Sayfalar

gizli kamera

replika telefon

maca bitksi

replika saat,den islam bilgisi

 replika saat


replika saat,den islam bilgisi ve bugün replika saat en güzel islam yazılarını sizlere sunuyor replika saat cok çalıştı ve bu yazıları sizlere sunmak icin elinden gelen gayreti gösteriyor replika saat sizin icin diyorki önce, Ehl-i sünnet âlimlerinin kitâblanndan doğru bir bilgi söyleyip, bundan sonra kendi yalanlannı söyliyorlar. Doğrusunu işitenler, hepsini doğru sanıp aldanıyorlar. Yukarıdaki sözlerinde, ben Eshâbın yolundayım demeleri, elbet doğrudur. Çünki kurtuluş yolu, Eshâb-ı kirâmın yoludur. Beyhekînin haber verdiği ve (Künûz-üd-dekâık) kitâbında yazılı had!s-i şerîfde (Eshâbım gökdeki yıldızlar gibidir. Hangisine uyarsanız, hidâyete kavuşursunuz!) buyuruldu. Bu hadis-i şerif gösteriyor ki, Eshâb-ı kirâmdan herhangi birine uyan, onun yolunu tutan, dünyâ ve âhıret se’âdetine kavuşacakdır. Deylemînin bildirdiği hadîs-i şerifde (Eshâbım, iyi insanlardır. Allahü teâlâ, onlara hep iyilik versin) buyuruldu. Yine Deylemînin bildirdiği hadîs-i şeriflerde (Eshâbımın kabâhatlerini konuşmayınız!) ve (Muâviye elbet melik olacakdır) buyuruldu.Eshâb-ı kirâmın yolundayız diyenler, bu yolu nereden öğrenecekler? Bin sene sonra gelmiş olan Vehhâbîlerden mi? Yoksa, Eshâb zemanında bulunan, onların yetişdirdikleri âlimlerin kitâblarındanmı? Eshâb-ı kirâmın yetişdirdikleri ve onların talebesinin yetişdirdikleri âlimler (Ehl-i sünnet vel-cemâ'at) mezhebinin âlimleridir. (Mezheb), yol demekdir. Ehl-i sünnet vel-cemâ’at mezhebi demek, Resûlullahın ve onun cemâ’atinin ya'nî Eshâbının yolunda olan müslimânlar demekdir. Bu mubârek âlimler, hep Eshâb-ı kirâmdan öğrendiklerini yazmışlardır. Kendi görüşleri ile birşey yazmamışlardır. Kitâbla-rında, vesikasız, senedsiz bir kelime yokdur. Dört mezhebin îmânları, inançlan birdir. îmânlarında hiç aynlıkları yokdur. Eshâb-ı kirâmın yolu, ancak Ehl-i sünnet âlimlerinin kitâbla-rından öğrenilebilir.
Eshâb-ı kirâmın yolunda olmak istiyenin, Ehl-i sünnet mezhebinde olması lâzımdır. Vehhâbîlik gibi sonradan türeyen bozuk yollardan sakınması lâzımdır.
Kitâbının dörtyüzseksenbeşinci ve sonraki sahîfe-sinde de, hak olan Ehl-i sünnet bilgilerini yazmak zorunda kalmış, bunlann arasında bozuk, zehrli saldınlanndan da geri kalmamışdır. Diyor ki:Resûlullah «sallallahü aleyhi ve sellem», kabr ziyaret ederken âhıreti hâtırlamağı. meyyite düâ ederek, ona ihsânda bulunmağı, ona acımağı, istiğfâr etmeği emr etmişdir. Ziyâret eden kimse, hem kendisine, hem de meyyite iyilik etmiş olmakdadır.Abdullah ibnj Abbâs diyor ki, Resûlullah «sallallahü aleyhi ve sellem» Medînede, kabris-tân yanından geçiyordu Kabrlere bakarak, Esselâmü aleykUm yâ ehlel-kubûr! Yagrınıllahü lenâ ve leküm, entüm seletünâ ve nahnü bil-eser buyurdu Bu hadîs-i şerîfı imâm-ı Ahmed ve Tirmüzî bildirmek-dedır ibnül-Kayyım-ı Cevziyyenin, imâm-ı Ahmedden bildirdiği hadis-i şerîfde. Size, kabr ziyaretini yasakJamışdım. Şimdi, kabrleri ziyâret ediniz! Böylece âfaıreti bâbrlarsımz buyurdu Ibni Mâcenin Abdullah ıbni Mes'ûddan bildirdiği hadîs-i şerîfde, Kabr ziyâretini önce yasaklamışdım. Şimdi ziyâret ediniz! Böylece dünyâya gönül ver* mekden kurtulur, âhıreti hâtırlarsmız buyuruldu. İmâm-ı Ahmedın, Ebû Sa'îdden bildirdiği hadis-i şerîfde, Kabr ziyâretini size yasaklamış-dım. Şimdiden sonra ziyâret edebilirsiniz. Böylece, ibret alır, gafletden uyanırsmız buyuruldu, ibn-ül Kayyım-ı Cevziyye, Seleme-tebni Ver-dandan haber veriyor. Diyor ki, Enes bin Mâliki gördüm. Resûlullaha selâm verdi. Sonra bir kabrin dıvarına dayandı, düâ efdi. Müşrikler kabr ziyâretini değişdirdiler. Dîni tersine çevirdiler. Kabre giderek, meyyiti, Allaha şerîk yapıyorlar. Meyyite düâ ediyorlar. Meyyit vâsıtası ile Allaha düâ ediyorlar İhtiyaçlarını meyyitden istiyorlar. Bereketin ondan gelmesini bekliyorlar. Düşmanlarına karşı onun yardım etmesini diliyorlar. Böylece, kendilerine de, ölüye de kötülük yapıyorlar, Resûlullah «sallallahü aleyhi ve sellem». bu kötü âdetleri önlemek için, kabr ziyâretini erkeklere yasak etmişdi. Sonra, tevhîd kalblere yerleşince, kabr ziyâretine izn verdi. Fekat kabrde hücr [saçma, çirkin söz] söylemek yasak edildi. Hücrün en büyüğü, kabr başında, söz ve hareket ile şirk yapmakdır. Şimdi, türbeleri süslüyorlar, câmi’lere bakmıyorlar. Allahın Peygamberlerle bildirdiği dîni tersine çeviriyorlar. Şfîler, insanların en câhilleri ve dinden en uzak kalanları olduğu için, türbeleri yapıyorlar. Câmi'leri yıkıyorlar) diyor.Şî’îlerin ve câhillerin ve sapıkların kabr başlannda ve türbelerde yapdıklan taşkınlıklara, şirke ve Allahü teâlânm yaratdığını düşünmiyenlere karşı, biz de Vehhâbîlerle birlikde-yiz. Elbet şirkin ve müşriklerin düşmanıyız. Bunu imâm-ı Rab-bâni çeşidli mektûblannda ve ençok üçüncü cildin kırkbirinci mektûbunda çok güzel ve açık anlatmakdadır. Bu mektûb (Seâdet-i ebediyye) kitâbmın üçüncü kısmının ikinci maddesinde yazılıdır. Fekat, vehhâbîler kabr ziyâretine, Kur’ân-ı kerîm okuyup, sevâbını meyyitin rûhuna göndermenin, düâ etmenin meyyite fâide vereceğine inandıklarını yazdıklan hâlde, meyyit işitmez, his etmez, ona birşey söylemek, Peygam-İjerden şefâ’at istemek, Evliyâyı vesile ederek, Allahü teâlâya düâ etmek şirk olur diyorlar. Sözleri birbirini tutmıyor. Kitâbı-mızın başından beri görüldüğü gibi, Vchhâbîlcrin Ehl-i süik nete saldırmaları, bu noktada toplanmakdadır. Biz de, din kardeşlerimizi o sapıkların bozuk yolundan korumak için, bu nokta üzerinde durmağı uygun görüyoruz.
OsmanlI devleti zemanında, mekteblerin, medreselerin, üniversite üstünlüğünde olan (Medrese-tul-nıütehassısiıı) adındaki yüksek kısmmda, tesavvuf müderrisi ya’nî profesörü bulunan, büyük İslâm âlimi ve olgun veli, se^d Abdülhakim Efendi 1342 hicri ve 1924 mDâdi yümda, ıstanbulda basılan (Râbıta-i şerife) kitâbında buyuruyor ki:Allahü teâlânın sıfatlan ile sıfatlanmış ve müşâhede makâ-mına varmış olgun bir Veliye, kalbini bağlıyarak, yanında iken ve yanında olmadığı zemanlarda, o zâtın yüzünü hayâlinde bulundurmağa (Rabıta) denir. (Onlar görülünce, Allahü teâlâ hatırlanır) ve Buhâride ve Müslimde bildirilen (Onlarla beraber bulunanlar şaki olmaz) hadis-i şeriflerinde bildirdiği gibi, bu kemâle ermiş olanlan düşünmek, insana birçok fâideler sağlar. Sâdık ve temiz bir müslimân, böyle bir Allah adammı düşünmekle, onun sıfatlan, hâlleri kendisinde hâsıl olur. Hadîs-i şerifler sâlih müslimânlarla, ya'nî Allahü teâlânın sevdiği kimselerle berâber bulunmağı emr etmekdedir. Deylemîde vc Taberânîde ve Künûz-üddekâikde bildirilen hadîs-i şerîfdc, (Ben ilm şehriyim. Alî onun kapısıdır) buyuruldu. Bu hadîs-i şerifin gösterdiği gibi, Allahü teâlânın sonsuz feyz deryâsının kapısı gibi olan, Allah adamlannın kalblerinden, bunlan seven ve hâtırlıyan müslimânların kalbine feyz, ma’rifet, nûr akar. Bu feyze kavuşmak için, Ehl-i sünnet i'tikâdında olmak, Resû-lullaha tâm uymak ve Allahü teâlânın sevdiği Allah adamlannı sevmek, kalbinde onlann sevgisini bulundurmak lâzımdır. Vehhâbîler bu şartlardan mahrûm olduklan için, Allah adamlarının feyzlerinden, ma’rifetlerinden mahrûm kalmışlardır. Bilmediklerini, inkârdan başka çâre bulamıyorlar. Allah adamının kalbinden feyz almak için ikinci şart, o zâtın Resûlullah efendimizin tâm vârisi olması, yolunda, izinde bulunması, Allahü teâlânın sevgili kulu olması lâzımdır. Vehhâbîler arasında böyle bir Allah adamı bulunmadığı için de, onlar için feyz ve ma’rifet kapılan kapalıdır. Putlara heykellere tapınan müşriklerin ve câhillere, sahte Rehberlere gönül veren zevallı nüslimânlann bir feyz ve fâide edinememeleri, bundan ileri gelmekdedir. Ebû Cehl, Ebû Tâlib ve Ebû Leheblerin, Resûlul-
lahdan «sallallahü aleyhi ve sellem** feyz ve hidâyet alamamaları ise, birinci sebebin kendilerinde bulunmamasından ileri gcimckdedir. Peygamberler «aleyhimüsselâm», Allahü teâlâ-nın yeryüzünde halîfeleridir. Evliyâ-yı kirâm. Peygamberlerin vârisleri oldukları için, onlar da bu şerefden pay almışlar, mubârek kalbleri, Allahü teâlânın aynası olmuşdur. (Sâd) sûresinin yirmialtıncı ve (En’âm) sûresinin yüzaltmışbeşinci âyet-i kerîmeleri ve benzerleri, bu sözümüzün vesikalarıdır.Olgun bir Velinin kalbine bağlanan bir müslimân, onun mubârek kalbinden Allahü teâlânın feyzine kavuşur. Deyle-mîde ve Künûz-üddekâikde yazılı hadis-i şerîfde (Ehli arasında bir âlim, ümmeti arasındaki Peygamber gibidir) buyuruldu. Kalbin fcyzlere, ma’rifetlere kavuşmasında, Allah adamının diri ve ölü olması arasında hiç fark yokdur. Onun kemâlâtı, rûhâniy-yetinden hiç ayrılmaz. Rûhâniyyet de, zemana ve mekâna ve ölülüğe ve diriliğe bağlı değildir. Yukarıdaki iki şart mevcûd ise, her nerede olursa olsun, diri olsun, ölü olsun, Allah adamlarına bağlanan, ya’nî onları seven ve hâtırlıyan müslimânlar, hemen feyz ve ma’rifete kavuşurlar. Bunların rûhlarının tesar-rufları, Allahü teâlânın tesarrufu ile olduğuna inanmak lâzımdır.İnsan, Allahü teâlâdan vâsıtasız feyz almağa kâdir olmadıkça, Allahü teâlânın sevdiği, Allahü teâlâdan feyz alıp, talebesine verebilen bir vâsıtaya muhtâcdır.
Buhâra, Hîve, Semerkand ve Hindistan âlimlerinin, hicretin ikiyüz senesinden, binikiyüz senesine kadar sözbirliği ile bildirmiş olmaları ve yapmış olmaları ve emr etmeleri, yukarıdaki yazımıza en büyük sened ve vesika olmakdadır. Bunlann üstünde başka bir vesika aramağa kalkışmak, bin seneden fazla bir zemanda, koca Asya kıt’asında yetişmiş olan milyonlarca İslâm âlimlerini küçültmek, hattâ kötülemek olur. Bunlann âlim ve çoğunun da olgun veli olduklarını gösteren kitâblan meydandadır.Mâide sûresinin otuzikinci âyetinde (Ona kavuşmak için vesile arayınız) buyuruldu. Bu emrdeki vesile, ya’ni vâsıta, bir şarta bağlanmamış, mutlak olarak, ya’ni genel olarak bildiril-mişdir. ibâdetler, zikrier, düâlar ve Evliyânın rûhları bu emrin içinde bulunmakdadır. Genel olan bu emri sınırlamağa kalkışmak, âyet-i kerîmeye iftirâ etmek olur. Vesilenin Resûlullah «sallallahü aleyhi ve sellem» olduğu, tmrân sûresinin otuzbi-
rinci âyet-i kerîmesi olan (Allahö teâlâyı seviyorsanız, bana tflbf olunuz! Allahü teâlâ, bana tâbi* olanları sever!) emr-i İlâhisi ile bilinmekdedir. MüsHmân olduğunu söyliyen herkesin buna inanması lâzımdır. (Âlimler, Peygamberlerin vârisleridir) hadis-i ^rîfı, âlimlerin. Velîlerin de vesile olduğunu göstermekdedir. Âyet-i kerimedeki, (Tâbi* olunuz) emrine uymak için, sevmeden tâbi* olmak mümkin olamaz.
(Buhârî) kitâbında diyor ki, Ebû Bekr Sıddik «radıyallahii anh>* kalbinden ve hayâlinden Resûlullahın hiç ayrılmadığını söyledi. Hattâ halâda bile hayâlinde olduğundan şikâyet etdi.Allahü teâlâ, Tcvbe sûresinin yüzyirminci âyetinde (Ey imân edenler! Allahdan korkunuz! Sâdıklarla berâber bulununuz!) buyurdu. Bu âyet-i kerîmede de (Berâber bulunmak) bir şarta bağlanmamış, mutlak olarak, genel olarak emr olunmuş-dur. Bundan dolayı, madde ile ve rûh ile berâberlik demekdir. Beden ile berâberlik, sâdıklann yanında edeb ile, saygı ile ve sevgi ile bulunmakdır. Rûh ile berâberlik ise, Allahü teâlânın sevdiği sâdık bir kulunu, saygı ile hâtu-lamakdır.Yûsüf sûresinin yirmidördüncü âyetinde (Yûsüf «aleyhis-selâm», Rabbinin burhânmı görmeseydi) bildirilen burhân. Ya* kûb aleyhisselâmın şeklinin görülmesinin olduğunu sözbirliğine yaklaşık olarak bildirmişlerdir. Keşşâf tefsirinin sâhibi olan Zimahşerî, mu*tezili mezhebindeki sapıklardan olduğu hâlde, bu da, müfessirlerin çoğunluğuna katılarak, Ürdünde bulunan Ya*kûb «aleyhisselâm» Mısırda, odada Zeli-hânın yamnda bulunan Yûsüf aleyhisselâma göründü diyor.Hanefî âlimlerinden ve Eşbâh kitâbının muhşisi Ahmed Hamevî, (Nefehât-iil-kurb vel ittisâl bi-isbât-it-tesamıfi ii-evliyâillâhi teâlâ velkerâmeti ba*del-intikâl) kitâ-buıda, Evliyâ-yı kirâmm rûhâniyyetlerinin, cismâniyyetlerin^n dahâ kuvvetli olduğunu, bunun için aynı zemanda çeşidli yerlerde görülebileceklerini bildirmekdedir. Bu yazılarına vesika olarak şu hadis-i şerifi yazmakdadır : (Cennete her kapıdan girecekler vardır. Her kapı bunlan kendisine çağıracakdır). Ebû Bekr-i Sıddik «radıyallahü anh», sekiz kapının hepsinden birden giren olur mu yâ Resûlallah dedi. ResûluUah «sallallahü aleyhi ve sellem» (Umanm ki sen onlardan olursun) buyurdu. İnsanın rûhu, (âlem-i emr) deki asi mertebesine gidip gelme gücünü kazanınca, insan bir ânda çeşidli yerlerde görünebilirinsan ölünce, ruhunun dünyâ ile ilgisi azalaca^ndan, daha kuvvetli olur. Bir ânda çeşidli yerlerde görülmesi dahâ kolay olur. [Seyyid Ahmed Hamevî Mısrî şâfı’î, 1098 [m. 1686] da vefât etmişdir.tbni Hacer-i Mekkî Şemâil şerhinde ve Cclâ!eddîn-i Süyût! (Tenvîr-ül-halek) kitâbında, Abdüllah ibni Abbâsın (Resûlullahı rü’yâda gördüm. Iltifât buyurdu. Uyanınca, mübarek zevcelerinden birisini ziyâret etdim. Aynaya bakdım. Aynada Resûlullahı gördüm, kendimi görmedim) dediği yazılıdır. Bu hâl, yalnız Resûlullaha mahsûs olan şeylerden değildir. Çünki, İslâm âlimleri, Resûlullahın «sallaJlahü aleyhi ve sel-lem» hasâ’isini toplamışlardır. Bu hâli hasâis kitâblarına sokmamışlardır. Fıkh ve üsûl-i fıkh temel kâidelerine göre, Resûlullahın hasâ’isinden olmıyan her hâline ümmetinin âlimleri ve Velîleri vâris olurlar. Meselâ, nemâzda Resûlullah ile konuşmak nemâzı bozmaz. Bu^ Resûlullahın hasâ’isindendir. Ya’nî yalnız ona mahsûsdur. Alimlerle, Velîlerle konuşmak, nemâzı bozar. Resûlullahı «sallallahü aleyhi ve sellem» gözünün önüne getirerek görür gibi salât ve selâm vermek, hasâ’ isinden değildir. Evliyâyı da gözünün önüne getirip rûhâniyyetinden yardım beklemek câizdir. Şâfi’î âlimlerinden Celâleddîn-i Süyûtînin (Tabakât-ül-Kübrâ) kitâbında, kerâme-tin yirmiikincisi, Evliyânın çeşidli insanların şekllerinde görülmesidir diyor. Meryem sûresinin onaltıncı âyetinde (Ona insan olarak göründü) buyuruldu. Ya’nî Cebrâil aleyhisselâm, hazret-i Meryeme insan şeklinde göründü âyet-i kerîmesinden, Evliyâ-nm rûhlarının çeşidli şekllerde görüleceğini anlamışlardır. Kadîb-ül-Bân Hasen Mûsulînin meşhûr vak’ası da, bu çeşid kerâmetlerdendir. [Bu vak’a ve diğer kerâmetleri, Yûsüf Neb-hânînin (Câmi’ul-kerâmât-ül-evliyâ) kitâbında uzun yazılıdır. Beşyüzyetmiş [570] de Mûsulda vefât etmişdir. Şâfi’î âlimlerinden allâme Ceylî (Buhâri) kitâbını şerh ederken. Şeytân Resû-luUahın «sallallahü aleyhi ve sellem» şekline giremediği gibi, onun vârisi olan olgun Velîlerin şekline de giremez buyurdu].Hanefî âlimlerinden allâme Seyyid Şerif Cürcânî (Şerh-ı Mevâkd) kitâbının sonuna doğru müslimânlann yetmişüç fır-kasmı yazmadan önce ve ayrıca (Şerh-ı Metâli’) kitâbına yap-dığı hâşiyesinde, Evliyânın çeşidli şekllerde talebesine göründüklerini ve diri iken de, ölü iken de görülen bu şekllerin-den, talebesinin feyz aldıklarını, fâidelendiklerini yazmakdadır.
Mâliki âlimlerinden Tâceddın Ahmed ibni Aıâullah tskcnderî, (Tâciyye) risâlesindc, olgun Velîyi görmekle veyâ düşünmekle, onlardan istifâde edileceğini bildirmişdir. [Tâcüd-dîn ibni Atâüllah İskenderî mâlikî şâzilî, 709 [m. 1309] da Mısrda vefât etdi.]
Hanefî âlimlerinden allâme Şemseddîn Îbnün-Nü’aym, (Kitâb-ür-Rûh) da diyor ki, rûh bedende olduğundan başka bir hâlde de bulunur. Evliyânın rûhlan (Refik-ı a’lâ) dadır. Bir yandan ölünün bedenine de bağlıdır. Bir kimse, o rûhun sâhibi-nin mezarına gelip selâm verse, Refîk-ı a’lâda bulunan rûhu, oradan bu selâma cevâb verir. Böyle olduğu, imâm-ıSüyûtînin (Kitâb-üEMüncelî) sinde de yazılıdır. Bütün bunlardan anlaşılıyor ki. Velîler vefât etdikden sonra, bilemediğimiz kuvvetli bir tesarrufa ve te’sîre mâlikdirler.
Mâlikî âlimlerinden (Muhtasar) kitâbının sâhibi Halîl bin İshak Cendî buyuruyor ki. Velî olgunlaşınca, kendisine Allahü teâlâ tarafından çeşidli şekllerde görünme kuvveti verilir. Bu da, olamıyacak birşey değildir. Çünki, başka başka görünen şekller, rûhâniyyetdir. Bedeni, cismi, görünmemekdedir. Rûh-lar, madde değildirler. Boşlukda yer kaplamazlar. [Halîl mâlikî Mısrî 767 [m. 1365] de vefât etdi.]
Bu kadar derin âlimlerin ve Velîlerin açıkça bildirmiş oldukları bilgilere ve vesikalara inanmamak , dîne ve akla uymamak olur. Bu inanışlarından dolayı, Ehl-i sünnet olan müslimânlara kâfir ve müşrik damgasını basan Vehhâbîlere, Allahü teâlâ, akl ve insâf ihsân eylesin! Buna inanan müslimân-lan, kabrlere tapınan, heykelleri, mahlûklan yaratıcı sanan müşriklere benzeten Vehhâbîlere yazıklar olsun. Kalbi, Resû-lullahın ve onun vârisi olan Evliyânın aşkı, sevgisi ile yanmış, tutuşmuş olan, sultân-ül-âşıkîn adı ile tanınmış, mâlikî ve kâdirî Ömer bin Fârız, (Hamriyye) adındaki meşhûr kasidesinde, tesavvuf büyüklerini, şanlarına yakışacak sûretde övmekdedir. [Ömer bin Fârıd, 576 [m. 1180] da Mısrda vefât etdi.] Ezelde, dalâlet ve felâket damgası vurulmuş olan sapıklar, ne kadar anlatılsa, vesikalar, hattâ kcrâmetler gösterilse inanmak ni’metine kavuşamazlar. Mevlânâ AbdürrahmaB Câmî aşağıdaki rubâîsindc, bunlara çok güzel cevât vermekdedir. Vchhâbî kitâbı, dörtyüzscksenaltıncı sahîfesinde dc, hakikati yazmak zorunda kalmışdır. Ebû Dâvüdün Ebû Hüreyreden bildirdiği (Evlerinizi kabr yapmayınız! Kabrimi bayram yeri yapmayınız! Bana salevât getiriniz! Her nerede salevât getirirseniz, bana bildirilir) hadîs-i şerifini yazmışdır. Kendi bozuk inanışlannı isbât etmek için yazdığı bu hadîs-i şerif, Peygamberlerin «aleyhimüssalevâtü vesselâm» kabrle-rinde diri olduklannı göstermekdedir. Çünki, bir söz, diri olana bildirilir.Dörtyüzdoksanıncı sahîfesinde: (Müslim sâhîhi ve Ebû Dâvüd ve Tirmizînin, Imrân bin Haşinden bildirdikleri hadîs-i şerîfde Ümmetimin en iyileri, benim zemanımda bulunanlardır. Onlardan sonra, en iyileri, onlardan sonra gelenlerdir. Onlardan sonra da en iyileri, onlardan sonra gelenlerdir buyuruldu. Bu hadîs-i şerîf, Buhâ-rîde de yazılıdır ve (En iyiniz) diye başlamakdadır. En iyi olmak, ılmlerı, îmânları ve işleri en iyi olanlar demekdir. Bunlar, çıkan bid’-atleri İnkâr etmişler, yok etmişlerdir. Üçüncü asrda bid’atler çoğaldı ise de, âlimler çok idi. islâmiyyet revâcda idi. Cihâd yapılıyordu. Müslim sahihindeki, Abdüllah ibni Mes’ûd tarafından bildirilen hadîs-i şerif de, böyledir. Yalnız burada sonra gelen asrlar üç kerre tekrâr edilmekd^ir. Dördüncü asrın sonuna kadar hayrın, şerden çok olduğu anlaşılmakdadır) eliyor.Bu hadîs-i şerîf, Ehl-i sünnet âlimlerini övmekdedir. Çünki, Ehl-i sünnet âlimleri, en hayrlı olan bu dört asrın en üstünleri, en kıymetlileri idiler. Bu üstünlükleri, kendi asrla-nnda bulunan milyonlarca müslimânın sözbirliği ile bildiril-mekdedir. Vehhâbî kitâbı da, Ehl-i sünnet âlimlerini, işine geldiği yerde övmekde, onlann yazılarını, ictihâd buyurarak bildirdikleri şeyleri, vesîka olarak yazmakdadır. Bir yandan, Ehl-i sünnet âlimlerini övmek zorunda kalıyor, bir yandan da, âyet-i kerîmelere ve hadîs-i şeriflere, Ehl-i sünnet âlimlerinin verdikleri ma'nâlan beğenmiyorlar.
replika saat sizin icin sundu yarın devam edecegiz.


replika saatler, replika saat, replika bayan kol saati, replika erkek kol saati, eta saat,

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder