Sayfalar

gizli kamera

replika telefon

maca bitksi

replika saatler ile islam bilgisi34

 replika saatler


replika saatler ile islam bilgisi34 replika saat sizin icin en güzel yazılarımızı sizlere sunuyoruz ve bende sizin gibi en güzel yazılarımı replika saatler ile birlikte yazdık replika saatler diyorki
Münekkid, burada bir za’f-ı te’lif olduğundan söz etmektedir. Metne bakıldığında maksadın bundan daha sarih ifadesi nasıl olabilir?Bu ve sonraki paragraftaki konunun (meselelerin) bir satıştaiki satış meselesi ve murabahalı satış başlıklarıyla ilgisine gelince;Kira akdinde de kiralanan mala mukabil kiraya verene, kiracı bir ücret vermektedir. Genellikle bu ücret mislî bir mal özellikle para olmaktadır. Yine kira hukukunda bir diğer müessese de kiracının kiracısı meselesidir. Bu durumda müstecir, kiraladığı malı kaça kiraya verebilir? Bir kira ücreti sınırı var mıdır? İşte bu soruya cevap, bir kimsenin elindeki mebîi murabahalı, tev-liyeli veya vazîalı satışına kıyaslanarak halledilmiştir. Ve işbu iki paragraftan sonra da başlık adı değişmektedir. Bunu münekkid anlıyamamışsa veya taraftar gözükmüyorsa, bunu za’f-ı te’lifle açıklamamalı, isteğini açıkça söylemelidir.
«Fnes b. Mâlik'den: Rasûlüllah (s.a.v.) zamanında eşyanın fiyatları arttı. Ashap, ondan narh koymasını istediler. O da «Eşyaya, erzaka narh vaz etmeyiniz. Çünkü narh vazeden, dürüp yayan, ucuzluğu, pahalılığı vücûde getiren, mahlûkunu merzûk buyuran ancak Allah Teâlâ’dır. Can ve mal hususunda zulme uğradığına, (ki, narh koymak insanların malında izinsiz bir tasar-
İ44 / VÂDE FARKI VE KAR HADDİruftur ve imamın yetkisi yoktur, ancak insanlara şefkatli hareketli, nasihati emredebilir) hiçbiriniz benim haksızlık yapmamı istemez. İşte Allah’a öylece mülâki olmayı isterim.n Ebî Said’den: Rasûlüllah (S.A.V.) zamanında eşya fiyatları yükseldi.. Ashab dedi ki; (Kıymet hiçseniz ne olur Ey Allah’ın Ra-sulü! O da ((Sizden hiçbir ferdin kendisine yaptığım bir zulümden ötürü şikâyetçi olmaksızın kendisine zulümde bulunmamı istemeden sizi bırakmayı dilerim.)) (Ebu Davud, büyü’ 49)
((Ebu Hureyre’den: Bir adam geldi. Ey Allah’ın Rasûlü narh koy, dedi. O da, belki dua ederim. Sonra bir adam geldi ve dedi ki. Ey Allah’ın Rasûlü narh koy. Rasûlüllah da ((Belki fiyatları , düşüren ve yükselten Allah’dır. Hiç bir kimsenin nezdimde bir haksızlığa uğramadan (haksızlığa maruz kalmış bir tek fert bulunmadan) Allah’a mülâki olmayı dilerim.)) (Ebu Davud, büyü’ 49).
İşte Hadislerin mânâlan böyledir. Üstelik kendilerinin iktibasta bulundukları Istılâhât-ı Fıkhiyye Karnusu, 2. baskı, c. 6, s. 125’de müellif merhum Ö. N. Bilmen ilk hadis mealinde ( = ) işaretiyle bir izah vermek zorunda kalmıştır. Bu izahla bizim mânâ-landırışımız arasında ne fark vardır?
Ayrıca Sünen-i İbn Mâce, ticârât bab 27’de 2200, 2201 no’lu narh Hadîsleri hakkmdaki dip notlardan da faydalanılarak araştırmada Hadîsin mânâsı ona göre verilmiştir. Ayrıca el-Muğni’ deki izahdan da faydalanılmıştır. Binâenaleyh münekkidin verdiği mânâ ile bizimki arasında, esas hükme halel vermiyen, bir nüans olabilir.
'22 — s. 86 - 87 hakkmdaki tenkidlere cevap :
Tenkidde belirtüen hususlar metin üzerine işlenmiştir.
23— s. 88 - 89’daki hususları tenkide cevaptır :
(a)belirtilen hususlar makalede düzeltilmiştir.
(b)deki hususlara gelince;
Burada İbn Âbidîn fukahâdan bazısının görüşünü kasdetmiş-tir ki, ona göre menfaat temin eden karz akdi artık karz akdi olmaktan çıkıyor, bir nevi bey’ akdi sayılıyor. Zira ödünç alan (isteyen) kişi az paraya karşılık (aslında fazla baha edecek olan) malını da ödünce verene satıyor. Ayrıca yapılan İşlemin adı zâ-hiren karz olsa da hakikatte ortada bir de mal teâtisi söz konusu ise ve bu teâtî anında mal sahiplerinin zararları mevcutsa bunlar hakkında tedbir almak, narh koymak gerekecek ve bu nokta umumî hükümlere göre çözülecektir. Bizce karz mevzuundaki bu
H. KARAMAN’IN KÂR HADDİ TENKİDİNE CEVARLAR / 145
mütalealar, müşterek illetler ve şartlar bulundukça umumî olarak eşyaya narh koyma hususunda delil olabilir. Bir kıyas kaynağı olmakta beis yoktur.
(c)de belirtilen hususlar makale üzerinde işlenmiştir, gerekli düzeltmeler yapılmıştır.
24— s. 90 hakkındaki tenkidlere cevaptır :
Narh mevzuu: İbn Âbidîn kendi görüşüyle fukahânm görüşlerini «Menfaat sağlayan karz akidleri» bahsinde (c. 4, s. 194) kaydetmiştir. ez-Zeyleî’de ihtikâr bahsinde (c. 4, s. 68), el-FetâvâT-Hindiyye’de «ihtikâr» bahsinde (c. 3, s. 214), Şebramlusî ale’n-Nihâye’de ,(c. 3, s. 466) «Akdin fesâdmı gerektirmeyen yasaklar faslında» ve nihâyet el-Mugnî’de ise (c. 4, s. 237-241) «Hâdırın bâdiye satışı» ile «Devlet Reisüıin mal sahiplerine narh koymaması» bahislerinde ele almmıştır.
Biz de araştırmalarımızda bütün bu kaynaklardan ve başka-larmdan faydalanarak narh mevzuunda bir neticeye vardık. Şimdi narh konusunda fukahânm fikirleri ancak yer aldığı bahis için mi geçerli denilecektir? Yoksa o fikirler genel hükümler meyanm-da mı değerlendirilecektir? Allah’ın rahmeti üzerlerine olsun, fu-kahâmız bir husustaki hükümleri, fikirlerini, açıklarken dâimâ en yakın ve en çok ilgili bahsi seçmişler, tekrardan kaçınmışlardır. Özellikle Hanefî fıkhı kitaplarında narh mevzuu ihtikâr bahsinde ele alınmıştır. Şimdi narh yalnız ihtikârla mı ilgilidir? denilecek? Yoksa daha yaygın şekilde mi uygulanacaktır? (Ayrıca bak Istılâhât-ı Fıkhiyye K. c. C, s. 125-126).
25_ s. 90 - 93 hakkındaki tenkidlerin cevabıdır :
Kabzdan önceki satış: Gereksiz fiat artışlarma, cârî fiatın artmasına sebeb olduğundan bunun önüne geçmek zarureti zaman zaman doğmaktadır. Son zamanlardaki otomobil, televizyon, ilâç ve bazı gıda maddelerinin evrâk üzerinde satışlan, el değişti-rişleri sonucu sun’î fiyat artışları doğmuştur ve yetkililer bunlar hakkında narh koyma lüzûmunu duymuşlardır.
Gâye ister dorğudan doğruya isterse dolaylı şekilde narhla ve kârla ilgili hukukî tasarrufları göstermektedir. Burada da öyle yapılmıştır.
Şehirlinin köylü namına satışı ve bundan doğacak ihtilâfla-rm çoğu narhla, aldatma ile yakından ilgilidir. Mütalea buyurulunca mesele daha iyi anlaşılır. Binâenaleyh narh bahsinde sözü geçen iki müteferrik bahse yer verişimiz şahsî kanaatimizdir. Buna da âmil yine fıkıh kitaplarımızda o iki konu ile narhm çok ya
kın bahislerde, fasılalarla ve bazan da peşi peşine incelenişleri-dir.
s. 92. paragraf 4 yeterince açıktır sanırım. Bir daha ve bir kaç cümle ilâvesiyle yeniden kaydedelim.
«Islâm hukukçularmın narh mevzuunda müsbet ve menfî görüşleri yukarıda (önceki paragraflarda) açıklanmıştır. Tâcirier arasında ticârî ahlâkın, kanaatin zayıfladığı zamanlarda hemen hemen büyük bir ekseriyeti, bir zaruret ve âmme menfaati sebebiyle, vâliyyü’l-emrin narh koyabileceğini açıklamışlardır. Mevcut ve câri fiyat ve narhı şehirli tâcir, köylü müşterisine haber* vermek şartıyla gıyapta câizdir. Ebû Hanife, Evzâî ve Şâfiî ile bazı Hane-filer bu görüştedirler. İmam Mâlik ise böyle bir satışı esastan kerih görür; velev ki câri fiyat veya narhı gâibteki köylü müşterisine haber
s. 96.’daki hususların tenkidine cevaptır :
Yolda mal sahiplerini karşılama.. Daha önce de açıkladığımız gibi bizce asıl konu ile yakından ilgili bir bahistir. Zira fiatlarm serbestçe (arz ve talep kanunlarına göre) tekevvününü istihdâf eden Islâm hukuku, fiatlarm tekevvününe müdahale mahiyetindeki davranışları mal sahiplerinin zararına yol açıcı hareketleri ya yasaklamış veya sıkı kâidelere bağlamıştır. İşte «telâkki’r-rük-bân» (pazar yerine mallarmı götüren köylüleri, mallarını satm alma kasdıyla yolda karşılama da) genellikle yasaklanmıştır (ayrıca bak Istılâhât-ı Fıkhiyye K. c. 6, s. 124).
İbn Âbidîn c. 4, s. 110-159’a kadar «el-Bey‘u’l-fâsid» babı yer almakta ve içerisinde akdin sıhhatine engel teşkil eden yan başlıklara yer verilmiştir. İşte bunlardan birisi de «el-Bey’u’l-mekrûh» dur. Bu matlaba İbn Âbidîn şöyle başlar ve izah eder:Akdin sıhhatine rağmen şu nevi satışlar tahrimen mekruh-dur; Cumanm ilk ezanı vakti satış, el-bey’u’n-neceş... telakki’r-ruk-bândır. Yani menfaat temini için mal sahibini yolda karşılama da tahrimen mekruhtur. Karşılama o belde halkma zarar verirse veya gerçek fiatı (si’ri) gizler ve malı getirenlerden yolda daha ucuza alırlarsa işte halka zarar ve mal sahibini tağrir olduğundan bu davranış, alış-veriş mekruhtur.
Müellifin burada keraheti, günahlık ve şer’î yasaklıktaki hükümde fâsidle iştirâki olmasına rağmen ondan sonraya tehiri şu sebebdendir: Mekruh satışlardaki yasaklık akdin esasmdan veya şartlarından doğan bir şey değil, davranışın kerâhetindendir ve kerahet akdin feshini gerektirmez, kabzdan önce bile mebii temellük eder. Semen olarak ne kararlaştırılırsa onun tediyesi gerekir, yoksa kıymet değil. Dürer’de durum budur. Fakat Nehr kitabın
da (en-Nehru’l-Fâik), en-Nihâye’den şu iktibas vardır: Her iki nevi, fâsid ve mekrûh akidde akdin feshi gerekir. Maksad; bâyi ve müşteriyi mahzurlardan himayedir, şârihin bizzat kendisi de bu husustaki görünüşü açıklıyacağmı bildiriyor (c. 4, s. 146). Nitekim c. 4, s. 162’de ikâle bahsi içerisinde;
«... Mekruh ve fâsid akidde de akdin ikâlesi (satış akdine son vermek ve izâle) gerekir. Tarafları zarardan korumak için bâyi ve müşterinin akdi fesihleri vacibtir. Fethü’l-Kadîr’de de anlatılan mekruh akidlerin feshinin vücûbuna işâret edilmiştir. İmkân nis-betinde kötülüğü kaldırmak için feshi talep tarafların hakkıdır... Böylece Şârih İbn Âbidîn’in kendisi de bu görüşte olduğunu açıklamıştır. O zaman bazı istisnaları dışında rükbânm karşılanması ve onlarla yapılan akid tahrimen mekruh bahsinde yer alsa da hakkında uygulanacak hüküm fâsid akidler, hükümler olmaktadır. (İbn Âbidîn c. 4, s. 146 ile 162’yi karşılaştır).
Telakki’r-rükbân Hadîsinin açıklaması yönünden şunlar kaydedilir:
Bir Hadiste; aNâsı alış- verişlerinde kendi hallerinde hır akınız! Cenâb-ı Hak insanları birbirinden merzük ve müstefid eder. Ne zaman ki, bir kişi öbürüsünden öğüd almak isterse esirgemesin, ona nasihat etsim^ (Müslim, büyü’ 2. Ebû Davud, büyü’ 45. Tirmizî, büyu’13 v.s. eserleri) buyurulmuştur.
Bir başka Hadîste: Bir A’râbî sütünü satmak için Talha b. Ubeydullah (R.A.)’a müracaat etmiş. Talha hazretleri nNebı (S.A.V.) şehirlinin bedevi namına satmasını yasaklamıştır. Fakat sen şimdi çarşıya git, bak malını kim almak isterse ve ne fiyat verirse gel; benimle müşavere et; ben sana satmanı emrederim yahut satma derim.n (Buhârî, büyü’ 58. Müslim, büyü’ 11 v.s.) buyurulmuştur. Bunlar ve benzeri Hadîslerde tarafların birbirine na-sihatta bulunması, iyi niyyetle hareketleri emredilmiştir (Tecrîd, c. 6, s. 473 v.d.).
Buharî telakki’r-rükbân Hadîslerini kayıttan sonra «Erzâk ve eşyâ-yı ticâriyye taşıyanları karşılayan kimsenin akdi merdûd-dur, bâtıldır. Çünkü bu hilekâr kişi karşılamanın yasak olduğunu biliyorsa Peygamber’in yasağına karşı isyân etmiş demektir, gü-nâhdır. Rükbânı karşılamak hiç şüphesiz alış-verişte hilekârlıktır. Hud’a ise haramdır, câiz değildir (Buhârî, büyu’72).
İbn Hacer de Fethü’l-Bârî eserinde «Bu yolda bir satışı Bu-hârî’nin merduddur, bâtıldır demesi nehyin fesâdı gerektirdiği zannına mebnîdir. Fakat muhakkikine (sonraki asırlarda yaşamış bazı Hanefîlere) göre bey’in fesâdı ve butlanı, yalnızca ya-saklığın akdin esasına teveccühü halindedir. Yoksa akdin esası
148 / VÂDE FARKI VE KÂR HADDİ
hâricinde bir emre teveccühü akdin rükünlerinden hiçbir şeyi ih-lâl etmez. Binâenaleyh bey’I de sahih olur.» der
İmam Ebû Hanifc He talebeleri, ticaret mallarını karfilama-nm memleket piyasasına, dolayısıyla halka muzır olup olmadıkına bakmışlardır. Halefi faklhlerln İleri gelenleri eğer memleket piyasasına halkına İşbu karşılama keyfiyeti zarar vermezse bir beis yoktur, zarar verirse telakki mekrûhdur demlilerdir... Ebû Hanife hazretleri rukbânı karşılamayı kesin olarak tecviz elmiş değildir...» (Tecrld, c. 6, s. 470*479 dan özet olarak) Binâenaleyh şu delillere, fikirlere Isllnad eyleyen tbn Âbidin telakkiyi mekruh sayıyor ise de hakkında fâsld akki hükmünü uyguluyor (yukarıdaki yere bak).
Bu kadar izahdan sonra artık takdir ve değerlendirme kişilere allUr.
26— 99- 100 hakkındaki tcnkidlcrc cevaptır ’
Oabn ve hile hakkında makalemizde ve işbu tenkide cevabın önceki sayfalarında başka kaynaklar gösterilmiştir, geniş bilgi ve-rllmlşUr.
(a)elimizdeki el Muhaliâ baskısı 1389/1969 larlhJJ olup buradan faydalandığımız mesele c. 9. s. 452-456. mesele no: 1464'dür. Ve özet olarak faydalanılmtşlır. Eserin bu yerinde Zâhlri laklhle-rlnln görüşüyle beraber diğer mezheb faklhlerlnin gönişû de yer almaktadır.
(b)makale s. lOO'de verilen hilenin tarifi selefe aittir, bu tariflerini:
1— *lşl bizim İşimiz gibi ceryan etmeyen kişinin bu ameli merduddur.»,
2— Tağrir ve bcyu’n-Neceşl yasakhyan Radisierle taUl ederler. Sahabeden ve Ublûndan bir kısun âUmier luymetleld gabn-den ötürü bey’in reddine UraflardırUir.
Hz ömre’ln oğlu Abdullah. Abbaa, Abdullah b Ca'fer. Oerir ve başkaian hileli bir iauşu methin gerçek kıymetindeki nokaan-tıklan ötürü bey'in reddine taraltardırlar Taraftar karşıiıkh ruos Ue nc^ısam da tamamUyabiUrler (Bu ve diğer ı^krOşler İçtn bak el-MuhaUâ c. 9. a 455, 456).
Biz ytn# 100 tayfadaki hHell yoUa kaşanem dtnen ve hukuken haramiiğı tKAtaıunda diğer fakihitnn de fikrini kaydedeBm m. cumkierunts meencdiia tamlmaaın
imam Uâıık • Ibtkiâl sevtyedekt koylülertn malUmnt da
H. KARAMAN IN KÂR HADDİ TENKİDİNE CEVAPLAR / 140
daha yüksek piyasada fazla bahaya satmak için, bu vaadle satm almak haramdır.» der.
Kâmus Tercemesinde «neceş» maddesi açıklanırken hileli yollarla bir metâın yüksek fiyatla satışını sağlamak, satışını terviç etmek gâyesiyle girişilen bir iştir., alım satıma bu menfur şekillerden hangi surette olursa olsun müdahalenin haram olduğımu Muharî şârihleri bildirmişlerdir (Tecrid c. 6, s. 457 dip not 1).
Simsarların da saf, iyi niyyetli mal sahiplerine malını satmak için «acele etme, onu bana bırak! Sana ben bundan daha yüksek bir fiyatla tedricî surette satarım.» demelerinin haram bir muâmele olduğu bildiriliyor (Tecrid c. 6, s. 456).
Neceş ile satış hakkında Ebû Hanife İle İmam Şâfiî «Hadîsteki yasakhğın akidden hariç ahlâkî bir hususa taalluk ettiğinden bey sahihdir. İhtilâf vukuunda bâyiin hıyâr iddiasına itibar edilmez. Yalnız tagrîr ile gabn-i fâhiş var İse bâyi muhayyerdir.» demişlerdir. İmam Mâlik «Neceş bulunduğunda gabn-i fâhiş ister olsun ister olmasın hıyâr hakkını kabul etmiştir. Ahmed b. Han-bel ise «böyle bir şirâ aslen sahih değildir.» der (Tecrîd c. 6, s. 458, 459. Fazla bilgi için ayrıca bak Istılâhât-ı Fıkhİ5^e Kamusu c. 6, s. 79-82).
Böylece gabn ve kâr hususunda, fiyat teşekkülünde müessir hususlarda muhtelif hukukçuların fikirleri aktarılmış olmaktadır.
27— s. 101 hakkındaki tenkide cevapdır :
s. 101'deki isim evet Hz. Ali değil el-Muhallâ sahibi Ebu Mu-hammed Ali b. Sa’d b. Hazm’dır.
el-Muhallâ c. 9, s. 457-458’deki mesele no: 1465’den bir kısmın tercemesi, münekkidin aynı yeri tercemesiyle tamamen aynıdır. Ancak kelime değişikliği olabilir. Yalnız metnin son cümlesi bizce «İşte böylece eski ve yeni (önceki ve sonraki) kıymet diye İki kıymet ortaya çıkardı.» şeklinde münekkid tarafından ise;
•Bu İki kıymetin her birine, kendi durumuna riâyet edilirdi.» şeklinde farklı terccme edilmiştir ki. bu terceme metne daha yakındır.
Ama bunun dışında tercememizde. elimizdeki baskı esas alındığında, bir harfin dahi mânâsı ihmâl edilmemiş. Iddiâ olunduğu gibi İlâve ve çıkarmalarda bulunulmamıştır. Binâenaleyh herkes gibi biz de tercememlzln doğruluğuna kâniyiz.
Diğer mezhebleHn kaynaklarına ve Hadis klUplanna bir bütün olarak bu bahiste s. 98-104'de yer verilmiş, dip notlar göa-lerllmlşilr
8103, paragraf 2 de *Şu duruma göre gabn ve tağrir İslâm
150 / VÂDE FARKI VE KÂR HADDt
hukukunda yasaklanmıştır.» veya s. 104’de «tağrir ve gabn hiç de iyi karşılanmamış» cümlelerini yazarken, bu neticelere varırken kaynaklardaki bilgilere ve bunların bir özeti sayılan ve s. 98 -103’e kadar verilen bilgilere dayanılmıştır. Bunlara ilâveten işbu tenkidlere cevapta da bazı yerlerde yeni kaynaklar da gösterilmiştir (bak 18 ve 26 no’lu cevaplar). Binâenaleyh bu kadar bilgi ve kayn^lardan sonra nasıl olur da müphem ifâdeler kullanılmıştır, denilebilir?
Tenkid 27’nin cevabı tenkid 18’deki gibidir. O cevabı burada tekrara lüzûm görülmemiştir. Şurası unutulmasın ki, «gabn ve tağrir» ifadesi bir bütün olarak değerlendirilir. Buradaki «ve» «veya» anlamına değildir. Mecelledeki hüküm tağrirli gabnin feshi mûcib olduğu şeklindedir. Ama takvâ ise bazı hallerde tağrir-siz gabn-i fâhişin akdi mekrûh hale getireceğini belirten İmam Muhammed gibi fakihlerin bulunduğu da mervîdir (bak Istılâ-Jıât-ı Fıkhiyye K. c. 6, s. 79).
NETİCE
Çeşitli meşgale ve tedris hizmetlerinin ifası yanında hazırlayabildiğimiz makale ve üzerinde yapılan tenkidlere cevap konusunda, Erzurum şartlarında yaptığımız çalışma, imkânımız nisbe-tinde bu kadardır. Bu cevaplar ve düzeltmelerle beraber tashih ve tahdir ile neşri hususunda karar İslâmî İlimler Araştırma Vakfı Mütevelli Heyeti muhterem üyelerine aittir. Bir şey hakkında herr müddeî hem de hâkim olmayı hukuk prensiplerine mugayir gö rürüm.replika saatler sizin icin sundu.

replika saat

replika saatler

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder