replika samsung note 3 ile islam bilgisi3
bugün replika samsung note 3 sizin icin en güzel yazılarımızı replika samsung note 3 hzırladı ve sizin icin replika samsung note 3 diyorki
İnsanı merkez alan eğitim görüşünün amacı, insanın yaşantılar yoluyla, var olan yeteneklerini son sınırına dek geliştirmesine; böylece özgerçekleştirime ula.şması-na (kendini gerçekleştirmesine) yardım etmektir. Bu amacı geliştirmek için eğitimin şu hedcllcrc ulaşması gerekmektedir :
İnsanın, özgerçekleştirinıine yardım etmek. Özgerçekleştirim, insanın yeteneklerini bütünlük içinde tam olarak yeterliklere dönüştürerek, özgüvene, özsaygıya,^ özsevgiye, özeleştiriye, özdenetüne, özyönetime oluşmasıdır.insanın, özgürlüğe ulaşmasına yardım etmek. İnsana özgürce gelişeceği bir eğilim ortamı hazırlayarak, onun davranışla-rmı bilinçli ve kendi istenciyle (iradesiyle) yapılmasına kılavuzluk edilmelidir. Özgürlüğün anlamı, toplumun ilke ve ku-rallanna uygun davranmanın; kültürel değerleri benimsemenin; davranış kalıplan-na uymanın, kişinin istencine ve bilincine dayanması; davranışlarını hiç kimsenin etkisi altında kalmadan, hiç kimseye bağlanmadan ve hiç kimseye koşullu ya da koşulsuz Öykünmeden (taklit etmeden) yapmasıdır. Eğitim insıuıa o/gurlüğunu kullanmasını öğretmelidir.
insanın, anlatım \e iletişim yeterliği ^ozannuısına yardım etmek. Eğitim. iıiN.ı-
nın söz, yazı, çizgi, devinim gibi her türlü lu-aç ve gereçle kendi düşüncelerini, duygularını, beklentilerini, isteklerini, umut-lannı ve benzerlerini anlatmasına; başka-lanna bunları iletebilmesi için iletişim yeterliği kazanmasına olanak hazırlamalı, yol göstermelidir.
insanın, başkalarıyla iyi ilişkiler kurmasına; ortak amaçlar ve kamunun yaran için toplum üyeleriyle işbirliği yapmasına örgütlenmesine; ve insanlarla barış içinde yaşamasına yardım etmek.
insanın, gerek beden gerekse ruhsal yönden sağlıklı olması için gereken koruma önlemlerini alması için gereken yeterliği kazandırmak.
İnsana bir meslek kazandırmak ve kazancını us.sal tüketmesinde yeterli olmasını sağlamak; çalışmaya üretmeye, yararlı olmaya yöneltmek, emeğe saygı duygusunu geliştirmek.
Kendine, ailesine, toplumuna çahştığı örgüte, ulusuna ve insanlığa karşı sorumluluk duygusunu geliştirmek.
insana araştırma, öğrenme ve sorun çözme yeterliği kazandırarak onun özgün düşünmesine, özgün dasranmasına, gerçekleri aramasına bilimsel gerçeklere bağlanmasına ş-ardım etmek.
Toplumsal düzenin, kültürel değerlerin, yaşlunanm niteliğinin geliştirilmesi için, insimin yımuıcıhğım gelişt’ınnek.
insanın, evren içindeki yerim.* geçnüj-tekı. şimdiki zanuındakı ve gtlecekıekt konumunu; doğıuun özündeki büyüklüğü de. Tanrıyı algılay.ıbdccck, k.ıvrayabılc
zenli düşünen, tarlışan, sorgulayan bir tutum geliştirmelerine yardım edilmelidir.
Küme içinde eğitilme, insanın kendini başkalarıyla karşılaştırabilmesi için gerek-lidiı\ İnsan, başkalarıyla kendini karşılaştırarak, toplum içindeki yerini, yeterliklerini, yetersizliklerini, sorunlarını, ödevlerini öğrenir. Küme içinde öğrenme, aynı anda insanın başkalarıyla yardımlaşma, dayanışma, paylaşma gibi birlikte yaşamanın gerektirdüderini öğrenmesi için de gerekir. Bunları sağlayamayan bir küme öğretimi ve benzeri tür öğretün biçimleri yararlı değildir.
Eğiüm doğal bir süreç içinde oluşmalıdır. Bu doğal süreç içinde eğitilen kendini engelleyen durumları, kendine acı veren sorunları, dostunu düşmanını tanıyabilme-li, algılayabilmelidir. Öğrenme, yaşamın kendisidii', acıları, çirkinlikleri, kötülükleri, yanlışlıkları ile birlikte yaşamadu-. Eğitilen, bunların karşısında kendi kararını kendisi vererek asıl, benliğine kavuşmalıdır.
Eğitilenin bir başkası ile özdeşleşmesi kendini bulmasına zarar verir. Eğitilenin bir başkasına benzemesini ondan istemek, insan olma, kişi olma hakkını özgürlüğünü elinden almak demektir. Eğitilen, kendine özgü bir kişi olabilmek için kendini başkalarıyla karşılaştırmalı ama onlara öykünmemen, onlarla özdeşleşmemelidir.
Eğitimin Yönetimi
İnsanı merkez alan eğittin görüşüne göre, okul bireyin özgürlüğünü nasıl kullanacağını uygulamalı olarak öğreneceği yerdir. Bu da, özyönetünin okulda uygulanmasıyla gerçekleşebilir.
Özyönetimin anlamı, insanın kendi kendini yönetebilmesidir. İnsanın bu niteliğe ulaşması, kendisini bulabilmesi için gereklidir. İnsanın özyönetim yeterliğine ulaşabilmesi de, ancak böyle yönetilen bir eğitim ortamı içinde olabilir. Bu yüzden eğitimin yönetimi, özyönetimle olmalıdır.
Eğitimde özyönetimin anlamı, eğitenlerle eğitilenlerin aynı haklarla, eğitimin yönetimine ilişkin kararları birlikte verebilmeleri ve bunlan birlikte uygulayabilmeleridir. Özyönetim, belli sınırlar içinde eğitilenlerin yönetime katılması demek değildir. Özyönetim bir eğitim yerinde bulunan, eğitim için bir araya gelen tüm eğitenlerin, eğitilenlerin birlikte eğitimi yönetmesidir.
Okul yönetimi, öğrencilerin davranışlarını, kendi kararlanna dayandırmalarını sağlayacak bir ortam yaratmalıdır. Sağlanacak yönetim yaşantılarıyla, insanlann ortaklaşa varacakları kararlara uyulması gerektiği, ama bireysel kararlann da savunulabileceği öğrencilere öğretilmelidir.
Okul yönetimi öğrencilere kusur işleme özgürlüğü verebilmeli; kusur hoşgörüsünü gösterebilmeli; kusurları gösteıme yoluyla istenmeyen davranışları düzeltmeye yardım edebilmelidir.
İnsanın kendini bulmasına eğitimin büyük katkısının olduğuna inanıldığı için, tüm insanların eğitim hakkından yararlanması sağlanmalıdır. İnsanın hiçbir ayrıcalık gözetmeden başkalarıyla eşit koşullar altında eğitim hakkını kullanması gerekmektedir. Irk, soy, cins, renk, din, mezhep gibi hiçbir sıfat, insana, insan olmasının
eğitenler ve eğitim
delerinden daha fazla bir değer kalamaz, insan olmak, bu denli değerli olunca tüm insanlann eşit eğitim hakkının olması do-ğaldu-.
Eğitimin, okul gibi bir örgütte yapılması da gerekmeyebilir. İnsanın kendini gerçekleştirmesine elverecek her yer, eğitim yeridir. Böyle bir yerde planlı eğitim yapılırken, eğitimin planlanması, o anda eğitimle ilgili tüm kişilerin ortak yapımı olmalıdır. Tüm eğitim işlerinde, insanın
kendi kendini eğitme hakkına, sorumluluğuna sahip olduğu unutulmamalıdu-.
Bu yüzden, okul yönetimi öğrencilerin, bireysel olarak hazırladığı eğitim prog-ramlannın (eğitim projelerinin) özgürce gerçekleştirebilmelerine, okulda ya da okul dışında olanaklar hazırlamalıdır. Asıl olan, öğrencilerin eğitim etkinlikleri aracılığı ile eğitimin amaçlanın gerçekleştirerek kendilerini yetiştürneleri; özgerçekleş-tirime ulaşmalarıdır.
OKUMA LİSTESİ
AKARSU, Bedia. Çağdaş Felsefe Akımlan. İstanbul: MEB Yay., 1979.
ALKAN, Cevat. Eğitim Felsefesi. Bursa: UÜ, EF, 1983.
AYTAÇ, Kemal. Çağdaş Eğitim Akımları. Ankara: AÜ, DTCF, 1976.
BALTACIOĞLU, Ismayıl Hakkı. Pedagojide ihtilal. İstanbul: Anadolu Mat., 1964.
BAYRAKLI, Bayram. Islâm'da Eğitim. İstanbul : MÜ, İlahiyat Fak. Vakfı Yay., 1989.
BAYRAKTAR, M. Faruk. Islâm Eğitiminde Öğretmen Öğrenci Münasebetleri. İstanbul: MÜ. İlahiyat Fak. Vakfı Yay., 1987.
BİLHAN, Saffet. Eğitim Felsefesi. Ankara: AÜ, EBF, 1991.
BİNBAŞIOĞLÜ, Cavit. Eğitim Düşüncesi Tarihi: Ankara : Binbaşioğlu Yay., 1982.
BİNGÖL, Vasfı. Bugünün Diliyle Atatürk'ün Milli Eğitimimizle ilgili Düşünce ve Buyrukları. Ankara : TDK Yay., 1979.
DOĞAN, Hıfzı. Teknoloji Eğitimi. Ankara: AÜ, EBF, 1983.
DOĞAN, Hıfzı - Cevat ALKAN - İlhan SEZGiN. Mesleki ve Teknik Eğitim Prensipleri. Ankara : AÜ, EBF, 1980.
EGEMEN, Bedii Ziya. Terbiye Felsefesi. Terbiye ilminin Ana Meseleleri. Ankara: AÜ, llâhiyat Fak. Yay., 1965.
ERTÜRK, Selâhattin. Diktacı Tutum ve Demokrasi. Ankara : Yelkentepe Yay., 1981.
FEYZOĞLU, Osman Güngör. Atatürk ilkeleri ve inkılabımız. İstanbul: MEB Yay., 1981.
GEDİKOĞLU, Şevket. Kemalist Eğitim ilkeleri, Uygulamalar. İstanbul: Çağdaş Yay., 1978.
GÖKÂLP, Ziya. Türkleşmek, İslâmlaşmak, Muasırlaşmak. Ankara : Serdengeçti Yay., T.Y.
GÖKALP, Ziya. Milli Terbiye ve Maarif Meselesi. Diyarbakır Turizm ve Tanıtma Der. 1964.
GÖKALP, Ziya. Türkçülüğün Esasları. İstanbul : MEB Yay., 1970.
GÜVENÇ, Bozkurt. insan ve Kültür. İstanbul : Remzi Kitabevi, 1984.
GÜVENÇ, Bozkurt - Gencay ŞAYLAN - İlhan TEKELİ - Şerafettin TURAN. "Türk - İslâm Sentezi". Cumhuriyet 19 - 23 Nisan 1987.
HACIEMİNOĞLU, Necmettin. Milliyetçi Eğitim Sistemi. Ankara : Töre - Devlet Yay., 1976.
İBN, Haldun. Mukaddime. I, II. III. Çev. Z. K. Ugan. İstanbul: MEB Yay., 1986.
KURTKAN, Amiran. Eğitim Yoluyla Kalkınmanın Esasları. İstanbul: Divan Yay., 1982.
insan, kendi kendini eğitmekten sorumludur. Ama geçmişten bu yana, ailenin, toplumun ve eğitmenlerin, insanı eğitme sorumluluğunu yüklenmesi gerekmiştir. İnsanı eğitme sorumluluğunu yüklenmenin bu dizisinde devlet, en sonda yerini al-mışür.
Devletin, yüksek parasal harcamalar gerektiren eğitim hizmetini yüklenmesinin başlıca nedenleri olarak, kendisine bağlı üretken, uyumlu yurttaşlar yetiştirmeye eğitimi araç etmek istemesi; eğitimin yararlarını gören toplumun devleti eğitim olanakları açmaya zorlaması; devlet yönetimine eğitilmiş insangücünün gerekmesi; eğitilmiş insanların artan ve yükselen gereksinmelerini eğitim yoluyla yönlendirme çabası sayılabilir.
Devlet, eğitimin gücünü ve başıboş eğitimin yarattığı karmaşayı gördüğünde de, eğitimi hem denetim altına almış, hem de topluma eğitün hizmetleri vermeyi görev olarak üstlenmiştir.
Bu Ünite'de, devletin yönetim biçimleriyle eğitimin ilişkisi, eğitim sistemi ve yönetimi ele alınmıştır.
Devletin yönetim biçimi ile eğitimin niteliği ve niceliği arasında yüksek bir
bağlantı vardır. Yönetim Biçimleri ve Eğitim orta başlığı altında önce devletin genel niteliği, sonra da mutlakiyet, meşrutiyet ve Cumhuriyet'te, eğitimle yönetim ilişkileri açıklanmıştır. Cumhuriyet, şimdiki yaşanılan yönetim biçimi olduğundan daha geniş olarak ele alınmıştır. Mutlakıyetin içeriği olan şeriat ile cumhuriyetin içeriği olan demokrasi ve demokrasinin zorunlu gerekliliği olan laiklik kitabın konusunun elverdiği ölçüde tartışılmıştır. Sosyal hukuk devleti, özgürlükçü çoğulcu demokrasi, öğretim birliği kavramları da, eğitimin ortamını oluştunnada, olmaz ise olmaz koşullar olduğundan, kısaca açıklanmıştır.
Eğitim Sistemi’ ve Yönetimi orta başlığı altında, eğitimin üst sistemleri, aracı üst sistemleri ile temel sistemleri olan okulöncesi eğitün, ilköğretim, ortaöğretim,
. yükseköğretün, yaygın eğitim, hizmet içi eğitün; bunlann yönetiminin temel işlevleri olan eğitim programları, öğrenci hizmetleri, parasal kaynakları; sorunlanm çözecek önerilerle birlikte tanıtılmıştır. Ayrıca, eğitim sistemine yerleşmesi gereken örgütsel demokrasi de kısaca açıklanmıştır.
YÖNETİM BİÇİMLERİ VE EĞİTİM
Eğitimin amacı, içeriği ve süreci devletin yönetim biçimlerine göre nitelik değiştirmektedir. Türk Ulusu’nun geçmişte geçirdiği mutlakiyet, meşrutiyet ve şündi
yaşadığı cumhuriyet döneminde, yönetim biçimlerine göre, devlet ile eğitim ilişkileri de değişik nitelikler gösip^mişiir.
Aşağıda üç yönetim biçimine göre devletin eğitime olan etkisi incelenmiştir.
Devletin Genel Niteliği
Bir devletin doğabilmesi için insan topluluğuna, bir ülkeye ve egemenliğe gereklilik vardır. Bu üç öğe bir bütünlük içinde bir araya gelmeden devlet ortaya çıkamaz.
İnsanlık tarihinde, özellikle anaerkil çağda, insanlar bir arada yaşamış ama devlet doğmamışür. Bu çağda, ilke ve kural koyucu bir güce gerek duyınadan insanlar, bir arada yaşayabilmişlerdir. İnsanlar, avcılık ve toplamacılık ile, doğayı kendi mallan saymadan sömürerek, ilkel kurallarla yaşamlarını sürdürebilmişlerdir.
Tarım devrimi ile, insanların toplama-cılıküm tarımsal üreticiliğe, avcılıktan evcil hayvanlar üretmeye geçmeleri, zenginliklerini artmnış; malların ambarlanması, korunması için yerleşik düzene geçmelerî gerekmiştir. Yerleşik düzene geçen insan topluluğu, ilkin kent (site) devletin doğmasına yol açmıştır. Daha sonra site devletler bırleşerek ya da bir site devletin öteki site devletleri elde etmesiyle devletler, giderek de imparatorluklar ortaya çıkmıştır.
Ondokuzuncu Yüzyıl'dan sonra milliyetçiliğin güçlenmesi ile aynı soydan ya da dinden olan insanlann imparatorluklara karşı başkaldınnası, imparatorlukları parçalamış; böylece milletlerden oluşan devletler ortaya çıkmıştır. Ama milliyetçilik akımı, kimi devlette, soylanna ya da dinlerine göre insanları ayırmak olanaksız olduğundan birçok devleti parçalayamamış; bunlar birer ulus olarak yaşamlarını sür-
dürmüşlerdir. Ayn soylardan ve dinlerden insanlann, ortak amaç için, gönüllü olarak bir arada yaşamalarından oluşan bölünmez birliğe, günümüzde, ulus denilmektedir. Ulus, çeşitlilik içinde ortak amaçlar için birlikte yaşayan insanlara verilen addır.
Devlet olmanın, insanlardan sonra ikinci koşulu, üzerinde yaşayacak bir ülkenin olmasıdır. Devlet, aynı anda ülkeye verilen ad da olmaktadır. (İlkesiz milletler, topluluklar olabilmektedir. Ama ülkesiz bir devlet olamamaktadu'. Ülkenin bir sı-nınnın olması; bu sınır içinde insanlann ekonomik, kültürel bağımsızlıklannı korumaları; insanlann bağımsızca siyasal örgütlenmeleri, ülke olmanın ve bağımsız devlet olmanın koşullandır.
Devlet olmamn üçüncü koşulu, insanla-n adaletli ilke ve kurallarla yöneten bir yönetsel egemenliğin kurulabilmesidir. Egemenlik, yönetimin hiçbir kısıtlama ya da denetim olmadan, bağımsız olarak sür-dürülebilmesidir. Tarih boyunca, egemenlik bir kişinin elinde, bir takımın elinde ya da toplumun elinde olabilmiş; böylece yönetsel erk ya da siyasal erk (iktidar), el değiştirebilmiştir.
Siyasal egemenliğin doğuşu, bir topluluğun içinde zenginleşen bir kişinin, mal ve can varlığını korumak için silahlı in-sangücü beslemesi ile olmuştur. Silahlı in-sangücü olan kişi, zamanla, topluluğun öteki üyelerini de egemenliği alüna almış; böylece devletin ilkeli ortaya çıkmıştır, Topluluk üzerindeki egemenliğini artıran kişi, bu egemenliğini aile üyeleriyle paylaşarak egemen aileyi: ölümünden .sonra
oğluna devrederek, egemenliğin kalıtsallığını türetmiştir.
Devleti elinde tutanlar, güçlerine güç katmak için bir yandan silahlı güçlerini, anamallarını artmırken, bir yandan da kendilerinin kutsal olduklarını halka inandırmışlardır. Devleti yönetenler, ilk çağlaida kendilerinde tanrısal güç olduğunu; yakın çağlarda da Tanrı adına toplumu yönettiklerini savunmuşlardır. Üçüncü Yüzyıl'da Hıristiyanlık'm Roma'da kabul edilmesinden sonra, kralların kutsal olmadığı, ama Tanrı adına ülkeyi yönettikleri savı, Onal-tmcı Yüzyıl'a dek gücünü yitirmedi. Ancak Onaltıncı Yüzyıl'dan sonra kralların konumu tartışma konusu oldu ve Ondoku-zuncu Yüzyıl’dan sonra dinsel devlet yerine, sivil toplum devleti akımı güçlenmeye başladı. Sivil toplum devleti, milliyetçilik akımı ile milli devlet kavramını getirdi. Parçalanan imparatorluklardan ırk ya da din temeline dayalı, milli devletler ortaya çıktı. Gelişmeler, milli devletin ötesinde ulusal devletlerin çoğalmasına yol açtı.
Devlet, tüzel (hukuksal) bir kişiliktir ve hukuk kurumunun ürünüdür. Toplumu oluşturan insanların haklanna; birbirleriy-le ve devletle ilişkilerine ilişkin oluşan ilke ve kurallar, toplumun hukuk kuı umunu oluşturur. Hukuk kurumu, haklara ve ilişkilere ilişkin toplum üyelerinin etkileşim dokusudur. Hukuk kurumunu oluşturan ilişki dokusunun öğeleri (ilke ve kuralları), toplumca oluşturulabileceği gibi, devleti yönetenlerin koyacağı yasalarla tepeden inme de oluştuıulabilir. Ama asıl hukuk kurumu: konulan ilke ve kurallara toplumun büyük çoğunluğunun inanması
ve büyük çoğunlukça ilke ve kuralların eyleme dönüştürülmesiyle oluşur. Devlet, toplumun hukuk kurumunun oluşturduğu davranış ilke ve kuralkırmı uygulayan; aynı anda yaptırımlarıyla ilke ve kuralhum uygulatıcısı, denetleyicisi olmak ortaya çıkan toplumsal bir üründür, birimdir.
Bu anlamıyla devlet, toplumda en yüksek yaptırım gücü olan siyasal (yönetsel) erki (iktidan) kullanan toplumsal birimdir. Bir ulusta siyasal erki elinde, tutan başka bir kişi, aile ya da sınıf olamaz; eğer olursa ulus kaç siyasal erk varsa o kadar pmçaya ayrılır.
Devlet, elindeki siyasal erki kullanarak hukuk kurallarına aykırı davranan insan ya da tüzel toplumsal bilimleri cczcilandı-rır; aykırı davranmalarını önler ya da ay-kın davranmaktan alıkoyur. Bir ulusta, devletten başka hiçbir kişi, aile ya da sınıf, hukuk kurallarını uygulatmak ya da hukuk kuralları koymak için güce başvu-ramaz. Yine hiçbir kimse, mle ya da sınıf, devletten yetki almadıkça hukuk kurallarını yürütme hakkını elde edemez; ya da hakkı olduğunu savunamaz.
Günümüzde, devletin siyasal erki, yasama, yargılama ve yürütme birimleri arasında paylaşılmıştır. Bunimın arasındaki eşgüdüm Cumhurbaşkanı’nca sağlanır ve Devleti Cumhurbaşkanı temsil eder. Devletin siyasal erkinin kaynağı ulustur. '.'Egemenlik kayıtsız ve koşulsuz Ulus'undur.
Devlet ile devletin yönettiği insanhırın ilişkileri tarih boyunca tartışılmıştır, l'a-rihte insanların devlet eliyle hem gönence
ulaştığı hem de sefalete düştüğü çokça görülmüştür. Günümüzde insanın devlet için var olduğu görüşü giderek zayıflamakta, yerine devletin insan için var olduğu görüşü güçlenmektedii'.
Mutlakıyet ve Eğitim
Mutlakiyet (saltçılık), tüm siyasal erkin (iktidarın) bir kikinin elinde sınıi'sız olarak toplandığı siyasal yönetim biçimidir. Mut-lakiyette ülkenin yasama, yürütme ve yargılama işleri tek kişi tarafından yapılır. Kral ya da hükümdar, yasalan yapar; devlet işlerini yürütür; yasalara aykırı davrananları cezalandırır; din, ekonomi ve yönetim işlerinin tek denetleyicisidir; başka bir deyişle devlet hükümdarın kendisidir. Hükümdar, devletin yararı için insanların haklannı, özgürlüğünü ortadan kaldırabilir.
Tek adama dayanan (monarşik) mutla-kiyette, hükümdarlar ülkeyi yönetmek için kendilerinde kutsal bir güç ve hak olduğunu ya da ülke yönetimini Tanrı adına yönettiklerini, Tanrı'nm yönetim yetkisini kendilerine verdiğini savunmuşlar ve savunmaktadırlar. Bir hükümdar, anamalına, silahlı insangücüne dayanarak ülkeyi zorla ya da başka yollarla ele geçirdikten sonra, bu yönetsel erkini, ölümünden sonra oğluna ya da kızına bırakmaya da hak kazanmışür. Siyasal erkin kalıtsal olması, mutlakiyetle yönetilen ülkelerde geçerliliğini sürdürmekledir.
Mutlakiyetle yönetilen ülkelerde, genellikle eğilim, halk için değil, soylu üst düzey varlıklı aileler içindir. Geri kalmış
ve mutlakiyetle yönetilen ülkeler de, soylu ve zengin ailelerinin çocukları, çoğunlukla yurtdışmda, gelişmiş ülkelerde eğitilir. Eğitim, insanların dünyayı tanımalarına açılan penceri olduğu için, eğitilmiş insanlar, kendi durumları ile başkalarının durumunu karşılaştırma olanağına kavuşurlar. Bu durum, insanların haklarını islemelerine yol açacağı için, mutlakiyetçi yönetim için sakıncalıdır. Mutlakiyetçi yönetim, kendilerine verilenle yetinen, yönetime bağlı, yönetimce istenileni yapan kullar ister. Bu kulların eğitilmesi mutlakiyetçi yönetim düzeninin bozulmasına yol açar.
Türkiye'de Cumhuriyet'e kadar, mutlakiyetçi bir yönetim vardı. Ancak, İslam öncesinde, Ortaasya Türkleri'nde temel özelliği mutlakiyet olan, ama daha değişik bir yönetim uygulanmaktaydı.
İslam Öncesi Türkler'de Eğitim
Ortaasya'da Türkler'in Milattan Önce Üçüncü Yüzyıl'daki Hun Devleti'nden, Onuncu Yüzyıl’daki Karahanlı Devleti'ne vanncaya dek, kurduğu devletlerin genel özelliği, merkez yönetimin, yerinden yönetim birimleri ile yönetsel erkini paylaşmış ohnasıydı.
Geniş bozkırlarda göçebe bir yaşam süren bir ulusun, merkezden yönetimi çok zordu. Merkez yönetim, savaş, savunma, birliği koruma, adalet düzenini işletme, ekonomik ka>maklar bulma gibi genel işleri yürüünekteydi. Devletin yönetsel birimleri olan oymak, boy ve iller yasama ve yargılama işlerinin dışında yürütme işlerinin büyük bir kesimini yapmaktaydı.
Türk devletleri, bir toplumlar birliği (federal bir yapı) oluşturmaktaydı.
Türk devletinin başında bir kağan ya da hükan vardı. Başlangıçta, hakana yardım eden ikinci bir hakan daha vardı. Ama iki başlılığın sakmcalan ortaya çıkınca, sonraları bundan vazgeçildi. Hakanın öteki yardımcısı, eşiydi (ece). Genellikle hakan, oymak, oba ve il beylerinin oluşturduğu Kurultay'ca. seçilirdi. Bu durum sonralan kaldınidı ve hakanlığın babadan oğula kalıtı asıl oldu.
Kurultay'm verdiği kararlara hakan uymak zorundaydı. Hakan'ın Kurultay'ca seçilmesi ve Kurultay'm kararlarına uyma zorunluluğu, devlet yönetimini, katı mut-lakiyetçilikten uzaklaştırmaktadm. Ama, hakanın kutsal (kut sahibi) sayılması, buyruklarına koşulsuz boyun eğme zorunluluğu ve hakana koşulsuz bağlılık devlet yönetimini mutlakiyetçiliğe yaklaştmnak-tadır.
İslam öncesi Türkler'de eğitim oymak ve oba yönetiminin sorumluluğundadır. Genel olarak eğitim, savaş, savunma, avcılık, spor, hayvancılık, et ve süt ürünleri üretimi, özellikle demircilik, dericilik gibi el sanatları, kimi tanm sanatları konularında yapılmdı. Okuma yazma ve bilimsel konularda eğitim yaygın değildi; bu konularda olanaklan olanlar ya da seçkinler eğitilirdi.
İslam Sonrası Türkler'de Eğitim
Türkler, İslam olduktan sonra kurduktan Selçuklu, Anadolu Selçuklu ve OsmanlI devletlerinde, merkezden yönelimi içeren mutlakiyetçiliği benimsediler. Ay-
rıca bu mutlakiyetçiliği, Bizans, Sasani Abbasi gibi Ortadoğu devletlerinin geliştirdiği bürokrasi ile desteklediler. Selçuklu, Anadolu Selçuklu ve Osmanlı devletini yöneten hükümdarlar. Şeriat (İslami) yönetiminin ilke ve kurallannı uygulamaya çalıştılar. Şeriat ve bürokrasi, mutlaki-yet yönetim biçiminin içeriğini oluşturdu.
Şeriata göre, mülkün (ülkenin) sahibi Tann'dm. Egemenlik, Tanrı'nındır. Tanrı ve peygamberlerin dışında başka bir yetke (otorite) yoktur. Yasa, Tanrı'nm buyruklarıdır; bu buyruklar şeriatı oluşturmaktadır. Şeriat, Kuran'daki kurallarla yöneüm demektir. Şeriat İslam toplumlun için tek yasadır; Şeriatın hiçbir hükmü üzerinde tartışılamaz, değiştirilemez; çünkü insan-laıın üstündedir, güçleri yetmez.
Kuran'da dört tür ayet vardır. Ayetlerin bir kesimi insanoğlunun (beniâdemin) geçmişini anlatır; bir kesimi müslümanm Tanrı'ya yakarmasına ve tapınmasına ilişkindir; çoğunluğu islami ahlak kurallannı gösterir; ve elli kadan da hukuksal hükümleri (muamelaü) içerir. Hukuksal hükümlerin çoğunluğu ceza hukukuna ilişkindir.
Kuran'daki yönetime ilişkin hukuk ku-rallannm, toplumda olacak değişmelere uygun olarak geliştirilebilmesi için, kimi yöntemler de uygulanmıştı. Şeriat'ın yanıt bulamadığı bir konu ya da soruna İslam toplumuna ve din bilginlerine (ulemaya) sorularak (icma-ı ümmet); öteki hukuk kurallarıyla karşılaşürarak ve bunlara benzetmeye çalışarak (kıyas-ı fukuha); ve Şe-riat'ın ilke ve kuralları dışına çıkılmaksı-zın (içtilıad) çözüm aıanmaktaydı.
Onbirinci Yüzyıl'da Gazali bu kapıhırı kapatmış, ondan sonra da hiç kimse bu kapıları açmaya cesaret edememiştii'. Yukarıda sözü edildiği gibi, Şeriat tartışılamaz, değiştirilemez ve geliştirilemez olmuştur.
OsmanlI Devleti, gelenek temeline göre kuruldu; ama benimsediği merkeziyetçi ve tek adamcı (monarşik) mutlakiyet yönetim biçiminin içeriğini Şeriat ve bürokrasi kurallarına göre oluşturmaya çalışarak İslam devleti olmaya çalıştı. Türk geleneklerine göre kurulan bii' devlette Şeriat'm uygulanması, hukukta boşluklar yarattı. Osmanlı Devleti, ortaya çıkan hukuksal boşlukları doldurmak için gelenek ve görenek hukukuna dayalı pek çok ferman, kanunname düzenledi (kavanin-i örfiye). Kanun-i Sultan Süleyman döneminde pek çok kanun düzenlendi. En son Tanzimat Dönemi'nde (1870'li yıllarda) Cevdet Paşa başkanlığında, Şeriafta bulunmayan hukuksal kurallan içeren Mecelle çıkarıldı.
Şeriat'a göre, Inikümdar (padişah), Pey-gamber'in dolayısıyla Tann'nm vekilidir (halifedir). Hükümdarın görevi, Tann buyruğuna uygun olarak insanları öbür dünyaya hazulayıcı bir ori^ırn hazırlamaktır. Bunun için Tann'nm vekili olarak, Tann'nm olan egemenlik hakkından kaynaklanan siyasal erkini kullanmalıdır. Hükümdar, yönettiği müslümanlarm, tapınma özgürlüğünü, can ve mal güvenliğini sağlamalı; insanlaraıası ilişkileri düzenlemeli; İslam'a (Şeriat'a) uygun yaşamalan-nı kollamaiıdır.
Şeriat'm istediği eğilim, İslam'a uygun yaşayış ve davr^ınış kurallannı müslüımuı-
lara öğreterek onları öbür dünyaya hazır, lamaktır. Yedinci ve Onüçüncü yüzyıllar arasında, islami eğitimin amacı İslam'a yakışan davranışlarla donanmış, hem ilimde (dinsel konularda), hem bilimde (doğaya ve topluma ilişkin konularda) bilgilendirilmiş insan yetiştirmekti. Onüçüncü Yüzyıl'dan sonra bu amacın yerine yaratıcılığını, benliğini körletici, bu dünyadan çekilmiş, kaderci insan yetiştirmeye yöne-lindi. Şeriat'm eğilim amacı ile mutlakıyetin eğitim amacı birleşerek Tann'ya ve Pa-dişah'a kul yetiştirme, eğitimin amacı oldu. Sübyan mekteplerinin amacı Kuran'ı okuma, ezberleme, medreselerin amacı ise, ilimlerle (din bilgileri ile) sınırlı kaldı. Medreselerin kapılan doğaya, insana, topluma ve tekniğe ilişkin bilimlere kapaül-dı.
OsmanlI'da Devlet Eğitim İlişkisi
Selçuklu ve Anadolu Selçuklu devletleri zamanında Türkler, bir yandan Ortaas-ya'dan getirdikleri geleneklere uygun olarak eğitimi sürdürürken, bir yandan da Bağdat'ta kurulan medreseye (1066) benzeyen medreseler kurmuşlardı. Ama bu medreseler devlet medı-eseleri değil, kişilerce kurulan vakıflann özel medreseleriydi. Devleti yönelenler, bu tür medreselerin kuruhnası için, kendileri de kişisel vakıfları yoluyla medrese kurarak, öncülük etmekteydi. Osmanlı Devleti'nde dc bu yöntem sürdürülmüş; kurduğu medrese ile Fatih Sultan Mehmet öncülük yapmıştı.
Osmanlı Devleti'nde, devlet okulu sayılabilecek ilk okul Enderun'du. Enderun, saraya gereken insangiicünü yetiştirme
amacıyla Fatih Sultan Mehmet taıafmclan kurulmuştu. Enderun'un ödemeleri saray hazinesince karşılanmaktaydı.
1773 yılında açılan askeri okul, Dcv-let'çe açılan bir okuldur. Bundan sonraki askeri okullar ve bu askeri okullara öğrenci hazırkunak amacıyla rüştiye ve idadiler, Dcvlet'in eğitilmiş insangücü gereksinmesini karşılamak amacıyla açılan okullardı.
İstanbul'da, Osmanlı sultanlarının kurduğu vakıllara bağlı okullann çoğalması, bunların denetlenmesinin bir merkezden yapılması gereğini ortaya çıkardı. Saıayda bulunan Vakıflar Bakanlığı'na, Sultan va-kıllarına bağlı okulkmn denetim görevi dc verildi. Böyle bir görevin oluşması, Dev-Ict’in okullaıla ilk ilişkisi sayılabilir. Bu ili.şki, 1839 yılından başlayan Tanzimat'la birlikte mekteplerin (medreseye karşı devletçe açılan okullann) merkezden yönetimine dönüştü. Artık Devlet, hiç değilse kendi açtığı okulları, merkezden yöneterek eğitime el atmış oldu. Devlet'in eğitimi görev olarak yüklenmesinde Fransız Devriıni'nin büyük etkisi oldu.
Devlet'in okulhma el atmasıyla birlikte, okulkuı merkezden yönetecek ve denetleyecek olan örgüt de gelişmeye bîişladı. 1839'da kurulan Rüştiye Okulları Bakanlığı, 1846'da Okullar Genel Bakanlığı'na ve 1857'de dc Eğitim Genel Bakanlığı'na dönüştü. Böylcce eğilim işleri Devlet'in görevi olmaya başladı ve denetimi altına girdi.
Tanzimat'tan sonra 1869'da benimsenen Eğitim Genel Tüzüğü ile Devlet eğtinı sistemi, Fransa'dan alınan ömeği gibi.
kapsamlı olarak kurulmuş oldu. 1869'da Eğitim Genel Tüzüğü ile getirilen, çağ ço-cuklaıının sübyan okuluna devam zorun-luğu, 1876 Anaycisası'na da girerek, Devlet'in eğitim görevine, çocukların eğitim hakkı da eklenmiş oldu. Böylece, yalnızca Devlet'e gereken bürokratları yetiştiren okullardan halkın eğitim gereksinmesini karşılayan okullar açmaya geçilmiş oldu.
OsmanlI Devleti'nin eğitimle olan ilişkisi, B hinci Meşrutiyet'in kısa ömrü için-\ de ve bunu izleyen katı mullakiyet döneminde, eğitim sistemi üzerinde giderek ai'tan sıkı bir denetimden başka, önemli bir değişiklik olmadan İkinci Me.şrutiyet'e dek sürdü.
İkinci Meşrutiyet ve Eğitim
Meşrutiyet yönetim biçimi, mutlakiyete bakarak, tek adam yönelimine az da olsa sınuhıma getiren bir yönelim biçimidir. Uiuscil egemenliği lam temsil etmese de meşrutiyette bir meclis vtudır. Hükümdar, meclisin başkamdir ve meclisin vereceği kararlcU', hükümdarın onayından geçmek zorundadır. Hükümdar isterse meclisi da-ğılabilh", toplanmasını engelleyebilir. 1876 Anayasası ile kuruhuı Birinci Meşrutiyet Meclisi, Sullan'm buyruğu ile dağılılmış, tkinci Meşrutiyet'e (1908) dek toplanamamıştı.
Meşrutiyet hükümetleri, meclisin de etkisiyle mullakiyet hükümetlerine bakmak, eğithne daha çok ağulık vennişlerdh. İkinci Meşrutiyet'ten sonra kuruhm hükümetler, 1918'e dek, İkinci Dünya Sava-şı'nın ağır yükü altında olmalarına km-şm, eğitim sistemine önemli izler bırakan ra
salar çıkartmışlar ve uygulamaya çalışmışlardır. İlköğretime, ortaöğretime ve yükseköğretime ilişkin çıkartılan yasalarla, yeni eğitim sistemini (mektepleri) eski eğitim sistemine üstün kılıcı çalışmalaı* yapmışlar ve eğitimle devletin ilişkilerini güçlendirmişler; bağlannı sağlamlaştırmışlardır. İkinci Meşrutiyet döneminde, öğretmen yetiştirme, eğitim programlarını düzenleme, eğitime kaynak sağlama gibi işler devlet yönetimine alınmıştır.
İkinci Meşrutiyet Dönemi’nde, eğitimi yönetenlerin yakınmalarına karşın, eğitim sistemindeki parçalanma ortadan kaldın-lıp, sistem bütünleştirilememişti. Eğitim sistemi, birbirine zıt olan, uyuşamayan görüşleri ve uygulamaları olan en az üç parçadan oluşmaktaydı.
Bir yandan en alt basamağından (sübyan mektebinden) en üst basamağına kadar bir medrese sistemi vardı ve bu sistem tümüyle dinsel eğitim yapmaktaydı. Bir yandan en alt basamağından (ilk tedrisat mektebinden) en üst basamağına kadar bir mektep sistemi vardı ve bu sistem din bilgilerinin yanı sıra doğa, insan ve fen bilgilerini de konu alan bir eğitim yapıyordu. Öte yandan yine en alt basamağından yükseköğretimine kadar bir yabancı okullar sistemi (kilise okulları) vardı ve bunlar da yabancı dillere dayalı, müstemlekelere özgü bir öğretim yapıyordu.
OsmanlI'daki bu üç parçaya ayrılmış eğitim sistemi, birbirinden çok ayrı amaçlarla, değişik davranışlı insan yetiştiiTneyi Cumhuriyet'e dek sürdürdü.
Cumhuriyet ve Eğitim
Yaşam süreci içinde kendine en uyguj^ yönetim biçimini bulmaya çalışan insanoğlu, büyük savaşlar ve çabalar sonucunda, mutlakiyetten meşrutiyete, meşrutiyetten de cumhuriyete geçebilmiştir. Şimdilik, insanoğlunun bulabildiği en iyi yönetim biçimi, içeriği özgürlükçü, çoğulcu demokrasi olan cumhuriyettir.
Cumhuriyet, bir ulusun doğrudan kendi kendini yönetme hakkını elinde tuttuğu ya da seçtiği temsilciler eliyle yönetilmeye razı olduğu bir yönetim biçimidir. Bir ulusun, artan nüfus karşısında kendini doğrudan yönetmesi olanaksızlaştığından, çağımızda cumhuriyeti benimseyen uluslar, kendini, temsilcileri (vekilleri) eliyle yönetmektedir.
Cumhuriyette, yasama ve yürütme erki ulusun seçtiği kişiler eliyle kullanılır. İçeriği özgürlükçü, çoğulcu demokrasi olan cumhuriyette, ulusun üyeleri, yasama ve yürütme erkini kullanacak kişileri özgürce seçebilmektedirler. Seçilenlerin yönetim sürecini uygulamalarma, ulusun üyeleri, sivil 'örgütlenme yoluyla kaülabilmekte-dirler. Ama içeriği yetkeci (otokrat) olan cumhuriyetlerde, ulus biraz da göstermelik olan bir seçimle temsilcilerini seçmekten ötede yasama ve yürütme erkine bir katkıda bulunamamaktadır. Böyle durumlarda cumhuriyet, ulusun belli bir sınıfın ya da belli bir seçkinler kümesinin elinde olabilmektedir. Bunlar belli dönemler sonucunda, tek siyasal partiyle ya da partilerden kendi görüşlerini destekleyen birine devletin tüm kaynaklanyla destek vererek seçime giderler; büyük olasılıkla yine siyasal erki ele geçirebilirler.
DEVLET VE EĞİTİM
117
Özgürlükçü, çoğulcu demokrasi içerikli cumhuriyetin kendine özgü kimi özellikleri vardır ve bu özellikler eğilimin niteliği ile doğrudan ilgilidir. Cumhuriyetin özellikleri şunlardır:
1.Tek kişi ya da bir takunın egemenliğinden ulusun egemenliğine geçiş.
2.Yönetsel erke kulluktan, yurttaşlığa, toplum üyeliğine geçiş.
3.Dinsel devletten, sosyal hukuk devletine geçiş.
4.Millet kavramından, ulus kavramına geçiş.
5.Milliyetçilikten, ulusçuluğa geçiş.
6.Eğitim sisteminde ilimden (dinsel bilgilerden), bilime (kuramsal, teknik ve sanatsal bilgilere) geçiş.
Yuk^ıda geçen kavramlar, bu kitabın değişik yerlerinde açıklandığından burada yalnızca adlan anılmıştır.replika samsung note 3 sundu.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder