kasîm şehrindeki şeyhler, devletle başa çıkılmaz diyerek, mâni’ oldular. AbdüPazîz, Sâmî paşaya, (Kasîm bu kadar askeri bcsliye-mez. Aç kalırsınız. Medîneye dön) dedi. O da, bu sözü dost nasihati sanarak, Medîneye çekildi. Asker çekilince, AbdüP azîz bin Sü’ûd, Kasîm kaPasındaki Osmanlı sancağını indirdi. Kasîmi böyle ele geçirdikden sonra, Necd Mütesamflığınm aıerkezi olan (El-Hâssa) ya saldırarak, OsmanlIlardan zorla aldı. İttihâdcılar AbdüPazîz’i ve vehhâbîliği beğeniyorlar, ona birşey demiyorlar. Bilhâssa dinde reformcu olan Basra meb’ ûsu Tâlib-ün-Nakîb, onun bu saldırılarını hizmet kılığına sokuyordu. AbdüPazîz, o sırada ibn-ür-Reşîde de saldırdı ise de mağlûb ve perîşân oldu. Sü’ûd oğullanndan çoğu öldü. AbdüPazîzden alınan ganimetler arasında İngiliz silâhlan ve birçok şapka vardı. AbdüPazîzin bu darbeyi yimesi, Mekke ve Medîneye saldırmasını gecikdirdi. Fekat, Ingilizlcrin ve meş-hûr câsûs yüzbaşı Lavrensin körüklemesi ile hiyânctlcrinc devâm ctdi. 17 Haziran 1336 [m. 1918] de şerif Hüseyn paşayaharb i’Iân ederek, Mekkeye saldırdı. Fekat, mağlûb olarak Necde çekildi. 1342 fm.1924] de, Mekke ile Tâifı ve 1349 [m. 1931] de Medîneyi tngilizlerden teslim aldı. 1351 [m. 1932] Eylül ayının 23.cü günü de (Sü’ûdî Arabistan devleti) ni kurdu.
Vehhâbîlerin reisi Abdül'azîz bin Abdürrahman 1373 [m. 1953] de ölünce, yerine oğlu Sü’ûd geçdi. Sü’ûd oğullannın yir-mincısi olan bu adam, sefahate düşkün idi. Atinada içkili kadınlı sefâhet sürerek 1384 de öldü. 19M de, kardeşi Faysal, bunun yerine geçdi. Faysal, petrol şirketlerinden ve hâcılardan her sene aldığı milyonlarca altını, Vehhâbîliği yaymak için, her memlekete saçıp, müslimânlan aldatmağa çalışdı. 1395 (m. 1975) mart ayında, yeğeni tarafından, Riyâddaki sarayında öldürüldü. Yerine kardeşi Hâlid geçdi. Hâlid 1402 [m. 1982] de öldü. Yerine kardeşi Fahd geçdi].
Medine muhâfızlan Basri ve Fahri paşalar, Abdürazîz'in bu hıyânetlerini yakından gördükleri hâlde, ittihâdcılardan aldıkları emrlere uymağı, vazife sayarak şerif Hüseyn paşayı ve oğullannı âsî ilân eldiler. Kardeşi kardeşe boğdurmağa âlet oldular. Hicâz vâlî ve kumandanı Gâlib paşa din bilgisi kuvvetli, ileriyi görüşlü, tecrübeli bir kumandan olup, ittihâdcılann emrle-rine aldanmadı. Uzun ve esâslı inceleme ve araşdırmalar yaparak şerif Hüseyn paşanın haklı olduğunu ve iki Beyânnâmesini din ve millet sevgisi ile yazmış olduğunu anladı. Şerif Hüseyn paşaya yapılan iftirâlara karşı aşağıdaki günlük emri yayınladı:
Emir hazretlerinden hiçbir sûretle şübhe edilmemelidir. Böyle bir ısyân çıkarması ihtimâli aslâ yokdur. Bu yolda, çıka-nlan sözlerin hiçbiri doğru değildir. Şerif Hüseyn paşa, halîfe-i müslimîne tâm bir itâ’at ile bağlı olup, Ömr-i şâhânelerinin uzaması için her zeman düâ etmekdedir.
Gâlib paşa, bu yazısından, ittihâdcı eşkıyâsının elebaşılarından olan dördüncü ordu kumandanı Cemâl paşaya ve tslan-bula da gönderdi. Bu yazısında Şerif Hüseyn paşanın, hâlis müslimân olduğunu, daVâsında haklı olduğunu açıkça savun-muşdu. Fekat ne yazık ki, ittihâdcılar şerif Hüseyn paşayı ve oğullarını, kendilerine büyük bir mâni* görüyorlar. Bunların milleti uyandırarak, işkence ve taşkınca davranışlanna son verileceğinden çok korkuyorlardı. Şerif oğullarını âsi durumuna sokmak için, iğrenç hileler hâzırlandı. Medinedeki kahraman Türk subaylarına savaş emri gönderildi. Senelerce
kardeş kanı akıtıldı. Şcrîflcri âsî, hattâ hâin sanarak onlara ateş açan ma’sûm subayların çoğu, sonunda aldatıldıklarına anladılar. Başlarında tümen kurmay başkanı albay Emin bey olmak üzere, yüzlerce subay bıricşıp, (Merkez heyeti) kurdular. Çeşidli beyânnâmeler dağıtarak, Hicâzda oynanan cinâyetlen bildirdiler. (Kumandan ve dalkavuklan yalan söylüyorlar. Arab Türk, iki millet olarak bundan sonra da kardeş gibi yaşıyacakdır. Zâten kardeş değılmı idik? Târih ve din bağlan ile birbirimize bağlı değilmiyiz? Kavm-i necîb-i arab istiklâlini kazanmakla düşmanımız olabilirmi? Onlara da sorarsanız ««Hayır!» diyeceklerdir. Elbirliği ile çalışacağız. Askerlerimizi Yenbû’ iskelesine kadar göndermek için şerif hazretleri develer hâzırladılar. Hastalarımıza ilâçlar gönderdiler. Hepimizin sâhile kadar râhat naklini düşündüler. Bundan büyük ınsâniy-yet olurmu. Bundan büyük kardeşlik olurmu? Böyle yapmayıp, Medîneden Yenbû’ iskelesinc'^ürüyerek gidiniz deselerdi, hayır biz kahramanız, asarız, keseriz, otomobil isteriz mı diye-cekdik? Bundan sonra maksadsız olarak ölmeği göze almak yiğitlik değildir. Bu yazımız, hakikati anlıyamıyanlar içindir. Ekseriyyet anlamışdır. Bu zulme, hazret-i Peygamber efendimiz dahî evet dermi?) dediler.
Medînede muhâfızı kumandan Fahreddîn paşa, hâlâ ilti-hâdcı hükümetin emrine uymak da ısrâr ediyordu, l'ürk subayları, 10 Kânûn-ı sânî 1337 [m. 1919] sabâhı paşanın yatak odasını sardılar. Yâveri mülâzim-i evvel [üsteğmen] Şevket bey gürültüyü işitince, dışarı çıkdı. Miralaylar, kaymakamlar, binbaşılar, yüzbaşılar, mülâzımler, seçilmiş piyâde ve jandarma neferleri merdivenleri çıkıyorlardı. Yâveri götürdüler. Odaya girenler, paşanın bileklerini yakaladı. Dışarı çıkarılıp otomobile bindirildi. İki subay arasında, Yenbû’ iskelesine götürüldü. Subaylar ve askerler, anavatana İstanbula kavuşmak sevinci içinde idi. Fekat, İngilizler hepsini Mısıra götürdü. Mısırda altı ay İngiliz esâretinde kaldılar. Paşa 5 Ağustosda, harb suçlusu olarak, Maltaya götürüldü. İki sene orada bırakıldı. Bu kalıra-man Türk kumandanı, ittihâdcılann çılgınca verdikleri emi lı re uymağı bir vatan borcu bildiği için, Medînede hareketsiz kalmış, azılı İslâm düşmanı İngilizlerle döğüşmek fırsatını bulama-mışdı. Ittihâdcılar, hükümeti ele geçirdikden sonra, kahramanlar yurdunu parçalamakla kalmayıp, Fahreddin pat^ gibi nice vatan evlâdlarının düşman zindanlarında, yılarca inlemelerine sebcb oldular. Mekke ve Medine gibi
mübarek yerlerimizi, Peygamber efendimizin soyundan, hâlis müslimân şerif evlâdına vermemek için, binlerce ma’sûm Türk ve müslimân kanı dökülmesine sebeb oldukdan başka, o mubârek toprakları, hakîkî müslimânlarm ve Türklerin târihi düşmanı olan, elleri kanlı, kalbleri katı vehhâbîlere bırakdılar.
ŞERÎF HÜSEYN PAŞANIN BİRİNCİ BEYANNAMESİNİN TERCEMESİ
Târihi iyi bilenler pek iyi anlar ki, İslâm birliğinin kuvvetlenmesi İÇİR, ıslâm âmirlerinden ve hâkimlerinden (devlel-ı aliyye-i Osmâ-nıyye) ye ilk olarak brat edenler, bağlananlar, Mekke-i mükerreme emirleridir
OsmanlI sultânlarının (Kıtâbullah) ve (Sünnet-i Resûlullah) ı icrâ ve islâmıyyete uymakdakı gayretlen ve bu uğurda vücûdlarım fedâ etmeleri dolayısıyle, bu (arab emirleri), OsmanlIlara her zeman sıkı bağlandılar. Hattâ. 1327 (m. 1909) senesinde ben, arablardan meydana gelen bir kuvvetle, arabların üzerine yürüyerek devlet-ı Osmâniyyenın şerefim ve haysiyetini muhâfaza için (Ebhâ) nın kuşatılmasını kaldırmağa çalışdım Ertesi sene, aynı maksadla oğullarımdan birinin kumandasında o hareketi ıcrâ eyledim. Herkesin bildiği gibi, bu buyuk gâyeden hiç ayrılmadım.
(İttihâd ve Terakki Cem'ıyyeti) nin ortaya çıkması ve devlet işlerim eline alması ve temelinden bozuk olan idâresı, dâhilde ve hârıcde birçok karışıklıklara ve herkesin bildiği üzere, birçok muhâ-rebelere sebebıyvet vermiş, devletin azametim ve kuvvetim sarsmış, hele son harbe gereksiz atılmakla, memleketi gâyet tehlukelı bir hâle suruklemışdır Bu acı durumu görmiyen. anlamıyan yokdur Anlatmağa hâcet kalmamışdır
Biz. butun Ehl-i ıslâmın bu büyük ıslâm devletine olan bağlarının gevşemesini, üzülmelerim ve sıkılmalarını görmek istemiyoruz Memleketimizin elimizde kalan parçasındaki müslimân ve gayr-ı muslim vatandaşların i’dâm edilerek, zindanlarda çürütülerek ve yurdlarından surulurek, Osmanlı milletinin birliği bozulmuş, böylece halkın, malına, canına emmyyetı bırakılmamışdır. Bu son muhâre-beye katıldıkdan sonra, (Mukaddes topraklar) da bulunan ehâlînın çekdıklerı sıkıntı o kadar buyukdur kı, orta hâili olanlar evlerinin kapı ve pencerelerim ve bütün ihtiyâç eşyasını satdıkdan sonra, damındaki tahtaları da satmağa -mecbûr olmuşlardırIttıhâdcılsr bu ksddrls d3 kdlrnıysrdk, S3tt3n3t-ı s©rifyy6-ı Osmânıyye ile butun muslımânİ3rın 3f3sınd3 yegâne bag olan (Kıtâ-bullah) ve (Sunnet-ı senıyye) yı bozmağa kalkışmışlar ve (Saltanat ı senıyye) nın başkentinde sad*ı a zam, şeyh-ul-ıslâm ve butun vezirlerin ve senatörlerin gozu önünde yayınlanan (Ictıhâd) gazetesi. Peygamberimize çirkin yazıları ile hakâret etmekden çekinmediği gibi, kimsenin ses çıkaramamasından yuz bularak. Kur ân-ı kerimin âyetlerim degışdirrneğe dahî kalkışmış. (Mîrâs bolumu) nü bildiren âyet-ı kerîme ile alay etmek küstahlığında bulunmuşdu' [Bu küstahça yazı ve yazarının Zıyâ Gökalp olduğu (Fâideli Bilgiler) kitabının, (Doğruya İnan Bölücüye Aldanma) kısmında bıldırilmışdır]
Bunlardan başka. ıslâmıyyetın beş esâsından birim yıkmağa kalkışmışlardır Şöyle kı Guyâ rus ordusu karşısında harb eden askerlere benzemek üzere(Mekke-i mükerreme) ve(Medîne-i münevvere) ve (Şâm) da bulunan muslımân askerlerinin Ramezân-ı şerif ayında oruç tutmamalarını emr etmişlerdir Buna benzer birçok ıslâmî esâsları yıkmakdan ve Allahu teâlânın yasak etdığı şeyleri yapmakdan ve yapdırmakdan çekinmemişlerdir
Şevketli yüce sultânımızın bütün haklarını elinden aldıkları gibi, serâya bir başkâtıb seçmek ve tayin etmek hakkını dahî (Zât-ı şâhâne) den esirgemişlerdir. Osmanlı sultânını muslımânların işlerine bakmak hakkından da mahrûm ederek, kendi yağdıkları ve dünyâya i'lân eyledikleri anayasayı kendileri çiğnemişlerdir |Osmanlı pâdişâhını anayasanın vermiş olduğu salâhıyyetlerden. mahrûm bırakmışlardır Bütün muslımânlar ve butun yabancılar, bu alçak davranışları görmekde ve ığrenmekdedırler Böyle. ıslâmıyyetı yıkıcı işler karşısında, şimdiye kadar hep anlamamazlıkdan gelmemiz. iyiye yormamız, müslımânlar arasına fitne ve ayrılık tohumları saçılmaması için olmuşdurDevlet-i aliyye-i Osmâniyye) nın ıdâresı. Enver ve Cemal ve 7al ât Paşaların ellerinde kaldı sözünün memleketin her tarafına yayılması, boş yere değilmiş Bunun ne demek olduğu, gun geç-dtkce açığa kavuşmakdadır İstediklerim yaparlar, dilediklerim yap-dvırlar Onların emrlerım, anayasanın, kanûnların üstündedir, demek Ollluğunu herkes iyice anladı Mekke (Mahkeme-ı şer lyyesı kâdisı) W gönderdikleri bir emrde. hâkim huzûrunda şehâdetlerın dınlen-m&m ve hâkim huzûrunda yazılmıyan tezkiyelerin kabûl edilmemesi yazılıdır Bu emr, Kur ân-ı kerîmde açıkça bildirilen mus'ımânlar arasında tezkiye yapılmasını ortadan kaldırmakdadırBunlardan başka, meşhûr ıslâm âlimlerinden ve arab vatandaşların büyüklerinden emîr Ömer-el Cezâirî ve emir Ârîf-el-Şehâbî ve Şefik beg ve el-Müeyyed Şükrü beg ve el-Asenî ve Abdiilvehhâb ve Tevfik beğ ve d-Besat ve AMülhamîd Zerfivî ve Abdülgani-el-Arisr ler ve bunlar gibi daha nice kıymetli ve fâidelı kimseler, mahkemesiz ve kanunsuz, asılıyor, kurşuna diziliyor Serhoş iken, şu ursuz iken verilen emrlerle bir çok ocaklar söndürülüyor Katı kalblı, taş yürekli diktatörlerin bile yapamıyacağı bu cınâyetlerde ufak bir mazeret bulsam bile bunların gende kalan günahsız, ma'sûm âılelerının, kadınlarının, çocuklarının yurdlarından, yuvalarından uzaklasdınl-masına, sürülmelerine, böylece, felâket üstüne felâket, musibet üstüne musibet çekdırılmelerıne ne ma zeret gösterilebilir?Aile reislerinin her ne sebeble olursa olsun öldürülmeleri, zindanlarda çurütülmelerı. evlerini, evlâdlarını cezâlandırmağa kâfi iken, bunları ayrıca şurup inletmek hiçbir sûretde mantıka, adâlete, insanlığa sığacak bırşey olmadığı meydândadır Allahu teâlâ (Hiç kimse başkasının suçu ile cezalandırılmaz!) buyurdu. Adâlete ışık tutan bu emr meydânda iken, ittıhâdcıların o canavarca hareketlen, hangi formül ile bağdaşdırılabilır? Bu, ikinci cinâyeti de bir siyâsî sebebe bağlıyarak, bir maddeye uydurabilsek bile, âile reislerini gayb eden kadınların ve çocukların mallarının, mülklerinin ellerinden alınmasına ne denilebilir? Haydi bu en alçak hareketlerine de susalım. Milletin, memleketin selâmeti için, ma’sûmları, mazlûmları korumak vazifemizi de ihmâl edelim. Fekat, meşhûr mücâhid, kahraman emîr Abdülkâdir Cezâyirinin nâmûs-u mücessem, iffetli ve şerefli kızının tahkîr edilmesine, haysiyyet ve nâmûsu ile oynanmasına ne sebeb gösterilebilir? Oynatılacak, eğlenilecek bayağı kadınlar bulunamadı da, târihin vesîkalandırdığı. müslımânların gözbebeği mübârek hanımların asâletine, şereflerine saldıranların düşünce ve hedeflerim anlamıyacak kimse varmıdır?
Ittihâdcıların kanûn, ahlâk, insâf dışı taşkın ve şaşkın hareketlerinden herkesin bildiği birkaç fâci’ayı yukarda bildirdik Bunları bütün insanlık âlemine ve bütün îmânlı kardeşlenme duyuruyorum. Okuyanlar. anlıyanlar, vicdânlarından doğan hükmü vereceklerdir. Bu kom'taciların islâmiyyeti nasıl anladıklarını ve işi nereye kadar götür-rrek istediklerini bildirmek için, bütün müslimânların kalblerini sızlatan çok alçak, pek küstah bir davranışlarını da yazmadan geçemiyeceğım
Mekke-i mükerreme halkının, cânlanna ve nâmûslarına yapılan saldırıların durdurulması için hazırladıkları gösteri yürüyüşünde, bir ıttıhâdcı kumandanın emri ile (Kal'a-i Ciyâd) dan müslimânların kıblesi ve mü minlerin kâ'besı olan (Beytullah) üzerine atılan topların
iki m6rmısind6n birisi (Hacer-ül-esved) mukaddss taşına bir metre, İkincisi üç metre yakın yere isabet etmişdır (Kâb6-i mu'sızzanıa) yı örten (Sütre-i şerife) de bu mermilerden ateş almışdır. Vatandaşlar (Kâ’be-i mu'azzama) kapısını açarak ve üstüne çıkarak yangını söndürmek mecbûrıvyetinde kalmışlardır Bu sırada yangını gördükleri hâlde (Makâm-i İbrahim) ve (Harem-i şerif) mescidi üzerine sürekli topçu ateşi yapılmış, bir kaç müslımânın şehîd olmasına sebeb olmuşlardır Halk, günlerce mescide girememiş, nemâz kılınama-mışdır Muslimânların mescıdlere ve (Kâbe-i mu'azzama) ya hürmet etmeleri ve ta zim eylemeleri lâzım iken, böyle hakâret ve tahrîb etmeğe kalkışan kimselerin îmânlarının ve düşüncelerinin nasıl olabileceğinin anlaşılmasını bütün dünyâdaki müslimânlara bırakıyorum İslâm dîninin ve bütün vatandaşlarımın geleceğim, bu zıhnıyyetde ve bu ınançda olan ittıhâdcıların elinde oyuncak olarak bırakamayız Allahü teâlâ, milletimizi gâfil avlanmakdan muhâfaza buyurdu. Hicâz müslımânlan, şimdi kendi çalışması ile istiklâlini kazanmış, bu yiğitler diyârına musallat olan ittihâdcı komitacılarından memleketi kurtarmağa karar vermışdir. Hiçbir dış ülke ile anlaş-mıyarak ve böyle bir yardımı kabûl etmiyerek, kendi îmân kuvveti ve târîhae şanlı sabiteler bırakan, kahramanlığı ile tam ve mutlak bir istiklâle kavuşmuşdur.
Ehl-i islâmın üzerine musallat olan ittihâdcı komitacılarının zulmu, işkencesi altında ınlıyen memleketlerden ayrılarak (Oîn-i islâm)ı korumakdan ve (Kelime-i tevhîd)ı yükseltınekaen ıbâret olan mukaddes gâyemize doğru ilerliyoruz. İslâ.nıyyete yakışan ve uygun olan her dürlu fen bilgilerini öğreneceğiz. İleri sanâyi’ ku. aca-ğız. Medenıyyet yolunda can ile. baş ile çalışacağız. Bütün İslâm âlemindeki dm kardeşlerimizin, vâcibı, vazifeyi îfâ için olan bu hareketimizi kardeşçe desdeklıyeceklerıni ve bu mukaddes cihâdımızda bize yardımcı olacaklarını beklemekdeyız
Ellerimizi rablerin rabbi olan yüce Allahımıza kaldırarak, bize doğru yolu göstermesi ve bu yolda başarıya kavuşdurması için Onun yüce Peygamberi hürmetine duâ ve ıstırhâm ediyoruz. Onun yardımı her yalvarana yetişir ve yeter O çok iyi yardım edicidir
25 Şa’bân, sene 1334 (1916) Mekke-i mükerreme emiri Şerif Hüseyn bin Alî
ŞERÎF HÜSEYN PAŞANIN İKİNCİ BEYANNAMESİNİN TERCEMESİ
Birinci beyannamede bildirilen sebeblerden dolayı harekete geçen biz Hıcâzlılann gayret ve fıkrlerınde. ba zılarının tereddüde düşebileceğim düşünerek aydın vatandaşlar ve bilgili muslımânlar için bu ıkına beyannâmeyi de yayınlamağı uygun gördüm Açık ve pek yem deliller vesikalar göstererek, milletimizi uyarıyorum
İleriyi görebilen muslımânlar ve Osmânlı topluluğunun bilgili ve tecrıbelı olanları ve butun dünyânın akili ve anlayışlı olanları, Osmânlı devletinin umûmi harbe girmiş olmasına râzı değildirler Bunun başlıca ıkı sebebi vardır
Birincisi dâhili sebeblerdır Devlet-ı alıyye-ı Osmâniyye. (Trab-lusftarb) ve (Balkan) muharebelerinden pek yakın zemânda çıkmış, bu savaşlarda askeri ve ekonomik kuvvetlen pek yıpranmış, hattâ bozulmuş ve guç kaynağı olan millet za’iflemışdır Osmânlı milletinin askerleri yurdlarına dönerek çoluk çocuklarının nafakasını kazanmak için çalışmağa başlar başlamaz, birbiri arkasından tekrâr silâh altına çağrılmış, bu hâl millet için bir felâket olmuşdur. İttıhâdcıların yemden katıldıkları umûmi harb ise, öncekilerle ölçulemıyecek derecede korkunç ve yıkıcı olduğundan, yıpranmış bir milletin sırtına ağır vergiler ve işkence şeklinde vazifeler yükleyerek böyle tehlükeli bir harbe milleti sürüklemek akl işi değildir.
İkinci sebeb hâricidir İttihâdcıların kurduğu hükümet, harb eden iki tarafdan kendine ortak olanı seçerken çok yanılmışdır Osmânlı devleti, bir İslâm devletidir. Topraklarının coğrafi yeri pek mühim ve genışdır Sâhıllen, kara sınırlarından dâha fazladır. Bunun için, Osmânoğulları, o yüce sultanlar, hemen her zemân, milletlerinin çoğu muslımân olan ve denizlere hâkim bulunan devletlerle işbirliği yapmışlardır. Bu siyâsetleri, hemen hemen her zemân başarı sağlamışdır İttıhâdcıların tecnbesız ve bilgisiz önderleri, görünüşe kapılarak ve köksüz, yaldızlı lâflara aldanarak. Osmânlı sultânlarının bu siyâsetini bozmuşlardır Doğruyu iğrıden ayırabilenler ve târih bilgisine vâkıf olanlar, bu şaşkın hareketin kötü ve çok acı neticelerim hemen görmüşler. İttıhâdcılarla işbirliği yapmakdan çekinmişlerdir Hattâ, bu son harb felâketine katılmak hakkındaki fikrim telgrafla sorulduğu zeman. görüşümü uzun açıklamış, târihi misâller vererek, onları uyarmağa çalışmış idim Cevâb olarak gönderdiğim, telgraf, düşüncelerimi ve devlete karşı olan lyı myyetimı ve bağlılığımı ve ıslâmın şerefim korumak için çırpındığımı gösteren sağlam bir vesikadır.replika saat ve replika saatler sundu.




replika saat, replika saatler,

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder