birebir ürünler ile islam bilgileri7
bugün sizin icin birebir ürünler elinden gelen gayreti gösterdi ve size birebir ürünler diyorki Eğitim, üretimin artınimasına; toplumun insan onuruna yaraşır yaşam düzeyine kavuşmasına; ekonomik ve toplumsal gönencin yükseltilmesine; kültürel gelişmenin sağlanmasına yardım edebilmelidir.
9.Eğitim, eğitilene doğayı koruma, çevreyi temiz tutma bilincini ve alışkanlıklarını kazandırmalıdır.
10.Eğitim programlan ve eğitim yönetimi, eğitim işgörenlerinin ve eğitilenlerin düşünce özgürlüğünü sağlayacak; yaratıcı düşünmelerini geliştirecek; araşimnaya, bilgi ve düşünme üretmeye ortam oluşturacak nitelikte olmalıdır.
Öğrenci Hizmetleri
Eğitim sistemi dolayısıyla okul, öğrenciler olduğu için vardır. Eğitim yönetimi, öğrenci hizmetlerini en etkili biçimde yürütmek zorundadır. Özellikle, bir okulda örgütsel demokrasinin yerleşmesinde ve yaşanmasında öğrencilerin yönetime katılması da bir gerekliliktir. Öğrenci hizmetlerinin niteliğine ve yönetimine ilişkin aşağıdaki önerilerin gerçekleştirilmesi yararlı olur:
1.Eğitim sisteminin her basamağında öğrencilerin kendileri ile ilgili yönetim kararlarına kaülmaİarma ve gerektiğinde bu kararlann uygulanmasında görev alma-larma olanak hazırlanmalıdır.
2.Eğitim sisteminin her basamağında öğrencilerin sağlığının korunması, sağlık eğitiminin verilmesi, hastalıklarının iyileştirilmesi ve dengeli beslenmeleri için Devlet'çe gereken olanaklar sağlanalıdır.
3.Temeleğitim okullannda ve okulöncesi eğitimde öğrencilerin eğitim araçlan, ders kitaplan, temrinlik gereçleri ve benzerleri Devlet'çe sağlanmalıdır. Temeleği-timin ulaştınlamadığı yöreler için merkez köylerde yurt ya da yatılılık olanaklan açılmalıdır.
4.İkili ve üçlü öğretimin kaldırılması için her türlü önlem almmalıdu-.
5.Eğitim sisteminin her basamağındaki kalabalık sınıflar yasal öğrenci sayısına indirilmelidir.
6.Planın yıllardu* gerisinde kalan okul ve derslik yapımı, geçmiş yıllann geriliğini de giderecek hızda sürdürülmelidir.
7.Öğretmen evlerinin ve eğitim işgö-renlerine sağlanacak lojmanlann sayısı ar-tınlmalıdır.
Eğitime Parasal Kaynak Sağlanması
Eğitim, çok para isteyen bir devlet hizmetidir. Ama devlet, çok para istiyor diye eğitimin gereklerini yerine getiremez ise, hem görevini yerine getirmemiş, hem de eksik hizmetin bedelini ileride çok ağır ödemiş olur. Bu yüzden devlet, ne yapıp yapıp eğitime gereken parayı bulmak zo-rundadu-. Bu konuda geliştirilen kimi öneriler aşağıdadır:
1.Eğitim bütçesinin yapılmasına okuldan başlanmalıdır. Bütçenin tabandan tavana doğru hazırlanmasının ilkeleri ve kuralları bir yönerge ile belirtilmelidir.
2.Gerçekçi ve projelere bağlanmış belediye bütçesinden ve köy bütçesinden
böyle bir program bütçenin gerektirdiği para mutlaka sağlanmalıdır.
3.Eğitimin parasal kaynağı Genel Bütçe olmalıdır. Ama il genel bütçesinden.
de destek alınmalıdır. Vatandaşlar ve tüzel kişiler eğitime yardım etmeye özendi-rilmelidii'. Köylerde okul yapımı için imece geleneğinden yararlanılmalıdır.
OKUMA LİSTESİ
AKYÜZ, Emine. Eğitim Hukuku. Ankara ; AÜ, EBE, 1981.
AKYÜZ, Yahya. Türk Eğitim Tarihi. Ankara : AÜ, EBE, 1989.
ATEŞ, Toktamış. Demokrasi : Kavram, Tarihi Süreç, İlkeler. İstanbul : Der Yay., 1976.
AYASBEYOĞLU, Nevzat. T.C. Milli Eğitimin Kurulukları ve Tarihçeleri. Ankara : MEB Yay., 1948.
BAŞARAN, İbrahim Ethem. Türkiye Eğitim Sistemi. Ankara ; Umut Sk. No. 17-1,1993.
BAŞARAN, İbrahim Ethem. Eğitim Yönetimi. Ankara : Umut Sk. No. 17-1, 1993.
BAŞARAN, İbrahim Ethem. Temeleğitim ve Yönetimi. Ankara ; AÜ, EBE, 1982.
BİNGÖL, Vasfı. Bugünün Diliyle Atatürk'ün Milli Eğitimimizle İlgili Düçünce ve Buyrukları. Ajıkara : TDK Yay., 1979.
BURSALIOĞLU, Ziya. Okul Yönetiminde Yeni Yapı ve Davranış. Ankara ; AÜ, EBE, 1987.
CIRITLI, H. Hüsnü. "Çağdaş Uygaritk'a Giden Yol", Cumhuriyet, 9 Eylül 1986.
GİRİTLİ, H. Hüsnü. "Milli Eğitimin Bekledikleri", Cumhuriyet, 30 Ocak 1984.
ÇAĞATAY, Neşet. "Şeriat Yönetimi Ûe Laik Yönetim Karşılaştırması”, Cumhuriyet, 31 Ocak 1990.
DAVER, Bülent. Siyaset Bilimine Giriş. Ankara : Doğan Yay., 1969.
DEWEY, Jcrfın. Özgürlük ve Kültür. Çev. V. Gün-yol. İstanbul: Kurtuluş Mat., 1962.
DOĞAN Hıfzı. Ortaöğretim Sisteminin Değerlendirilmesi. İstanbul; MEB Yay., 1972.
DOTTRENS, Robert. Eğitim ve Demokrasi. Çev. M. B. Ankan. İstanbul; İzmir Mat., 1958.
EASTMOND, Jefferson. Türkiye’de Okulların Gelişmesine Tesir Eden Faktörler. Ankara : MEB Yay., 1964.
ERGİN, Osman Nuri. Türkiye Maarif Tarihi. İstanbul ; MEB Yay., 1939.
ERGÜN, Mustafa. Atatürk Devrimi ve Türk Eğitimi. Ankara; A.Ü., DTCE, 1982.
ERTÜRK, Selâhattin. Türkiye'de Bazı Eğitim Sorunları Üzerine Düşünceler. Ankara : Yelken-
O tepe Yay., 1986.
ERTÜRK, Selâhattin. Diktacı Tutum ve Demokrasi. Ankara : Yelkentepe Yay., 1981.
EEYZOĞLU, Osman Güngör. Atatürk İlkeleri ve İnkılabımız. İstanbul: MEB Yay., 1981.
GAZALCI, Mustafa. "Laik Eğitim ve Öğretim Birliği", Cumhuriyet, 24 Kasım 1991.
GEDiKOĞLU, Şevket. Kemalist Eğitim İlkeleri, Uygulama. İstanbul: Çağdaş Yay., 1978.
GÖĞER, Erdoğan. Hukuk Başlangıç Dersleri. Ankara ; AU, HE, 1976.
İNAN, M. Rauf. Anayasalar ve Eğitim. Ankara : TÖDMEYay., 1960.
İNAN, M. Rauf. İnsan Hakları, Eğitim ve Kültür, Çocuk Haklan. Ankara : AÜ, Bas., 1970.
İNAN, M. Rauf. Orta Avrupa'da Gelişmenin ve Demokrasinin Temeli : Eğitim. Ankara : T. İş Bank. Yay., 1971.
KANSU, Nafi Atuf. Türkiye Maarif Tarihi. Ankara : 1931.
KAYA, Yahya Kemal. İnsan Yetiştirme Düzenimiz : Politika, Eğitim, Kalkınma. Ankara : Hacettepe Üni., 1984.
KAYA, Yahya Kemal. Eğitim Yönetimi. Ankara : Bilim Yay., 1993.
KAYA, Yahya Kemal, Çağdaşlaşma Yolunda Deve Dikenleri. Ankara: Bilim Yay., 1994.
KOÇER, Haşan Ali. Türkiye’de Modern Eğitimin Doğuşu ve Gelişimi. İstanbul : MEB Yay., 1970.
MAKAL, Mahmut. Eğitimde Yolumuz Nereye : Ankara : öğretmen Derg. Yay., 1961.
OĞUZKAN, A. Eerhan. Eğitim Üzerine. Ankara : Ülkü Yay., 1966.
ÖYMEN, Hıfzırrahman Raşit. Doğulu ve Batılı Yönleriyle Eğitim Tarihi. Ankara ; Ayyddız Mat., 1969.
Kalkınma ve Eğitim 5
İnsanın var olduğu günden bu yana, eğitimin gücünden, ilkin insan, sonra toplum ve eğitmenler, daha sonra da devlet yararlanmıştır. Devlet, eğitimin gücünü anladıktan sonra, yalnız iyi yurttaş yetiş-timıekle kalmamış, bu gücü ülkenin varsıllaşmasında da bir araç olarak kullanmaya başlamıştır.
Eğitim, insanın ve toplumun yoksulluktan kurtulmasında, en azından, ataerkil yönetim döneminin başladığı on bin yıl öncesinden beri kullanılmaktadır. Ama Devlet'in, ülke kalkınmasında eğitimi bir araç olarak kullanmasının geçmişi, ancak 1930'lu yıllara kadar gidebilmektedir. Daha önce kamu hizmetleri için insangücü yetiştirmeye çalışan Devlet, Bağımsızlık Savaşı'ndan yanmış, yıkılmış olarak çıkan yurdun kalkınması için, bir yandan ulusun eğitim düzeyini yükseltme çalışmasını sürdürürken, bir yandan da endüstrileşmeye yönelik insangücü yetiştirmeye başlamıştır.
Bu Ünite'de, eğitimin ulusal varsıllığa olan etkisini, ulusal varsıllığın da eğitime olan etkisini tanımak için, kalkınma kavramı açıklanmış; teknoloji üretiminin, endüstriyel ve tanmsal üretimin, hizmet üretiminin ne olduğu ve eğitimle ilişkisi irdelenmiş; Türkiye'yi geri kalmış ülkelerle aynı düzeye düşüren gelir dağılımı bozukluğunun, enflasyonun yıkımının^ve bölgeler arası gelişim dengesizhğinin eğitime olumsuz etkisi üzerinde durulmuştur.
Üretim eğitimi orta başlığı altında da, bir ürün olarak eğitim hizmetinin özellikleri, eğitimin kalkınmaya katkısı, insangücü kaynağının geliştirilmesi, eğitimin üretimi, maliyeti, etküiliği üzerinde durulmuş ve giderek kıtlaşan kaynaklarm korunması ve geliştirilmesi için gerekli olan ve eğitim sisteminin önemli bir amacı olan tutumluluk eğitimi ele almmıştır.
ULUSAL VARSILLIK
Varsıllık (zenginlik) ile eğitimin niteliği arasında yüksek bir bağıntı vardır. Var-sılhğm artması ile eğitim düzeyinin artması hem bireysel hem de ulusal düzeyde doğm orantüıdır. Bir başka deyişle, varsıl kişUer ve varsıl uluslar yoksul olanlara bakarak daha nitelikli eğitimden yararlanabilmekte ve daha yüksek düzeyde eğiti-lebilmektedir.
Öte yandan, eğitimin niteliğini ve düzeyini artırmak, hem kişiyi hem de ulusu
varsıUaştirmaktadır. Başka bir deyişle, birey eğitim düzeyini yükselttikçe; ulus eğitilmiş üye sayısını ve bunların eğitim düzeyini yükselttikçe, varsıllaşmaya başlamaktadır.
Varsıllaşmanın bir tek yolu vardır, o da ürün üretmektir. Bir ulus yaşamasını sürdürmesine gereken ürünü ne denli yeterli üretebUiyorsa; bunun da ötesinde başka ülkelere satabilecek nicelikte ve nitelikte
ne denli çok üretiyorsa o denli varsıllaşa-bilmektedir.
Bir ülkenin kendine yetecek nicelik ve nitelikte ürün üretmesi, ülkenin ekonomik, siyasal ve kültürel bakımdan başka ülkelerin egemenliğine girmeden bağımsız yaşaması için gereklidir.
Bir ülkenin, kendi gereksinmesinden daha fazlasını üreterek bunu başka ülkelere satması ise, ülkenin varsıllaşmasmı sağlamaktadır.
Ürün demek, mal, hizmet ve düşünce demektir. Mal dendiğinde, endüstriyel ve tarımsal mallar; hizmet dendiğinde insanın başka insana karşılıklı yardımı; düşünce dendiğinde de bilgi ve teknoloji kastedilmektedir. Böylece, bir ulusun varsıllaşması için üreteceği ürün, mal, hizmet ve düşünce olmaktadır.
Varsıllaşmanın siyasal adı kalkınmadır. Bu yüzden, siyasal söyleşide kalkınma sözcüğü kullanılmaktadır.
Eğitime etkisi ve katkısı yönünden kalkınmanın; teknolojinin, tanmsal ve endüstriyel mal ve hizmet üretiminin; ulusal gelirin toplum katmanları ve ülkenin bölgeleri arasında dağılımmm büyük önemi vardır.
Kalkınma
Kalkınmanın amacı, gönence (bolluk, rahatlık ve varlık içinde yaşamaya) ulaşmaktır. Gönence ulaşmaktan, bireysel düzeyde kişinin kendisi; ulusal düzeyde de siyasal erk sorumludur.
Kalkınma, ekonomistlere göre ulusun gelirinin bir önceki yıla göre yeterli dü-
zeyde artmasıdır. Ama kalkınmanın amacı olan gönence ulaşma açısından kalkınma^ ulusun yalnız ekonomik değil, toplumsal, kültürel, eğitsel ve siyasal yönden de ge. lişmiş ülkelerin düzeyine ulaşabilmesi ve bunu sürdürebilmesidir.
Kalkınmaya eğitim açısından bakıldığında, kalkınmışlık demek, eğitimin demokratikleştirilerek tüm yurttaşlara ulaştırılması; okulöncesi eğitim ve temeleğitim çağındaki çocuklann yüzde yüzünü, daha yukanda çağda bulunanlarm da en azından kalkınmaya gereken kadarının orta ve yüksek eğitimden geçirilmesi demektir. Kalkmma için gereken eğitimin, ulusun üyelerinin yaratıcılığını geliştirici; yenileşmeye güdülenmeyi sağlayıcı; ulusal bilinçlenmeyi gerçekleştirici; bilisizliği, yobazlığı, tutuculuğu yenici nitelikte olması gerekmektedir. Kalkınma için yapılacak eğitim en azından şu hedefleri gerçekleş-tirmelidir:
1.Zihinsel ve bedensel yönden yeterli olan her inşam üretmen yapmak.
2.Kente göçenlere kentlileşme eğitimi vermek.
3.Teknolojiye ayak uydurmak için insanlara teknik eğitim vermek.
4.Mal ve hizmet isteminin artmasıyla değişecek toplumsal yapıya, insanlann uyumunu sağlamak.
5.Tanmsal kültürden endüstriyel kültüre geçmeyi sağlamak.
6.Kalkınmayla çıkarı bozulan toplum katmanlannm kalkınmayı engellemelerini hnlayir.i
7.Toplumsal bir kurum olarak eğiti-lîiin, kalkınmaya engel olmasını önlemek için, kendini yenilemesini sağlamak.
8.Ulusu oluşturan toplumsal kurumlanıl kalkınmanın gereklerini yerine getirmelerine ve kalkınmaya uyum sağlamala-nna eğitim yoluyla katkıda bulunmak.
Yukarıda belirtildiği gibi, ulusun kalkınmasından ülkeyi yöneten siyasal erk sorumludur. Dolayısıyla eğitim sisteminin yakandaki eğitim hedeflerini gerçekleştirmek de siyasal erkin eğitim sistemini yöneten bakanına düşmektedir.
Ekonomi, ulusal kalkınmanın değişkenlerinden biri olmakla birlikte, öteki değişkenlerin alt yapısı olduğu için önemlidir.
Ekonomi, kıt kaynakları, önceliklerine göre kullanılacağı alanlara paylaştırma ve en yüksek verimi elde edebilecek biçünde kullanma yöntemlerini araştıran bir bilim dalıdır. Ulusal kaynakların ve kullanma özelliklerinin, ekonomi bilimine göre saptanması ve paylaştırılması yapıldığında, ulusal kalkınmanın daha bilimsel, adil ve hızlı olacağı varsayılmaktadır.
Türkiye'nin kalkınması, beş yıllık kalkınma planlanyla yönlendirilmektedir. Beş yıllık kalkınma planları da yıllık kalkınma programlarına bağlanmaktadır. Kalkınma planlan Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin onayı ile yürürlüğe girdiğinden yasa g üçündedir.
Her beş yıllık kalkınma planının gerekçesinde, Türkiye'nin hızlı bir kalkınmaya gereksemesinin olduğu gerekçeleriyle birlikte açıklanmaktadır. Ama her beş yıllık planın bitişinde de ulaşıhnası gereken he-
deflerin gerisinde kalındığı bildirilmektedir.
Cumhuriyetin kurulduğu günden bu yana Türkiye ekonomik değişme sürecinin içinde bulunmaktadır. Ancak bu sürecin hızı, Türkiye'yi üyesi olmak istediği Avrupa Ekonomik Topluluğu 'ülkelerinin ekonomik düzeyine ulaştıracak niteliğe kavuşamamıştır. Bu nitelikte bir ekonomik yapı ile bu topluluğa üye olmanın, Türkiye'ye yarar yerine zarar vereceği kanısı ve görüşü gittikçe güçlenmektedir. Kalkınma hızının ileriki yıllarda daha yüksek oranlara çıkması zorunluluktur.
Bunların yanı sıra, gittikçe büyüyen dış borçlar, dış ticaret açığı; endüstrinin gerek anapara gerekse teknoloji yönünden ülke dışı kaynaklara bağımlılığı; çok uluslu ülkeler arası dev işletmelerin Türk endüstrisine baskısı; yeraltı ve yerüstü kaynakların yeterli düzeyde kullanılamaması ve yurt içinde işlenememesi; sürekli olarak Türk parasının değerinin düşmesi; pahalılığın durdurulamaması ve benzerleri, Türkiye'nin ekonomüv gelişimini engelleyen önemli sorunlardır.
Bütün bunlara karşın, bilimsel yaklaşımla ele alındığında somnlarm çözüleceğine; Türkiye'nin daha hızlı bir kalkınmaya elverişli insangücüne, kaynaklara sahip olduğuna ilişkin elde bulunan kanıtlar çok güçlüdür. Asıl sorun Türkiye için geçerli bir kalkınma planlaması yapabilmektedir.
Teknoloji Üretimi
Teknoloji, bilimsel bilgilerin işe koşulması için, araştırma yapan ve yöntemlerini gösteren bir bilim dalıdır. Bilimsel bil
giler olan, kuramsal, teknik ve sanatsal bilgiler, bilimsel yöntemlerle elde edilirler. Bilimsel bilgilerin ürün üretiminde kullanılabilmesi için, soyuttan somuta dönüştürülmesi gerekir. Böylece teknoloji ortaya çıkar. Teknoloji üretim için gereken tüm bilgileri, yöntemleri, teknikleri, araç gereçleri, aygıtları kapsar. Bu yüzden teknolojiye yapımbilim ya da uygulayım-bilim de denilmektedir.
Teknoloji, hem bir araç hem de bir üründür. Teknoloji bir araçtır, çünkü, teknoloji eliyle ürün üretilir. Teknoloji bir üründür, çünkü yeni teknolojiler üretilerek satılabilir ve gelir elde edilebilir.
Çağımızda, ürettikleri teknolojileri başka ülkelere satarak zengin olan ülkeler vaidır. Üstelik bunlar ürettikleri en son teknolojileri kendi üretimleri için kullanmakta, eskiyen teknolojileri yüksek fiyatlarla, gelişmekte olan ya da geri kalmış ülkelere satmaktadırlar.
Bir ülkenin, üretim teknolojisini kendinin üretmesi, başka ülkelere bağımlı olmadan gereksindiği ürünleri üretmesi bakımından, bir zorunluluktur. Üretim teknolojisini başka ülkelerden satın almak, hem ülkeyi o ülkelere ekonomüc bakımdan bağımlı kılar; hem de satan ülkeler hiçbir zaman ellerindeki yeni ve ileri teknolojiyi satinadıklan için ülkeyi geri teknoloji kullanmaya sürükler. Geri teknoloji ile gelen ekonomik bağımlılık, ülkeyi siyasal, kültürel ve toplumsal bağımlılıklara da götürür.
Üretim teknolojileri yenileştikçe üretimin hızında, niteliğinde artma olur. İleri
teknoloji demek, nicelikçe ve nitelikçe daha yüksek düzeyde üretim demektir. İleri teknolojinin üretimi ise ancak yüksek düzeyde eğitilmiş ve uzmanlaşmış insangü-cü bulunan ülkelerce gerçekleştirilebilir.
Eğitim, araştırıcı, imgelemi güçlü, değişik düşünceler üretmede yeterli, tasarımcı ve yaratıcı insangücünü yetiştireme-dikçe, ileri teknolojinin üretilmesi olanaksızdır. Eğitimin bu nitelikte olan insangücünü yetiştirmesi gerekmektedir.
Endüstriyel Üretim
Endüstriyel üretim, kalkınma için gerekli olan yatırım mallannm, hizmet üretiminde kullanılan ara mallann ve günlük yaşamda kullanılan tüketim mallarmın üretimidir.
Gelişmiş ülkeler, daha çok yatırım mallan üretmekte ve bunlan başka ülkelere satmaktadır. Bu ülkeler yaünm mallanna oranla ara mallan daha az, tüketim mallarım ise çok daha az üretmektedir. Türkiye'de, gelişmiş ülkelerin tersine, birbirine oranla en çok tüketim mallannm, bunu izleyerek de sırasıyla ara ve yaünm mallarının üretimi gelmektedir.
Yaünm mallannm üretimi yetersiz olduğundan, ara ve tüketim mallannm üretimi için gereken makineler dış ülkelerden saün alınmaktadır. Türkiye'de yapılıyor gibi görülenlerin çoğu da kurma (montaj) sanayidir. Bu durum Türkiye'nin, endüstrisinde dış ülkelere bağımlı kalmasına neden olmaktadır. Öte yandan, dış ülkelerden alınan makinelerin çoğunluğu, en son teknolojiye göre yapılmış olanlar değildir. Dış ülkeler en son geliştirdikleri makine
leri kendilerine sakladıklarından, Türkiye (jaha eskimiş bir teknoloji satın almak zorunda kalmaktadır.
Türkiye'de görülen yeni teknoloji, çokuluslu şirketlerin elindedir. Çokuluslu şirketler, birçok ülkede çalışan ve uluslararası bir nitelik kazanan dev şirketlerdir. Özellikle, tüketim mallarının üretiminde ve öbür malların yapımında çokuluslu şirketlerin Türkiye'deki etkileri oldukça büyüktür.
Kamu kesiminde yapılan yatırımlar, elde edilen gelişmeler, hemen her yıl, kalkınma planlarında öngörülenden aşağı düzeyde kalmışür. Özellikle, kamu ekonomi kuruluşlun (devletçe işletilen işletmeler), her dönemde zarar etmektedir.
Siyasal etkilerle kamu kuruluşlarına gereğinden fazla personel alınması, bu kuruluşlarda gizli işsizliği yüksek düzeylere ulaştırmıştır. Gizli işsizlik, savurganlık ve özel kesimin kullandığı teknolojiden daha eskimiş teknoloji ve kötü işletme yöntemi bu kuruluşlann zarar etmelerinin başhca nedenleridir.
Özel kesimde yapılan yatınmlar ve elde edilen gelişmeler, hemen her dönemde, kalkınma planlannda öngörülenden yuka-nda olmuştur. Fakat bu gelişme, yatınm ve ara mallannın üretiminden çok tüketim mallannın üretiminde görülmektedir.
Yatınm ve ara mallannın üretimi, özel kesimde hiçbir zaman planın istediği düzeye çıkamamıştır. Vergi bağışıklığı, banka kredisi, yüksek kâr olasılığı ve benzeri özendirici, destekleyici olanaklar özel ke-
simi aracılık yapmaya, tüketim mallan üretmeye itmiştir.
Bir ülkenin gelişmiş bir endüstriye sahip olabilmesi, her şeyden önce kendi yatırım mallarını kendinin üretmesine ve gerekli teknolojiyi kendinin geliştirmesine bağlıdır. Bir ülke ne oranda başka ülkelerden endüstri ürünleri ve teknoloji satın alıyorsa, o oranda da bu ülkelere ekonomik yönden bağunlı kalmaktadır. Bu bağımlılık, özellikle yurt savunması için gerekli araç ve gereçlerde, büyük sakıncalar doğurabilmektedir. Kalkınma planlarında Türkiye'nin endüstrileşmesi ulusal amaç olarak kabul edilmiştir. Bu amaca ulaşmak için Türkiye'nin en hızlı biçimde kalkınması bir ulusal yükümlülük olmaktadır.
1962’den bu yana planlı dönem içinde amaçlanan kalkınma hızına ulaşılamama-sınm başlıca nedenleri şunlardu:: 1) Ekonomik gelişmede tarımsal ürünün egemen olması, 2) tarımın değişen hava koşullarına bağımlılığının sürmesi, 3) endüstri kesiminde yatınmlann istenen yönde gelişmemesi, 4) kalkınma planmm devlet kesiminde emredici olmasına karşın özel kesimde özendirici ve dektekleyici olması, 5) kalkınma planlannın genişletilmiş bütçe anlayışından daha ileri bir plan niteliğine ulaşamaması.
Türkiye'nin tanm kültüründen, endüstriyel (işleyimsel) kültüre geçmesi, kalkınma planlannda amaçlanmaktadır. Geleceğin kuşaklan, endüstrinin ve teknolojinin gereklerine göre yetişmedikçe, Türkiye'nin amaçladığı endüstriyel kültüre geçiş engellenmiş olacak, zorlaşacaktır. G
leneksel kültüre göre düzenlenmiş eğitim sisteminin ve içeriğinin değişmesi, yeni kuşakların geleceğin yaşamına hazulan-ması kaçınılmaz olmaktadır.
Tarımsal Üretim
Türk ekonomisinde tarıma bağımlılık sürmektedir. Kalkınma planlanna göre, tarımın çağdaşlaşürılması başka bir önemli amaç olarak kabul edilmiştir. Bu amaç için planlarda öngörülenler, gerçekleştirilememiştir.
Türkiye'nin dış ülkelere sattığı malların % 60'ını tarım ve hayvancılık ürünleri oluşturmaktadu-. Maden satışının da azaldığı düşünülürse, Türkiye'nin henüz daha dışsatımlarda, endüstri ürünlerini egemen ' kılamadığı görülmektedir.
Türkiye'de tarıma elverişli toprağın büyük çoğunluğu sulanamamaktadır. Tan-mın yağmura bağımlılığı, tarımsal üretimin kıüık ile bolluk arasında gelgitler yapmasına yol açmakta, hangi yılda tarımsal gelirin ne kadar olabileceği bilinememektedir.
Türkiye'de toprağın çiftçiler arasındaki dağılımı büyük bir sorun olma niteliğini sürdürmektedir. 1945'de yasalaşan Çiftçiyi Topraklandırma Kanunu'nun gerekleri yerine getirilemediği gibi, o yıldan bu yana, her yıl ele alman toprak ve tarım reformu kavramı henüz bir açıklık kazanamamıştır. 1973 yılında yasalaşan Toprak ve , Tanm Reformu Kanunu'na göre yapılan çalışmalann istenen düzeye ulaşmadığı görülmektedir. Toprak ve tanm reformunun nasıl olacağına ilişkin görüşler durulaşmış, belli bir siyasaya ulaşmış değildü*.
Türkiye'de tarıma elverişli toprağın % 15'i, 1 - 30 hektarlık toprak işleyen küçük ve orta büyüklükte işletmelerin elindedir. Bu işletmeler çoğunlukta aile işletmesi niteliğindedir.
Geriye kalan tarıma elverişli toprağın % 85'i tüm tarımsal işletmelerin % 40'ı olan büyük işletmelerin elindedir. Büyük işletmeler, aile dışından tanm işçilerinin çalıştmıldığı çiftlikler niteliğindedir. Bu oranlara göre,.Türkiye'de tarıma elverişli toprağın büyük çoğunluğu, çiftçilerin azınlığı olan büyük üreticilerin elindedir.
Büyük çiftçilerin hemen tümü, toprak-lannı yarıcılık, icarcılık, marabacılık gibi yöntemlerle işletmekte, doğrudan toprağını işleyen çiftçiler pek az bulunmaktadır.
Yanlış sulama, işletme, ilaçlama ve toprak aşınması gibi nedenlerle toprağın tarıma elverişsiz duruma gelmesi önemli tanmsal sorunlardır. Bunun yanında iyi damızlık ve tohumluklann geliştüileme-mesi, tanmsal araştırmaların yetersizliği, çiftçilerin eğitim gereksinmelerinin sağlanmaması tarımda çağdaşlaşmayı engelleyen diğer etmenlerdir.
Yeterli düzeyde endüstrileşememe, ta-nmı çağdaşlaştuamama, Türkiye'nin ulusal gelirini istenen düzeye ulaştıramamak-tadu. Bu yüzden, eğitime ulusal gelirden aynlan pay kalkınma planlannda öngörülenden çok gerilerde kalmaktadu.
Tanma bağımlılık ve tarımın daha çok kırsal kesimin işi olması, günümüzde de köy eğitimini gündemde tuünaktadır. Çağdaş tanm teknolojisinin köylüye ulaştml-ması, siyasal erkin görevidir. Çağdaş
fini teknolojisinin bilgi ve becerilerini çiftçilere öğretmek de eğitimin görevidir. Xanınsal üretim ile eğitimin birbirine kaçınılmaz, zorunlu bir bağımlılığı vardır.
Hizmet Üretimi
İnsanoğlunun mal, düşünce (teknoloji) üretiminden sonra üretebileceği öteki ürün hizmettir. Hizmet, insanların daha iyi yaşamak için, insanın insana karşılıklı olarak yardım etmesidir. Bir başka deyişle, hizmet, nesne ya da bilgi üretmekten çok, araç ya da araçlar aracılığı ile eylem üretmektir.
Bir ülkede görülen başlıca hizmenîret-me işleri, başta eğitim, sağlık, kültür, bilimsel ve teknik aıaştırmalar olmak üzere, iç ve dışsatun (tecim), ulaşım, güvenlik, savunma, basın, iletişim, beslenme, turizm, eğlence, spor, boş zamanlan değerlendirme, barındırma, konaklandırma gibi işlerdir.
Türkiye'de hizmet kesimindeki gelişim, beş yıllık kalkınma planlanma öngördüğü gelişmenin çok üstünde olmuş; endüstri, tarım ve teknoloji üretimini geride bırakmıştır. Bu hızlı gelişim, hizmet kesiminde eğitim açığını da artırmıştır. Başka bir deyişle, hizmet kesiminin, gereksindiği in-sangücü, gelişimine koşut olarak sağlanamamıştır. Sözgelimi, turizmin gereksindiği insangücü yeteri sayıda ve nitelikte yetiştirilememiştir.
Hizmet üretimi için gereken insangücü-nün çoğunluğu ortaöğretim düzeyinde bir eğitim gerektinnektedir. Ortaöğretim okullarının çokamaçlı okula dönüştürülmesiyle, ara insangücü denilen, meslek
adamlarının yetiştirilmesi gerçekleşebilecektir.
Gelir Dağılımı
Teknolojinin, endüstriyel ye tarımsal malların, hizmetlerin artması ülkenin varsıllaşmasına yol açar. Başka bir deyişle, bu alanlardaki üretim artışı ulusal geliri de artırır. Ulusal gelirin bir yıllık artışı, ülkenin yıllık kalkınma hızını gösterir.
Yıllık ulusal gelire, ekonomistler, katışık ulusal sonuç (gayri safı milli hâsıla) derler ve GSMH kısaltmasıyla gösterirler. Katış^ ulusal sonuç (GSMH), ulusun bir yilda üTertiği ürünün (lıâsılatm) bir göstergesidir. Kalkınma olamadığında GSMH sıfırdır; olduğunda ise artı değerdedir. Ama kimi kez, hiç kalkınma olmaz, tersine ekonomik gerileme olursa bu değer eksi (sıfırın alünda) olabilir. Bir bakıma elde edilen katışık (saf olmayan) ulusal sonuç, ulusun bir yıl boyunca çalışmasının sonunda elde ettiği arü değerdir. Bu artı değerin ulusun üyeleri (yurttaşlar) arasında paylaşımı, bir başWa deyişle elde edilen varsıllığın paylaşımı, eğitim açısından önemlidir. Çünkü, bireyin ya da ailenin varsıllığı ile eğitimi satın alma gücünün, bir başka deyişle eğitim için harcayabileceği para arasında yüksek bir bağıntı vardır.
Türkiye'de yapılan araştırmalar, çocukların eğitim düzeylerine ve meslek seçmelerine aile gelirinin etkisinin yüksek olduğunu göstermiştir. Türkiye'de, yüksek gelirli ailelerin çocukları, düşük gelirli ailelerin çocuklarına bakaıak, dalıa yüksek düzeyde ve nitelikte öğrenim görmekte
daha yüksek toplumsal konumu olan meslekler edinebilmektedirler. Bu yüzden ulusal gelirin aileler arasında paylaşunı, sosyal hukuk devleti açısından önemlidir.
Gelir dağılımını bulmak için uygulanan yönteme göre, ülkedeki tüm aile sayısı gelirlerine göre sıraya dizilmekte, yüzde yirmilik dilimlere bölünerek beş tabakaya ayrılmaktadır. Bu beş tabakanın her birine ulusal gelirden düşen pay bulunmaktadır.
Birinci beş yıllık kalkınma planının sonu olan 1968'de Devlet Planlama Teşkila-tı'nm araştırmasına göre Türkiye'nin gelir dağılımı özetle şöyledir;
Türkiye'de toplam aile sayısının yüzde yirmilik birinci dilimi olan en düşük gelirli aileler ulusal gelirin % 3'ünü; yüzde yirmilik ikinci dilimi olan düşük gelirli aileler ulusal gelirin yüzde 7'sini; yüzde yirmilik üçüncü dilimi olan orta gelirli aileler % 10'unu; yüzde yirmilik dördüncü dilimi olan yüksek gelirli aileler % 20'sini; yüzde yirmilik beşinci dilimi olan en yüksek gelirli aileler ise ulusal gelirin % 60'mı paylaşmaktadır.
Gelir dağılımında ilgi çekici durum, yüksek gelirli ailelerle en yüksek gelirli aileler arasındaki farklılıkür. En yüksek gelirli aileler, yüksek gelirli ailelerden üç katı daha fazla ulusal gelirden pay almaktadırlar. B öylece varlıklı ile en varlıklı aileler arasında büyük bir uçurum bulunmaktadır.
Öte yandan, en yüksek gelirli aileler bütün diğer ailelerin toplamından üçte bir katı daha fazla gelire sahipür. Başka bir deyişle, her 100 aileden 80'i, ulusal gelirin
% 40'mı alırken, öbür 20 aile, bunlann toplamından daha fazla, % 60'mı almaktadır.
Devlet Planlama Teşkilâtı'nca 4973 yılında yapılan başka bir araştırmaya göre, 1963'ten 1973'e kadar geçen 10 yıl içinde gelir dağılmamdaki eşitsizlik, bütün önlemlere karşın daha da artmıştır.
1980'li yıllarda Devlet Planlama Teşki-latı'nca, Türkiye Sanayi ve İş Adamlan Demeği'nce ve kimi üniversite öğretim üyelerince yapılan gelir dağılımı araştırmaları, en düşük gelirli ailelerle en yüksek gelirli ailelerin arasındaki uçurumun daha çok arttığını göstermektedir. Devlet İstatistik Enstitüsü'nün istatistiklerine göre en alt yüzde yirmilik ailelerin ortalama geliri ile en yüksek yüzde yirmilik ailelerin ortalama geliri arasındaki fark 1973’de 35 kat fazla iken, on yıl sonra 1983'de bu fazlalık 47 kata çıkmıştır. Bunun 1990'lı yıllarda 70 kata tırmanacağr varsayılmaktadır.
Sonuç olarak, Türkiye'de siyasal erkler-ce (hükümetlerce)^ Anayasal buyruk olan sosyal hukuk devleti ilkelerinin uygulanmaması, her yıl varsdı daha vafsıl, yoksulu daha yoksul yapmakta; Türkiye'yi gelir dağılımı en kötü olan ülkeler arasına sok-maktadu-.
Hem kişi başına düşen ulusal gelirin düşüklüğü hem de ulusal gelirin katmanlar arasında dengesiz dağılımı yüzünden, yurttaşın eğitim isteği de dengesizlik göstermektedir. Yoksulluğu arttıkça, yurttaşın eğitime karşı isteği, ilgisi de azalmaktadır. Buna karşılık varlıklı aileler çocuk
larına daha yüksek düzeyde, nitelikte eğitim satın alma isteğindedir. Bu yüzden; eğitim sisteminin veremediği eğitimi, özel okul ve kurslardan sağlama çabası giderek artmaktadır.
Yoksul çevrelerde yurttaşlann zorunlu eğitim olanaklarından bile gerektiği oranda yararlanamadığı görülmektedir. Bu çevrelerde ortaöğretim ve yükseköğretim olanaklarından yararlanma düzeyi çok düşüktür. Üstelik bu çevrelcria okulları nitelik ve nicelikçe de geridedir. Yüksek okullara devam eden öğrenciler üzerinde yapılan araştırmalar, ailenin parasal varsıllığının katmanlar arası öğrenci oranlarına yansıdığını göstermektedir. Varlıklı ailelere bakarak yoksul aileler yüksek okullara çocuklannı daha az oranda göndermektedir.
Gelir dağılımındaki uçurumlar, insanla-nn ekonomik nedenlerle suç işleme oran-lannı yükseltmektedir (Berber, 1989). Ayrıca gelir dağılımının bozuk olduğu ülkelerde demokrasinin uygulanamadığı, otokratik siyasal erklerin işbaşında olduğu görülmektedir (Ulagay, 1976).
Enflasyon
1970'li yıllardan bu yana, eğitime bitmez etki yapan ekonomik devinimlerden biri de enflasyondur. Enflasyon (infla -tion), dolanımdaki paranın çoğalması sonucunda, değerinin düşmesi ve buna koşut olarak fiyatların hızla yükselmesidir. Enflasyon varsılı daha varsıl, yoksulu daha yoksul yapan bir düzenektir.
Yaşamanın palıalıla.şması (hayat pahalılığı) enflasyondan ayrı bir kavramdır.
Eğer üreüm azalırsa, buna koşut olarak üretenlerin geliri de azalır. Gelirin azalması, satın alma gücünü de azaltır; böyle-ce, mal alma geliri az olanlara pahalı gelir. Kuşkusuz, enflasyonla paranın değerinin düşmesi, satın alma gücünü düşüreceğinden bir bakıma yaşamı (özellikle de geliri belli düzeyde olanlara) pahalılaştı-nr.
Enflasyon, sürekli gelişmekte olan bir ülkede, geçici olma koşulu ile, doğal bir olgudur. Bir yatırım yapıldığında, bu yatırımın gerçekleşmesinde çalışanlar, doğal olarak emeklerinin karşılığında gelir elde ederler; bu gelirleri ile kendilerine mal almak isterler; böylece mala karşı istem artınca, malın flyatı da yükselir. Mal sunuşu artınca, istemler karşılanınca fiyatlarla ücretler arasında denge kurulur ve enflasyon yok olur. Buna ekonomistler çevrimsel enflasyon diyorlar (Titiz, 1993). Çevrimsel enflasyonun eğitime etkisi vardır, ama eğitimin yoksul ailelerce satın alınmasına önemli bir engel değildir. ^
Yoksulların eğitimi satın almalarına büyük engel, ülkede yıllarca etkisini gösteren ve süreğenleşen (kronikleşen) enflasyondur. Eğer bir ulus ürettiğinden fazla tüketiyorsa; ve fiyat arüşları dönerek yeniden sürekli fiyat artışlarına yol açıyorsa; ekonomi, paranın değerinin düşmesi ve fiyatların artması sarmalına düşerek, enflasyonu baş edilemez bir canavara dönüştürür (Titiz, 1993).
Süreğen enflasyon,, Türkiye'de eğitimi giderek pahalılaşan, dolayısıyla yoksulların ulaşamayacağı bir hizmete (ürüne) dönüştürmeyi sürdünnektedir. Enflasyonu
yenmede eğitime düşen görev, daha ileri teknoloji üreten; endüstriye, tarıma daha bilgili, becerili insanlar yetiştirmektir. Ama bundan da önce, siyasal erklerin enflasyonu yenmede verdikleri sözü yerine getirecek uygulamalar yapması gerekmektedir.
Bölgelerin Gelişim Dengesi
Türkiye'de ekonomik ve toplumsal gelişmeyi engelleyen en önemli etmenlerden biri de bölgeler arasındaki gelişme dengesizliğidir. Gelişmiş bölgeler, yatırımın hemen tümünü çekerek,dalla nitelikli insan-gücü sağlayarak bu dengesizliği yıldan yıla daha da artırmaktadır.
Bölgeler arasındaki ekonomik, dengesizlik eğitime de ^nsımıştır. Eğitim olanaklarının, nicelikçe ve nitelikçe Trakya'dan Doğu Anadolu Bölgesi'ne gidildikçe zayıfladığını eğitim araştırma-
ları ortaya çıkarmaktadır. Yüksek okula ve üniversiteye giren öğrenciler için yapılan araştırmalar da, batıdan doğuya doğru gidildikçe yükseköğrenime devam eden öğrencilerin sayısının azaldığını göstermektedir.
Türkiye’deki ekonomik yapının istenen gelişmişliğe ulaşamamasının baskısı ve etkisi eğitim sisteminin üstünde bütün ağırlığı ile duyulmaktadır. Türkiye'de eğitim sisteminin gerek nicelikçe gerekse nitelikçe istenen düzeyden geride olmasında tek neden olmasa bile, ekonomik geri kalmışlığın büyük etkisi vardır. Öte yandan ekonomik kalkınmanın bir aracı olarak eğitimi kullanmanın savsaklanması da gelişmeleri engellemektedir. Böylece, ekonomi ile eğitimin birbirine yardım etmede yetersiz kalmaları, Türkiye'nin yüz yüze bulunduğu ağır bir sorundur.
ÜRETİM EĞİTİMİ
Ulusal kalkınma, teknoloji, hizmet, endüstri ve tanm mallarının ülke gereksinmelerinin üstünde üretilmesiyle sağlanabilir. Bu ürünlerin, satılıp ulusal gelire dönüştürülebilmesi için, nicelik ve nitelikçe, başka ülkelerle yarış edebilecek düzeyde olması gerekir. Nicelikçe ve nitelikçe üstün ürünlerin üretilebilmesi için de, bunlan üretebilecek insangücünü yetiştirmeye gereklilik vardır. Eğitim sisteminin ulusal kalkınmada görev alması bu yüzden gerekmektedir.
Kalkınmanın dolayısıyla liretimin istediği İnsan modeli, tasarım ve yaratıcılık
gücü yüksek olan; tasarladığını araç yapımına ve ürün üretmeye dönüştürüp uygulayabilen; ürününü başkalarının sömürüsünden kurtarıp değerinde satabilen; elde ettiği değerleri korumasını bilen ve tutumlu olabilen insandır.
Kalkınmaya gereken insangücünü yetiştirecek eğitimin amacı ve eğitim programı, yukandaki üretimin istediği insan modelini yetiştirecek nitelikte olmalıdır. Nitelikli bir eğitimin üretilebilmesi, bu amaçla yetişmiş eğitimin işgörenlerine bağlıdır. Nitelikli eğitim işgörenlerinin üreteceği eğitim hizmeti de nitelikli olur
Ürün Olarak Eğitim
Eğitim, hizmet türünden bir üründür. Eğitimin üretilmesi için, eğitim işgörenle-ri kafa ve kol gücünü harcayarak emek vermekte; eğitim yerini ve araçlarını kullanmakta; eğitilenlere bilgi, beceri ve tutum kazandırarak onlann davranışını değiştirmektedir. Böylece eğitim hizmeti, tıpkı mal üretiminde olduğu gibi, eğitim işgörenlerinin eğitim araçlarını kullanarak insanı, yeni davranışlarla değişmeye uğratmasıdır. Yine mal üretmede olduğu gibi, eğitim üretimininde de, emek, araç, gereç, teknoloji kullanıldığı için, bir maliyeti vardır. Ürün olarak eğitimin kimi özellikleri şöyle sıralanabilir:
1.Kimi eğitim günlük yaşam içindir. Bu tür eğitim, insanın günlük yaşamında kullanacağı anlatım, iletişim, sağlıklı yaşama, işbirliği kurma, birlikte yaşama, insanlarla iyi ilişkiler geliştirme gibi konu-, larda yeterli olmasına yöneliktir. Bu yeterlikler insanın yaşamını kolaylaştırır. Ürün olarak bu tür eğitim her insan için gereklidir ve her insanın hakkıdır.
2.Kimi eğitim gelecek yaşam içindir. Bu tür eğitim, insanın kendinin, ailesinin geçimini; ülkenin kalkınmasına katkısını sağlamaya yöneliktir. Bu tür eğitimle insan, bir meslek edinir; şimdiki ve gelecekteki sorunlarını çözmek için yeterlik kazanır; çoğulcu ve özgürlükçü demokrasinin gereklerine hazırlanır; yetişkinliğin gerek-ürdiği toplumsal konuma ulaşır. Kalkınma açısından bu tür eğitim bir yatırımdır. Böyle yetişen bir insan, kendine, ailesinin ve devletin harcadığı eğitim giderlerini, gelecekte sağlayacağı gelir ve ülke kalkın-
masına yaptığı katkı ile kat kat ödeyecektir.
3. Eğitim, besin gibi, insanın kesinkes sağlaması gereken bir gereksinmesi değildir. İnsan yaşamasını sağlayan gereksinmeleri elde etmek için içten zorlanır. İnsan acıktığında yiyecek, susadığında içecek aramak; buniar için emek ya da para harcamak zorundadır. Oysa insan, yaşamasını sağlayan davranışları öğrenmenin dışında, eğitimi aramaya pek kalkışmaz. Öyleyse, eğitimin bir ürün olarak insana saülabihnesi için onda eğitime gereksinme yaratmak gerekir.
4.Eğitime doyulamaz. İnsanın yaşamasını sağlayan gereksinmeleri yeter düzeyde karşılandığında insan doyar. Ama, insan ne denli eğitilirse eğitilsin, artık doydum demez ve eğitildikçe yeniden başka bilgiler, beceriler, tutumlar öğrenmek ister. Böylece, insana satın alma gücü oranında ürün olarak eğitim satılabilir.
5.Eğitim kullanıldıkça artar. Endüstriyel ve tarımsal malların tersine, eğitim, bir ürün olarak kullanıldıkça ürer, çoğalır. İnsanın düşünmesinin temeli, öğrendiği bilgilerdir. Bilgi edindikçe insan, bu bilgilere dayanarak yeni düşünceler üretir.. İnsan, yeni düşüncelerini uyguladığında bilgiye ve beceriye dönüştürür. Böylece eğitim, kuluçkaya yatırılmış bilgi ve beceriler yoluyla kullanıldıkça gelişir ve artar. Bir ürün olarak eğitim kullanıldıkça, öteki malların tersine insanı yoksul yapmaz; bilgi, beceri ve tutumda varlıklı kılar.
Eğitimin Kalkınmaya Katkısı
Çağdaş görüşe göre eğitim, ulusal kalkınmayı başlatan, sürdüren ve hızlandıran
etkenlerden en önemlisidir. Ulusal kalkınma, büyük ölçüde kalkınma amaçlı eğitime dayanmaktadır. Kalkınma amaçlı eğitimin ekonomik değerinin olması gerekmekledir.
Ekonomik değeri olmayan bir eğitim, diplomalı işsizleri çağaltacağı için kalkınmayı ters yönde etkilemektedir. Üstelik, eğitim insanların gereksinmelerini artıracağından, işsiz kalmış diplomalı insanlar, ekonomik sıkıntılar yüzünden bu gereksinmelerini karşılayamadıkları için mutsuz olmaktadırlar. Ekonomik değerler yaratmaya yol açmayan bir eğitim sistemi, bir yandan kalkınmayı engellerken, bir yandan da kendine harcanan kaynaklar yüzünden ulusal geliri savurmaktadır. Bu durumun kanıtı, gelişmiş ülkelerle geri kalmış ülkelerin karşılaşürılmasmdan çıkarılan bilgilerdir. Geri kalmış ülkelerin eğitim sisteminde en azından şu özellikler görülmektedir;
1.Geri kalmış ülkelerin eğitim sisteminde, yurttaşlara eğitimde fırsat ve olanak eşitliği sağlanamamaktadır.
2.Geri kalmış ülkeler, eğitim sistemlerine, nitelikli eğilim için gereken nitelikli eğitim işgörenlerini, eğitim teknolojisini, eğitim bina, araç gereç ve tesislerini sağlayamamakta, bunlar için yeterli parayı ayıramamaktada.
3.Geri kalmış ülkelerin eğitim sistemleri dinsel ve geleneksel eğitim programlımdan kurtulamamaktadır.
4.Geri kalmış ülkeler, seçkinlerin, var-lıkhlarm ya da seçilmiş çocukların okuyabileceği, öteki halk okullarından ayrıcalık-
lan ohm, çoğunlukla da yabancı dille öğretim yapım okullar açmaktadır.
5.Geri kalmış ülkeler, genellikle çocukları yedi sekiz yaş gibi geç yaşlarda tc-meleğitimc almakla ve beş yıl gibi kısa sürede temeleğitimden çıkarmakladırlar. Gelişmiş ülkelerde, dört yaş gibi erken başlayan zorunlu öğrenim, 12 -14 yıl gibi uzun süre devam etmekledir.
6.Geri kalmış ülkelerde, eğililmişlik ile eğitilmemişlik insanın gelirinde önemli değişiklik yapmamakta; kimi kez eğiül-memiş olanlar daha yüksek gelir ya da eğitilmişe denk gelir sağlayabilmektedirler.
7.Geri kalmış ülkelerde çoğu kez, bir işyerinde çalışan eğiülmiş insanla eğiül-memiş insan arasında, eğitimden doğan verimlilik artışı görülmemektedir.
Geri kalmış ülkelerle, gelişmiş ülkelerin eğitim yönünden karşılaştırılmasının yanında, yapılan araştumalar da eğilimin, ulusal kalkınmaya katkıda bulunabilecek düzeyde ekonomik değerinin olduğunu göstermiştir. Bu yüzden ekonomistler eğitimle yakından ilgilenmektedirler.
Türkiye, ülkelerin genel değerlendirilmesine göre, gelişmekte olan ülkeler arasında yer almaktadır. Dolayısıyla geri kalmış ülkelerin_3 eğitim sistemlerinin yukarıda sayılan özelliklerini, belli bir derecede Türkiye Eğiüm Sistemi de taşımaktadır.
Türkiye'de kalkınma çabalanna koşut olarak, hızlı bir toplumsal değişme gözlenmektedir. Hızlı nüfus hareketleri, yayılan teknoloji ve eğitim, ailenin yapısını
hızla değiştirmektedir. Demokrasi anlayışı gittikçe yaygınlaşmakta, demokrasi kavramı gelişmektedir. Toplumsal yapının hızla değişmesine uygun ve toplumsal değişmeyi hızlandıracak nitelikte eğitime olan gereksinme gün geçtikçe artmaktadır.
Bu değişmelerin kaynağı olan ekonomik gelişmenin de Türkiye'de hızlandığı gözlenmektedir. Eskiye bakarak daha değişik alanlarda, daha çok sayıda eğitilmiş insangücüne duyulan gereksinme, kalkınma planlarında önemle belirlenmektedir. Eğitim, ülkenin eğitilmiş insangücünü hazırlayan araç olarak, gün geçtikçe, ekonominin temel yatırımı niteliğine bürünmektedir. Ülkelerin kalkımnışlık düzeyleri, vatandaş başına düşen milli gelirle değil, ülkelerin sahip olduğu eğitilmiş insangUciİ oranıyla anlatılmaktadır.
Bu yüzden, bir ülkenin kalkınmasında temel olan ekonomi ve sağlık etmenlerinin yanı başında, bunlar kadar önem kazanan, -hatta bunların kaynağı olan eğitim etmeni de ülkelerce kabul edilmektedir.
Özet olarak, eğitim bireyi geliştirdiği; bireyi geliştirdiği oranda da ülkenin kültürel, sosyal ve ekonomik kalkınmasını gerçekleştirdiği için güçlü bir araç olarak kabul edilmektedir. Eğitim bireyi ve bireylerin oluşturduğu ulusu kalkındırdığı ölçüde önem kazanmaktadır. Bu anlamda yapılmayan eğitim, bir ölçüde, birey ve ülke için, bir süs olma niteliğindedir.
İnsangücü Kaynağının
Geliştiriime.si
Gelişmiş ülkelere ilişkin bilgiler, ulusal kalkınmanın yalnızca endüstriyel, tarunsal
mal üretmek ve hizmetleri geliştirmek için yapılan yatırımlarla sağlanamayacağını; insangücü kaynağının geliştirilmesi için yapılacak, eğitsel, toplumsal ve kültürel yatmmların da bunlara denk etkisinin olduğunu göstermektedir. Bir yandan ulusun eğitim düzeyini yükseltirken, bir yandan da insangücü kaynaklarının ulusal kalkınma için eğitilmesi gerekmektedir. Bu durumu Atatürk, Cumhuriyet'in kurulduğu yıllarda görerek şöyle belirtmiştir:
"Okumaz, yazmaz tek yurttaş bu-akma-mak; yurdun büyük kalkınma savaşının ve yeni çatısının istediği teknik insangücünü yetiştirmek; yurt sorunlarının dayandığı temel düşünceleri anlayacak, anlatacak, kuşaktan kuşağa yaşatacak insan ve kurumlan yaratmak; işte bu en önemli ilkeleri en kısa sürede gerçekleştirmek Milli Eğitim Bakanlığı'nın üstüne aldığı büyük ve ağır sorumluluktur" (Atatürk).
"... evlatlarımızı o suretle yetiştirmeliyiz ki, onlara o suretle bilgi ve kültür vermeliyiz ki, ticaret dünyasına, tarun ve sanata ve bütün bunların çalışma alanlanna yararlı olsunlar; eyleme geçsinler" (Atatürk).
İnsangücü ka>mağınm geliştirilmesi için, ülke düzeyinde insangücü gereksinmesini planlamak gerekmektedir, tnsan-giicü planlaması, ulusal kalkınma için ulaşılacak hedefleri; bu hedefleri gerçekleştirecek insangücünü; ülkede var olan insangücünü; insangücü açığı bulunan alanları; gereken insangücünün nasıl, nerede yetiştirileceğini gerçek bilgilere dayanarak saptamayı içerir
tirildiği alanlarda çalıştırmanın yol ve gereklerini de göstermek zorundadır. Bir ülke için yetişdiği alanda çalıştırılamayan insangücü, en önemli ulusal kaynak savurganlığıdır.
Türkiye'de insangücü kaynağının geliştirilmesinin planlanması, Devlet Planlama Teşkilatı ile Milli Eğitim Bakanlığı'nın görevidir. Bunların hazırladığı eğitim planı, beş yıllık kalkınma planları içinde, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin onayına sunulur ve onaylandıktan sonra yasalar gibi uygulanır.
Kalkınma planlarında, insangücü kaynağının geliştirilmesine ilişkin sayısal ve niteliksel düzeye, kalkınma döneminin başladığı 1962 yılından bu yana ulaşıla-maınışür. Çünkü kalkınma planlannm gösterdiği hedeflere ulaşmak için eğitime gereken para hükümetlerce ayrılmamıştır.
Bir ülkenin gereksediği insangücünün nasıl yeüştirilmesi gerektiğine ilişkin değişik görüşler vardır. Bunlardan üçü çokça yandaş bulmaktadır. Bunlar aşağıda açıklanmıştır:
Önder insan yetiştirme yaklaşımı. Bu başlık altında toplanabilen görüşler, bir ülkenin kalkınmasını sağlamada, toplum adına toplum kalkınmasını gerçekleştirecek "önder"ler yetiştirmeyi amaçlamaktadır.
Önderler toplum kalkınması için gereken bilimsel bulgulan, yöntemleri bilen ve bunları uygulayabilen kimselerdir. Önderler büyük halk kitlelerini harekete geçirebilecek; onlara toplum kalkınması için neler yapılacağını gösterecek ve yaptıra-
cak yüksek nitelikli bir kadrodur. Bunlar, yapandan çok yol göstericilerdir.
Önderlerin emri altında, toplum kalkınması için çalışacak olan büyük kitle, te-meleğitimden geçmiş, zanaatlann, fabri-kalann gerektirdiği teknik bilgileri ve becerileri kazanmış olmalıdu-. Bunların daha yüksek öğrenim görmeleri pek gerekmeyebilir. Yalnız iyi kültürlenmiş ve toplumsallaşmış olmalan gerekir.
Bu görüşler, çalışan insangücünü önder - işçi olarak ikiye ayumaktadır. Önderlerin yüksek düzeyde, işçilerin ise işe yeterli düzeyde yetiştirilmesini istemektedir.
Üretici insan yetiştirme yaklaşımı. Bu kümeye giren görüşlerde, insan - üretim ilişkisinin çok yeğinleştiği görülmektedir.
İnsanın dünyaya geliş nedeni, doğanın olanaklarına emeğini katarak topluma yararlı araç ve gereçleri üretmektir. Eğitim, insanlara yeni üretimler yaratacak gücü vermelidir. Yeni üretimler yaratmanın ve üretimi çoğaltmanın tek yolu da, teknolojidir. Çocuklar, küçük yaşlardan başlayarak üretici olmak için, mesleki ve teknik eğitimden geçirilmeli, yeterli becerileri alıncaya dek eğitilmelidir. İnsanların, ön; derler ve çalışanlar olarak ikiye ayniması olanaksız ve gereksizdir. Çünkü çalışanla-nn kendi kendilerini yönetmesi zorunludur.birebir ürünler sizin icin sundu.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder