Sayfalar

gizli kamera

replika telefon

maca bitksi

replika saat,den islam bilgisi4

 replika saat


replika saat,den islam bilgisi4 bugün replika saat sizin icin elinden gelen gayreti gösterdi ve sizin icin replika saat herzaman oldugu gibi replika saat diyorki Hz Ömer, bu Kur'an nassmı okuyunca hepsi O’nun emrine uymak zorunda kaldı Sahabller, Kur’an’da bir naaş bulamayınca Sünnete başvuruyorlar ve ondan gereken hükmü alıyorlardı. Emirü’l-müminin meseleyi arkadaşlanna açıyor, bu hususta herhangi bir hadis bilen onu serde-diyor ve meseleyi böylece hallediyorlardı.
MeselA; Bir gun bir anne anne (nine). Hz. Ebu Bekr’e geldi ve olmuş olan kızının oğlundan miras İstedi. Ebu Bekr (R.A.) de Kur’-an'da bu hususla ilgili bir Ayet bilmediğini söyledi. Sonra sahAblle re dönerek. Peygamber (S.A.)'in, böyle bir meselede verdiği hükmü içinizden bilen var mı? dedi. Muglre b. Şübe, Peygamber (S.A.) Efendimizin nineye altıdabir hisse tanıdığını hatırlıyorum, dedi. Hz. Ebu Bekr. bu durumu başka bilen var mı? diye sordu. Başka bir sa-hablnin bv(ha tanıklık etmesi üzerine bu nineye altıdabir (1/6) miras hakkı tanıdı. Daha sonra Hz. Ömer (R.A.) devrinde baba-anne gelip hissesini istedi. Ömer de. «Kur’an’da sema ayn bir hisse tanındığını bilmiyorum, bu altıdabir (1/0) hisse ikinizindir.» dedi.
Sahabller. Kitab’ta ve Sünnette bir nass bulamadıkları zaman ^ ietihad yapıyorlardı. Bu, Peygamber (S.A.)'in kabul ettiği bir metod idi. Muaz b. Cebeli Yemen e hAkim olarak gönderirken Peygamber (S A.) O’na «Ne İle hükmedeceksin.» diye sordu. O, «Allah'm kitabı ile» dedi. Peygamber «Ya Kitab'ta bulamazsan?» dedi. O da. Peygamberdin sünneti ile» dedi. «Onda da bulamazsan?» dedi. Muaz. «Re’ylmle ietihad yaparım» dedi. Peygamber (S.A.) bunun üzerine-, «Allah a hamd olsun ki Peygamberinin elçisini O'nun razı olduğu şekilde muvaffak kıldı» buyurdu.
Usûl-i fıkıh bilginlerinin çoğu, re’yi kıyas olarak kabul eder. Kıyas da, hakkında nass bulunmayan bir meseleyi, illetleri aynı oleun ve hakkında nass bulunan başka bir meseleye göre halletmektir.
Başka bir deyimle, kıyas, hakkında nass bulunmayan mesele üze rinde, hüküm bıücımından illetleri ortak olan ve hakkında nass bu lunan meselenin hükmünün sabit olmasıdır. Bu tarif, re’yin, bu türlü ictihad'tan ibaret oldu^n^nu gösterir.
Bu türlü ictihad, müctehidin, hakkında nass bulunmayan konuda illet bakımından ortak olan ve nassa dayanan meseleyi tam ola rak kavramasını gerektirir Meselâ; sarhoş eden herşeyi şaraba kı yas etmek gibi. Şarabın haram edilişinin illeti sarhoş etmesidir O halde bu illet, diğer sarhoş eden şeylerde de bulunduğundan onların da haram olduğu sabit olur. Gerçekte sahabilerce kabul edilen re y, hem kıyası, hem de hakkında nass bulunmayan bir konuda maşla hata göre içtihadı içine almaktadır. Sahabiler asrında re’yin bu iki şekli de görülmekte idi. îbn-i Kayyım el-Cevziyye, sahabilerin içti hadım şöyle tarif eder: «SaJıabilerin içtihadı, illetleri ayrı ayrı olan hususlcurda doğru olması gereken ciheti anlamak için iyice düşün dükten sonra akıllarına uygun gelen hükmü çıkarmalarıdır * Bu ta rif eksiktir, çünkü; illetler aynı olmazsa kıyas yapan hukukçu neyi neye kıyeıs edecektir. Gerçekte re’y ile ictihad, iyice düşündükten sonra bir meseleyi Kitab ve Sünnete en yakın olan bir şekilde hal letmektir. Bu, hakkında belli bir nass bulunan meseleye göre yapı lırsa kıyas olur, şeriatın genel amaçlan göz önüne alınarak yapılır sa maslahata göre yapılmış ictihad olur.
Kıyas metoduna göre re’y ile ictihad yapmakla meşhur ulan sahabiler arasında Abdullah b. Mes’ud vardır. Alı b Ebi Talıb ise bozan maslahata göre ictihad yapardı. Dolayısiyle Tabiin den Küle li hukukçular ve bunların izinden giden müetehid imamlar, onların ictihad metodunu almışlardır
Maslahata göre ietihad'da bulunan sahabilerin başında Ömer b. Hattab gelir. Daha başka birçok sahabiler. maslahatı gözeterek Hz. Ömer gibi fetvâ vermişlerdir. Meselâ; bir kişiyi öldüren bu* gu rubu öldürmek kıyasa, sanatkâra yaptığı şeyi heder ederse ödetmek maslahata uyularak kabul edilmiştir. Hz. Ali de bu ödetme Ua/mın) işinde, «insanları ancak bu ıslah eder • demiştir
Ömer (R.A.), devlet işlerini idarede, hakkında nass bulunmayan meselelerde maıslahata göre ictihad yaptığı halde, kaza (yargılama) da, hakkmda Kur’an ve Sünnet’den bir nass bulunmayan meseleler de kıyas cihetine gidilmesini emrederdi O, Ebu Musa el Fş'ari ye gönderdiği mektubun sonunda şöyle diyordu «Kur an ve Sünnette bulunmayem ve tereddüde düştüğün meseleleri çok iyi anlamaya ça !iş, birbirine benzeyen hususlan iyice kavra ve buna göre mesele
bir nass bulamazsa hâıhsnyl, hakkında nast bulunan iMinzarl bir hâ dıseya kıyas odecak va buna abra hOkünı varacaktır
Buraıia okuyucunun Imiııırm %öyia bir soru salabilir Niçin Omar (R A ). hakkında nass hulunrnayan va davlatin iclaranl ila ilgili olan konulanla maslahata göm iı llhadı hanlmsiyor da, ka/â hususunda kıyasa başvurulmasını bilhassa arııradiyor?
Hunim cevabı şdyla olabilir Devlet işlerinin yönelimi maşlaha ta. bozukluğa meydan vennameya, şarlatın amirlerine itaat etme esasına dayanır Ota yandan lyl yönetici İle iyi olmayan yönetici ara sında fark vardır Birincisi ho/.uklufta (fesada) meydan varmaz, mas lahatı korur, İkincisi bunun aksini yapar llu itibarla kötü yönetici hakkında Allah şöyle buyurur -İnsanlardan öylesi vardır kİ onun dünya hayatına alt sözü hoşunuza gider ve o kalbinde olana Allah'ı şahit kılar. Halbuki o düşmanların en yamanıdır. O yeryüzünde İş başına geçti mİ oraıla fesat çıkarmaya, harsı ve nesil kökünden ku rutmaya koşar. Allah İse fesatlı sevmez. Ona. Allah'tan kork, denil digl zaman gururu kendisini günâh İşlemeye götürür. İşte öylesine cehennem yeter. O. hakikaten ne kötü yerdir.-*
Kazâ ışında esas ulan, basımlar arasında adaleti gerçekleştirmek, zalim vo haksızdan mazlumun hakkını almaktır. Bunun İçin de sâblt bir ölçüye bağlanmak gerekir Bulun dünyada kazA için kanunlar ve belli ölçüler tespit edilir Kibette tslâmda da Kitab ve Sünnet e bu konuda sımsıkı sanimak gerekir Kitab va Sünnet te açık bir hüküm bulunmazsa, hakkında nass bulunan meselenin illetlerini taşıyan meseleleri iyice anlamak ve onu birincisine kıyas etmek suretiyle bir hükme bağlamak lâzımdır Nitekim bu yol, her zaman benimsen mekte ve boylece kazâ ışı, başı boşluktan kurtulmaktadır. Ömer (R A ) de bundan dolayı yukarda adı geçen mektubuna «Kazâ. uyul ması gereken bir Sünnettir- sözüyle başlamıştır Dolayısiyle kazâ işinde nass lara bağlanmak, nass'lan iyice anlamak suretiyle kıyasta bulunmak zaruridir Hâkimin içtihadının da kıyasa münhasır olma sı lâzımdır
Sahabllerın hepsi, re’y e başvurmakta eşit olmamakla beraber. Kur’an ve Hadış’te nass bulamayınca tctlhad etmek zorunda kalmış lardır. Meselâ, Ömer (RA), devlet başkanı olarak birçok hâdise leri halletmek için re’y'den kaçınmamıştır. Çünkü devlet işi yOrüye cek ve meydana gelen yeni olaylar zamanında halledilecektir.
Sshâbâlerdeo basılan hadis nvayat atmaktan çakınmışlar, fakat tdrOşİMinl ortaya atmaktan çakınmamışiardır Çünkü anlayıştan dctnı olursa dini bir hususu açıklamış olurlar, yanılmışlarsa hatâ kaiKİüanna ait olup dinin dsüna dokunmamış olurlar Hadis nvaya Undan çakinmalarinin bir sababi da. Paygamber (SA )’a söylamadı-^ bâr şayi isnad atmak korkusudur Çünkü bu konuda Paygamber (S AVI şöyla buyurmuştur «Kim kaadan bana yalan bir sdz isnad adarsa ataşta yarini hasırlasın*. İmran b Husayn'dan şöyla rivayet adüır «Allah'a yamin adarım ki istasaydım iki gün üst üsta Paygam-bM* (S A.V)'dan hadis nvayat edebilirdim Fakat, sahâbllerdan birçokunu gördüm ki, onlar da banim gibi işittiler ve banım gibi gör dular. nvayat etukleri hadıslenn bir kısmı söyladıklen gibi de^ıl dir. Onlara banzanm diye korktum ve bu. bani hadis nvayetınden alıkoydu.»
Ebu Amr eş Şeybâni der kı «îbni Mes'udun yanında bir sene kaldım Hadis rivayet ederken «Peygamber buyurdu* demezdi; eğer bu ifadeyi kullanırsa O’nu bir titreme alırdı ve «Peygamber (SAV) böyle veya bu mealde buyurdu, derdi.» Gerçekten sahâbiler iki guç lük arasında idiler. Çünkü onlar, dini bozmaktan korkuyorlardı Bu gücükten birisi Peygamber (S.A.)’den çok hadis rivayet edersek Peygamber (S A )'e yalan isnat etmiş oluruz diye korkmalan. ıkın asi de kendi re’yleıiyle fetvâ verirlerse haramı helâl helâlı haram yapmak gibi şahsi hatâlara düşme endişeleri ıdı
SahâbUerden bazüan. eğer iki ve daha fazla kimsenin açıkça büdiki gibi hadis bulunmazsa, sözü kendilerine mspet etmeyi ter cih ediyorlardı. Hattâ Ebu Bekr (R.A). ancak ıkı kışının rivayet et Xj4sx hadisi kabul ediyordu. Ali b. Ebt Tsiib (H A ). hadisi rivayet ede ne yemin ettirdikten sonra kabul ediyordu
Bu itibaria sahâbıienn bir kısmı kendi re ylen ile fetvâ veriyor lardı veya sözü kendıienne nispet ediyorlardı Abdullah b Mes ud. bir fecvâsında şöyle diyordu «Bunu kendi re yime göre söylüyorum e^er do|pru ise Allah'tandır, yanlış ise benim hatâmdır ve şeytandan dır. Allah ve Resûlü bundan beridir.» Ömer b Hattap bir meseleye dair fetvâ vermiş ve bu fetvâmn sonuna kâtibi şöyle yazmıştı «Al lah’tn ve Ömer (R.A.)'in görüşü işte budur« Bunun üzerine Ömer. «Çok fena damişsın. bu Ömer'in re yidir, doğru ise Allah'tan, yanlış iee OiMr^deodlr»
SahâhÜerin re’ylennı. sırf akil görüşler olarak kabul edeme yir. Onların gthüşlenni Peygamber (S A )*in Fıkh ından alınmış ola rmk kabuJ etmemiz gerekir Çünkü, re yle fetvâ vermekle meşhur
olanlar, Peygamber (S A )le uzun zaman arkadaşlık eden kimse lerdir İşte Ebu Bekr, Ömer, Osman, Ali, Abdullah b. Mes’ud, Zeyd b Sabit ve diğer sahÂbllerln fukaüıası bunlar arasındadır
Düşünülebilir kı. bu sahabilerin nvayetlen Peygamber (S.A ) ılc arkadaşlık ettikleri uzun zamanla mütenasip değüdır Dolayısiyle onların görüşlerinin çoğu Peygamber den nakledilen hususlardır. Fa kat onlar. Peygamber (S.A.)’in sözünü veya fikrini naklederken değiştiririz diye korktuklanndan bunları O’na nisbet etmemişlerdir Bu hususu. Tabiin*in ictihadlarmdan bahsederken açıklıyeu:ağız. Burada. şunu söyleyebiliriz ki, sahâbllerin görüşlerinin hepsi re'yden ibaret değildir Bilâkis bu görüşler içerisinde yukarıda belirttiğimiz endişe ile Peygamber (S.A )’e nisbet edilmeyen ve Peygamber e ait olan fikirler de vardır.
Burada iki hatâyı düzeltmek mecburiyetindeyiz:
1— Bazı insanlar, sahabilerin sahih olan bir hadisi terk edip kendi re ylerine göre fetva yerdiklerini zannetmektedirler. Meselâ; bunlar, Hz. Ömer’e böyle bir şey isnad etmektedirler. Hattâ onların iddialarına göre Ömer (R A.), kendi re’yine dayanarak veya maşla hatı tercih ederek Kuran nassa’larını dahi terkediyordu. Bu. ger çeklen araştırmamış olanların düştüğü bir yanlışlıktır. Çünkü hiçbir sahâbi. kendi görüşüne uyarak veya maslahatı tercih ederek, herhan gı bir nassı terketmemıştır Sahabilerin maslahata göre vermiş ol dugu fetvalar, asla nassa aykırı olmamıştır. Bilâkis bu fetvalar, nass'ların tatbikatından ve şeriatın gayesini doğru olarak idrakten ibarettir. Bunlarda hiçbir nassa aykırılık yoktur. Bu hususta ileri sü rulen misalleri incelerken bunların, dinin esasına muhalif olmadığını, bilâkis na:>s’lara dayandığını görürüz. İrak halkının arazisi hak kındaki meseleyi yukarıda zikretmiştik İşte bu mesele, Ömer (R A.) in maslahatı gözeterek nassa muhalefet ettiği ileri sürülen konulardan bindir. Yukarıda gördük ki Ömer, «Biliniz ki ganimet olarak aldığınız şeyin beştebiri Allah’ındır...»^® âyetini doğru oİ£U*ak anlamış, bu nassm menkul ganimetler hakkında vârıt olduğunu ve fetholunan eu'azıyi içine almadığını. Kuranın «Allah’ın (fethedilen) memleketler halkından Peygamberine verdiği fey, (ganimet)...»'' âyeti ile is bat etmiştir
2— Beizı hukukçular şöyle diyorlar: Hadis’e sıuılanlar, hâdis ve geleneklere dayanarak fetva veriyorlar; re y taraftarlan daha ciddî kafa yoruyor ve geleneklere pek önem vermiyorlardı
Bu görüş, ilmi araştırmadan çok uzaktır. Çünkü, hadis e bağlı olanlar da. re’y taraftarları da dine ve nass’lara sarılmaktadırlar. Şu-kadar ki, birinci gurup, hakkında nass olmayan meselelerde kendi görüşlerine göre fetvâ vermekten ve onu Allah ve Peygamber’ine nis-bet etmekten çekinmişlerdir. Bu gurup,, devlet işlerinde ve halledilmesi zaruri olan meselelerde derinlemesine bilgisi olmayan kimselerdir. Nass bulamayınca bunlar susmakt€ulırlar. Bunların fetvâdan çekinmesi ve re’y ile fikir beyan etmemeleri din için herhangi bir zarar doğurmaz.
İkinci gurup ise, hüküm çıkarmak hususunda çok uğrakmış ve tecrübeli kimselerdir. Bunlann re’y ile ictihc^l’da bulunmaları ve meseleleri halletmeleri kaçınılmaz bir şeydir. Meselâ, halife için insanları islâh etmekle ilgili bir hususu, nass bulamadım diye ihmal etmek akıl işi değildir. Eğer halife böyle bir ihmale yer verirse işlerin seyri durur; bu da fesad’a sürükler. Hükümdarlığın esctsı fesad değil, islâhtır. Bu da. nass’lara dayanarak yapılır. Nass bulunmazsa, nass’ların ruhundan anlaşılan şeriatın genel amaçlarına yönelmek le olur.
Hükümet işleriyle uğraşmayan re’y taraftarları da, sadece nakle yöneldikleri zaman. Peygamber (S.A.V.)’e yalan isnad etmekten kor kuyorlardi; dolayısiyle Peygamber (S.A.V.)’in Sünnetinden dışarı çık maksızın ve Peygamber’e de nisbet etmeksizin fetvâ veriyorlardı. Böy lece verdikleri fetvâ. isabetsiz olursa kendilerine ait, doğru olursa 'Allah’ın yardımı ile verilmiş olacaktı.
Burada belirtmeliyiz ki, re’yleri ile ictihad yapan sahâbiler, re’y lerinin bir yol haline gelmesini ve re’y olarak uygulanmasını istiyorlardı; fakat bunun din gibi kabul edilmesini aslâ istemiyorlardı. Hz Ömer (R.A.), bu durumu açıkça şu sözü ile belirtmiştir.
«Ey insanlar, doğru görüş Allah’ın e“lçisinin re’yidir. Çünkü Allah O’na gerçeği gösteriyordu. Bizim görüşümüz ise zan’dan ve tek liften ibarettir.» Ve şöyle ilâve ediyordu  «Sünnet (asıl yol), Allah’ın ve Resûlünün koyduğu yoldur. Yanlış bir re’yi ümmet için Sünnet haline getirmeyin.»
Re’y ile ictihad eden sahâbiler, re’ylerine gâlip bir zan gözüyle b€Üayorİ€krdı. O, yanlış veya doğru olabilirdi. Seıhâbilere göre ona biz sat uymak gerekmiyordu. Fakat ekseri fakihler, sahâbilerin re’y-erini takdir edip ona muhalefet etmediler. Beuııılan ise ona muhalefet ettiler. Bazüarı da, sahâbilerin bütün sözlerini nass olarak kabul ütüler.
Bu davlrda Sünnai, kitap halında ya/ılmarnif İdi Garçl bazı ganv aahAbliar, Abdullah b Amr b Am gibi, Paygambar (S A 1 za manında bir kıaım hadialari yazmuilardı Çünkü Paygamljar İS A ) •on zamanlara dotru hadia'la âyatın bırbınna karıgma tahlıkaal or tadan kalktığı için hadltlarln yazılmalına r/in varmlfti
Abdullah b. Amr va dlğarlarının yazdığı hadıalar, bzal notlar hâ Itnda İdi va halka bir kitap faklında İntikal atmamiftır Hz Om ar (RA ). hadlaların yazılmaaına müsamaha göstermiyordu Ayrıca ya zılan hadis macmuaları, kitap daracasıne ulafmamı# rısalalardan Iba rattı Hu yüzden hadis nvayati sahAbllenn hâfıza va zlhlnlaıina da yanıyordu Onlar rivayet ettikleri hadislerin doğru olmasına çok dikkat ediyorlardı Hadis rivayet eden sahâbllenn hepsi de doğru kimselerdi Fakat, Ebu Bekr va Ömer’in bir hadisi kabul etmek İçin tuttu klan yola göre, ancak iJıi kltımn Peygamber'dea o hadisi igil mlf olmaları lâzımdı Yukanda da geçtiği gibi Hz Alı (RAİ hadisin doğruluğuna kalben kanaat getirmek ıçm hadisi rivayet edene 4cg nüJD ettinrdi
SAHABILEHİN ICTÎHAD METOULARI
SahAbllenn ıctıhad meiodlan değifiklı Razı sahâbüer, yukanda da değindiğimiz gibi, sadece Kltab ve Sünnetin sınırlan İçinde Ictl-had yapıyorlardı Bazıları ise naaa bulamayınca re’y Be tciihad'da bulunuyorlardı Tabiidir kı re y Be ıctıhad çeştUl İdi; bazüarı Abdullah b Mes^ud gibi kıyasla Ictıhad ediyordu, bazdan da nase bulunmayan jrerlerde maslahata göre ıctıhad yapıyordu
Bunlar, eahâbllerln dufUntif meiodlanna göredir Feivâ konuları bakimından ise. sahâbflerin görUfleıi bazan ferdi oluyordu Çün ku herhangi bir kimse, sahâbüerden birine cûz'I bir olaym hükmünü sorduğundan buna vertlecek fetvâ da cUz'I veya ferdi oluyordu, buna bafka sahâbller katılmıyordu
Bazan ictihsd. şahsi olmayan, hatta umumu ilgilendiren bu* konuya ait oluyordu. Bu gibi ictîhadlar; genel kaideler koymak demek olduj;undan, umumi bir toplantıda veya sahabilerin fakihlerinden meydana gelen bir topluluk içinde müzakere edilerek yapılıyordu MeselÂ: HulefA-i Râşidin. devlet nizamın ilgilendiren önemli bir mesele karşısmda kaldıkları zaman sah&bileri topluyorlar, onlarla istişare ve görüş teatisinde bulunarak, cemaatin de kabul etti£^i bir neticeye uİ€işıyorlardı. Hz Ömer (R.A.)’in iki türlü istişare meclisi vardı:
1— özel Şûr&; bu, scüıâbilerden ileri gelenlerin katıldı^ bir toplantı idi. Devlet işlerinde Ömer, bunlarla istişare eder, büyük ve küçük meselelerde onların görüşlerini dinlerdi.
2— Genel Şûrâ; bu, bütün Medinelilerin katıldığı bir toplantı idi. önemli devlet işlerinde veya ümmetin geleceği ile ilgili bir temel prensibin kabul edilmesinde bu meclis karar verirdi.
önemli bir iş ortaya çıkınca Hz. Ömer, Medinelileri Peygamber (S.A.)’in camiinde topluyordu; bureısı dar gelirse onları Medine’nin dışında bir yerde topluyor ve meseleyi onlara arzediyordu. Onlar da bu mesele üzerinde tartışıyorlardı. Irak halkının arazisi hakkında ya püan istişare bunlardan biridir. Yukarıda da geçtiği gibi, gâziler, bu araziyi aralarmda paylaşmak istiyorlardı. Hz. Ömer de bunu kabul etmeyip sahiplerine terketmek istiyordu. İki - üç günlük münakaşadan sonra mesele; Hz. Ömer’in «Allah’ın (fethedilen) memleketler halkmdan Peygamberine verdiği fey’ (ganimet)...»'- âyetini okuması üzerine O’nun görüşüne uygun olarak halledildi
Medine halkınm bu durumu, PERİKLES devrindeki Atina halkı nm durumuna benzemektedir. Çünkü o devirde şehir halkının her-biri devlet işlerinde görüş beyanetme hakkına sahipti. Zira toplantı halinde verilen bir karar, şahsî görüşlerden kuvvetlidir. Bunun için dir ki çeşitli yönlerden incelenerek topluca varılan netice, devlet işi nin yürütülmesinde esas teşkil eder.
Sahâbi ve Tabiilerden sonra gelen müctehidler bu topluca kabul edilen re’ye icma* admı vermişler ve onu şeriatın dördüncü kay nağı saymışlardır. Böylece; 1 — Kitab, 2 — Sünnet, 3 — Re’y (kıyas), 4 — İcma* şerîatm dört kaynağını teşkil etmiştir.
Sahabîler bazı hallerde topluca bir re’ye, yani icma’a ulaşamazlar ve aralarındaki ihtilâf sürüp giderdi. Sahabilerin bu gibi ihtilâf lumı iki kısımda inceliyebiliriz ;
iki veya daha çok mânâya gelmesi ihtimalinden dogmakt€Wİır. Meselâ; «Bocanmış olan kadınlar üç ayhali iddet beklesinler.»âyet-i kerimesindeki «{CURO» kelimesinin anlcunı üzerinde meydana gelen ihtilâf bunlardandır. Bu kelime iki mânâya gelir: a) Kadının iki
ayhali (hayz) arasındaki temizlik müddeti kastedi lebi lir, b) Bizzat ayhali kastedilebilir. Abdullah b. Mes’ud ve Hz. Ömer, bu kelimeden maksat ayhalidir demiştir. Bunlar ve bunlara tâbi olanlara göre boşanmış bir kadınm iddeti öç hayz olarak kabul edilmiştir. Zeyd b. Sabit, bu kelimeye iki ayhali arasındaki temizlik müddeti mânasını vermiş ve boş€Uimış kadının iddetinin üç temizlenme zamanı oldujru-nu söylemiştir.
Bazan naiss'larııı etrafındaki ihtilâf sebebi, bu nass’ların zâhir-len arasındaki çatışma olabilir. Meselâ; kocası ölmüş gebe bir kadının iddeti üzerindeki ihtilâf böyledir. Bu hususta iki nass vardır ve bunlar, ilk bakışta birbiriyle çatışma halindedir. Bu nass’lar şunlardır «...Gebe olanların iddeti çocuklarım doğuruncaya kadardır.»*^ ve «Sizden ölenlerin bıraktıkları kadınlar kendi kendilerine dört ay on gün iddet beklesinler.» ’
, Birinci âyetin lâfzından umumi olarak anlaşılan mânâ, kocası ölen gebe bir kadını da, boşanmış olan (gebe) kadını da içerisine alır. İkinci âyetin umumi anlamı gebe olsun olmasın, kocası ölen ka dına şâmil olmaktadır. O halde kocası ölen gebe kadm hakkında birbiriyle tenakuz hâlinde gözüken iki nass bulunmuş oluyor ve saha-biler bu sebepten ihtilâfa düşüyorlar. Burada Abdullah b. Mes’ud, •Gebe kadınların iddeti» âyeti, «Sizden ölenler...» âyetinden gebe kadını çıkarmıştır; dolayısiyle, kocası ölen gebe kadının iddeti birinci nassa göre doğum’a kadar olur, diyor. Rt. Ali ise, her iki nass ile de amel etmiştir. O’na göre kocası ölmüş hâmile bir kadının id-detı, dört ay on günden az olmamak şartı ile doğuma kadardır. Yanı Hz. Ali’ye göre böyle bir kadın iki iddetten en uzun olanını bekler Bunlar, ya doğuma kadar olan zaman, veya dört ay on gündür.replika saat sundu yarın devam edecegiz.

replika saat

replika saatler

replika satış

birebir ürünler

replika telefon

replika telefonlar

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder