replika note 3,den islam yazılari
replika note 3 sizin icin hazırladı ve sunuyor replika note 3 diyorki
1982 Türkiye Cumhuriyeti Anayasa-sı'nda, "Türkiye Devleti, bir Cumlıuriyet-ür" denilmektedir. Aynca, Anayasa’nın başka maddelerinde de devletin ve cumhuriyetin nitelikleri, bu iki kavram birbirinden ayrılmadan, sayılmaktadır. Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin en önemli niteliklerinden üçü, sosyal hukuk, özgürlükçü çoğulcu demokrasi ve laiklik kavramlan aşağıda açıklanmıştır.
Sosyal Hukuk Devleti
Kanım devleti, yasalan ister tek adam, ister bir takım, isterse meclis yapsın, koşulsuz ve kayıtsız bu yasaların gereğini uygulayan devlet demektir. Yasalaıın içe-
riği hukuk kurallarına uygun ya da aykırı olabilir.
Hukuk devleti, kanun devletinden de ötede, bireylerin birbirleriyle ve bireylerin devletle olm ilişkilerini, anlaşmazlıklarını, evrensel insan haklarına ve özgürlüklerine uygun olarak koruyan ve çözen devlettir. Bir çağdaş hukuk devletini oluşturan öğeler şunlardır:
1.Tam (siyasal, ekonomik, kültürel) bağımsızlık.
2.Üyeleri, çoğulculuk ilkesine uygun ve özgürce seçilmiş bir meclis.
3.Yasama ve yürütme erkinden bağımsız bir yargı erki.
4.Yasama ve yürütmenin bağımsız yai'gıca denetimi.
5.Meclisin hukuk ilkelerine göre yaptığı yasaların bireylere yansız, eşit (adil) olarak uygulanması.
Sosyal hukuk devleti ise, hukuk devletinden de ötede, yasaların uygulanmasında ulusun üyelerinin gönencine; insan hak ve özgürlüklerine; beden, ruh ve ekonomik yönden hastalıklardan an olmalarına; yetenekleri içinde kendilerini yetiştirmelerine, devletin öbür işlerine bakarak öncelde veren devlettir.
Kanun devleti kavramı, devlet kavramıyla eş zamanlı eski bir kavramdır. Hukuk devleti kavramı. Yirminci Yüzyıl'ın ilk çeyreğinde doğmuş; Türkiye'ye ilk yansında, girmiş; ve 1961 Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nda yer almışür. Sosyal hukuk devleti kavramı ise hem 1961 hem de 1982 tarihli anayasaltuda vardır.
Sosyal hukuk devleti, yurttaşların zorunlu eğitiminin her türlü harcamalarının karşılamnasmı; ortaöğretim ve yükseköğretim harcamalarında da yoksullara olanak ve yardım sağlaıuayı görev olarak yüklenir.
Özgürlükçü, Çoğulcu Demokrasi
OsmanlI Devleti'nde mutlakiyetin ve meşrutiyetin yönetsel içeriği şeriat; Türkiye Cumhuriyeti'nin yönetsel içeriği ise, özgürlükçü, çoğulcu demokrasidir. Türk Ulusu, 1920 yılından bu yana kendine yönetim biçimi olarak cumhuriyeti, 1946'dan bu yana da yaşam biçimi olarak özgürlükçü, çoğulcu demokrasiyi .seçmiştir.
Demokrasinin özgürlükçü sıfatı, sosyal hukuk devletinin, evrensel insan haklan ve özgürlüğüne uygun yasalar çıkartmasından; bunlan yurttaşlara yansız ve eşit olarak uygulamasından gelmektedir.
Demokrasinin çoğulcu sıfatı ise, .sosyal hukuk devletinin, yasaları yaparken, yalnızca TBMM'de çoğunluğu elinde tutan siyasal erkin yararını değil, öteki siyasal partilerin, sivil toplum örgütlerinin ve yasal örgütlerin yararını da düşünmesinden; onların sesine kulak vermesinden gelmektedir. Sivil toplum örgütleri, devleti etkilemek için, halkın baskı altında kalmadan kurduğu örgütlerdir.
Özgürlükçü çoğulcu demokrasinin, kısaca demokıasinin tanımı, ilkeleri ve uygulanma alanları aşağıda kısaca açıklanmıştır.
Demokrasinin en yalın ve yaygın tanımı "halkın, halk için, halk laıat'ından yö-
netilmesidir." Devletin demokratik olabilmesi için şu ilkelere göre yönetilmesi gerekmektedir :
1.İnsanın, üstün olduğuna inanılarak, kişiliğine saygı duyulması.
2.İnsanın özgür yaşaması gerektiğine inanıhnası.
3.İnsanın ussallığına güvenilmesi.
4.Yurttaşlara hakça ve eşit da\Tanılma-sı.
5.Yasalann sosyal hukuk kurallarına göre yapılması.
6.Yasalann kişi, küme, sınıf aynını gözetmeksizin uygulanması.
7.Anayasa ve anayasal yönetimin vazgeçilmezliğine inanılması ve Anayasaya aykın uygulama yapılmaması.
8.Devlet yönetiminde bilimin en doğm yol gösterici olduğuna inanılması; devlet işlerinin bilime uygun ve bilimsel yöntemlerle yapılması.
Demokrasi bir bütündür, ama demokrasiyi daha iyi betimleyebilmek için, bütünlüğünü bozmadan kimi alanlara ayırmak olanaklıdır. Demokrasi, en azından beş alana aynlabilir. Yukarıdaki ilkelerin uygulanması gereken beş alan şunlardır:
/. Siyasal demokrasi. Yurttaşlann, devlet yönetimine ilişkin verilecek kararlara katılması sağlanmalıdır. Yurttaşlann, belli bir yaştan sonra devlet yönetiminde söz sahibi olmak için seçilme, seçme ve benzeri haklannı özgürce kullanması gerekmekledir.
2.'Bireysel demokra.d. Herhangi bir yurttaş, anaya.sal h:ıklarının. özgürlükleri
nin elinden alınmasına ve kendine yapılacak suçlamalara karşı kendini savunabil-melidir; haklarına, özgürlüklerine kavuşa-bilmelidir.
3.Ekonomik demokrasi. Her yurttaş, yasal kurallara uygun olarak yeterli olduğu bir işte çalışabilmelidir; kendi geçimini sağlayabilecek biı* iş bulabilmelidir. Böy-lecc, insanca yaşayabilmek için, kendine ve ailesine gereken besini, giyeceği, konutu, eğitimi, sağlık olanaklarını ve benzerlerini sağlayabilmelidir.
4.Toplumsal demokrasi. Her yurttaş, siyasal, kişisel, ekonomik haklarını, rengine, soyuna, dinine, inançlarına, siyasal düşüncesine, kadın erkek oluşuna bakılmaksızın eşit olarak alabilmeli, kullanabilmelidir.
5.Örgütsel demokrasi. Her yurttaş, yasal olmak koşuluyla örgütlere girebilmeli; örgüt içinde yeterliğine uygun bir iş bulabilmeli; kendini yetiştirme, geliştirme olanağı bulabilmelidir. Örgüt içinde çalışma hîikku-ı ve sorumlulukları tanınmalı ve ve-rilmelidü-. Pler yurttaş, yönetilme kadai' yönetme hakkını da kullanabilmelidir. Yükselmek isteyen kişilere yükselme olanakları sağlanmalıdır. Kişilerin eğitimsizlikten doğan yetersizliklerini kaldırmalan için eğitim yapma olanaklaıı açılmalıdır.
Yüzyıllar boyunca ataerkil ailede büyümüş ve mutlakıyetle yönelilmiş bir ulusun, birden bire özgürlükçü, çoğulcu demokrasiye geçebileceği düşünülemez. Demokıasiyi gerçekleştiren ülkeler, bu
a.şamaku-ına, pek çok .sancılı devinimlerden sonra gclebilmişlertlir. 1789 rYansız
Devrimi'nin etkisi Osmanlı'ya ancak On-dokuzuncu Yüzyıl'ın ortalarında ulaşabilmiştir. Bağımsız, demokratik ve laik bir ulus olmanın savaşımı da böylcce ba.şla-mıştır. Bu süre içinde pek çok devrimci, karşı devrimci ve oldukça sancılı devinmeler olmuştur. Bir ulusun içinde demokrasiye karşı otokrasiyi savunanların olması doğaldır. Zaman zaman otokrasiyi benimseyen silahlı ya da silah.sız güçler devlet yönetimine gelebilmişlerdir. Ama gözlemler ve araştırmalar, demokrasinin ulusal bir yaşam biçimi olarak, Türkiye'de yerleştiğini göstermekteda.
Demokratik devlet, eğitime özgürlük vererek ve kaynaklarını artırarak yardım eder. Demokratik eğitim ise, demokrasinin istediği özgür düşünceli, yaratıcı, kaülun-cı yurttaşlar yetiştirerek, demokratik devletin yaşama kaynağını besler.
Laiklik
Laiklik sözcüğü, kökenine dayanılarak, Batı'daki uygulanışına bakılarak ya da yazılı kaynaklar taranarak, değişik değişik tîuıımlanmaktadır. Türkiye Cumhuriye-ti'nin kurulduğu günden bu yana laiklik, din ve devlet işlerinin bubirinden aynlma-sı olaıak tanımlanmıştır. 1923 - 1950 yılları arasında da bu tanım devletçe uygulanmıştır.
Laiklik kavramı Osmanlı'ya, Tanzimat'la birlikte gelmiştir. Türkiye Cumlıu-riyeti kuruluncaya dek, laiklik ve laikliğe karşı görüşü yansıtan ideolojiler kemik-le.şmiştir. Cumhuriyet'le birlikte laiklik devlet görü.şü olru*ak uygulamaya girmiş ve Anayasa'larda yer almıştır. 1950'den
sonra kurulan hükümetler, siyasal erklerini sağlamlaştmnak ve sürdürmek için, halkın inançlarını kendilerine destek olarak almaya çalışmış ve laiklik ilkesine ters uygulamalara girmişlerdir. 1980'den sonra laiklik ilkesi değişik yorumlarla büsbütün bozulmuştur.
Çağdaş tanunına göre laiklik, inançlar karşısında devletin yansız dadanmasıdır. Yansızlık inançlara ne karşı gelmektir ne de yandaş olmaktır; elverişli ortam hazırlamaktır.
Laiklik, özgürlükçü, çoğulcu demokrasinin tek koşuludur. LaiklUc olamadığında, özgürlükçü, çoğulcu demokrasi de olamaz. Bu yüzden laüdik demokratik eğitim için de tek koşuldur. Laikliğin üç temel ilkesi vardır. Bunlar aşağıda kısaca açıklanmıştır :
1Her insan, dinini ve inancını özgürce seçebilmelidir. Demokrasi, insanın dilediği dini seçmesine ve dilediği inancı benimsemesine elverişli, özgür bir ortam yaratır. Kişinin inancına kimse kanşamaz. Hiç kimse bir insanı belli bir dine ya da inanca zorlayamaz. Laiklik, din düşmanlığı değil; insan ile Tann'sı arasına başkala-nnın girmesine engel olmadır. Devlet'in görevi halka bu nitelikle bir ortam hazırlamaktır.
2.Devlet işlerine dinsel kurallar karıştırılmamalıdır. Devlet inançlara göre değil, ussal yöntemlere ve bilimsel bilgilere göre yönetilmelidir. Devletin yöneümi için gereken siyasal erk, ulustan gelmelidir. Ulus, "bizi yönetin" diye seçtikleri kişilere seçimle birlikle kendilerini yönetme hakkını da verir. İnsanhu'in insanları vo-
netmesi,insansal bir olgudur. Yönetim lanrısallaştınidığında, Tanrı adına ulusu yönelenlerin kusurları, Tanrı'ya yüklen, miş olur. Çünkü insanlar kusursuz ola. mazlar.
3.Devlet, din işlerine karışmamalıdır. Özgürlükçü ve çoğulcu demokrasilerde, bir ulusu oluşturan insanlar, toplumlar, değişüc dinde, inançta olabilirler. Bir ulus, tek din, tek ırk birliği değildir. Doğası gereği bir ulus, dinler, inançlar, ırklar birlikteliğidir, Birlik içinde çeşitlilik ilkesine göre kurulan ulusta, devletin din işlerine karışması olanaksızdır. Devlet din işlerine karıştığında, dinler resmileşir; devletleştirilmiş olur; ve ulusu parçalanmaya götürür. Tarih boyunca dinler, toplumlan ve ulusları birleştirememiştir.
Öte yandan devlet din işlerine kanştı-ğmda, oy toplama amacıyla dinleri, inançları siyasal erkine araç yapabilir. Siyasal erkin, kendini güçlendirmek ve sürdürmek için dini ve inançlan kendine araç yapması, hem ulusa hem de dine zarar verir. İnsanlann dinlerinin, inançlannın gereklerini kimseye zarar vermeden, kimsenin özgürlük sınınna girmeden, özgürce yerine getirebilmeleri için devletin dine kanşmıunası ve yön vemiemesi; eğer vermiş i,se dinin bundan kurtulması gerekir.
Ana babanın çocuklarına kendi dinini ve inançlarım öğreünesi bir insanhk hakkıdır; buna kimse karışamaz ve bunu kimse durduramaz. Bu yüzden bir ulusta dm eğitimini durdurmak olan;ıksı/dır. -\na babaların çiKuklarına din eğitimi venneleri (izgurlukçu. çoğulcu demokr.ısmin. dob-vısıvla laiklik ilkesinin gınemcsı alun
dır. Ama, devlet okullarında din eğitimi yapılması laikliğin yukarıda sayılan, devletin din işlerine karışmaması ilkesine aylandır. Çünkü eğitimin bir toplumda her dine, inanca (tarikata) göre eğitim programı yapması olanaksızdır. Bu olanaklı olsa bile, henüz daha bilinçli olarak kendi dinini ve inançlarını seçme olgunluğuna ulaşmamış öğrencilere belli bir din ya da inançta eğitim yapmak özgürlükçü, çoğulcu demokrasiye, dolayısıyla laikliğe aykırı bir uygulamadır. Ayrıca, insanların erinlik çağına gelmeden, bir dini ya da inancı benimsemeye zorlanması, dinde ve inançta bilinçli ohnayı da engelleyebilir.
Laik eğitim, öğrencilerin inançlarına karşı yansızdır; öğrencilerin inançlarına ne karşıdır, ne de yandaştır.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti
Cumhuriyet kurulduğundan bu yana, devletin niteliği, görevleri ve sınırlan anayasalarla düzenlenmiştir. En son, 1982 Türkiye Cumhuriyeti Anayasası da, devleti aşağıdaki biçimde betimlemektedir.
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nm beşinci maddesine göre "Devletin temel amaç ve görevleri, Türk milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak; kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişilerin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve .sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddi vc manevi varlığının gelişmesi için gerekli şaiilan hazırhunaya çalışmaktır."
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nm yüz dördüncü maddesine göre de "Cumhurbaşkanı Devlet'in başıdır. Bu sıfatla Türkiye Cumhuriyetini ve Türk Milletinin birliğini temsil eder; Anayasa'nın uygulanmasını, Devlet organlannın düzenli ve uyumlu çalışmasını gözetir."
Böylece soyut bir erk olan Devlet, Cumhurbaşkam'nm makamında somutlaş-maktadu'. Devlet erkinin somutlaştığı diğer öğe de yasama, yürütme ve yargılama birimleridir. Anayasaya göre "Yasama yetkisi Türk Milleti adına Türkiye Büyük Millet Meclisi'nindir. Bu yetki devredilemez." "Yürütme yetkisi ve görevi. Cumhurbaşkanı ve Bakanlar Kurulu tarafından, Anayasa ve kanunlara uygun olarak kullanılır ve yerine getirilir." "Yargı yetkisi, Tüık Milleti adına bağımsız mahkemelerce kullanılır.
Yurttaşın eğitim hakkı ve özgürlüğü Devlet'in güvence.si altındadır. Bu yüzden eğitim Devlet'in yasama, yürütme ve yargılama birimleriyle doğrudan ilişkilidir. Yurttaşın eğitim hakkı ve özgürlüğü bu birimlerce sağlanır.
Öte yandan yurttaşın eğitimi Devlet'çe yüklenilmiş bir görevdir. Devlet, yurttaşın "refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak", hak ve özgürlüklerini kısıtlayan engelleri kaldırmak için Anayasa'yla görevlendirilmiştir. Yurttaşın ya.şaması için zorunlu olan eğitim de bu görevin içindedir.
Devlet yasama yürütme ve yargılama birimleri eliyle eğilimi etkileyen, yönlendiren, dü/enleyen en büyük erkür. Bu yüzden eğitim Devlet'in bir aracıdır. Dev
Türkiye Cumhuıâyeli Anayasası'na göre, Devlet'in yasama erki Türkiye Büyük Millet Meclisi'nce; yargılama erki bağımsız mahkemelerce ve yürütme erki Hükü-met'çe kullanılır. Hükümet, başbakanlık ve bakanlık birimleriyle, Türkiye'nin tüm yönetim işlerinden sorumludur. Hükü-met'in sorumluluğu Türkiye Büyük Millet Meclisi'nedir. Hükümet, millctvekillcrin-cc izlenir ve yanlış ya da kusurlu yönleri olduğunda ilgili bakanlai' Meclis'te eleştirilir.
Öteki devlet işlerinde olduğu gibi eğitim işlerini de yürüten, yöneten hükümettir. Hükümet, başbakan ve bakanlardan oluşan bakanlar kuruludur.
Bakanlar kunılıı, genellikle siyasal erki elinde bulunduran siyasal pıuTinin isteklerine göre kurulur. Siyasal erk, Millet Mec-lisi’nde üye çoğunluğuna sahip olan partinin elindedir. Bu partiye, iktidar partisi denir. Bir partinin siyasal erke sahip olamadığı dönemlerde, birden çok parti ortaklaşarak iktidara geçebilir. Bu durumda bakanlar kurulunun üyeleri bu partilerin istekleri doğrultusunda oluştu'.
Hükümet, siyasal erkin ülke yönetimine ilişkin getirdiği görüşleri uygulamak, gerçeklcştiımek için kurulur. Hükümet, Anayasa'nın. yasaların .sınırları içinde kalmak koşuluyla ülke yönetiminde kendi siyasal partisinin benim.sediği görüşü uygular. Bu amaçla hükümet bü' program ya-
par. Bu programa diğer gerçekleştireceği işlerle birlikte eğitim işlerini de koyar.
Hükümet, bağlı olduğu siyasal erkin doğmltusunda işlerini programlayıp yürüteceği için, eğitim sistemi de bu erkin görüşlerine uygun olarak çalışmak zorundadır. Bu yüzden, hükümetin eğilim işlerinde, yansız ohnası söz konusu değildir.
Her siyasal partinin eğitim görüşü, doğal olarak birbü-inden farklıdır. Siyasal parti, iktidara geçtiğinde, bu görüşünü uygulamaya koyup eğitim işlerini yürütmek ister. Bu yönüyle hükümet yanlıdır. Ama, kendi görüşünü uygularken, tüm yurttaşlara yansız davranmak zorundadır.
Hükümeüer, eğitim işlerini yürütmekten Devlet'e karşı sorumludur. Antii anda hükümetler, eğilim işlerini yürütmekle de görevlidir. Bu sorumluluk ve görev hükümetin eğitim üzerinde büyük bir etkisinin olduğunu gösterir.
Buna ek olarak her hükümet, eğitimi kendi eğitim görüşü doğrultusunda yönetir. Bu da, her yeni hükümet kurulmasında, eğitimin siyasasında, niteliğinde, niceliğinde değişmeler olacağını gösterir. Bu değişmeler, eğitime bir değişkenlik getirir. Eğitimde değişkenlik, çoğu kez yararlı, kimi kez de zaraılı olabilir. Hükümetlerin sık değiştiği dönemlerde, eğer siyasal erk de sık değişiyor ise, eğilim öylesine çok yön değiştirir ki, eğitimi uygulayanlar şaşırabilirler. Bu sonuca bakarak bazı eğitimciler, eğitimin siyasasının hükümetlere göre değişmemesini isterler. Bu hem olanaksızdır, hem de böylesine durgunlaştırmak eğilime zarar verebilir.
E.jiiıimdc lûiküınetin tulumu katlar, milli c)iitim hakanının tutumu da önemlidir. Milli ekilim bakam, bakanlar kurulunun hit nye.'ii olarak, hükümet adına eğilim İ!j-Icı imlen .'torumludur. Bakan, siyasal bir ki^jitlir. Milli eğitim bakanı, eğitimci olsun olmasın, üyesi olduğu siyasal erkin eğitime ilişkin görüşünü uygulamak için gö-ıvvlemlirilmiştir. Siyasal partinin istediği yöıule eğitimi yürütemez ise, ptmlisine hesap vennek zonmda kalır. Milli Eğitim Temel Kanunu'na göre "Resmi, özel ve gönüllü her kuruluşun eğitimle ilgili t'aali-yetleri. Milli lığilim amaçlarına uygunluğu bakımından, Milli F.ğilim Bakanlı-ğTnııı denetimine tabidir."
Milli eğitim bakam, eğitim sisteminin başıdır. Eğilime ilişkin tüm kımırlar, onun eliyle, onayı ile yürürlüğe güer. Eğitimi yönelen, denetleyen milli eğilim bakanıdır. Yaptıklarının hesabını ancak hükümete ve Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne verir. Bu yüzden bakanın eğitim görüşü, kişiliği, yönetimdeki yeterliği ve benzeri nitelikleri eğilime etkisi yönünden büyük önem taşır. Cıunhuriyet döneminde önemli atıhmlar yapan bakanların adları, yıllar geçmesine karşın, günümüzde övgüyle anıünaktadır.
Öğretim Birliği
MeşrutiyeTten Cumhuriyet'e geçerken, birbirinden ayrı ayn çalışan ve yönetilen yedi tür okul vardı. Bunların her biri ayn bir eğitim sistemi .sayılabilirdi.
1.Yabancı devletlerce ve kiliselerce açılmış, yabancı dille öğretim yapan okullar. Bunlar devlet yöneliminin ve denetiminin dışındaydı 1ar.
2.Medreseler ve sübyan okulları. Bunların büyük bü' kesimi özel vakıflarca; sultanku'iıı varlıklarına bağlı olanlar ise Ser-iye ve Evkaf BakanlığTnca yönetilirdi.
3.Ortaöğretim, rüştiye, idadi, sultani ı^ibi mektepler (okullar) ile yüksek meslek okulları, E.ğitim BakanlığTna bağlıydı.
4.îlköğretim düzeyindeki okullar ile sanat okulları il özel idarelerinin yönetimindeydi.
5.Sübyan okullarının bir kesimi doğrudan mahallclerce açılmıştı.
6.özel okullar, bu okullan kuranlarca yönetiliyordu, Oevlet'çe deneılenemiyor-du.
7.Azınlıkların açtığı okullar kendilerince yönetiliyordu. Devlet denetiminin dışındaydı.
Yukanda sayılan yedi tür okuldan Dev-Ict'in doğından yönetimi ve denetimi altında olanlar, ortaöğretim ve yükseköğretim düzeyinde olanlardı. Geriye kalan altı tür okul, Devlet'in yönetim ve denetiminden ya tümüyle ya da çoğunlukla dışındaydı.
Cumhuriyet Devleti, Bağımsızlık (Kurtuluş) SavaşTnı bitirir bitirmez ilk anda böylesine dağınık ve devlet yönetiminin dışında kalan okulları hukuk devletinin gereği olarak. Devlet yönetimi altında topladı ve 3 Mart 1924‘dc Öğretim Birliği (Tevhid-i Tedrisat) yasasını çıkardı. Bu yasıuun gerekçesini, değişik zamanlarda cn açık biçimde .\taiuik söyle ortaya koymuştu.
"Ülke çocuklannm, ortak ve eşit olarak, kazanmak zorunda olduklan bilim ve teknikler vardır. Yüksek meslek ve uzmanlık yollannm ayrılabileceği öğretim basamaklanna dek, eğitim ve öğretimde birlik, toplumumuzun ilerlemesi, yükselmesi bakımından çok önemlidir. Kesin olarak bilmeliyiz ki, iki parça olarak yaşayan uluslar güçsüzdür".
"Bir ulusun bireyleri ancak bir çeşit eğitim görebilir. İki türlü eğitim bir ülkede, iki türlü insan yetiştirir".
"Ulusumuzun, yurdumuzun eğitim kurumu tek olmalıdır. Ülkenin bütün evladı, kadın erkek, aynı biçimde oradan çıkmalıdır".
"Eğitim ve öğretimde birleştirme yapmadıkça, aynı düşüncede, aynı inanışta bireylerden oluşmuş bir ulus yapmaya olanak aramak saçma bir uğraşı olmaz mıydı?". (Atatürk)
Bu sözlerinden de anlaşıldığı gibi, Atatürk, birlikte yaşamak için dayanışma ve işbirliği içinde ülkeyi düşmandan temizleyen toplumlann birliklerini sürdürebilmelerini sağlamada, öğretim birliğini gerekli görmekteydi. Bundan böyle, eğitim sisteminin bu amaçla çalışması gerekirdi. Tersi olduğunda eğitim, ülke birliğinin parçalanmasında bir etken olabilirdi
tesi açılmıştı. Başlangıçta öğrenci bulabilen bu okullar ve fakülte, giderek öğrenci bulamadılar ve 1930 yılında kapandılar.
Öğrencilere din ve ahlak bilgilerini vermek üzere, 1927'de ilkokullara bir saatlik bir ders kondu, ama bu ders 1930'da kal-dınldı. 1949 yılına gelinceye dek okullarda din dersi yoktu. 1949'da ilkokullara, eğitim programının dışında konan din dersi, 1950'de eğitim programının içine alındı. 1982 Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ile din kültürü ve ahlak dersi ilköğretim ve ortaöğretim okullarında zorunlu derse dönüştürüldü.
Öğretim Birliği yasası, halkın din hiz-meüerini yürütebilecek insangücünün yetiştirilmesini de amaçlamıştı. Bu amaçla, yasanın dördüncü maddesine dayanılarak 1924 yılında ilkokula dayalı dört yıllık öğrenim veren 29 imam hatip okulu ile İstanbul Daıtilfünunu'nda bir ilaliiyat fakül-
Öğrencilere din kültürünü ve ahlak ku-rullannı öğretmek için okullara konulan dersler, öğretim birliğini bozan devinimler olarak görülmeyebilir. Türkiye Eğitim Sistemini, bugünün öğretim birliğinin parçalanmışlığına getiren ilk adım 1948'de ülkenin imam hatip gereksinmesini karşılamak amacıyla eğitim sisteminden ayrı olarak açılan on aylık kurs oldu. Bunu izleyen adunlar, 1951’de ilkokula dayalı olarak açılan imam hatip ortaokulu; 1954'de bu okula dayalı imam hatip meslek okulu oldu. 1962'de sayısı on üd ve öğrencisi bin dolayında olan imam hatip meslek okulu 1973'de imam hatip lisesi oldu. 1990'da yedi yüz elli üç imam hatip lisesinde altı yüz bin dolayında öğrenci okumaktaydı. 1980'den sonra, imam hatip liselerine alınan kız öğrencilerin sayısı yüz bin dolaymdadm. Oysa imamlık ve hatiplik kadmlann mesleği değildir.
Başlangıçta, toplumun imam hatip in-sangücünü kaişılamak üzere açılan imam hatip okullan, siyasal nedenlerle.replika note 3 sundu.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder