Sayfalar

gizli kamera

replika telefon

maca bitksi

replika saatler ve replika saat,den islam bilgisi3

 replika saat


replika saatler ve replika saat,den islam bilgisi3 bugün güzel yazı olan islam icin replika saatler ve replika saat yazılarını sizlere sunuyor replika saatler ve replika saat yılmadan sizin icin calısıyor ve güzel yazıları sizlere sunuyor replika saatler ve replika saat sizin icin diyorki şefâ’at ve düâ etmesini istiyen mü’minlerc müşrik damgasını basabilmek için, kâfirleri anlatan âyet-i kerîmeleri, vesika olarak yazmak, Kur’ân-ı kerîme de, mü’minlere de iftirâdır. Bu âyet-i kerîme, mezârlan ve ölüleri bildirmiyor. Allahü teâlâya inanmıyan, putlara tapınan kâfirleri bildiriyor. Vehhâbîlerin, mü’minlere karşı, bu âyet-i kerîmeyi ileri sürmesine hak verdirecek zerre kadar bir dayanak yokdur. Ahkâf sûresinden yazdığı âyet-i kerimeden bir önce, Allahü teâlâ, (Allahü teâlâya îmân ve ibâdet etmeyip, işitmiyen putlara ibâdet edenden dahâ kötü, dahâ sapık yokdur) buyuruyor. Bu âyet-i kerîme de, kâfirleri bildirmekdedir. Hazret-i Ömerin yağmur düâsına çıkması, sünnete uymak için idi. Çünki, Resûlullah «sallallahü aleyhi ve scilem» yağmur düâsı yapdığı için, hazret-i Ömer de, sünnete uyarak düâ yapdı. Yağmur düâsı, bir ibâdetdir. İbâdetler, elbette sünnete uygun yapılır. Böyle olmakla berâber, Hanefî mezhebinin kıymetli fıkh kitâblarından (Merâkılfelâh) kitâ-bında diyor ki, (Medînede olanların, yağmur düâsı için (Mescid-i Nebî) de toplanmaları dahâ iyi olur. Çünki, orada, Resûlullahdan «sallallahü aleyhi ve sellem» başka birşey vâsıtası ile, Allahü teâlâdan birşey istenmez ve birşeye kavuşulmaz. Resûlullah efendimizin de «sallallahü aleyhi ve sellem», (Mescid-i Nebî) içinde yağmur düâsı yapmış olduğu Buhârîde ve Müslimde yazılıdır. Düâ edilen yer, ne kadar şerefli ise, rahmet yağması, o kadar çok olur. Önce, iki halîfesini vesîle yaparak, Resûlullaha yalvarılır. Sonra, üçü vesîle edilerek, Allahü teâlâya yalvarılır). Vehhâbî kitâbının (Kabr-i seâdeti ziyâret ederken, Kıbleye dönülüp, kabrler arkada bırakılır) demesi de iftirâdır. Merâkılfelâhda, (kabrlere dönülür. Kıble arkada bırakılır. Her kabrin ziyâretinde de, böyle yapılır) denil-mekdedir. Yağmur istemek için, sünnete uygun toplanarak düâ etmek, âyet ile ve sünnet ile belli olan, bir ibâdetdir. Bu ibâdeti, sünnete uygun yapmayıp da, Kabr-i se’âdete gidip istemek, ibâdeti değişdirmek olur. Kılınmıyan nemâzlann günâhını afv etdirmek için, kazâ kılması emr olundu. Kılınmı-yan nemâzlan kazâ etmeyip de, afv edilmelerini Kabr-i se’-âdetden istemek câiz olmadığı gibi, yağmuru da, Kabr-i se’âdetden istemek câiz olmaz. Fekat, böyle ibâdetleri, Kabr-i se’âdetin yanında yapmak, başka yerde yapmakdan binlerce defa fâideli olduğu meşhûr olan hadîs-i şerîfde bildirilmişdir.Fckat, Evliyânın kabri yanında, yalnız Allah için vc kıbleye karşı nemâz kılmak çok sevâb olur. Çünki, Evliyânın kabrle-rine rahmet yağmakdadır. Kabr yanında, türbe yanında nemâz kılmak câiz olmasaydı, Eshâb-ı kirâm, Kabr-i se’âdeti mescid içine almazlardı. Eshâb-ı kirâmın hepsi ve bindörtyüz seneden beri gelmiş olan milyarlarla müslimân, Kabr-i seâdetin yanında nemâz kılmışlardır. Burada nemâz kılmanın faziletinin çok olduğu hadîs-i şerif ile bildirilmişdir. Mescid-i se’-âdetde, arka safda nemâz kılanlar, Kabr-i se’âdete karşı durmakdadırlar. Bindörtyüz seneden beri hiçbir İslâm âlimi buna birşey dememişdir. Evliyânın mezârı yanında nemâz kılmanın câiz olduğuna bundan dahâ büyük vesika olabilirmi? Kabre karşı kılmağı kasd etmek, bu niyyet ile kılmak hadis-i şerif ile nehy edilmişdir. Fekat, kıbleye karşı kılmağı kasd edince, kabre tesâdüf etmesi câiz olduğu icmâ’ı ümmet ile sâbitdir.tbni Hacer-i Hiytemî Mekki hazretleri, (Zevâcir) kitâ-bında doksanbirinci sahîfede diyor ki, (Buhâride hadis-i kud-sîde (Allahü teâlâ buyurdu ki. Velîlerin sebebi ile bana düşmanlık eden, bilsin ki, benimle harb hâlindedir. Kulumun, farz etdiğim şeylerle bana yaklaşmasını sevdiğim kadar, başka hiçbirşeyle yaklaşması sevgili olmaz. Kulum bana nâfile ibâdetleri yapmakla yaklaşınca, onu severim ve her istediğini veririm) buyuruldu. Doksanbeşinci sahifesindeki hadis-i şerifde, (Bir kimse bana salevât okursa, bana bildirilir. Ben de ona düâ ederim) buyuruldu. Bir hadis-i şerifde, (Bir müslimân bana selâm verince, ruhum bedenime gelir. Selâmına cevâb veririm. Peygamberler mezârlannda diridirler) buyuruldu. Ebüdderdânın bildirdiği hadis-i şerifde, (Toprak Peygamberlerin cesedlerini çürütmez. Cum’a günleri bana çok salevât okuyunuz! Ümmetimin okuduğu salevât, her cum'a günü bana bildirilir) buyuruldu. Yâ Resûlal-lah! Sen mezârda çürüdükden sonra, selâmlar nasıl bildirilir dediler. Cevâbında (Allahü teâlâ, toprağın Peygamberleri çürütmesini haram etmişdir) buyurdu. Dahâ bunlar gibi çok hadis-i şerifler vardır. Bu hadîsler gösteriyor ki. Peygamberler mezâr-larında diridir, çürümezler. Evliyâ da, onların vârisidir). İbni Ebî Şeybcnin ve Ebû Nu’aymin bildirdikleri ve (Künûz-üddekâık) de yazılı hadîs-i şeriflerde (Evliyayı görünce, Allahü teâlâ hâtıra gelir) ve (Allahü teâlânın Evliyâsı vardır. Bunlar görülünce, Allahü teâlâ hatırlanır) buyuruldu. Deyieminin bildirdiği ve (Künûz-üddekâık) da bildirilen hadis-i şerifde (Kabr-
dekiler olmasa, şehrdekiler yanardı) buyuruldu. Bu hadîs-i şerifler gösteriyor ki, cenâb-ı Hak, kabrdckilcrin sebebi ile ve bereketleri ile, dirilere iyilikler vermekdedir. Askerinin bildirdiği ve Münâvînin (Künûz) kitâbında yazılı hadîsde (Yahya bin Zekeriyyânın kabrini bilseydim, ziyaret ederdim) buyuruldu. [Abdürraüf Münâvî şâfı’î, 1031 [m. 1621] de Kahirede vefat etdi.Vehhâbî kitâbı, yüzkırkaltıncı ve yüzellisekizinci sahîfelerinde (Allahdan başkası için hayvan kesmek harâmdır Keserken, bu ümmetin münâfıklannın yıldızlara yaklaşmak için yap-dıkları gibi, Besmele ile kesse bile, mürled olurlar Kesdiklerini yimek halâl olmaz. Zimahşeri diyor kı, ev satın alınca, yâhud yeniden yapdırınca, cin çarpmasın diye hayvan kesmek de böyledir ibrâhim Merûzi diyor ki, sultân veyâ devlet adamları gelince, onlara yaklaşmak için hayvan kesmek harâmdır, Çünki, Allahdan başkası için kesilmiş olur, ihlâl demek, yüksek sesle başkası için kesmek demekdir Allahdan başkası için yapılan nezr, adak hayvanları beyledir Kesmeden önce söylemek meselâ bu hayvan falan seyyide içindir, filân seyyid içindir demek böyledir. Böyle olan nezrleri keserken Bismillâh demek fâide vermez. Allahdan başkası için yiyecek, içecek adayarak onlara yaklaşmak da böyledir. ölüler için ve onlardan bereketlenmek için türbelere götürüp, türbe yakınlarındaki fakirlere dağıtılan yiyecek ve içecekler de, hep Allahdan başkası için nezr yapanlar, meselâ putlar için, güneş için, ay için, mezârlar için ve bunlar gibi adak yapanlar, Allahdan başkası için yemin edenler gibidir. Her ikisi de şirkdir. Ba'zı sapıkların mezârlara mum, kandil için yağ adamaları da, müslimânların sözbirliği ile günâhdır. Türbelerde hizmet eden fakirlere mal adamak, kilisedeki putların hizmetçilerine adamak gibidir. Bunlar, ibâdetdir. Allahdan başkasına yapmak şirkdir. Hanefi âlimlerinden şeyh Kâsım, Dürer kitâbında diyor ki, uzakda yolcusu olan veyâ hastası olan veyâ malı gayb olan câhiller, ba'zı sâlih kulların mezârlarına geliyor: Efendim, Allahüteâlâ yolcuma kavuşdurursa veyâ hastamı iyi ederse veyâhud da gayb olan malıma kavuşdurursa, sana şu kadar altın veyâ yiyecek veyâ su veyâ mum nezrim olsun diyorlar Böyle nezrier bâtıldır. Adak yapmak ibâdetdir. Allahdan başkası için ibâdet olmaz, ölünün malı mülkü olmaz. Ona birşey verilmez. Herşeyi Allah yapar ölü birşey yapamaz öyle inanmaları küfrdür. ibni Nüceym, Bahr kitâbında diyor ki, bu sapıklıklar, Ahmed Bedevinin türbesinde çokdur. Hanefi âlimlerinden şeyh Sun'ullah-ı Halebİ,Evliyâ için hayvan kesmek ve adak yapmak câiz değildir diyor Ahmed Bedevinin türbesi Tanta şehrındedir Kendisi (Miilesseme) devletinin bir câsûsudur Bu dev-
let, Fas tarafında idi Bu câsûs. hile ve yalanla müslımânlan aldatdı. Şimdi türbesi bir kilise gibidir Onun için adak yapıyorlar Ona tapınıyorlar Her sene üçyüzbın kişi hac yapmak için bu putun yanına geliyor) diyor.Vehhâbî kitâbının yukandaki yazılarına dikkat edilirse, âyet-i kerîmeler ve hadîs-i şerifler ve Ehl-i sünnet âlimlerinin kitâblarından kıymetli yazılar yazarak müslimânlann gözlerini boyamakda, harâmlara, mekruhlara hattâ mubâh olan şeylere şirk, küfr damgası basmakdadır. Allahü teâlânın sevdiği sâlih kullanna ve onlann türbelerine put, kilise demekde-d r. Sapık inanışlı yetmişiki fırkadan olan câhillerin ve ahmakların yapdıgı çirkin ve bozuk işleri öne sürerek, Ehl-i st nnet Evliyâsına, hâlis ve temiz müslimânlara kâfir ve müşrik d.tmgasını basmakdadır. Müslimânlann, Vehhâbî oyunlarına aldanmamaları ve Ehl-i sünnet âlimlerinin bildirdikleri doğru yDİdan ayrılmamaları için, Dâvüd bin Süleymân Bağdâdî hazretlerinin (Eşedd-ül-cihâd fî Dâ’vel-ictihâd) adındaki kitabından on sahîfeyi arabcadan türkçeye terceme ediyoruz. Bunu okuyanlar, vehhâbîlerin yalan söylediklerini hemen anlıyacakdır.
Önce, Vehhâbî kitâbının put dediği Ahmed bin Alî Bedevinin hayâtını kısaca bildirmek uygun görüldü. Şemseddîn Sâmî bey (Kâmûs-üra’lâm) kitâbında diyor ki, (Ahmed Bedevi hazretleri, Evliyânın meşhûrlarından ve şerîflerindendir. Ya’nî hazret-i Hasen’in soyundandır. Büyük dedesi, Haccâcın zulmünden, Fasa kaçmışdı. Kendisi hicretin beşyüzdoksanaltı (596) yılında Fasda tevellüd etdi. Yedi yaşında iken, babası ve kardeşleri ile Mekkeye geldi. Altıyüzotuzüç (633) senesinde, gördüğü rü’yâ üzerine Irâka ve Şâma gitdi. Sonra, Mısırda Tanta şehrinde yerleşdi. Çok kerâmetleri görüldü. Yüksek bir velî olduğu anlaşıldı. Şöhreti her tarafa yayıldı. Ziyâretcileri ve talebesi binleri aşdı. Altıyüzyetmişbeş (675) senesinde Tantada vefât etdi.) Vehhâbî kitâbının, Ahmed Bedevi hazretlerine (Müiesseme) devletinin bir câsûsudur demesi de, alçakça ve çok çirkin bir iftirâdır. Müiesseme ve öteki ismi (Murâbıtîn) olan İslâm devleti. Hicretin dörtyüzkırk senesinde. Fasın cenû-bunda kuruldu. Baş şehri (Merrâkiş) idi. İspanyayı ele geçirdi. Yüz sene sonra, hicretin beşyüzkırk (540) yılında yok oldu. Yerine (Muvahhidin) devleti kuruldu. Ahmed Bedevi hazretleri dünyâya geldiği zeman, Müiesseme devletinin yerinde yeller esiyordu. Kendi gitmiş, adı kitâblarda kalmışdı. [Vehhâbî
sapıklan tefsir ve hadîs ilmlerinde câhil olduklan gibi, târih ve fen bilgilerinde de pek acınacak durumdadırlar. Arabca, ana dilleri olduğu için, âyet-i kerimelere ve hadis-i şeriflere ve İslâm âlimlerinin kitâblanna çala-kalem, bozuk ma’nâlar veriyorlar. Bunlardaki ince, yüksek bilgileri, günlük gazete haberi imiş gibi sanarak, boş kafaları ile ve kısa akllan ile anladıkları gibi sanıyorlar. Böyle mezhebsizlerden ve din câhillerinden, Seyyid Kutb adında biri, kendi anladığına göre bir tefsir yapmış (Fî-Zılâl-il-Kur'ân) adındaki bu tefsirini, Kâhire mason locası başkanı olan, dinde reformcu Muhammed Abdühün, islâmiyyeti yıkıcı, bölücü, bozuk yazılan ile doldurmuş. Allahü teâlâ, müslimân yavrularını böyle bozuk, zehrli kitâbları okuyup aldanmakdan korusun! Böyle türedi din adamlarının tuzaklarına düşürmesin! Âmîn].Seyyid Dâvüd hazretleri buyuruyor ki: Allahü teâlâ için adak yapmak ve hayvan kesmek ve bunların etlerini fakirlere dağıtıp, sevâblarını Peygamberlere ve Evliyâya hediyyc etmek câiz olmazmış, küfr olurmuş, şirk olurmuş. Bunlara hemen ccvâb vermek lâzımdır. Böyle söyliyenler mezhebsizdir. Bunlar, mezheb imâmlarına, İslâm âlimlerine uymuyorlar. Kendi kısa görüşleri ile ve noksan akllan ile konuşuyorlar. Burada, önce onları red edeceğiz. Sonra İslâm âlimlerinin bildirdiklerini yazacağız.Allahü teâlâ, Bekara sûresinin ikiyüzyetmişinci (270) âyet-i kerimesinde (Fakire verdiğiniz sadakaları ve yapdığınız nezrleri, Allahü teâlâ biliyor) buyurdu. Hac sûresinin yirmido-kuzuncu âyetinde (Nezrlerini yerine getirsinler!) buyurdu. Dehr sûresinin yedinci âyetinde (Onlar nezr etdiklerini yaparlar) buyurarak övmekdedir. Bu âyet-i kerîmelerde, Allahü teâlâ, nezr edenleri bilirim diyor. Nezr edenleri övüyor. Nezrin, nafaka kısmından olduğunu bildiriyor. Resûlullah «sallallahü aleyhi ve sellem» efendimize sordular; Bir erkek veyâ bir kadın, Mekke şehrinden başka bir yerde, deve kesmeği nezr ediyor. Bu, câhilliyyet zemanında, putların önünde kesilen deve gibimi olur? Cevâbında (Hayır öyle olmaz, nezrini yerine getirsin! Allahü teâlâ, her yerde hâzır ve nâzırdır. Herkesin nasıl niyyet etdiğini bilir) buyurdu. Bu hadis-i şerif, Vehhâbilerin sapık sözlerine cevâb olarak yetişir. Allah rızâsı için kesilmesi nezr edilen hayvanı, sâlih kimselerin mezârları yanında keserek, etini orada bulunan fakirlere dağıtmak ve sevâbını o sâlih
kimsenin ruhuna bağışlamak câizdir. Bir zararı yokdur. Allah rızâsı için kesilmesi adak yapılan hayvan elbette kesilecekdir. Bu hayvanı kesmek, bir ibâdetdir. Etini fakirlere dağıtmak da, ayrı bir ibâdetdir. Bu her iki ibâdetin başka başka sevâblan vardır.
Vehhâbilerin, ölüler için adak yapılmasını ve mezâr yakınında. Allah için hayvan kesmesini, puta tapmağa benzetmeleri, müslimânlara büyük iftirâdır. Bu sözlerini, âyet-i kerime ile ve hadis-i şerif ile isbât etmeleri lâzımdır. Adak için, böyle bir isbât yapamıyorlar. Kâfirler için, müşrikler için gelmiş olan âyet-i kerimeleri müslimânlara bulaşdırmağa kalkışıyorlar. Fıkh âlimlerinin kitâblarında harâm veyâ mekrûh hattâ câiz olduğu bildirilen şeyleri yazarak, küfrdür, şirkdir, yaygarasını basıyorlar. Zâten Vehhâbîler, mezheb imâmlarına, fıkh âlimlerine kıymet vermiyorlar. Ehl-i sünneti aldatmak için, müsli-mânların gözünü boyamak için, işlerine gelen, çıkarlarına yanyan yerleri yazıyorlar. Hâlbuki onlar âyet-i kerîmelerden ve hadis-i şeriflerden kendi anladıklarına uymakdadır. Bekara sûresinin yüzyetmişüçüncü (173) (Müşrikler, Allahdan başkası için ihlâl ediyorlar) âyet-i kerimesini ileri sürüyorlar. Hep bu âyet-i kerimeyi koz olarak kullamyorlar. Allahdan başka niyyet ile hayvan kesen kâfir olur, müşrik olur diyorlar. Bunların sözüne göre, Vehhâbilerin hepsi ve bütün müslimânlar hep kâfir olmakdadır. Çünki İslâm memleketlerinde hergün yimek için milyonlarca hayvan kesiliyor. Bunların hiçbiri Allah rızâsı için, ibâdet olmak için değil, ticâret için veyâ yimek için kesil-mekdedir. Allahdan başkası için hayvan kesen müşrik olur diyen Vehhâbîler, buna nasıl cevâb verebilirler?
Başka yerlerde keserek, sevâbını ölülerin rûhuna göndermek câiz olur diyorlar. Onlara göre, bunun da küfr ve şirk olması lâzım gelir. Bunları Allah için kesiyoruz, etini fakirlere dağıtıp sevâbını ölülerimize bağışlıyoruz diyorlar. Onlara deriz ki. Peygamber için ve Evliyâ için diyerek de bu niyyet ile kesilmekdedir. Bunlar için hayvan kesenin niyyetinin bozuk olduğunu nereden anlıyorsunuz? Herkesin niyyetini yalnız Allahü teâlâ bilir ve Onun haber verdiği kimse bilir. Başka kimse bilemez. Vehhâbilerin ileri sürdükleri, yukarıdaki âyet-i kerimedeki (İhlâl) kelimesi, bağırarak söylemek demekdir. Câhiliyye zemanında, putlara tapanlar, hayvan keserken, (Lât için) ve (Uzzâ için) diyerek bağırırlardı.vcyâ (Allahü ekber) diyerek keser. Müşrikler, Allah adı yerine putların ismini söylerlerdi. Bir müslimân Allah adı yerine, meselâ Abdülkâdir-î Geylâni için veyâ Ahmed Bedevi için diyerek keserse, bunu bilerek söyleımesi harâm olur, bilmi-yerek söyledi ise, âlimlerin buna öğretmesi lâzımdır. Vehhâbî-1er gibi, buna hemen kâfir denemez. Bu söylediklerimizi dahâ da açıklıyalım;
Bahr-ür-râık) ve (Nehr>ül-fâik) kitâblarında ve Kâsım bin Katlûbüganın (Dürerül-bihâr) şerhinden alarak Redd-ül-muhtârın yemin kısmında diyor ki, (câhillerin ölüler için yap-makda olduğu adaklar ve Evliyâya yaklaşmak için türbelerine götürülen kandil yağları, mumlar ve paralar yalnız ölü için olursa bâtıldır, harâmdır. Fekat yine küfr değildir, şirk değildir. Fukarâya dağıtmak ve sevâbını Evliyânın ruhuna göndermek için olursa câizdir. Kâsım bin Katlûbüga, (nezr yapmak ibâdetdir. Mahlûk için ibâdet yapmak câiz olmaz) diyor. Bu sözü, (Nezr, bir fâide getirmez, cimrinin malının gitmesine sebeb olur) hadis-i şerifine uymamakdadır. Bu hadîs-i şerif, nezrin mekrûh olduğunu gösteriyor. Mekruh olan şey, ibâdet olmaz. Müslimânların hayvan adamalan ve başka şey adamaları, hep Evliyânın türbesinde bulunan veyâ başka yerlerdeki fakirlere dağıtmak içindir. Malın, etin ölüye verilmesini, ölünün kullanmasını düşünen hiç kimse yokdur. Hanefi mezhebinde, nezrin bir yerde yapılmasını belli etmek lâzım değildir. Belli edilen yerde yapılması da lâzım olmaz. Meselâ, falan Veli için nezrim olsun demek câizdir. Böyle söylemek, Allah için yapdığım nezrin sevâbı, bu Veli için olsun demekdir. Bu hayvanı, bu Velinin mezârı yanında kesmek lâzım olmaz. Başka yerde kesmek, başka yerdeki fakirlere dağıtmak da câiz olur. Nerede kesilirse kesilsin, sevâbı niyyet edilen Velinin rûhuna gider. Bununla berâber, yukarıdaki yazı, veli Kâsımın sözüdür. Kendisi. Kemâleddin Muhammed ibni Hümâmın talebesidir. İbni Hümâm yediyüzseksensekizde [^788] tevellüd ve sekizyüzalt-mışbirde [861] vefât etmişdir. Önce gelen âlimlerden hiçbiri Kâsım gibi söylememişdir. Yalnız îbni Teymiyye söylemişdir. İbni Teymiyye, çeşidli adaklar yapmak, bilhâssa, hayvan kesmeği adamak ve kabr ziyâreti gibi işlerde müslimânları kötüle-mekde aşın gitmekdedir. Kendisine, zemanında bulunan ve sonra gelen Ehl-i sünnet âlimlerinin çoğu cevâblar vermiş, ortaya atdığı sapık düşünceleri çürütmüşlerdir. Veli Kâsımın sözüne doğru denilse bile, bu sözün müslimânları lekelemiye-
ccğini İslâm âlimleri bildirmişlerdir. Çünki Velî Kâsım da, fakirlere dağıtmak niyyet edilirse câiz olur demekdedir. Bütün müslimânlann adaklarını bu niyyet ile yapdıklarını yukarıda bildirmişdik. Vehhâbîlerin, Velî Kâsım gibi olan Ehl-i sünnetin sözlerini, vesika olarak ileri sürmeleri, müslimânları aldatmak içindir. Çünki onlar, Kur’ân-ı kerîmden ve hadîs-i şeriflerden başka sözleri vesika olarak kabul etmemekdedirler. Biz de, onlara soranz: Peygamberlere ve Evliyâya adak yapmanın şirk olduğunu gösteren âyet-i kerîme ve hadîs-i şerîf isteriz. Karşımıza yalnız yukarıda yazdığımız (ihlâl) âyet-i kerîmesini çıkarıyorlar. Bu âyet-i kerîmeye dayanmaları, bir şübhe ve ihtimâldir. Şübhe ile ve ihtimâl ile mantık yürütülmez. Istidlâl yapılamaz. [(Dürrülmuhtâr) fıkh kitâbında, bu âyet-i kerîme için, hayvanı kesip, toprakla örtmek, fakirlere dağıtmamakdır, diyor. Görülüyor ki, Vehhâbîlerin, hac zemanında, Minâda kesilen yüzbinlerle hayvanı toprak altında bırakmaları, açlara, muhtâclara dağıtmamaları (ihlâl) olmakdadır. Bunun için kendileri müşrik, kâfir olurlar.] Yimek için, meselâ müsâfır için hayvan kesmek, ihlâl olmaz. Çünki, Îbrâhîm aleyhisselâmın sünnetidir. Yimek için hayvan kesmek ihlâl olsaydı, müşriklerin ihlâlini Îbrahîıh aleyhisselâm elbet yapmazdı).Zimahşerî Ebülkasım Mahmûd cârullah mu’tezilî 538 [m. 1144] de Cürcâniyyede, Ebû İshak îbrâhim Merûzî şâfi’î 340 [m. 952] de, Sun’ullah Halebî Mekkî hanefî 1117 [m. 1705] de vefât etdi. Bunun (Seyfullah alâ-men kezzebe alâ-Evliyâ-illah) kitâbı, Evliyânın kerâmetlerini uzun anlatmakdadır. Şerîf Ahmed Bedevî 675 [m. 1276] de Mısırda Tan tada, Şem-seddîn Sâmî beğ 1322 [m. 1904] de Istanbulda Erenköyde, Seyyid Kutb 1386 [m. 1966] da Mısırda çıkardığı fitne sonunda öldürüldü. Kasım bin Katlûbüga Mısrî hanefî 879 [m. 1474] de vefât etdi. Şemsüddîn Muhammed Konevînin(Dürer-ül-bihâr)ı şerh ederken, nezr,adak bahsinde verdiği bilgileri, îbni Âbidîn açıklamakdadır.
Tekıâr edelim ki, Evliyâ için, ya’nî Allahü teâlânın sevdiği kulları için hayvan kesmeği adamakda üç niyyet bir arada düşünülmekdedir: Hayvanı, Allah için kesmek. Etini ve başka eşeylerini fakirlere dağıtmak. Sevâbını Velînin rûhuna bağışlamak. Her müslimân, hayvanını böyle adamakdadır. Böyle hayvan adamak, müsâflr için kesmekden dahâ iyidir. Çünki, çok olur ki, müsâflr zengin olur. Sadaka alması câiz olmaz. Evet,
devlet adamları ve sultân yâhud beklenilen yolcu gelince, onlar için hayvan kesmek ve etini fakirlere dağıtmayıp, boş yere bırakmak, kâfirlerin putları için hayvan kesmesine benzemek-dedir. Bu da, şâfi’î mezhebinde harâmdır.Allâme İbni Hacer-i Mekkiye soruldu: Diri olan Velî için nezr yapmak câizmidir? Nezr olunan şeyleri o Velîye veyâ herhangi bir fakire vermek lâzımmıdır? Ölmüş olan Velî için nezr yapmak câizmidir? Nezr olunan malı Velînin çocuklarına ve akrabâsına, yâhud onun yolunda bulunanlara, talebesine, hizmetçilerine vermek lâzımmıdır? Mezar üzerine kabr, dıvâr, parmaklık, sıva gibi şeyler yapmak için nezr sahîh olurmu?CEVÂB: Diri olan Velî için adak yapmak sahîhdir. Adak olunan malı ona vermek vâcibdir. Başka hiçbir yere vermek câiz olmaz. Ölmüş olan Velî için nezr yapmağa gelince, mal meyyitin olsun diye niyyet edilirse, nezr bâtıl olur, sahîh olmaz. Başka bir hayr için meselâ, çocuklarına, talebesine, türbesindeki veyâ başka yerdeki fakirlere vermeği, yidirmeği niyyet ederse, adak sahîh olur. Niyyet etdiği şeyleri vermesi vâcib olur. Adak sâhibi hiçbirşey niyyet etmedi ise, zemanındaki müsli-mânların âdetlerine bakılır. Hemen her müslimân, ölü için nezrim olsun diyerek, yazdığımız yerlerden birine vermeği ve sevabını ölüye bağışlamağı düşünmekdedir. Adak yapan da, bu yerleşmiş, kökleşmiş âdetleri bildiği için, onlar gibi nezr etmiş olur. Vakfda olduğu gibi, nezri sahîh olur. Vakfda, şartlarını söylemese, yerleşmiş âdetlerdeki şartlara göre vakf etmiş sayılmakdadır. Mezârların yapıjması, sıvanması için yapılan nezrier bâtıldır. Fekat imâm-ı İzraî ve Zerkeşî ve başkalan buyurdu ki. Peygamberlerin, Evliyânın ve âlimlerin mezarlarını, yırtıcı hayvanların ve hırsızların ve düşmanların açmasından korkulan mezârları korumak için üzerine dıvâr, parmaklık gibi şeyler yapmak câizdir. Böyle fâideli şeyleri adamak sahîh ve câiz olur ve iyi olur. Bunlar için vasıyyet yapmak da böyledir. İbni Hacer-i Mekkînin fetvâsı dahâ uzundur. Kitâbımıza bu kadarı yetişir. Bu konuda Hayreddîn-i Remlînin de fetvaları vardır. Bu fetvâların aslı, imâm-ı Râfi’ înin Cürcândaki kabri için yapılan adak üzerindeki yazılardır. İbni Hacer-i Mekkî bunları (Tuhfe) kitâbmda ve fetvâlannda uzun bildirmişdir. Şâfi’î mezhebinde sözbirliği ile câizdir.Ahmed Izra’î şâfı’î 783 [m. 1381] de Şamda, Muhammed Zerkeşî şâfı’î 794 [m. 1392] de Mısrda, Abdülkerîm Râfı’î şâfiT 623 fm. 1227] de Kazvinde vefât etdi.Hanefî mezhebindeki fıkh kitâblannın en kıymetlilerinden olan (Dürer ve Gurer) kitâbında Molla Husrev, yemini anlatırken diyor ki, farz veyâ vâcib olan ibâdetlerden birine benziyen ve nemâz, oruç, sadaka, i’tikâf gibi başlıbaşına ibâdet olan birşeyi nezr edenin, bunu yapması lâzım olur. Hasta ziyaret etmek, cenâze taşımak, câmi’e girmek, yol, çeşme, has-lâne, mekteb, câmi’ yapmak gibi, farz veyâ vâcib cinsinden olmıyan şeyler nezr edilmez. Bunlar nezr edilirse, yapılmalan lâ/ım olmaz. Allah rızâsı için Recep ayında oruç tutayım demek gibi (Mutlak nezr) ve yolcum gelirse, Allah için sadaka vermek nezrim olsun demek gibi, istenilen bir şarta bağlanan (Mu’allak nezr) söylenince, şart hâsıl olduğunda, nezr olunan ibâdetleri yapmak vâcib olur. Çünki hadîs-i şerîfde (Nezr olunanı yapmak lâzımdır) buyuruldu. Hastalıkdan kurtulursam, bir koyun kesmek nezrim olsun demek nezr olmaz ve koyunu kesmesi lâzım gelmez. Allah rızâsı için bir koyun kesmek demek lâzımdır. Allah için deyince, nezr olup, kesmesi lâzım olur. Bin lira sadaka vermeği, nezr eden kimsenin yüz lirası olsa, yüz lira vermesi lâzım olur. Malı varsa, satıp bin lirasını sadaka verir. Şu yüz lirayı, şu günde falan fakire vermeği nezr edip, başka yüz lirayı, başka günde, başka yerde, başka fakirlere vermesi câiz olur. [Molla Muhammed Husrev 885 [m. 1480] de Bursada vefât etdi.]
tbni Âbidin, nâfıle nemâzlan anlatırken, (Nezr, birşeyin husulüne mâni’ olmaz) hadisini bildirerek, bundan, bir nâfıle nemâzı kılmadan önce, bunu şarta bağlı nezr etmenin yasak olduğu anlaşılıyor diyor. Çünki nezr olunan nemâzın bir isteğe karşılık olmasını andırmakdadır. Buhârî kitâbını şerh edenler, bunun yasak olması, nezr olunan nemâzın, şart edilen şeyin hâsıl olmasına te’sîr edeceğini sanan kimseler içindir dediler ise de, hadîs-i şerif, nâfılelerin mutlak nezr yapılarak kılınmasını da yasaklamakdadır diyor. Bundan anlaşılıyor ki, şarta bağlı yapılan nezr, ibâdeti, şart edilen şeye karşılık yapmak değildir. Allahü teâlâya şükr olarak yapıİmakdadır. Şükr secdesi yapmak gibidir. İbâdet ile ve ibâdetin sevâbı hediyye edilen sâlih kimsenin düâsı ile, Allahü teâlânın merhametini istemekdedir.Mâliki mezhebine gelince, (Muhtasar-ı Halîl) şerhinde diyor ki, (Niyyet ederek veyâ söyliyerek, Mekkeden başka bir yere, meselâ Resûlullahın «sallallahü aleyhi ve sellern» veyâ bir Velînin kabrine, kesmek için deve, koyun gibi hayvan götürürse, bunlan keser, etlerini fakirlere dağıtır. Bu kabrlere elbise, para, yimek gibi şeyler göndermek isterse, oradaki hizmet edenlere, zengin olsalar bile, dağıtmağı niyyet etdi ise, onlara gönderir. Eğer sevâbını onlara bağışlamağı niyyet etdi ise, bunlan kendi memleketinde fakirlere dağıtır. Hiçbirşey niyyet etmedi ise, yâhud niyyetini bildirmeden kendisi öldü ise, memleketindeki âdete göre olur). İbni Arefe ve Bürzüli de, böyle yazmakdadırlar. [İbni Arefe Ahmed Endülüsi 536 [m.
Hanbelî mezhebine gelince, Mensûr Behütî, (tknâ*) kitâbı hâşiyesinde ve İbni Müflih, (Fürû’) kitâbında, İbni Tey-miyyeden alarak bildiriyor ki, (Belli bir velîden, sıkıntısını gidermesi veyâ özlediğine kavuşdurması için birşey adamak, Allahdan başkası için adamakdır. Allahdan başkası için yemin etmek gibidir. Başkalarına göre bu nezr, sahîhdir. Fekat günâhdır.) Buradan anlaşılıyor ki, Evliyâdan yardım için, onlara nezr yapmak, İbni Teymiyyeye göre tenzîhen mekrûh-dur. Hanbelî âlimlerinden başkalarına göre, günâhdır demesi, İbni Teymiyyenin günâh demediğini anlatmakdadır. Peygambere «sallallahü aleyhi ve sellem» kandil, mum adayan kimsenin bunlan Medine şehrinde bulunan fakirlere vermesini, İbni Teymiyyenin bildirmekde olduğu, (tknâ") hâşiyesinde yazılıdır. [Mensûr bin Yûnüs 1051 [m. 1642] de Mısrda, Şemsüddîn Muhammed bin Müflih 763 [m. 1361] de Şamda vefât etdi.]
Peygamberler ve Velîler için hayvan kesmeği adamak, Allah nzâsı için keserek sevâbını bunlara bağışlamak demek-dir. Hadis-i şerîfde (Allahdan başkası için hayvan kesene Allah la'net eylesin) buyuruldu. İbni Kayyım-i Cevziyye (Kitâb-üF Kebâir) kitâbında ve imâm-ı Zehebî (Kebâir) kitâbında ve İbni Haceri Mekkî (Zevâcir) kitâbında, bu hadîs-i şerifi açıklıyorlar. Allahdan başkası için kesmek demek, keserken, seyyidim, velî filân için demekdir diyorlar. Kâfirler de keserken putun ismini söyliyerek kesiyorlar. Allahın ismi yerine başka ismler söyliyerek kesmek böyledir. îmâm-ı Nevevî hazretleri (Ravda) kitâ-
bında diyor ki, (Bcytullah olduğundan dolayı, Kâ’bc için diyerek kesmek ve Resûlullah olduğundan dolayı. Peygamber için diyerek kesmek câizdir. Mekkeye veyâ Kâbcye hediyyc göndermek de böyledir). [Muhammed Zehebi 748 [m. 1348] de Mısrda vefât etdi.].
Sultân veyâ devlet adamlan gelince, onlann gözüne girmek için hayvan kesmenin harâm olduğunu yukarıda bildir-mişdik. Bunlar geldiği zeman, sevinerek kesmek ve çocuğu dünyâya gelince, sevinerek kesmek veyâ kızmış birinin gönlünü almak için kesmek câizdir. Gönlünü almak başkadır, gözüne girmek başkadır. Put için kesmek, büsbütün başkadır. Cin için kesilen kurbanlara gelince, Allah için keserek, Allahın, böylece cinden korumasını düşünmek câizdir. Böyle düşünmeden kesmesi harâmdır.Görülüyor ki, İslâm âlimleri, herşeyi cevâblandırmışlar, kimsenin birşey söylemesine ihtiyâç bırakmamışlardır, tşlerin ve niyyctlcrin fâideli ve zararlı olanlarını birbirlerinden ayırmışlardır. Böylece, asrlar geçmiş. Herkes aradığını kitâblarda bulmuşlardır. Bir ahmak ve câhil kimse ortaya çıkarak, müsli-mânları parçalamak, bölücülük yapmak ve İslâm âlimlerini kötülemek ve hak yolunda çalışanlan gözden düşürmek için, bozuk fıkrier yayarsa, bunun sapık veyâ zındık olduğu anlaşılır. Aklı olan kimse, buna inanmaz ve aldanmaz. Deccâlın askerleri, ancak o ahmaka inanacaklardır. Karşılanna çıkan her doğruya iğri, her güzele çirkin diyeceklerdir.Müezzin, ezan okurken, Resûlullahın «sallallahü aleyhi ve scllcm» ismini okurken, bunu işitenler, iki elin başparmaklarının tırnaklannı, gözlerinin üstüne koyarak (iki gözümün nûrusun sen yâ Resûlallah!) denir. Bunu ba’zı âlimler, meselâ Deyrebî (Mücerrebât) kitâbında yazmakdadır. Bunu bildiren bir hadîs-i şerif görmedik. Fekat (Sâlihler zikr olundukda, rahmet iner) hadîs-i şerifi, bu işin câiz olduğunu göstermekdedir. İmâm-ı Ahmed ibni Hanbel ve ibni Cevzî ve ibni Hacer, bunun hadîs olduğunu bildiriyorlar. İmâm-ı Süyûtî de, bu hadîsi (Câmi-us-sagîr) de bildirmekdedir. Peygamberimiz «sallallahü aleyhi ve sellem», hiç şübhesiz. Peygamberlerin ve sâlihlerin en üstünüdür. Onun ismi anılınca, Allahü teâlâ rahmet ve merhamet etmekdedir. Allahü teâlânın rahmet etdiği zeman, düâ kabûl olur. Ezân okunurken, (Seninle gözüm nurlanır, kalbim sevinir yâ Resûlallah!) demek, dünyâda ve âhırctde sevinmek için düâdır. Böyle düâ etmek islâmiyyete uygundur. Hanefi âlimlerinden Tahtâvî, (Merâkılfelâh) hâşiyesinde, Kuhistânî-den bildiriyor ki, ezân okunurken, Resûlullahm «sallallahü aleyhi ve sellem» ismini ikinci işitince, iki baş parmağı gözler üzerine koyup (Kurret ayneyye bike yâ Resûlallah, Allahümme metti'nî bissem’i vel-basari) elemek müstehabdır. Çünki, Resû-lullah «sallallahü aleyhi ve sellem», böyle yapanı Cennete götürür. Şeyhzâde, Beydâvî tefsiri hâşiyesinde, Ebil Vefâdan alarak bildiriyor ki, ba’zı fetvâlarda gördüm ki, Ebû Bekr Sıddîk, ezân okunurken, Resûlullahm «sallallahü aleyhi ve sellem» ismini işitince, iki baş parmağının tırnağını öpdü. Sonra, gözlerine sürdü. Niye böyle yapdın buyurulunca, senin mubârek isminle bereketlenmek için yâ Resûlallah dedi. (Güzel yapdın. Böyle yapan, göz ağrısı çekmez) buyuruldu. Tırnaklan göze koyunca, (Allahümmahfaz ayneyye ve nevvirhümâ) demelidir. Deylemî, (Firdevs) kitâbında, Ebû Bekr-i Sıddîkm «radıyal-lahü anh» haber verdiği hadîs-i şerifi yazıyor. Bu hadîs-i şerifde, (Müezzin «Muhammeden resûlullah» deyince, bir kimse, iki baş parmağını öper, sonra gözlerine sürer ve «Eşhedü enne Muhammeden abdühu ve Resûlüh, Radıytü billahi rabben ve bil-islâmi dînen ve bi-Muhammedin sallallahü aleyhi ve selleme nebiyyen» derse, şefâ’atim ona halâ! olur) buyuruldu. Tahtâvî-nin yazısı temâm oldu. Bir hadîs-i şerifde (Ezân okunurken ismimi işitince, iki baş parmağını gözüne koyanı, kıyâmet günü arar, bulur ve Cennete götürürüm) buyuruldu. Kuhistânî, (Kenz-ül-ibâd) kitâbından alarak diyor ki, ezân okunurken, Resûlulla-hın «sallallahü aleyhi ve sellem» ismini ilk işitince, (Sallallahü ve selleme aleyke yâ Resûlallah!) demek ve ikinci işitmekde, (Kurret ayneyye bike yâ Resûlallah) demek, sonra iki baş parmağını gözleri üstüne koyup, çekmeden, (Allahümme metti'nî bissem’i vel-basari) demek, müstehabdır. Resûlullah «sallallahü aleyhi ve sellem» efendimiz bu kimseyi Cennete götürür.
Eşedd-ül-cihâd) kitâbında diyor ki, Muhammed bin Süleymân-ı Medenî Şâfi’îden, vehhâbîliğin kurucusu olan Muhammed bin Abdülvehhâb-ı Necdî soruldu. Cevâb olarak, (Bu adam son zemanın câhillerini sapık yola sürüklemekdedir. Allahü teâlânın nûrunu söndürüyorlar. Allahü teâlâ, müşrikler istemese de, nûrunu söndürmiyecek, her yeri Ehl-i sünnet âlimlerinin nûrlan ile aydınlatacakdır) dedi.Muhammed bin Süley-mânın fetvâlarının sonundaki süâl ve cevâb da şöyledir:
Ahmed Tahtâvî Mısrî 1231 [m. 1815] de, Şcyhzâde Muhammcd hancfî 951 [m. 1544] de tstanbulda, Ebülvcfâ 896 [m. 1490] da Istanbulda, Kuhistâni Muhammed Hanefi 962 [m. 1508] de Buhârâda, Muhammcd bin Süleyman Medenî şâfı’î 1194 [m. 1780] de Medînede, Muhammed bin Abdür/.zîm Mekkî 1052 [m. 1643] de. îbni Hazm Alî Zâhirî456[m. 1064] de, Dâvüd-i zahiri İsfehânî 270 [m. 883] de Bağdâdda, Ahmed ibni Hilligân 681 [m. 1281] de Şâmda, Haccâc-ı zâlim Sekafi, Abdülmelik ve oğlu Velîd zemanmda Medîne ve Irak vâlîsi iken 95 [m. 714] de vefât ctdi.
SÜÂL: Büyük âlimler! Mahlûkların en iyisinin yolunu gösteren yıldızlar! Size soruyorum: Bir kimse, çeşidli din kitâb-larını okuyup, bilgilerini kısa görüşü ile ve noksân aklı ile dartarak, bu ümmetin hepsinin dînin özünden ve Resûlullahın ^<sallallahü aleyhi ve sellem» yolundan ayrıldıklarını, sapıtdık-larını söylese ve kendisinin müetehid olduğunu, Allah kelâmından ve Resûlullahın hadîslerinden bilgiler çıkardığını ileri sürse, hâlbuki âlimlerin, bir müetehidde bulunması lâzım dedikleri şartlardan hiçbiri bunda bulunmasa, bu sözleri yaymasına izn verilir mi? Yoksa, vazgeçip, İslâm âlimlerine uyması lâzımmıdır? Kendisinin imâm olduğunu, her müslimânın ona uyması vâcib olduğunu, mezhebinin lâzım olduğunu söylüyor. Müslimânları mezhebine sokmağa zorluyor. Kendisine uymı-yanlara kâfir diyor. Bunları öldürmeli, mallarını paylaşmalı diyor. Bu adam doğrumu söylüyor? Yoksa yanlışmıdır? Bir kimsede, ictihâd için lâzım olan şartların hepsi bulunsa, bir mezheb kursa, herkesi bu mezhebe girmeğe zorlaması câiz olurmu? Belli bir mezhebe girmek lâzımmıdır? Yoksa herkes dilediği mezhebi seçmekde serbestmidir? Sâlih bir kulun veyâ sahâbînin kabrini ziyâret eden, buna adak yapan, kabr yanında hayvan kesen, onu vesîle ederek düâ eden, toprağından alıp bereketlenmek için saklıyan, tehlükeden kurtulmak için, Resûlullahdan veyâ Sahâbîden yardım istiyen bir müsli-mân, dinden çıkarmı? Ben bu kabrin sâhibine tapınmıyorum, onun birşey yapacak güçde olduğuna inanmıyorum. Onun Allahü teâlânın sevgili kulu olduğuna inandığım için, Allahü teâlânın dileğime kavuşdurması için, onu vesîle, sebeb yapıyorum dediği hâlde, böyle yapanı öldürmek halâl olur mu? Allah-dan başka birşey ile yemîn eden kimse, dinden îmândan çıkarmı?
CEVÂB: tyi anlamalıdır ki, ilm Ustâddan öğrenilir. İlmi, dîni, kendi kendine kitâbdan öğrenenler çok yanılır, yanlışı, doğrusundan çok olur. Bugün, ictihâd edecek kimse yokdur. Imâm-ı Râfi’î ve imâm-ı Nevevî ve Fahreddin Râzî dediler ki, bugün hiç müctehid kalmadığında âlimler sözbirliğine varmış-dır. tmâm-ı Süyûti gibi, her ilmde deniz gibi olan derin bir âlim nisbı müctehid, ya’nî mezheb içinde müctehid olduğunu bildirince, hiçbir âlim bu sözünü kabûl etmedi. Hâlbuki, mutlak müctehid olduğunu, mezheb sâhibi olduğunu söylememişdi. Beşyüzden fazla kitâb yazdı. Her kitâbı, tefsir ve hadîs ilmle-rinde ve din bilgilerinin herbirinde çok yüksek derecede olduğunu göstermekdedir. tmâm-ı Süyûti gibi bir âlimin nisbî müctehid olduğu kabûl edilmeyince, onun yüksek derecesinden çok uzak olanların böyle sözlerine inanılırmı? Hiç dinlenmez bile. Hele İslâm âlimlerinin kitâblannın bozuk olduğunu da söylerse, bunun aklından ve dîninden şübhe olunur. Çünki bu kimse, Resûlullahı «sallallahü aleyhi ve sellem» ve Eshâb-ı kirâmdan hiçbirini görmediğine göre ilmini nereden öğrendi? Birşeyler öğrendi ise, İslâm âlimlerinin kitâblarından öğrenmiş-dir. O âlimlerin kitâblanna bozuk derse, kendisi doğru yolu nereden bulmuşdur? Bunu bize açıklasın! Dört mezhebin imâmlan ve bunların mezheblerinde yetişmiş olan büyük âlimler, bütün bilgilerini âyet-i kerimelerden ve hadis-i şeriflerden çıkarmışlardır. Bu adam, onlara uymıyan bilgilerini nereden çıkarmışdır? Onun ictihâd derecesine varamamış olduğu meydândadır. Bu adama düşen iş, sahih bir hadis görüp, anlamadığı zeman, müctehidlerin bu hadis-i şerîfden anlayıp bildirdiklerini araşdırmalıdır. Bunlar arasında beğendiğine uymalıdır. Böyle yapmak lâzım geldiğini, derin âlim imâm-ı Nevevî (Ravda) kitâbında bildirmekdedir. Âyet-i kerîmeleri ve hadis-i şerifleri, ancak ictihâd derecesine yülûelmiş olan derin âlimler anlıyabilir. Müctehid olmıyanlann, âyet-i kerîmeleri ve hadis-i şerifleri anlamağa kalkışmaları câiz değildir. Abdülveh-hâb oğlunun ve ona aldanmış olan vehhâbilerin doğru yola gelmeleri, bozuk sözlerinden vaz geçmeleri lâzımdır.Vehhâbilerin, müslimânlara kâfir demelerine gelince, hadis-i şerifde, (Bir kimse, bir miislimâna kâfir dese, ikisinden biri kâfir olur. Söylediği kimse müslimân ise, kendisi kâfir olur) buyuruldu, tmâm-ı Râfi’î (Şerh-ul-kebîr) kitâbmda (Tuhfe) den alarak diyor ki, (Müslimâna kâfir diyen ve tc’vîl edemiyen kimse, kâfir olur. Çünki, islâma küfr demekdedir). Nevevî de, (Ravda) kitâbında bunu bildiriyor. Ebû İshak îsfera-înî ve Huleymî ve Nasr-ül-mukaddesî ve Gazâli ve îbnü Dakîk ayn ve daha birçok âlimler, teVîl etse de etmese de, kâfir olur diyorlar.
Müslimânların kanı ve malı halâl olur demesine gelince, hadis'i şerîfde (Kâfirlere lâilâhe illallah dedirtinceye kadar, harb etmekle emr olundum) buyuruldu. Bu hadîs-i şerif gösteriyor ki, müslimânı öldürmek câiz değildir. Bu hadîs-i şerif, tevbe sûresinin alımcı âyeti olan (Tevbe edenleri ve nemâz kılıp zekât verenleri serbest bırakınız) dan almmışdır. Tevbe sûresinin on-ıkincı âyetinde (Onlar din kardeşlerinizdir) buyuruldu. Bir hadis-i şerîfde (Biz görünüşe göre anlarız. Gizli olanlan Allahü teâlâ bilir) buyuruldu. [Vehhâbî kitâbı, bu hadîs-i şerife de inanmıyor. Yüzkırkaltıncı sahîfesinde, biz söze bakmayız, maksada ve ma’nâya bakarız diyor. Bunun gibi, kitâbının birçok yerlerinde âyet-i kerîmelere ve hadîs-i şeriflere uymıyan yazılar vardır]. Bir hadîs-i şerîfde (İnsanların kalblerini yarmak, gizli şeylerini anlamak için emr olunmadım) buyuruldu. Üsâme hazretleri, Lâilâhe illallah diyen bir kimseyi öldürdüğü zeman, kalbinde îmân yokdu deyince,Peygamberimiz, (Kalbini yar-dmmı?) buyurdu.Bir müctehidin insanları kendi mezhebine girmek için zorlaması câiz değildir. Müctehid olan zât, mahkemede kâdî ise, o zeman kendi ictihâdı ile karâr verir ve bu karârın yapılmasını emr eder.
Evliyâ için adak yapmağa gelince, Şâfi’î âlimleri bunu uzun bildirmekdedir. (Hibe) kitâbı, (Tuhfe) kitâbından alarak bildiriyor ki, ölmüş bir Velî için nezr eder ve adak etdiği malın ölünün olmasını niyyet ederse, bu nezr sahîh olmaz. Ölünün olmasını niyyet etmezse, nezri sahîh olup, nezr olunan mal, hizmetçilere, türbe yanındaki mekteb talebe ve hocalarına, fakîrlere verilir. Türbe yanında adak malını almağa alışık kimseler toplanmış ise ve Velîye nezr olunan malın bunlara verilmesi âdet olmuş ise, bunlara verilir. Böyle bir âdet yoksa, nezr bâtıl olur. Semlâvîden ve Remlîden de böyle haberler gelmiş-dir. Herkes bilir ki, Evliyâ için adak yapanlar arasında hiç kimse yokdur ki, adak olunan malın ölüye verilmesini düşünmüş olsun. Çünki, ölünün birşey almıyacağını, birşey kullan-mıyacağını herkes bilir. Bu malların fakîrlere veyâ türbede hizmet edenlere verileceğini bilmiyen yokdur. Bunun için ibâ-
det olmakdadır. Çünki, Şâfl’î mezhebinde mubâh olan, mekruh ve harâm olan şeylerin nezr edilmesi sahîh olmaz. Yapması zâten farz ve vâcib olmıyan ibâdetler ve sünnetler nezr olunur.
Mczârlan öpmek, yüzünü gözünü sürmek için, câiz olur da, denildi. Olmaz da denildi. Câiz olmaz diyenler mekrûh dedi. Harâmdır diyen olmadı.
Peygamberleri ve sâlih kullan tevessül etmek, onları vesîle ederek Allahü teâlâya yalvarmak câizdir. Hadîs-i şeriflerle bildirilmişdir. Bunlan kitâbımızın başında bildirmişdik. Sâlih ameller ile tevessül etmek câiz olduğunu bildiren çok hadîs-i şerif vardır, tyi işlerle tevessül câiz olunca, iyi insanlarla tevessül dahâ çok câiz olur.Allahü teâlâdan başka şeylere yemîn etmeğe gelince, yemîn olunan şey, ta’zîm olunursa, Allahü teâlâya şerik, ortak tutulursa, ancak o zeman küfr olur. Hâkimin bildirdiği ve imâm-ı Ahmedin bildirdiği ve Münâvîde yazılı (Allahdan başkası ile yemîn eden kâfir olur) hadîs-i şerifi de bunu bildirmekde-dir. Fekat İmâm-ı Nevevî, âlimlerin çoğundan alarak, mekrûh olduğunu bildirmekde ve müslimânların icmâ’ı huccetdir demekdedir.
Nisâ sûresinin yüzondördüncü âyetinde, (Kendisine tevhid ve doğru yol bildirildikden sonra, Resûlullahın doğru yolundan sapan ve i'tikâd ve amelde müzminlerden aynlan kimseyi, âhı-retde kâfirlerle birlikde Cehenneme sokarız) buyuruldu. Her mü’minin (Ehl-i sünnet vel cemâ^at) mezhebine uyması lâzım geldiği, bu âyet-i kerîmeden de anlaşılmakdadır. Sürüden ayrılan koyunu kurt kapar sözünü unutmamalıdır. Ehl-i sünnet vel cemâ’atden ayrılan da Cehenneme gider.Derin âlim Muhammed bin Süleyman Medenînin fetvâsı uzundur. Biz kısaltarak bildirdik. Allahü teâlânın hidâyet nasîb etdiği kimseye bu kadar yetişir. Bu âlim binyüzdoksan-beş [ 1195] senesinde vefât etmişdir. Muhammed bin Abdülveh-hâb sapı^ da binyüzonbir [1111] senesinde Necd çölünde tcvcilüd ve binikiyüzaltıda [1206] öldü. Muhammed binSüley-mân bunun câhilliğini ortaya çıkardı. Sözlerini çürütdü. İçti-hâd ediyorum demesini yalanladı. Onun hiçbir İslâm âliminden ilm ve feyz almadığını, müslimânlara kâfir dediği için, kendisi^ nin dinden çıkdığını, İslâm memleketlerine yaydı.
Hanefî âlimlerinden Abdiirazîm Mekkînin (EI-Kavl-üs-Sedîd) kitâbında, İbni Hazm Muhammed Alînin sapık yazılan bildirilmekde ve cevâb verilmekdedir. İbni Hazm, herkese icti-hâd yapmağı emr ediyordu. Başkasına uymak harâmdır diyordu. Bu sözlerini, Nisâ sûresinin ellisekizinci âyeti olan (üyuşamadığınız şeyi Allahü teâlânm ve Resûlünün bildirdiği gibi yapınız!) emri ile isbât etmeğe kalkışıyordu. Abdiirazîm, buna cevâb verirken (Biz, elhamdülillah büyük İslâm âlimi imâm-ı a’zam Ebû Hanîfeye uymak derecesinden dışarıda kalmıyoruz. Biz, o yüce imâma ve onun büyük talebelerine ve daha sonra gelen, Şemsül-eimme gibi dünyâya nûr saçan derin âlimlere ve on asrdan beri yetişen böyle hakîki âlimlere uymakla şerefleniyoruz) diyor.
ibni Hazm, Endülüslüdür. Zâhiriyye mezhebinde idi. Bu mezhebi Dâvüd-i İsfehânî kurmuşdu. Kendi de, mezhebi de yok oldu, unutuldular. Ibn-ül-Ehed ve Zehebî ve ibni Hilligân diyorlar ki, ibni Hazma selâm verenler, ondan nefret ederlerdi. Sözlerini beğenmezlerdi. Onun sapık olduğunda sözbirliğine vardılar. Onu kötülediler. Sultânlara ondan sakınmalarını bildirdiler. Müslimânlara ona yaklaşmamalarını söylediler. Ibn-ül Arif diyor kj: İbni Hazmın dili ve Haccâcm kılıncı, aynı şeyi yapmışlardır. İbni Hazmın, hadîs-i şeriflere uymıyan habis, sapık çok sözleri vardır. Haccâc-ı zâlim, yüzyirmibin ma’sûmu sebebsiz ve suçsuz öldürdü. İbni Hazmın dili de, hadîs-i şerif ile bildirilen hayrlı zemanlardan sonra, yüzbinlerle müslimânı doğru yoldan sapdırdı. Çünki, kendisi hicretin dörtyüzellialtı [456] senesinde öldü.
Allahü teâlâ, bütün müslimân kardeşlerimi Vehhâbîlik sapık ve bozuk yoluna kaymakdan muhâfaza buyursun? Hepimize dört mezheb âlimlerinin hak olan ictihâdlarına uygun îmân ve ameller nasîb eylesin! Kıyâmet günü, onların mezhebinde olarak. Peygamberlerle,sıddîklarla ve şehîdlerle ve sâlih-lerle birlikde haşr eylesin! Âmîn. Dâvüd bin Süleymânm (Eşedd-ül-Cihâd) kitâbından terceme burada temâm oldu. Bu kitâbm yazılması hicretin binikiyüzdoksanüç [1293] senesinde temâm olmuşdur. Arabîden türkçeye tcrcemesi de, 1390 [m. 1970] senesinde yapılmış ve neşr edilmişdir.
Mesâii-i mühimmeye cevâb-ı Nu'mân) adında bir vehhâbî kitâbı elimize geçdi. Islâm harfleri ile 1385 [1965] de Şâmda ikinci baskısı yapılmış. Kitâbı yazan Anadolunun Gümüşhane vilâyetinde, eski Şîrân müderrisi Mustafâ oğlu Osmân efendinin oğlu, Gümüşhâneli Osmân Zekî adında bir vehhâbî imiş. Bu çocuğun, Şîrân kazâsmdan Hicâza gidip, Vehhâbîlerin tuzaklarına düşerek, yalanlanna aldanarak sapıtmış olduğu anlaşılmakdadır. Bu bozuk ve zararlı kitâb, Hicâzda Türk hâcılanna, parasız dağıtılmakdadır. Din bilgisi az olanlar, kitâbdaki yanlış ve yalan yazılan doğru sanarak, felâkete sürüklenmekdedir. Vehhâbîlcre aldananların haclan ve hiçbir ibâdetleri kabûl olmaz. Hâcı olalım derken, doğru yoldan çıkmış, bid*at, dalâlet felâketine sürüklenmiş olurlar.

Doksanaltı sahîfe ve küçük boyutlu olan bu vehhâbî kitâ-bında diyor ki:
Kur’ân-ı kerim ve Resûl-ı Rabbıl’âlemin, nemâz kılmıyana müşrik ve kâfir dedi. Vitr nemâzını, kunût okumadan bir rek at kılmak yetişir. Resûlullah dahî şevvâl ayının hilâlini bilmiyordu. Bunun için, filan gaybı biliyor İmdâd ediyor diyenler. Allahdan korkup, insanlardan utansınlar. Çünkı, böyle şeyleri Kur'ân ve Peygamber yasakla-mışdır Bu utanmazlar. Peygamber efendimizle konuşup, onun emri ile hareket etdiklerinı, yutduruyorlar. Eşekden dahâ aşağı olduklarını yayıyorlar. Bu doğru olsaydı, Eshâb-ı kirâm arasında harb olmazdı. Resûlullah ile konuşup, onun emri ile sıkıntıdan kurtulurlardı. Vesîle âyet-i kerîmesinin ma’nâsı, emrleri yapmak, yasaklardan sakınmak-dır. Nâfılelerle meşgûl olmakdır. Kabrde olanlardan imdâd ve bereket istemek değildir. Çünki böyle yapmak eşeklik ve müşriklikdir. Müslimânlıkda böyle şey yokdur. Dîn-i Islâm böylelere müşrik ve kâfir diyor.
Gayr-i ihtiyârî hâricinde farz nemâzı terk edeni Allah ve Resûlü tekfîr ediyor. Bunların kazâ kılmaları da kabûl olmaz.
Filan falanın sözleri, âhıretde insanı kurtarmaz. Kıtâba ve sünnete güvenmeyip, filanların sözleri ile ibâdet yapanlar, Cehenneme gideceklerdir. Kabrde o büyük denilen zâtlardan süâl olmıyacak, Allahdan ve Resûlünden olacakdır. Allahü teâlâ, bilmediğinizi ehl olanlardan sorup anlayın buyurdu. Yakalarını kurtarmak için Kur’ ânın ve hadîsin zâhirî ve bâtınî ma’nâları vardır Biz bâtınîsını anlamayız derler Allah, Ehl-ı îmâna, anlıyamıyacağı. yapamıyacağı şeyleri emr etmez. Bu husûsda (Ömer Rızâ) nın kıtâbına bakınız. Pırlanta dürbın takınız^
Korkulu zemanda, ayakda yürürken de nemâz kılmak. Bekara sûresinin ıkıyüzotuzsekizinci âyetinde emr olunuyor. Hadîslerde
da vâcibdir. tmâm-ı Ebû Yûsüfe ve Muhammede ve imâm-ı Ahmede ve Şâfı’îye göre sünnetdir. Ebû DâvüdUn bildirdiği ve (Münâvî) de yazılı olduğu gibi (Resûlullah, vitr nemâzını kılarken kunût düâsını okurdu.) Kunût olarak, belli olan düâyı okumak, sözbirliği ile sünnetdir. Bunu bildiren hadis-i şerif, Şernblâlinin (Merâkılfelâh) kitâbında yazılıdır. Vâcibi ve sünneti ehemmiyyet vermediği için terk eden kâfir olur. Ehemmiy-yet ve değer verip tenbellikle vâcibi bir kerre, sünneti ise, devâmlı terk eden günâha girer. Vehhâbî kitâbı, hanefî olan müslimânlan mezhebinden çıkarmak istiyor. Kendileri gibi mezhebsiz yapmak istiyor. Mezhebsiz olan, Ehl-i sünnetden ayrılmış olur. Ehl-i sünnetden ayrılanın da, yâ sapık, yâhud kâfir olduğu, (El-besâir) kitâbında yazılıdır. Bu kitâb, 1395 [m. 1975] de İstanbulda da basdınlmı Resûlullah «sallallahü aleyhi ve sellem» kendiliğinden gaybı bilmez. Fekat, Allahü teâlâ. Peygamberine vahy ile ve Evliyâsına ilhâm ve kerâmet ile gaybı haber verir. Hazret-i Ömerin İrandaki askeri görmesi ve kumandanları Sâriyeye söylemesi, onun da işitmesi, böyle olmuşdur. Evliyânın kendisi gaybı bilmez. Fekat, Allahü teâlâ, dilediği şeyleri onlara bildirir. Veyâ rûhlarına kuvvet vererek, görür ve bilirler. Böyle olduğunu Kur’ân-ı kerîm ve hadî?-i şerifler haber vermekdedir. Vehhâbî kitâbı da, ikiyüzaltmışsekizinci sahîfesinde (Yeryüzü bana küçültüldü. Doğuyu, batıyı, avucumdaki aynada imiş gibi, hep gördüm) hadîs-i şerifini yazmakdadır. Yirmidördüncü maddeyi lütfen okuyunuz! Resûlullah, Eshâbı arasında olacak fitneleri, diri iken de, öldükden sonra da, dilediklerine söyledi. Kazâya râzı olmalarını bildirdi. Çoğuna şehid olacaklannı müjdeledi. Taberânînin haber verdiği ve (Künûz-üd-dekâık) kitâbında yazılı hadis-i şerifde (Hüseyn,altmış senesinde öldürülür) buyuruldu. Bunun gibi, hazret-i Osmânın ve hazret-i Alînin ve başka Sahâbilerin şehid olacaklarını haber verdi. Sabr eylemelerini emr buyurdu. Eshâb-ı kirâma şehid olacaklarını bildirmek, onlara müjde vermek idi. Onlar, şehid olmamak için değil, şehid olmak için düâ ederlerdi. Resûlullah Eshâ1)inın imdâdına niçin yetişmedi sözü, câhilce bir sözdür. Allahü teâlâ, Uhud muhârebesinde Resûlünün imdâdına niçin yetişmedi demeğe benzemekdedir. Resûlullah, Eshâbı arasındaki muhârebeleri görseydi, seslerini işitseydi, onlara emr verir, sıkıntıdan kurtanrdı gibi ahmakça sözler, hâşâ Allahü teâlânın, Uhud günü olan fâci’a ve sıkıntıları görmediğini, düâ ve istigâ-seleri işitmediğini söylemek demekdir. VehhâbîJerin, böyle ahmakça, alçakça sözlerine inanmakdan, aldanmakdan Allahü teâlâya sığınırız. Din büyükleri, kazâ kaderi değişdir-mek istemez. Onu haber alırlarsa râzı olurlar. Hadîs-i şerîfde (İşlerinizi şaşırdığınız zeman, kabrdekilerden yardım isteyiniz!) buyuruldu. Vehhâbîlcr, işlerine gelmiyen hadis-i şerifleri örtbas ediyorlar. Fekat, güneş balçıkla sıvanamaz. Cevâb veremeyince, şirkdir, eşeklikdir diye, işi gürültüye getiriyorlar. Tenbellık ederek, dünyâ işlerine dalarak nemâz kılmıyan kâfir olmaz. Nemâzı vazife, borç bilmiyen, farz olduğuna inanmı-yan kâfir olur.
Filan falanın sözleri diyerek, Ehl-i sünnet âlimlerine taş atmakdadır. (Ehl-i sünnet âlimleri), Kur’ân-ı kerimden ve hadis-i şeriflerden anladıklarını ve Eshâb-ı kirâmdan işitdikle-rini kitâblarına yazmışlardır. Kendi görüşlerine ve düşündüklerine güvenmemişlerdir. Her yazdıklarına, âyetden, hadisden veyâ Eshâb-ı kirâmın sözlerinden vesikalar, senedler bildirmişlerdir. Kitâba ve sünnete uymak ve Eshâb-ı kirâmın yolunda bulunmak istiyenlerin, Ehl-i sünnet kitâblannı okumalan lâzımdır. Vehhâbilerin (Feth-ul-mecîd) kitâbının da dörtyüz-doksanikinci sahifesinde yazılı olan hadis-i şerif ile övülmüş, hayrlı asrın en iyileri olan, Ehl-i sünnet âlimleri, kitâbı ve sünneti anlıyamamış da, bin sene sonra, çölden meydâna çıkan vehhâbi sapıkları, dahâ iyi anlamış demek için deli veyâ ahmak, yâhud zındık olmak lâzımdır. Vehhâbilerin akla, ilme uymıyan saçma yazıları, Kur’ân-ı kerimi ve sünnet-i nebeviy-yeyi hiç anlamadıklarını açıkça göstermekdedir. Âyet-i kerimeleri ve hadis-i şerifleri oyuncak yapmışlar. Diledikleri gibi ma'nâ veriyorlar. Kabrde vehhâbilikden süâl olunmıyacakdır. Allah ve Resulünden sorulacakdır. Bu süâllere, Ehl-i sünnet âlimlerinin bildirdikleri gibi cevâb veremiyenler, vehhâbilerin yalanlarına aldanmış olanlar. Cehenneme gideceklerdir. Allahü teâlânın, (Bilmediğinizi, ehl olanlardan sorup anlayın!) buyurduğunu, kendi de yazıyor. Her müslimânın, bu âyet-i kerimeye uyarak, Ehl-i sünnet kitâblannı okuyup öğrenmeleri lâzımdır. Ehl-i sünnet âlimlerinin kitâblannı okumıyanlar, bu âyet-i kerimeye uymamış olur. Câhil kalır. Vehhâbilerin yalan-lanna aldanıp. Cehenneme gider. Deyleminin ve Münâvinin bildirdikleri hadis-i şerifde (Bâtın ilmi, Allahü teâlânın sııiann-dandır. Emrlerinden biridir) buyuruldu. Resûlullah efendimiz, ilm-i bâtını haber veriyor. Allahü teâlânın emridir diyor. Veh-hâbfler ise, iim-i bâtını, Ehl-i sünnet uydurdu diyorlar. Allahü teâlâ, enirlerini ve yasaklarını herkes için bildirdi. Bunlar, anlaşılabilecek ve yapılabilecek şeylerdir. Bunlara uymak, herkese farzdır. Bâtın bilgilerini ve müteşâbih âyet-i kerîmeleri ise, herkes anlıyamaz. Bunlarda bildirilenleri anlamak ve yapmak, ulemâ-i râsihîne mahsûsdur. Bunlar, tesavvuf yol unda ilerleyip olgunlaşmış derin âlimlerdir. Vehhâbîler, bu ilmierden ve bu râsih âlimlerden haberleri olmadığı için, inkâr ediyorlar. Ömer Rızânın vehhâbî kitâblarından terceme etdiği bozuk yazıları, yalnız vehhâbîler beğenir.Bekara sûresi, düşman karşısında ve boğulmak ve yanmak tehlükesinde olanın ve hayvan saldırırken, mümkin olan tarafa dönerek nemâz kılınacağını bildirmekdedir. Fıkh kitâb-ları buyuruyor ki, korku andığı zeman, cemâ’at ile kılınmaz. Yalnız olarak ayakda durarak veyâ hayvan üstünde kılınır. Yukarıdaki tehlükelerden kaçarken, vakti kaçırmamak için, ancak hayvan üstünde giderek kılınabilir. Âyet-i kerîmenin ayakda mümkin olan tarafa dönerek kılmak olduğu (Imdâd) kitâbında yazılıdır. Âyet-i kerîmedeki (Ricâlen) kelimesinin (yürüyerek) demek değil, (ayakda durarak) demek olduğu tefsirlerde \e (Cevhere) fıkh kitâbında açıkça yazılıdır. Vehhâbî kitabı, burada da, hanefîleri aldatmağa, yürürken nemâz kıldırmağa çalışmakda, bunun için de âyet-i kerimeye yanlış ma’-nâ vermekden çekinmemekdedir. Sünnetleri, ehemmiyyet vermiyerek kılmazsa kâfir olur. Ehemmiyyet verip, devâmlı kılmazsa günâha girer. Vehhâbî, âyetden, hadîsden söylüyor ise de, bunlara uydurma ma’nâ veriyor. Ehl-i sünnet âlimleri, böyle kendileri uydurmamış, Resûlullahın ve Eshâb-ı kirâmın anladıklarını araşdırıp, onlardan öğrendikleri ma’nâları kitâb-larına yazmışlardır. Böyle olduğunu vehhâbîler de inkâr edemiyorlar. Vehhâbî kitâbı üçyüzseksensekizinci sahîfesinde (Ebû Hanîfe «rahimehullah» dedi ki: Kitâbullaha ve Resûlullahın hadîsine ve Sahâbenin sözlerine uygun olmıyan bir sözümü bulursanız, bu sözümü bırakınız' Onları alınız' imâm-ı Şâfi’î dedi ki: Kitâ-bımda, Resûlullahın sünnetine uymıyan birşey bulursanız, benim sözümü bırakıp, Resûlullahın sünnetini alınız!) diyor. Ehl-i sünnet âlimlerinin Kitâbullaha ve hadîs-i şeriflere ne kadar sıkı sarılmış olduklarını, vehhâbî kitâbmın bu yazısı da göstermekde-dir. Bunun içindir ki, Kur’ân-ı kerîmin ve hadîs-i şeriflerin doğru ma'nâlarını anlamak istiyenler, Ehl-i sünnet âlimlerinin kelâm ve fıkh kitâblarını okumalıdır. replika saatler ve replika saat sizin icin hazırladı ve sundu.



replika saatler, replika saat, replika bayan kol saati, replika erkek kol saati, eta saat, replika satış, birebir ürünler,

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder