replika saat ile islam bilgileri1 bugün replika saat sizin icin güzel yazılarını sizlere hazırladı ve sizin icin replika saat diyorki Bâyiin zâtı ve yolculuk masrafının ana paraya ilâvesine dâir bir örf ve âdet var ise bu ana paraya zammolunabilir (bak; Düre-rü’l-Hükkâm, c. 2, s. 935),Kaynaklarda da kâra ve semene esas olan, dahil edilen, yalnız semene dahil edilen veya bunlardan hiçbirisine dahil edilmeyenler sıralanınca bu üçlü taksim ortaya çıkmaktadır. (Mecelle md. 1057, 1058 ve Istılâhât-ı Fıkhiyye K, c. 6, s. 121 e bak).
Çoban, tabib, veteriner... ücretleri ile bir kimsenin kendi şahsına harcadığı paralar ana paraya ilâve edilmez denilmektedir (el-Bedâi c. 5, s. 223. İbn Abidîn c. 4, s. 171 -172).
Münekkidin temas eylediği simsar ücretine gelince;
«Lügatte simsar ile dellâl arasında bir fark yoktur. Kamusta ise bir fark gözetilmiştir... Simsâr ve dellâl ücreti hakkında Şâ-rih ez-Zeyleî der ki, eğer o ücretler şart koşulmuşsa semene ilâve edilir aksi halde yani şart koşulmamışsa Hanefî fakihlerinin ekserisine göre simsâr ücretinin semene zammedilemiyeceği görüşündedirler. Dellâl ücretinin ise, ana paraya zammedilemiyeceği hususunda ittifak etmişlerdir. Çünkü simsârm ücreti, Hanefî mezhebindeki zâhirü’r-rivâyeye göre ücrete ilâve edilir; dellâlın ücreti ise, ilâve edilmez (bak İbn Abidîn c. 4, s. 171).
Hülâsâ masraflar ve bunlardan hangilerinin ana paraya dahil edilebileceği, hangilerinin dahil edilemiyeceği v.s. gibi hususlarda tarafımızca yapılan iş; kaynaklardaki biraz dağınık ve serpiştirilmiş bilgileri bir araya toplamak olmuştur. Ama eğer bunda münekkidin tasavvur eylediği bir metod uygulanmamışsa bu da kişilerin kendisine ait bir usûl farklılığının ilettiği normal bir sonuçtur.Biz burada bir bakıma bililtizam görülmeyen bnzı hususları kaynaklardan aktaracak ve buna göre gerçeğin ne olduğunu ortaya koyacağız. Şöyle ki:
el-Bedâi’den: Bir kimse 100 TL. ye elbise satın alsa, üzerine 120 TL yazsa ve bunun üzerinden, herhangi bir açıklamada bulunmaksızın, satış yap.sa bu câizdir. Eğer yazılı rakkam ve yapılan kâr biliniyorsa ve hıyanet de yoksa bu iş doğrudur... Ebu Yu-suf’dan rivâyete gelince: Eğer müşteri tüccarın âdetini bilmezse ve mal üzerindeki yazılı rakkamın o mebiin semeni olduğunu zannederse o zaman bâyi’, o rakkamın ne olduğunu açıklamadan satamaz (el-Bedâi c. 5, s. 224).
Bâyi bir galat c.seri olarak kendisine mâl olduğu miktarı yanlış söylemiş olduğunu iddia etse bu ziyâdeye müstehik olmaz.
H. KARAMAN’IN KÂR HADDİ TENKİDİNE CEVAPLAR / 139
Ancak müşteri kendisini tasdik ederse bayi, akdi kabul veya fesih hususunda muhayyer olur. Müşteri bayii yalanlar, bayi de «Defterime baktım, semenin fazla olduğunu gördüm, yanlış söylemişim» gibi muhtemel bir yönü açıklarsa o zaman bâyiin delili dinlenir ama bununla iddia ettiği husus, ziyâde iddiası pek sabit olmaz. (Istılâhât-ı Fıkhıyye K. c. 6, s. 123). Fukahânın etiket üzerinden, tahmin ve takdirle bir fiyat tesbiti halinde bunun üzerinden, vâki murabahah satışı tereddütle karşılamışlardır. Ama bir semen, kıymet karşılığı alınan malın bu kıymeti yazılıp üzerine konulur ve bundan murabahah satılırsa buna cevaz vermişlerdir (Bak; el-Müdevvene c. 4, s. 227, 229. el-Muhallâ c. 9, s. 627. Nihâ-yetül’l-Muhtâc c. 4, s. 117, 118).
15— s. 76 ve 77 hakkındaki tenkide cevapdır :
Murabaha ve tevliyeli satışlarda ilk semenin misliyâttan olması şarttır. Kıyemiyâttan olursa o zaman murabaha ve tevliye sahih olmaz. Ama bir malın ilk semeni belirli olduktan sonra bunun murabahah satışında belirtilen kârın muayyen bir şey olması mümkündür. Söz gelimi bir kimse elindeki malı köle veya hayvanla satarsa sonra da semen olarak verdiği malı on liraya geri satın alırsa o zaman on lira üzerinden murabahah satabilir. Çünkü o mal kendisine birinci semen cinsinden bir şeyle (semenle) geri denmemiştir. Ancak kıymet itibariyle (kıymetlendirildikten sonra) bir tarh mümkündür. Semenin değişik oluşu halinde önceki semenin sonrakine bir tesiri yoktur. Onun için daha önce de dediğimiz gibi bir kimse bir tek alış verişle, bir tek semen ile birkaç mal alır da o mallardan birisini murabahah olarak hissesine düşen semene göre satmak istediğinde bu câiz değildir. Ama alınan malların her birisinin kıymeti ayrı ayrı belirli olduğu halde hepsinin semeni toptan ödendiğinde o zaman o mallardan her birisini teker teker murabahah satmak câizdir. Çünkü her bir malın kendi gerçek payı belirlidir (Bak İbn Âbidîn c. 4, s. 173. Istılâhât-ı Fıkhiyye K. c. 6,
Şu duruma göre, bir malın kıymetini takdirde uygulama yukarıdaki gibidir. Binâenaleyh bütün bunlara rağmen bir hususta bir mezhebde fetvâ bulunmadığında bir diğer mezhebdeki fikirlerden, görüşlerden faydalanılabilir. Bu durum hukuka aykırı bir usûl değildir (İbn Âbidîn, c. 4, s. 173. Istılâhât-ı Fıkhiyye Kamusu c. 0, s. 120, 121).
1679-80 deki bilgilerin tenkidine cevapdır :
Belirtilen sayfalardaki misâller muteber fıkıh kitaplanndaır
140 / VÂDE FAUKİ VE KÂR HADDİ
nııştır. Nasıl olur da bahisle ilgisi yokmuş gibi gösterilebilir? Evet îmam Mâlik’e göre murabahalı satışta kâr yüzde yüzü (% lOO) aşabilir (el-Müdevvene c. 4, s. 227). Ancak biz mensûbu bulunduğumuz mezhebde bir delil bulamadığımızda diğer mezheb ulemâsının görüşünü alırken münekkid bunu çok görürken (bak no 15) burada, Hanefîler ve başka mezheplerden rivâyet varken sırf İmam Mâlik’in görüşüyle hareketini nasıl yorumlayabilir?
Münekkid 16/b (s. 119) deki tenkidinde bizim faydalandığımız yerden aynen faydalanmıştır. Vardığı netice de bizimkiyle aynıdır, bir yeni teklif sunulmuyor. Ancak biz iki farklı görüşün sonunda meselenin bir izahını yapıyoruz ki, kendileri de bunu zaman zaman ihsas ettiriyordu. Fakat buradaki yorum tarzımıza tahammül gösterilmiyor.
Yüzde yüz üzerinden bir kâr ile bir kimse malı satar sonra o malı geri satın alır ve tekrar murabahalı satmak istediğinde önceki kârı semenden tarhı ve sonra murabahalı satması gerekir. Kâr % 100 ise o zaman o mal geri satın alındığında bir daha mu-rabahalı satılamaz. İmameyn bu hususta aksi görüştedir.» İbn Âbidîn eserinde îmameynin de görüşünü kayıttan sonra illetleri anlatmakta ve «hıyanetten kaçınmak düşünülünce Ebû Hanife’ nin görüşü daha sağlamdır.» denilmektedir. Binâenaleyh araştırmada o görüş sırf bizim tercihimiz değildir, el-Bahrur’-Râık ve Hâ-şiyetü Raddi’l-Muhtâr sahiplerinin tercihidir (bak İbn Âbidîn c. 4, s. 172, 173. Istılâhât-ı Fıkhiyye K. s. 6, s. 121).
Ahmed b. Hanbel murabahalı satışı mekruh sayar. Çünkü as-habdan bazıları bunu mekruh saymışlardır. Asıl illet ise akidde bulunan cehl-i yesîrdir. Bu bakımdan diğer Hanbelîler muraba-halı satışta semendeki cehâletten kaçınmak mümkün olduğundan akdi sahih saymışlardır (el-Muğnî c. 4, s. 199)
Bizim 117. sayfada vardığımız netice İmam-ı A’zam gibi bir büyük hukukçunun içtihadına müsteniddir. Eğer öyle bir ictihad yoktur deniliyorsa veya çürük sayılıyorsa biz de belirttiğimiz neticeyi değiştirebiliriz. Muamelâtta (ibâdette değil) bir hukukî meselenin hallinde zaman ve şarta, maslahata en muvafık görüş ne ise onu almak kâbildir. Bu bir telfik değil bir takliddir ve hukuken böyle bir davranış da câizdir (bak s. 2, 1/c).
Metin üzerindeki yeni değerlendirmeye göre, lüzumlu düzeltme yapılmıştır.
18— s. 81 ve 98 hakkındaki tenkidlere cevap :
s. 81 deki fahiş aldanma (gabn) tağrirsiz aldanmadır. Ve fe-
M. KArAMAN’IN kAr HADDİ TENKİDİNE CEVAPLAR / 14İ
sih hakkının doğması için akid ânında bir aldanma olacak ve bunu aldanan taraf objektif iyi niyyet kâideleri çerçevesinde bilmi-yecektir. Ama aşırı ölçüde aldandığını bile bile akde razı olursa fesih hakkı yoktur.
Nitekirn bugün T.B.K. da da md. 21’in hükmünde de buna rastlanılır. İslâm fıkhının kaynaklarına bir göz atılırsa:
«Bilmek gerekir ki, gabn-i fâhiş ile bir mebii red söz konusu değildir. Gabn-i fâhiş: kıymet takdir edenlerin takdirlerini aşan, onları tutmayan bir aldanmadır. Meselâ bir malı 100 TL. sına alırsa sonra bazıları bu mebîin 50 TL., bazısı 60 TL. bazısı da 70 TL. kıymet biçse işte burada 100 TL. verilmesinde fâhiş gabn (aldanma) mevcuttur. Çünkü hiçbirisinin kıymet takdiri 100 TL veya ona yakın birşey olmamıştır. Ama o kişilerden bazısı 80, bazısı 90, bazısı da 100 TL. sı kıymet biçse işte burada fâhiş bir aldanma yoktur, az bir aldanma vardır.
Zâhirü’r-Rivâyeye göre sırf fâhiş gabnle akid feshedilemez. Hanefî fakihlerinin bir kısmı bu şekilde fetvâ vermişlerdir. Hattâ bunlar gabn ister tağrirli ister tağrirsiz olsun, ama böyle mutlak bir görüş Gunye adlı eserde mezkûr değil. Gunye’de üç görüş vardır ki, onlardan anlaşılan husus: 1 — Buradaki gabn-i fâhiş tağrirli veya tağrirsiz şekilde bir kayıtla kayıtlanmamıştır. 2 — Tuhfe-tü’l-Fukahâda ise tağrirsiz gabn-i fâhiş redde sebeb değildir. Ama 3 — Tağrir varsa o zaman aldanan kişi red hakkına sahiptir. Murabaha meselesinden istidlâl vardır. Çünkü orada da semendeki farklı beyân feshi mucibdir. Hıyânet tağrîr gibidir. Üçüncü görüşten hareket eden bazı fakihler tağrir bulunmasa bile mücerred gabn-i fâhiş dolayısıyla herhangi bir bey‘i (alış-veriş akdini) aldanan kişi (mağbûn) feshedebilir. Nâsa rıfk için bu şekilde fetvâ vermişlerdir.» İbn Âbidîn c. 4, s. 176. Istılâhât-ı Fıkhiyye Kâmusu
«Fakat büyük çoğunluk bu fikre karşıdır. İlk iki görüşte tağrirsiz. aldanma feshe medâr olmadığı şeklindedir. Zâhirü’r-Rivâye-den anlaşılan budur... Bütün bunlardan sonra bize düşen bir tek söz vardır ki, o da Zâhirü’r-Rivâyede kayıth hususun aynen ka-bûlüdür. Çünkü müftâbih odur. Zamanımızda mutlak aldanma ile ıkdin feshedileceğini belirtenler fâhiş hata etmişlerdir.» (İbn Âbi-lîn c.
Şimdi bu nakilden (aynen tercemeden) sonra acaba bu fikir-îri savunan ve nakleden büyük zevât, bugün ticâri ahlâkın zayıf-ıdığı şu zamanda olsalardı acaba yukarıdaki üç görüşten hangiyle karar vermeyi tercih ve terviç ederlerdi?
Nitekim «Bir ahş-veriş yaptığında aldatmaca yoktur, de» Haşinden bazı Maliki fukahâsı tağrirsiz hıyâr-ı gabnin akdi feshe
142 / VÂDE FARKI VE KÂR HADDİ
medâr olacağını anlamışlardır ve bu babda üçtebirden fazla olan gabnin akde müessir olduğunu belirtmişlerdir. Mâlik’den bir rivâ-yette de müşteri satış ânında malın gerçek kıymetine vâkıf değilse fahiş gabnden ötürü akdin feshedilebileceği belirtilmiştir. Cum-hur-u fukahâ ise bu muhayyerliği muayyen bir vakıa ve hususî bir maddeden ibaret sayarlar ve hıyâr-ı gabni kabul etmezler... (bak Tecrîd, c. 6, s. 425). Şu duruma göre, hıyâr-ı gabne taraftar pek az fakih vardır. Bununla beraber epeyce fazla bir fakih gurubu belirli olaylarda objektif olarak sırf gabnin akdi feshe medâr olabileceğini belirtmişlerdir (Rukbânı karşılama, beyu’n-Neceş, del-lâllık gibi).
Gabn-i fâhiş için 81. sayfada verilen rakamlar Mecelle md. 165’e tamamen uygun şekilde sevkedilmiştir. Münekkid, Mecelle’-nin mezkûr maddesiyle İbn Âbidîn tarafından verilen miktarlar arasında bir irtibat kurmamıştır, s. 81'deki misâller tamamen fahiş gabne misâldir, az bir dikkat ve Mecelle md. 165 ile karşılaştırma meselenin sıhhatini ortaya koyar.
19— s. 83, 84 hakkındaki tenkidlere cevapdır :
Sayın münekkid «bir satışta iki satışın yasaklığı» konusundaki izâhâtımıza iki noktadan itiraz etmek ve sonra da kendilerinin «Alış-Verişte Vâde Farkı» makalesine okuyucuyu havale etmektedir. Biz adı geçen makaleye yaptığımız tenkidde (ç) ve (d) ben-lerinde peşin ve vâdeli satışta vâde farkının doğru olmadığına cevap vermiş ve kaynaklarımızı göstermişizdir. Burada bir daha tekrara lüzûm yoktur. Ayrıca netice olarak el-Fetâvâ’l-Hindiyye’de «Bir kimse peşin şu fiyatla, vâdeli şu fiyatla, bir ay vâde ile şu fiyatla» demek suretiyle bir mal satarsa, satış câiz değildir.» (a.
d.g. e. c. 3, s. 136) cümlelerini kaydetmişizdir. Kaynaklarda peşin ve vâdeli fiyatların aynı akid meclisinde böyle farklı söylenmesinin hükmünü açıklayıcı ibarelerin olmadığını saym münekkid söyleyebilirse biz de kendisiyle beraberiz. Aksi halde görüşüne katılmıyor, fikrimize bağlı kalıyoruz ve bu bağlı kalınan fikirler Şev-kânî’nin değil Hanefî ve sair mezheb ulemâsınındır.
Münekkidin (C. V, s. 162) şeklinde gösterdiği kaynak Neylü’l-Evtâr’dır. 1 — Kaynakta sayfa yanlış gösterilmiştir, doğrusu; C. V, s 172’dir. 2 — İmam Şevkânî (ö. 1250) mezhebde Zeydiyye mezhebine mensubdur. Her ne kadar taassub ve taklidden uzaklaşmış bir müctehid olarak tanıtılırsa da münekkidimizin de sıkça müracaat ettiği Neylü’l-Evtâr isimli eserde genellikle Zeydiyye mezhebine yakın görüşleri iltizam etmiş, diğerlerini gûya zayıf veya delilsiz gibi göstermek istemiştir. Bu tutumu da yeni araştırıcılarımızı maalesef yanıltmaktadır. Zayıf gibi gösterilen fikirler
k. KARAMAN’IN KÂR HADDİ TENKİDİNE CEVAPLAR / 143
heblerin kaynak kitaplarında veya başka kaynak kitaplarında daha açık ve bî-taraf bir şekilde İncelenmektedir. Onun için dört mezhebin fikrini Neylü’l-Evtâr yerine kendi kitaplarından mütalaada fayda vardır. «Alış-verişte vâde farkı» makalesine dair tenkidimizin bu bölümünde o kaynaklara başvurulmuştur. Burada tekrarlanılmıyacaktır.
Nihâyetü’l-Muhtac c. 3, s. 450’de bu hususun yasaklığı açık-lanmakta, cehalet sebebiyle bir satışta iki satış men edilmektedir (ayrıca bak; el-Müdevvene cüz 9, s. 151. el-Muhallâ c. 9, s. 698. el-Mebsût cüz 13, s. 7-8. el-Fetâvâ’l-Hindiyye c. 3, s. 136).
Münekkidin gösterdiği kaynaktan faydalanmamız hiç de bir zuhul eseri değildir. İmam Şafiî’nin, Simâk’dan nakledilen eseri alışı ve tefsire tabi tutuşu ve Şafiî mezhebi kaynaklarında bir satışta iki satışın yasaklığı gerek imamları ve gerekse diğer fakih-lerce de benimsenmiştir. Fakat münekkidin tercih eylediği görüşü Utizam etmeyişimiz asıl tenkide sebebdir. İzahımızda bir yanlış anlama yoktur.
replika saat sizin icin sundu.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder