Sayfalar

gizli kamera

replika telefon

maca bitksi

replika samsung note 4,den islam bilgisi3

 replika samsung note 4


replika samsung note 4,den islam bilgisi3 bugün sizin icin replika samsung note 4 islam bilgilerini sizlere sunuyor ve sizinle herzmaan daha güzel yazılarımızı sizlere sunuyoruz replika samsung note 4 elinden gelen gayreti gösteriyor ve replika samsung note 4 diyorki Sekizinci kısm: Dirilerin, mezardaki ni’metleri ve azâbları anlaması ve baş gözü ile görmesi câiz olduğu, Allahü teâlâ ve Resulü tarafından haber verilmişdir. Ehl-i sünnet ve cemâ’at âlimleri, kabrde ni’met ve azâb olduğunu, bunun hem rûha hem de bedene birlikde olduğuna inanmak lâzım geldiğini sözbirliği ile bildirmişlerdir. (Akâ’id) kitâbları, bunları uzun uzun bildirmekdedir. Kabr azâbına yalnız (Mu’tezile) ve (Haricîler) inanmıyorlar. Kabr azâbının doğru olduğu, hadîs-i şeriflerle ve Eshâb-ı kirâmın eserleri ile ve Selef-i sâlihînin yazılan ile bildirilmekdedir. Ba’zı câhillerin ve vehhâbUerin, kabr azabına inanmamalan, bu vesikalardan haberleri olmadığı içindir. Onlann imânını kuvvetlendirmek için, vesikalardan birkaçını bildirmek uygun görüldü.Peygamberlerin kabrde bilmediğimiz bir hayât ile diri olduklarını, nemâz kıldıklarını yukarıda bildirmişdik. Peygamberlerin, vefatlarından sonra, hac etdikleri, Buhâride ve Müslimde bildirilmekdedir. Peygamber olmıyanlara gelince, Ebû Nu’aym bildiriyor ki, Sâbit-ül-Benâni diyor ki, Hamîd-i Tavîle sordum: Mezârda yalnız Peygamberler mi nemâz kılar? Hayır başkaları da kılabilir dedi. Sâbit, yâ Rabbî! Bir kimsenin mezârda nemâz kılmasına izn veriyor isen, Sâbitin de kabrde nemâz kılmasmı nasîb eyle dedi. Ebû Nu’aym, yine bildiriyor ki, Cübeyr dedi ki, kendinden başka ilâh bulunmıyan Allahü teâlâya yemîn ederim ki, Sâbit-i Benânîyi mezâra koydum. Hamîd-i Tavîl de yanımda idi. Üzerine toprak örtdük. Toprak bir yerinden çökdü. Kabre bakdım, nemâz kıldığım gördüm. İbni Cerîr (Tehzİb-ül-Âsâr) kitâbında ve Ebû Nu’aym, Ibrâhîm bin Şâmilden haber veriyorlar ki, seher vaktlerinde
dan geçenler, Sâbit-i Benâninin kabrinden Kur’ân-ı kerîm sesi duyduklarını söylerlerdi, tbnül Cevzî (Safvet-iis-Safve) kitâ-bında da bunu bildirmekdedir. Tirmüzî ve Hâkim ve Beyhekî, Abdullah ibni Abbâsdan haber verdiler ki, Eshâb-ı kirâmdan birkaçı, biryere çadır kurmuşlardı. Burada bir kabr bulunduğunu bilmiyorlardı. Çadırda, (Mülk) sûresinin okunduğu işitildi. Bitirince, Resûlullah «sallallahü aleyhi ve sellem>» çadıra geldi. Kendisine söylediklerinde, (Bu sûre-i şerife insanı kabr azâbından korur) buyurdu. Ebül-Kâsım-ı Sa’dî (Kitâb-ür-rûh) kitâbında diyor ki, meyyitin kabrde okuduğunu bu hadîs-i şerif isbât etmekdedir. Çünki, Abdüllah ibni Ömer de bir yere çadır kurmuşdu. Çadırda Kur’ân-ı kerîm sesi işitdi. Resûlullaha <«sal-lallahü aleyhi ve sellem» haber verdi. Bu sözü tasdik buyurdu. Hadîs âlimlerinden Zeyneddîn bin Receb (Ehvâl-üI-Kubûr) kitâbında diyor ki, Allahü teâlâ dilediği kuluna kabrde sâlih işler yapma^ ihsân eder. İnsan ölünce amel, ibâdet yapmak, vazifesi biter. Kabrdeki ibâdete sevâb verilmez. Fekat, Allahü teâlânın ismini söylemekle ve ibâdet etmekle zevklenir. Melekler ve Cennetde olanlar da böyledirler. İbâdet yapmakdan lezzet duyarlar. Çünki zikr ve ibâdet rûhu temiz olanlar için, en tatlı şeydir. Rûhu hasta olanlar, bunun tadını duyamaz. İbnül Kayyım-ı Cevziyye (Kitâb-ür-rûh) da ve İbni Tcymiyye ve dahâ birçok âlimler ve imâm-ı Süyûtî (Şerh-us-Sudûr) kitâ-bında bunu bildirmekdedirler. Ebül-Hasen bin Berâ’ (Ravda) kitabında bildiriyor ki, mezârcı İbrâhîm, (bir mezâr kazmış-dım . Mezârdan ve kerpiç parçalarından misk kokusu duydum. Kabre bakdım. Bir ihtiyâr oturmuş Kur’ân-ı kerîm okuyordu) dedi. Muhammed bin tshâk İbni Mende, Âsım-ı Sekâtîden haber veriyor ki, Belh şehrinde bir kabr kazdık. Yanındaki kabrin içi göründü. İçeride yeşil kefenli bir ihtiyâr, elinde Kur’ân-ı kerîm okuyordu. Bu kitâbda, bunun gibi çok şeyler yazılıdır. Hadîs âlimlerinden Ebû Muhammed Halâl (Kerâmât-ül-Evliyâ) kitâbında, Ebû Yûsüf Gasûlîden haber veriyor: Şamda İbrâhîm bin Edhem hazretlerinin yanına git-dim. Bugün, şaşılacak birşey gördüm dedi. O nedir dedim. Karşıdaki kabristânda bir kabr yanında idim. Kabr yanidı. Yeşil kefenli bir ihtiyâr göründü. Yâ İbrâhîm! Allahü teâlâ beni, senin için diriltdi. Dilediğini benden sor dedi. Allahü teâlâ seni nasıl karşıladı dedim. Etrâfımı kötü amellerim sarmışdı. Seni üç şey için afv etdim buyurdu: Benim sevdiklerimi severdin, dünyâda hiç içki içmezdin, aksakalınla huzûruma geldinBöyle huzûnıma gelen mü’minlere azâb yapmakdan utanınm buyurdu. Ihtiyâr, bundan sonra kabrde gayb oldu. İbnül Cevzî ^Safvet-üs-Safvc) kitâbında Mu’âzeyi anlatırken bildiriyor. Ummül Esved dedi ki, Mu’âze benim süt anam idi. Dirgün dedi ki, Ebüs-sahbâ ve oğlum şehîd olunca, dünyâ gözüme zindan oldu. Hiçbir şeyden tad alamaz oldum. Yalnız şunun için yaşamak istiyorum ki, cenâb-ı Hakkın rızâsına kavuşduracak birşey yapabilsem de, Ebüs-sahbâ ile ve oğlum ile Ccnnetde buluşabileyim. Muhammed bin Hüseyn bildiriyor: Mu’âze vefât ederken ağladı. Sonra güldü. Sebebini sorduk. Nemâz-dan, orucdan ve Kur’ân-ı kerim okumakdan ve Allahü teâlâyı zikr etmekden ayrılıyorum diye üzülmüşdüm. Sonra Ebüs-sahbâyı gördüm, t ki parça yeşil elbise giymiş. Dünyâda böyle ğörmemişdim. Bunun için de güldüm dedi. Mu’âze, hazret-i Aişeyi «radıyallahü anha» görmüşdü. Ondan hadîs-i şerif haber vermişdi. Hasen-i Basrî ve Ebû Kılâbe ve Yezîd Rekâşî gibi büyük âlimler, Mu’âzeden hadîs rivâyet etmişlerdir.
Kabr azâbını görenler de vardır. Allahü teâlâ mü’min sûresinin kırkaltıncı âyetinde, (Fir’avna ve adamlanna her sabah ve akşam gidecekleri Cehennem ateşi gösterilir) buyurdu. (Buhâri) ve (Müslim) deki hadîs-i şerîfde (Eğer, gizli tutabilsey-diniz, kabr azabını, benim işitdiğim gibi, size de işitdirmesi için, düâ ederdim) buyuruldu. Kabr azâbı rûha ve cesede birlikde olmakdadır. Çünki, küfrü ve günâhları ikisi birlikde yapmak-dadır. Yalnız, ruha azâb yapılması, hikmete ve İlâhî adâlete uygun değildir. Âlimler buyuruyor ki, beden kabrde çürüyüp yok olmakda görülüyor ise de, Allahü teâlânın ilminde vardır. Eshâb-ı kirâmdan birçoğu, ölülerin rûhlanna bedenleri ile birlikde azâb yapıldığını görmüş ve haber vermişlerdir, tbn-i Kayyım-ı Ccvziyye (Kitâb-ür-rûh) da ve îmâm-ı Süyûtî (Şerhus-Sudûr) da ve Ibni Receb (Ehvâl-ül-kubûr) da bildiriyorlar ki, bir kimse, Resûlullahın yanında (toprakdan birinin çıkdığını gördüm. Bir adam buna sopa ile vurarak yerde gâib olduğunu, böylcce toprağa girip çıkdığını gördüm) dedi. Resûlullah «sal* lallahü aleyhi ve sellem» bunu işitince, (O gördüğün Ebû Cebidir. Kıyamete kadar böyle azâb çeker) buyurdu. Bu ve bunun gibi haberler. Peygamberler ve Evliyâ gibi, herkesin de kabr-dekileri görebileceğini bildirmekdedirler. Evliyânm görmesi, hiç inkâr edilemez. Allahü teâlânın kudreti ile görmekdedirler.
Buraya kadar yazdıklarımız, ölülerin mezârda, kabr hayâtı denilen bilmediğimiz bir hayât ile diri olduklannı göster-
mekdcdir. İslâm âlimlerinin hepsi diyor ki, ölmek, yok olmak değildir. Bir evden bir eve göç etmek demekdir. Peygamberler ve Velîler de, İslâmiyyeti yaymak için çalışmışlardır. Hepsi şehîdlik derecesine kavuşmuşlardır. Şehîdlerin diri olduklan, Kur’ân-ı kerîmde açıkça bildirilmekdedir. Böyle olunca, onlardan tesebbüb ve teşefTu* ve tevessül etmek şaşılacak bir şey midir? (Tesebbüb) demek, onlan sebeb yapmak, ya’nî Allahü teâlâ katında yardım etmelerini dilemekdir. (Tevessül) demek, bizim için düâ etmelerini dilemekdir. Çünki, onlar, Allahü teâlânın dünyâda da, âhıretde de sevgili kullarıdır. Onlann istediklerine kavuşacaklarını, her dilediklerinin verileceğini, Kur’ân-ı kerîm bildirmekdedir. Böyle olan meyyitlerden, dirilerden beklenen şeyleri bekliyen bir kimse kötülenebilirmi? Bunlardan beklenen şeyleri, Allahü teâlânın yaratacağına, Allahdan başka yaratıcı bulunmadığına inanan bir kimsenin, mezârdaki Peygamberleri, Velîleri sebeb kılması, vesîle yapması, hiç inkâr olunabilir mi? Bunları, onlar çürüdü, toprak oldu, yok oldu zan edenler inkâr eder. İslâmiyyeti bilmiyenler ve onlann büyüklüğünü, yüksekliğini anlıyamıyanlar inanmaz. Peygamberlerin ve Evliyânın yüksekliklerini ve üstünlüklerini anlamı-yan kimseler, din câhilleridir. İslâmiyyeti anlamamışlardır. Onlann câhil dedikleri müslimânlar, ondan dahâ bilgili ve dahâ anlayışlıdırlar. Evliyânın ve Peygamberlerin mezârlarına gidip, onların vâsıtası ile, onları sebeb kılarak, Allahü teâlâdan birşey istemenin ve kıyâmet günü bize şefâ’at etmeleri için, kendilerine yalvarmanın câiz olduğu, hadîs-i şeriflerde bildiril-mişdir ve İslâm âlimleri sözbirliği ile haber vermişlerdir. Bu kuvvetli vesikalar karşısında, buna inanmıyan ve bu yüzden müslimânlan kötüliyen kimselerin, kötü düşünceli olduklan, islâmiyyeti bozmak, değişdirmek yolunu tutduklan anlaşılır. İnsanların en üstünü olan Muhammed aleyhisselâmın hadîs-i şeriflerine ve Onun yolunda giden seçilmişlerin, sevilmişlerin kitâblanna inanmak ni'metini bize ihsân eden Allahü teâlâya hamd ve şükrier olsun! Bu büyük ni’meti Rabbimiz bize ihsân etmeseydi, kendimiz anlıyamaz, bulamaz, helâk olurduk.
Peygamberlerin ve Evliyânın vâsıtası ile ya’nî onlan sebeb yaparak, vesîle ederek, Allahü teâlânın yaratmasını istemek câiz olduğunu gösteren âyet-i kerîmeleri bildirelim: Mâide sûresinin otuzsekizinci âyetinde (Ey imân edenler! Allahü teâlâdan korkunuz! Ona yaklaşmak için vesile arayınız) buyuruldu, îsrâ sûresinin elliyedinci âyetinde (Ol kimseler ki, düâ ve ibâdet
ederler, Rablerine yaklaşmak için, vesile ve sebeb ararlar. Sebeb-lerin Allahü teâlâya en çok yaklaşdıranını isterler) buyuruldu.
Bu âyet-i kerîmelerde Allahü leâlâ, sebebe, vesileye yapışmağı emr etmekdedir. Vesilenin kendisine ençok yaklaşdıncı bir şey olduğunu bildirmekdedir. Vesilenin belli bir şey olduğu bildirilmedi. Bunun için, Allahü teâlânın nzâsına kavuşduran herşey, ya’nî Hâricîlerin dedikleri gibi yalnız düâlan değil, şefâ’allcri ve Allahü teâlâ indinde mertebelen ve kıymetleri ve kendileri hep vesiledirler. [(Vehhâbî) kitâbımn doksanyedinci sahîfesinde de bu âyet-i kerîmelerden İkincisi yazılı olup, Katâdenin (Allahü teâlâya, razı olduğu ibâdetleri yaparak yaklaşınız) dediğini bildiriyor. Vesile, Peygamberlerin ve onların yolunda olanların gitdikleri yoldur. Onlann yolu vesiledir, kendileri vesile değildir diyor]. Ehl-i sünnet âlimleri ise. Peygamberlerin ve onlara tâbi’ olanların gitdikleri yol, ya’nî îmân ve ibâdet ve ihlâs, vesile olduğu gibi, o büyüklerin şefâ’atleri, makâmlan, kerâmetleri, düâlan ve kendileri de vesiledir dedi. Kendileri vesile olamaz diyen vehhâbîler, Kur’ân-ı kerîme ve hadîs-i şeriflere ve Peygamberlere ve Evliyâya iftirâ ediyorlar. Peygamberlerin ve Evliyânın kendilerinin vesile edilmesi, Kur'ân-ı kerînıde ve hadîs-i şeriflerde açıkça bildirilmekdedir.
Enfâl sûresinin otuzüçüncü âyetinde (Sen aralarında bulundukça, o kâfirlere azâb etmem) buyuruldu. Tefsir kitâbla-rında ve Buhârîde bildirildiği gibi, kâfirler alay ediyorlardı. Rabbine söyle de, bize çabuk azâb göndersin diyorlardı. Bu sözleri üzerine, yukarıdaki âyet-i kerîme nâzil oldu. Resûlulla-hın «sallallahü aleyhi ve sellem» mubârek cesed-i şerifinin kâfirler arasında bulunması, onlara azâb gelmesini önlemekde-dir buyuruldu. Resûlullah «sallallahü aleyhi ve sellem», peygamberlik makâmı ile, yâhud düâ ederek, yâhud şefâ’at ederek, azâb gelmesini önlüyordu denilemez. Çünki, kâfirlere düâ ve şefâ’at edilmediği gibi, inanmadıkları peygamberliğin onlara föidesi olamaz.
Enfâl sûresinin otuzüçüncü âyetinde (Onlar istiğfar etdik-leri için Allahü teâlâ onlara azâb yapmaz) buyuruldu. Selef-i sâlıhînden birçoğu bu âyet-i kerime için, onlardan, istiğfâr edecek olan çocuklar dünyâya geleceği için, onlara azâb etmem demekdir dedi. Allahü teâlâ, kâfirlerden mü’minler dünyâya getirmeği ezelde takdir buyurduğu için, o kâfirlere azâb etmem buyurdu. Böyle söyliyen âlimlere göre, kâfirlerin kanında bulunan, mü’minlerin zerreleri, azâbı önlemeğe sebeb olmakdadır.
Bekara sûresinin ikiyüzellibirinci âyetinde ve Hac sûresinin kırkıncı âyetinde (Allahii teâlâ insanlan birbirine karşı serbest bıraksaydı, yeryüzü altüst olurdu) buyuruyor. Tefsir âlimlerinden birkaçı, bu âyet-i kerîmeye, Allahü teâlâ, mü’-minleri yaratmayıp yalnız kâfirleri yaratsaydı, yeryüzü karma-karışık olurdu. Mü’minlerin vücûdları, yeryüzünün karışmasını önlemekdedir dedi. Se'âdet, insanın kendisindedir. İşleri ile hâsıl olmaz. Bunun için hadisti şerifde, (İnsan, dünyâya gelmeden önce Sa'iddir, iyidir. Yâhud şakidir, kötüdür) buyuruldu. İnsanın sa’îd olmasında, iyi işlerinin te’sîri bulunması, görünüşdedir. Hakîkatde böyle değildir. Bunun içindir ki, hadis-i şerifde (Bir kimse. Cehenneme götürücü kötü işleri yapar. Cehenneme yaklaşır. Ümm-ül kitâbda, ya'ni ilm-i İlâhide sa*id ise, son günlerinde Cennete götürücü bir iş yaparak Cennete gider) buyuruldu. Amel, insanı Cennete götürmez. Cennete gitmeğe sebeb olur. Bunun içindir ki, hadîs-i şerifde (Hiç kimse iyilikleri ile, ibâdetleri ile Cennete girmez) buyuruldu. Senin için de böylemidir? Yâ Resûlallah! dediklerinde (Benim için de beyledir. Ancak Allahü teâlânın merhameti ilejhsânı ile kurtulurum) buyurdu. İyi işler, ibâdetler yapan, elbet Cennete gider denilemez. Ezelde sa’îd yazılmış olan elbet Cennete gider denilir. Se’âdet ve şekâvet, insanlann işlerine değil, kendisine göredir. Allahü teâlânın, Muhammed aleyhisselâmı, insanlar arasından seçmesi ve onu bütün Peygamberlerinden üstün yapması, mubârek zâtı içindir, kendisi içindir. Bunu her mü’min bilmek-dedir. Resûllerin, Nebilerin, Velîlerin üstünlükleri de, hep böy-ledir. Mevki’, mertebe ve her yükseklik zâta tâbi’dir. Zât, mevkı’e tâbi’ değildir. [Meselâ, insan paşa olduğu için kıymetlidir denilmez. Kıymetli olduğu için, paşa olmuşdur denir]. Veh-hâbîlerin, madde, cism ve zât, sebeb olamaz sözlerinin yanlış olduğu anlaşıldı. Ayet-i kerimeler ve hadîs-i şerifler ve Resûlul-lahın ^sallallahü aleyhi ve sellem» sünnet-i seniyyesi, onların yanlış ve bozuk yolda olduğunu göstermekdedir.
Hadîs-i şerifde (Toprağımızın ve birimizin tükrüğünün bereketi ile ve Rabbimizin izni ile hastamız şifâ bulur) buyuruldu. Bir kimse temiz toprağı, temiz tükrüğü ile karışdırıp, hastaya ilâç yaparsa, Allahü teâlâ şifâ ihsân eder. Toprak ve tükrük ve etzâcının te’sîri belli olan ilâdan, hep maddedir, cismdir, ya’nî zâtdırlar. Bunların mevkı’i, rütbesi ve şefâ’ati düşünülemez. Müslim kitâbındaki hadis-i sahihde buyuruldu ki, (Zemzem
suyu, içenin niyyetine göre ffiide verir). Zemzem suyu, dünyâ ve âhıret iyiliklerinden, hangi bir fâide için niyyet ederek içilirse, istenilen fâide hâsıl olur. Böyle olduğu çok görülmüşdür. Herkes bilir ki, zemzem suyu, zâtdır, maddedir. Şifâ, fâide vermek için, rütbesi ile te’sîr etmesi, yâhud düâ ve şefâ’at etmesi düşünülemez.Sahih olan hadis-i şerîfde ve bütün fıkh âlimlerinin sözbir-liği ile bildirdikleri gibi, Kâbe kapısı ile (Hacer-ül-esved) taşının arasındaki tavâf yerine (Mültezem) denir. Bir kimse, burada kamını Kâ*be dıvanna değdirip, (Mültezem) i vesile ederek, Allahü teâlâya yalvarırsa, AUahü teâlâ onu zarardan, kusûr-dan korur. Böyle olduğu çok tecribe edilmişdir. Herkesin bildiği gibi, Mültezem, Kâ*be dıvannda birkaç taşdır. Bu taşlar zâtdır. Ya’ni maddedir, Allahü teâlâ, her maddeye belli hâssalar, özellikler verdiği gibi, bu taşlara da, hayra, fâideye vesile olmak hâssasmı vermişdir. [Aspirine ağn kesmek. Kinine sıtma plasmodyumlanm öldürmek, ispirtolu suya aklı gidermek hâssalannı verdiği gibi, bu taşlara, başka taşlardan fazla olarak, düâların kabûl olmasına sebeb olmak hâssasmı vermişdir].
Kâ’benin kuzey tarafında bulunan su oluğunun altındaki tavâf yerine ve Mescid-i Harâm içindeki, Kâ’be kapısı karşısında bulunan (Makâm-ı İbrahim) denilen yere ve (Hacer-ül esved) denilen Kâ’be köşesindeki taşı öpmeğe ve elini yüzünü sürmeğe de, böyle fâideli hâssalar verilmişdir. Bunlara tevessül edenlerin, ya’nî bunları vâsıta kılarak düâ edenlerin, düâlan, kabûl olmak hâssasmı, kıymetini, Allahü teâlâ bu maddelere vermişdir. Bu maddelerin, düâlann kabûl olmasına vesile oldukları biliniyor ve görülüyor ve inanılıyor da, Resûlullahı ve onun yolunda olan, Allahü teâlânm sevgili kullarını vesile ederek yapılan düâlar hiç kabûl olmazmı? Eğer bir kimse, yerdeki toprağın ve ba’zı kimselerin tükrüğünün ve zemzem suyunun ve Mültezemdeki taşların ve İbrâhim aleyhisselâmın mubârek ayaklarının izi bulunan Makâm-ı İbrâhîmin ve Hacer-ül-esved taşınm, ya’nî bu maddelerin hepsinin fâideli şeyler için vesile, sebeb olmalan. Peygamberlerin ve Evliyânın mezârlarının da, vesile olacağını göstermez derse, bu kimsenin din câhili olduğunu, Allahdan ve Resûlullahdan ve müslimân-lardan utanmadığını gösterir. Çünki, Eshâb-ı kirâm «aleyhi-mümdvânH, Resûlullahın «sallallahü aleyhi ve sellem» zât-ı şerifini çok yüksek bilirler, pek saygı gösterirlerdi.
Urve-tcbni Mcs’ûd-issckafinin (Buhârf) dc vc başka kitâb-larda bildirilen sözleri meşhûrdur. Urve diyor ki, (Hudeybiye) sulhu için, müşriklerin elçisi olarak, Resûlullahın yanına gel. mişdim. İşim bitdikden sonra Mekkeye, Kureyş büyüklerinin yanına döndüm. Onlara dedim ki, biliyorsunuz. Acem şâhı olan Kisrâlara ve Bizans kıralı olan Kayserlere ve Habeş pâdişâhı olan NecâşUere çok gitdim, geldim. Bunlara yapılan hürmetin, Muhammed aleyhisselâmın Eshâbının, Muhammed aleyhisselâma yapdıklan hürmet kadar çok olduğunu görmedim. Muhammed aleyhisselâmın tükrüğünün yere düşdüğünü görmedim. Eshâbı avuçları ile kapışıp yüzlerine, gözlerine sürüyorlardı. Abdest almış olduğu suyu da kapışıp, bereket için saklıyorlardı. Traş olunca, bir kılı yere düşmeden önce, Eshâbı kapışıyorlardı. En kıymetli cevher gibi saklıyorlardı. Saygılanndan, edeblerinden, yüzüne bakamıyorlardı dedi. Eshâb-ı kirâmın, Resûlullahın «sallallahü aleyhi ve sellem» zâtından ayrılan en ufak zerrelere, hattâ başkalan için pis, çirkin sayılan şeylerine bile nasıl kıymet verdikleri bu haberden anlaşılmakdadır. Bu saygı ve edebler mubârek tükrüğünün ve mubârek uzvlarına değmiş olan abdest sulannın, onlara düâ etmeleri veyâ şefâ’at etmeleri, yâhud rütbe ve kıymetleri olduğu içindir denilebilirmi? Bunlar, maddedir. Fekat en şerefli bir zâtdan, maddeden aynidıklan için, kıymetli olmuşlardır, Vehhâbîlerin, ahmaklıklanna ve câhilliklerine bakınız ki hakîkî din adamıyız, tevhîd ehliyiz diyerek övündükleri hâlde. Resûlullahı «sallallahü aleyhi ve sellem» Lât putu ile bir tutuyorlar. Resûlullahın «sallallahü aleyhi ve sellem» ve onun eshâ-bının «radıyallahü anhüm ecma’în» yapdıklarım ve emr etdiklerini puta tapmağa benzetiyorlar. Onlar gibi söylemek-den, onlar gibi düşünmekden ve onlar gibi inanmakdan Allahü teâlâya sığınırız.
Peygamberleri ve onlann yolunda olan seçUmiş, sevilmiş Velîleri vâsıta kılarak Allahü teâlâdan dilekde bulunmanın câiz olduğunu gösteren hadîs-i şerifler o kadar çokdur ki, bunlara kötü düşmanlarımız hiç cevâb veremiyor. Şaşırıp kalıyorlar Buhâri ve Müslim kitâblannda yazıb oldu^ üzere, Esmâ bint-i Ebî Bekr, yanındakilere yejil bir cübbe gösterdi. Astan ipekden idi. (Bu palto, hazret-i Aişenin yanında idi. O vefât edince, ben aldım. Bu cübbeyi hastalanmıza giydirerek, tedâvî etmekdeyiz. Hastalanmız bununla iyi oluyorlar) dedi.
Görülüyor ki, Allahü teâlânın sevgili Peygamberi ve bütün üstünlüklerin sâhibi giymiş olduğu için, Eshâb-ı kirâm, bu cübbeyi şifâ bulmak için vesile etmekdedirler.
Hamîdinin iki sahih kitâbdan toplıyarak hâzırladığı kitâ-bında, Abdüllah bin Mevhib diyor ki, zevcem beni, Umm-i Seleme vâlidemize gönderdi. Elime içinde su bulunan bir kadeh verdi. Ümm-i Seleme hazretleri, gümüşden bir kutu getirdi. İçinde Resûlullahın «sallallahü aleyhi ve sellem» sakal-ı şerifi vardı. Sakal-ı şerifi, elimdeki suya sokup kaşık gibi çalkaladı ve çıkardı. Nazar değmiş olanlar ve başka derdi olanlar, su getirip, hep böyle yaparlar, bu suyu içerek şifâ bulurlardı. Gümüş kutuya bakdım, birkaç dâne kırmızı kıl gördüm dedi.
Hamidinin, Buhâriden ve Müslimin sahihinden topladığı kitâbında, Sehl bin Sa’d diyor ki, Resûlullah «sallallahü aleyhi ve sellem» mubârek gömleğini bana hediyye etmiş idi. Annem, benden almak istedi. Bunu kefen yapmak için, saklıyacağım dedim. Resûlullah efendimizin mubârek gömleği ile bereketlenmek istedim dedi. Görülüyor ki, Eshâb-ı kirâm, Resûlulla-hın «sallallahü aleyhi ve sellem» mubârek gömleğini, azâbdan kurtulmak için vesile ve sebeb yapıyorlardı.
Buhâri ve Müslimde Ümm-i Selimden haber veriliyor; Resûlullah «sallallahü aleyhi ve sellem» yanımda uyuyordu. Mubârek yüzü inci gibi terlemişdi. Terlerini alıp bir yere koyarken uyandı. (Yâ Ümm-i Selim! Ne yapıyorsun?) buyurdu. Yâ Resûlallah! Mubârek terin ile çocuklarımızın bereketlenmesini istiyorum dedim. (İyi yapıyorsun) buyurdu. İbni Melek (Mesâ-bîh) kitâbının şerhinde diyor ki, bu hadis-i şerif gösteriyor ki, tesavvuf büyükJerinin ve âlimlerin ve sâlihlerin kullandıkları şeylerle de, Allahü teâlânın rızâsını kazanmak câizdir.
İmâm-ı Müslim, Sahihinde diyor ki, Resûlullah «sallallahü aleyhi ve sellem» sabâh nemâzını kılınca, Medine halkı, içinde su bulunan kablarla huzûruna gelirlerdi. Her kaba mubârek ellerini sokardı. İbn-ül Cevzi (Beyân-ül müşkil-U Hadîs) kitâbında diyor ki, Medine ehâlisi öylece, Resûlullah «sallallahü aleyhi ve sellem» ile bereketlenirler idi. Bir âlime gelip de böyle bereketlenmek istiyenleri, âlimin boş çevirmemesi iyi olur. Ibni Cevzînin bu sözü ve imâm-ı Nevevînin (Müslim Sahihi) şerhindeki yazılan ve Kâdi lyâdın (Müslim şerhi) ve Hanefî âlimlerinden İbni Melekin yazılanndan anlaşı-
lıyor ki, böyle bereketlenmek, fâidelenmek, Hâricîlerin zan etdıkleri gibi, yalnız Resûlullaha «sallallahü aleyhi ve sellem» mahsûs değildir. [Hâricîlerin ve Vehhâbîlerin bu âlimlerin kıtâblanndan haberleri olmadığı yâhud bile bile inâd etdiklen anla^ılmakdadır. Bu ise, kötü niyyetli, ard düşünceli olmak demekdir].
Buhâri kitâbında, İbni Şîrînden haber veriyor: Ibni Şîrîn diyor ki, Resûlullah efendimizin sakal-ı şerifinden bir parça elime geçdi. Bunu Ubeydeyc söyledim. Bende bir sakal-ı şerîf bulunmasını, dünyâda olan herşeyden dahâ çok severim dedi.
Buhâri-i şerîfde diyor ki, Rcsûlullahın «sallallahü aleyhi ve sellem» çok zeman hizmetinde bulunmakla şereflenmiş olan Enes bin Mâlik, kendisi ile berâber bir sakal-ı şerifin defn olunmasını vasıyyet etdi. Kabrde, Allahü teâlânın huzûnına sakal-ı şerîf ile birlikde çıkmak istedi. (Şifâ) kitâbında diyor ki, Resûlullahın «sallallahü aleyhi ve sellem» fazîlctlcrinden ve kerâmetlerinden ve bereketlerinden birisi de şudur ki, Hâlid bin Velîd «radıyallahü anh», başında sanğı arasında bir sakal-ı şerif taşırdı. Bunu taşıdığı her muhârebede zafer kazanırdı. Hâlid, mubârek bir kılı sebebi ile murâdına kavuşuyor da, Resûlullahın «sallallahü aleyhi ve sellem» mubârek zât-ı şerifini vesîle ederek Allahü teâlâdan dilekde bulunanlar kavuşmaz olurmu? Büyük İslâm âlimi, Resûlullahın âşıkı olan Imâm-ı Busayrî, (Kasîde-i hürde) de bu inceliği çok güzel anlatmakdadır.replika samsung note 4 sundu yarın kaldıgımız yerden devam edecegiz.



replika samsung note 3

replika samsung note 4

replika samsung s5

replika iphone 5s

replika iphone 6

replika iphone 6 plus

replika samsung s5 mini

replika samsung s4

replika samsung s4 mini

replika htc m8

replika lg g3

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder