lâzım gelmez. Hazret-i Alî ile harb eden Eshâb-ı kiram ve hadîsler ile rtıedh olunmuşdur. Eshâb-ı kiramın herbid hattâ mü'minlerm hepsi için şefâ'at ve kurtuluş ümmîdi var^ Eğer bir kimse, hazret-i Alîye düşman olup, ona la’net ed{ söğerse, bu kimse kâfir olur. Fekat, onlardan hiçbirinin boy yapdığı bıldirılmemişdır. Hazret-i Alîye kâfir diyen, o, Cenne girmiyecek diyen veyâ ilm, adâlet, vera' ve takvâsında kus olduğu için halîfe olamaz diyen kâfir olur. Hâricîler, ya’ Yezîdîler, böyle inanıyor iseler de, şübheli delilleri te vîl etdi leri için bövle söyliyorlar. Nefsine uyarak, mal, mevki kaza mak için yâhud yanlış ictihâd ederek, onunla harb eden kâ olmaz.Birinci kısmdakiler, fâsık, ikinci şeklde yanılan ise bid ehli olur. Hadîs-i şerîfde (Mü'mine la'net etmek, onu öldürm gibidir)
buyuruldu. La’net etmek, Allahın rahmetinden uz olmasını istemek demekdir. Günâh ve bid’at yüzünden ol sevmemek, onun ölümünden sonra da devâm eder. Hadi şerîfde (Ölüleri sövmeyiniz) buyuruldu. Görülüyor ki, Cemel ve Sıffin muhârebelerinde, h Yehûdî parmağı vardır. Sıyonizmin idâre etdiği mel’anetlerc Kardeşi kardeşe düşman etmek, iç savaş açarak islâmiyy içerden yıkmak için düzülen alçak plânlardır. Bindörtyüzseı den beri, bu plânlan yürütüyorlar. Hazret-i Osmânı şehîd ec çapulcu sürüsünü hazırlıyan ve idâre eden yehûdîler, sull ikinci Abdülhâmîd hânı hal’ eden orduyu da hâzırlayıp yür düler. O zeman, Şî’î denildi. Şimdi başka ism veriliyor.
Müslimânlar, dahâ hâlâ uyanmıyor. Bu hakikatleri gö miyor. Hazret-i Osmânı şehîd eden, Eshâb-ı kirâmı birbir kırdıran, ittihâdcı denilen masonları Müslimânlarm başı belâ edip, binlerce din adamını dar ağaçlarına ve zındanlt sürükliyen İslâm düşmanlarının kitâbları kapışılmakda, k( İcre kadar dağıtılmakdadır. Masonların, komünistlerin dUu lediği dinde reformcular, Şî’îler, harıl harıl çalışıyt Müslimânlar ise, gaflet içinde şu’ûrsuz uyuyorlar. İslâmiyy içerden yıkmak için sinsice yazılmış olan kitâbları tereci ediyor, reklâmlarını yapıyorlar.
Müslimânlann okuduğu bir günlük gazetede, bir din kıtâbının reklâmını gördük. Gazetenin bu kitabı övmesi, günlerden beri devam ediyormuş. Bir müslimân, bu kitâbdan bir aded getirdi. Birçok yerinde. Ehl-i sünneti övüyor. Birkaç yerinde de yalanlar, iftiralar yerleşdirilmiş. Bunları din kardeşlerimize duyurmak istiyoruz. Böylece, temiz gençleri uçuruma düşmckden kurtarabilirsek dînimize ve milletimize büyük hizmet etmiş oluruz(Âişe-ı Sıddîkanın dahi ömrünün sonuna kadar, ıctıhâ-dındakı hatâsından dolayı nedâmetde bulunduğunu kıtâblar beyân eylemışdır) diyor.
Hâlbuki kitâblar, hiçbir âlimin ictihâdma nadim olduğunu, üzüldüğünü yazmıyor. Çünki, ictihâd lâzım olan bilgilerde ictihâd etmek günâh değildir. Hiç olmazsa, bir sevâb vardır. O büyükler, ictihâdlarında yanıldıklarına değil, Şî'îlerin araya karışarak müslimân kanı döküldüğüne üzüldüler.
Eshâbın ictihâdda hatâsı sâbit oldukdan ve senelerce fitne ve fesâd, kıtâl ve tahrîb üzerinde ısrarın devamından sonra) gibi şeyler yazıyor. Yukarıda bildirdiğimiz gibi, Eshâb-ı kiramın ictihâdları, hazret-i Osmânın kâtillerine ktsâs yapılmasında ve eşkıyanın Medîneden hemen çıkarılarak huzûr ve sükûnun bir ân önce sağlanmasında idi. İctihâdlann harb ile bir ilgisi yokdu. Muhârebelere Şî’îler sebeb oldu. Sonra, bu muharebeleri, ictihâd ayrılığına yüklediler. Böylece Müslimânlan ikiye bölmeğe muvaffak oldular.
(Eshâbımdan ba'zı nâs, havzıma, yanıma gelecekleı Ben onları görüp tanıyacağım. 0 sırada, onları yanımdan ayıracaVı lar. Ben «Yâ Rabbî' Bunlar benim Eshâbımdır» diyeceğim. 0 zema bana, «bunlar senden sonra neler yapdılar») hadîs-i şerifini yaz yor. Bunun doğru hadîs olduğunu isbât için çeşidli kitâblar ismini veriyor.
Bu hadîs-i şerîfden dahâ uzunu da, Ehl-i sünnetin (Sih ında, [ya'nî, sahîh oldukları sözbirliği ile bildirilmiş olan ha kitâblarındaj mevcûddur. Bu sahîh hadîs-i şeriflerin he Eshâb-ı kirâmın arasındaki münâfıklan bildirmekdedir. Es arasında bulunan birkaç kimsenin Resûlullah zemanında c ted oldu^, hadîs-i şerifle bildirildi. Bunlar Eshâbhk şer< dâhil değildir. Sonradan sapıtanlar, Benî Hanîf ve Benî S gibi kabilelerden elçi olarak gelip, müslimân olduklannı s
yıp gidenlerden idi. Deve ve Sıflîn harblerinde hazr« yanın^ bulunup sonra hârici olan Harku. ttn
onlardandır Salih işler yapan ve kâfirlerle cihâd hepsinin imanla vefât etdiklerinde. Ehl-i sünnet âliml^n^SS? İlgine varmışdır. Deve vcSıffîn muhârebelerindeherifau,^-bulunan SahâbUer, hep böyle idi. Birbirlerine kâfir diy^ olmadı. (Ammâr bin Yâseri âsöer öldürecek) hadîs-i şerifi hazret-i Alînin, (Kardeşlerimiz bize ısyân etdi) buyurma hazret-i Mu’âviyenin ve onunla birlikde olan Eshâb-ı kirâınl hepsinin müslimân olduklannı isbât etmekdedir. HazretH Mu' âviyenin ve Amr tbni As hazretlerinin vefât edeceklerine yak® söylediklerini ve Resûlullaha olan aşın sevgi ve sayplann (Eshâb-ı Kiram) kitabımızda uzun yazdık. Okuyanlar, ikisına, de îmânlannın çok kuvvetli olduklannı anlar. Onlara dil uzat», maz. Ehl-i sünnet âlimleri, mürtedleri savunmuyor. Haz^et^ Ebû Bekr zemanında mürtedlerle harp edenlerin üstünlükle-rini anlatıyor. Mürtedleri kahr eden. Iran ve Bizans ordulan ile, Allah için savaşıp onlan yere seren kahramârüann şânlan-nın çok yüksek olduğunu bildiriyor. Bunlar, birücrle insanı îmâna getirdi. Onlara Kur’ânı, nemâzı, islâmiyyeti öğretdiler. Kur’ân-ı kerîm, bunlann hepsine Cenneti müjdeliyor. Sonsuz ni’metler va’d ediyor, Allahü teâlâ, bunların hepsinder. râa olduğunu bildiriyor. Bu müjdeler, va’dJer, Eshâb-ı kiramın hepsinin îmân ile vefât etdiklerine, hiçbirinin mürted olmadığına şâhiddir.
Hindistanda yetişen büyük İslâm âlimlerinden Şâh Veliyyullab-ı Dehlevî, (Kurret-ül-ayneyn) kitâbının sonunda, bu hadîs-i şerifi yazarak açıklamakdadır. Bu kitâbı özetleyip fârisiden türkçeye terceme ederek (Eshâb-ı Kiram) ismi ile neşr eyledik. Lütfen oradan da okuyunuz?
25 — (Sîzler, insanlar için çıkarılmış hayrlı ümmetsiniz! âyetinin tefsirinde, imâm ibnı Cerir-i Taberî, rivâyet-i sahîha ile ömer-ül-Fârûkun (Bu vasf-i âlî. evvelimize şâmil; âhırımıza gayrı şâmildir) dediğim rivâyet etmışdır. Ahmed bin Hanbel ve Ibni Şîrîne göre Sâbikûn-i evvelûn, kıbleteyne nemâz kılanlardır, Şa’bîye göre. Şecere-ı ridvân altında bFat edenlerdir) diyor.
Böylccc, hazret-i Mu'âviycyc saldırabilmcnin yolunu açıyor jse de, pek çürük tahtaya basmakdadır. Âvet-i kerîmrde övülen Sâbıkûnun, önce İmâna gelenler olduğunu vazm^J hazret’t Mu'âviye ile
daki bu müjdeye Eshâb-ı kirâmuı hepsinin ve kıyârnete kadar, bunlann izinde bulunanlann dâhi] ol^nğnnu bütün tefsirler sözbirli^ ile bildirmekdedir. Tibyân bunu bildirdik-
den sonra Muhammed bin Kâ’bın (Eshâb-ı kirâmın hepsi, günâh işliyenleri de Cennetdedir) de<Ü|ini, sonra bu âyet-i kerîmeyi okuduğunu bildirmekdedir. Şî*< babasına (niçin nemâz kılmıyorsun?) demirler. O da (nemâza yaklaşmayınız!) âyetine uyuyorum demiş. Ayet-i kerîmenin sonundaki (Serhoş iken) şartını okumıyarak, Allahü teâlânın emrini tersine çevirmiş ve böylece kâfir olmuş. Kitâbın yazan da, âyet-i kerîmenin baş tarafını yazıp, hazret-i Mu’âviyeile Amr ibni Âs hazretlerinin Cennete gidenler arasmda bulundukJannı saklamakdadır.
26— (Küfrün imâmlan. Mu'âviyenin babası, Hind'in kocası olan Ebû Süfyân ve ahzâbıdır) diyerek hücûma geçmekdedir. Hâlbuki o zeman, Resûlullahm çok sevdiği amcası Abbâs da kâfirler arasında idi. Bedr gazâsında, Resûlullaha karşı harb etmek için gelen düşman ordusunu idâre edenlerdendi. Esîr alımnca, hazret-i Alîye karşı, (Mescid-i harâmı ta’mîr ediyoruz. Kâ’beyi örtüyoruz. Hâcılara su veriyoruz) diye övündü. Allahü teâlâ, âyet-i kerîme göndererek (Müşriklerin mesclıileri ta*mir etmesi sahih olmaz. Biz. onların övündükleri işleri yok eder, onları Cehenneme koyarı^ buyurdu. Böylece Abbâs, cevâbım almış oldu. Fekat, sonra (İmâna gelip Mekkeden Medineye hicret edenlere ve Allah yolunda ciliâd edenlere yüksek dereceler vardır. Onlar azâhdan kurtulucudur. Onlara rahmetimi ve ndvâ-nımı ve Cennetlerimi mi(jdelerim. Onlar, Cennetlerde, sonsuz olarak ni’metlere kavuşacaklardır) buyurmakdadır. Hazret-i Abbâs ile hazret-i Ebû Süfyân îmâna geldiler. Feth yılında Mekkeden Medîneye hicret etdiler. Kâfirlerle cihâd etdiler. Ebû Süfyân hazretlerinin Tâif gazâsında bir gözü çıkdı. Resû-lullp* —ı^;allallabü aleyhi ve sellem*» ona Cenneti müjdeledi.yazmışdık. rekat, Şî’îJer, Yehûdîİerin bu suçunu Eshâb-ı kirâmın büyüklerinden olan hazret-i Mu’âviyeye yüklemek, böylece Müslımânlan parçalamak çabasındadırlar.
(Cemel harbinde Aişe-i sıddîka tarafından olan, Aşere-ı mubeşşereden, Talha veZübeyr ictihâdlarından, hatâlarından rücû' ile harb yerini terk eylediler) diyor.
Cennetle müjdcJennıiş olan bu iki Sahâbî, hazret-i Alî ile harb etmek için ictihâd etmemişlerdi. Resûlullahın çok sevdiği ve Cennet ile müjdelediği bu iki zâta, Şî’îler böylece leke sürmek istiyorlar. Hazret-i Alî, bunlara tesâdüf edip, Müslimân-larla harb etmek istemediğini söyleyince, Yehûdîİerin tuzağına düşdüklerini anladılar. Bunun için harbden vazgeçdiler.
(Ta/ha ölürken, yanından geçen Aliyyül mürtezânın tarafından birini tanıyıp, elini uzat! Alî nâmına bfat edeyim demişdir) diyor.
Hazret-i Âişe ile yanındakiler, Basrada, hazret-i Alî ile harb etmek için değil, onunla anlaşarak, ona bî’at ederek, fitne ve fesada son vermek istediklerini bildirmişlerdi. Kısas-ı Enbiyâda, dörtyüzonsekizinci sahîfede diyor ki, (Resûlullah vefât edince, kimin halîfe olacağı görüşülürken, Zübeyr bin Avvâm kılıcını çekerek. Alîye bî’at olunmadıkça kılıcımı kınına sokmam diyerek ısrar ediyordu). İşte, Cennetle müjdelenmiş on kişiden biri olan bu Zübeyr, Deve vak’asında, Âişe-i Sıddîkayı, hazret-i Alîye karşı götürenlerden biri idi. Kısas-ı Enbiyâdaki bu yazı, hazret-i Alînin ictihâdında olmıyan Eshâb-ı kirâmın hepsinin, onu, kendilerinden dahâ yüksek ve halîfe olmağa lâyık bildiklerini ve onunla anlaşmak istediklerini isbât etmek-dedir. Deve vak’asınm yehûdî oyunu ile nasıl başladığını, onal-tıncı maddede bildirmişdik. Kitâbın yazısı da, bu tercememizin doğru olduğunu gösteriyor. Müctehidlerin ictihâdlan suç değildir ki, ictihâdlannı değişdirmeleri bir fazilet olsun.
30 — (Ayei-ı karinede, evterınızde karâr kı»ia oturun «hârice çıj^mam harb te ve darü te uğraşmayır^.. buyuruldu Hatâsını bu I âyetten anladı) diyor.
Bu âyct-i kerime evden hiç pkmamayı emr etseydi, bun-I dan sonra. ResûluUah zevcelerini hacca, ömreye ve gazâlara bırlıkde götürmezdi. Ana-babalannı, hastalan, vefât edenlerin İJİeJennı ziyfiret etmclenne izn vermezdi. Hâlbuki böyle yapmadığı meydârnladır. O hâlde, âyet-i kerime, açık saçık çıkma-malannı emr etmekdedir. DJnî sebeblerle, örtülü çıkmalannı yasak etmemişdir. Hazret-i Âişe de. Eshâb-ı kirâmın büyüklerinden idi. Eshâbın istekleri üzerine, âdil olan halîfenin kısâsını istemek için çıkmışdı. ŞH kitâblannın yazdıklanna göre, hazret-ı Ebû Bekr halife iken, hazret-i Alî. hazrct-i Fâtımayı ha>A-ana bindirip. Medine sokaklannda dolaşdırmışdı. Eshâl>ı kirim, ikinci halife zemanında Zevcât-ı tâhirâtı hacca götürürlerdi.
31 — (Resûl-ı ekrem «sallallahü aleyhi ve sellem» Ammâr bin Yâse» '' yuzunu okşıyarak sen bir fıe-i bâgıyye tarafından öldürüleceksin buyurdu Bu haber. Mu âvıye ve ahzâbının bâgî olduğunu b!ldırr".ekd^ır, Ammâr şehid okınca. bu haberi bilenler. Mu’âviyeyi terk te AKv’iü Murterâ tarafına geçmişlerdir Bâgî demek, isyan ve serkeş* ^ eden demekdır) diyor ve bu bilgileri. Kısas-ı Enbiyâdan aldı^nı y azıyor.
(Kısas-ı Enbiyâ) kitâbına bakdık. Ammâr hazretleri vefât edince, bu haberi işitenlerin hazret-i Alî tarafına geçdigini bildiren yazı görmedik. Muharebenin dahâ kızışdığını, hazret-i .Alinin askerinde ayrılık başladı^nı yazmakdadır. Bu kitâbın da bildirdi^. .Ammâr hazretleri hakkındaki hadis-i şerif, hazret-ı .Mu’âviy enin ve yanında bulunan Amr ibni Âs hazretleri gibi eshâb-ı kirimin kâfir olmadıklarını isbât etmekdedir. Bunların hepsi. Resûlullahla btrlikde. kâfirlerle cihâd etmişdi.
(kısas-ı Enbiyâ) da diyor ki: Mekkenin feth yılında, Resû-lullah «.sallallahü aley hi ve «yllem» Ammân hükümdârı Cey-fere mektüb yazıp .Amr ibni Âs «radıyallahü anh» hazretleri ile gönderdi.
Tiıf halkı müslimân olunca. Resûl-i ekrem. Ebû Süfyân Nn Harta Tâıfe gönderip (Lât) denilen putu yıkdırdı. Ebû Süfyin ve o^hıllan Yezid Ûe Mu'iviye, Resûlullahın kâtibligini yaparlardı. Hilıd ibni Zeyd ehi Eyyübel Ensâri ile Amr ibni Âs - * «««„ »evit-ı kirâmdandır. Amr ibni Âs. Resûlulla-
olarak. (Dün Ömer, bugün de oğlu öldürüJmck na«.ı . dedi. Halîfe olan Osmân «radıyallahü anh», bu sözü rek. kısâs ışını diyete çevirdi ve diyet paralannı kendi malın?*' verdi. Bu bir ıctıhâd ayrılığı idi. Hazret-i Mu’âviye, Anadol^ gazâya banlayıp (Amûriyye) şehrine kadar ilerledi. Hal* Amr ibnı Ası Mısr vâlîlıginden azl ctdi. Halife İstanbulun fe.h edilmesini Endülüs yoluylc düşünüyordu. Endülüse asker çıkardı. Şâmda kumandan olan Mu’âviye, gemilerle Kıbrısa asker gönderdi. Mısrdan da yardım geldi. Çok muharebe ederek ada feth olundu.
İstanbul Kayseri üçüncü Kostantin 47 [m. 668] de Bizans imperatoru olmuş, 66 [m. 685]de ölmüşdür. Büyük bir donanma ile Akdenize çıkdı. Hazret-i Mu’âviye ile Mısr vâlîsi Abdullah da birer donanma ile çıkdılar. Büyük bir deniz harbi sonunda, Ehl-i İslâm gâlib geldi. Hicretin otuzüçüncü senesinde Şâm vâlîsi hazret-i Mu’âviye,^ Rumlarla gaza ederek İstanbul boğazına kadar geldi. Mu’âviye bin Ebî Süfyân «radı-yallahü anhümâ», Resûlullahın kâtibliğini yapmış bir sahâbî-i zîşân idi.
Hazret-i Alî «radıyallahü anh», İslâmiyyetin kurulması ve kökleşmesi için canını tehlükelere atıp düşmanlarla arslan gibi döğüşdü. Nice kâfirleri kati eyledi. Hazret-i Mu’âviye de «radı-yallahü anh», islâmiyyetin yayılması ve doğuya, batıya ışık salması için canını tehlükeye koyup, Bizans orduları ile döğüşdü. Nice memleketler feth eyledi.
Abdüllah bin Sebe’ adında bir yehûdî dönmesi Mısrda bir Şfa mezhebi kurdu. Çok kimseleri aldatdı. Hilâfet, Alînin hakkıdır diyerek, milleti isyana teşvik eyledi. Amr ibni hazretleri, Mısr valiliğinde bulunsaydı, bu fitneye meydan mezdi. Küfede vâlîye gücenen birkaç kimse, hazret-i Os çekişdirmeğe başladılar. Halîfe bunları Şâma sürdü. Şâm Mu’âviyeye, (Bunlara nasihat et!) diye yazdı. Mu’âviye t /ara Kureyşlileri övdü. (Resûl-i Ekrem, beni işlerinde kulla Sonra üç halîfesi beni vâli yapdılar. Benden râzı oldular) d< Çok nasihat verdi. Dinlemediler. Onları Hums şehrine gi derdi. Hums vâlîsi olan Abdürrahman bin Velîd, bunlara st 1tvrandı,korkutdu, tevbe etdirdi. Halîfe; Mu’âviye, Amr b ve diğer üç vâlîyi Medîneye çağırdı. Fikrlerini sordu. * iviye f/rferi vâlîlere bırak) dedi.
Benî Ümcyyc ile birlikdc nâsa güvendin. Pek merhametli davrandınız. Şiddet vcyâ isti’fa yâhud kuvvetli irâde ile ilen git!) dedi.
Mısrda bulunan (tbni Sebc’) ve başka vilâyetlerdeki adamları, birbirleriyle haberleşiyorlardı. V’âJîler zulm ediyor diyerek ve bir yalana bin katarak uydurdukları iftirâları her tarafa yayıyorlardı. Bu şikâyetleri halîfe işitdi. Vâlîleri toplayıp şikâyetlerin sebebini sordu. Mu’âviyededi ki, (Sen beni vâlîy apdm. Ben de çok kimseyi me’mûr yapdım. Onlardan sana hay r gelir. Herkes kendi memleketini dahâ iyi bilir ve idâre eder) dedi. Sa’îd de, (Bu sözler uydurmadır. Gizlice ortaya atılıyor. Herkes inanıyor. Bunalanları çıkaranları bulmalı ve öİdürmeli) dedi. Amr ibni As, (Sen yumuşak davrandın. Verme göre sertlik göstermelisin) dedi. Halîfe, vâlîlerle Medîneye geldi. Alî ve Talha ve Zübeyri de çağırdı. Mu’âviye, söz alarak (Siz Eshâbın yükseklerisiniz. Halîfeyi seçdiniz. Şimdi ihtiyar oldu. İleri atılmayınız) dedi. Hazret-i Alî, bu sözlere üzüldü. (Sus) dedi. Dağıldılar. Mu’âviye halîfeyi Şâma çağırdı. Kabul eylemedi. (Öyle ise, seni korumak için asker göndereyim) dedi. Halîfe (Resûlullahın komşularına baskı yapmak istemem) dedi. Hazret-i Mu’âviye (Sana kıyacaklarından korkuyorum) deyince. Halîfe, (Allahın dediği olur) buyurdu. Bunun üzerine Mu’âviye, yol elbiselerini giyerek, Alî ve Talha ve Zübeyr ve başka Sahâbîlerle görüşüp, halîfeyi onlara emânet ve herbirin<* vedâ’ ile Şâma gitdi. Ayrılırken, (Ebû Bekr dünyâyı istemedi. Dünyâ da ona yanaşmadı. Ömere dünyâ yanaşdı. O dünyâyı red eyledi. Osmâna dünyâdan az birşey geldi. Biz ise dünyâya daldık) dedi.
İbni Sebe’in adamları, Mısr ve Küfede toplanarak birkaç bin kişi, hacca gideceğiz diyerek, Medîneye geldiler. Hazret-i Osmân şehîd edildi. Şâmdan ve Küfeden imdâda gelen askerler yetişemedi.
Kısas-ı Enbiyânın, birinci cihân harbindeki baskısından ildiğimiz yukarıdaki yazılar, hazret-i Mu’âviye ile hazret-i \mr ibni Âsin, ne kadar sâdık, hâlis müslimân olduklarını ıshâb-ı kirâm arasındaki derecelerinin yüksekliğini, islâmiy-ete hizmetlerini ve kâfirlerle cihâddaki gayretlerini açıkça östermekdedir. Kısas-ı Enbiyâ kitâbı, Abbâsî târihçilerinin, !mevîleri kötülemek ve kendi hükümetlerine yaranmak için
hikâyelerin te*s!n altında yazümış oJdufiu hâlde vuk.miz gerçekleri de bizlen= h.ber Sıfnn vak alarmı anlatırken, Abbâsî, târihlerindek^u ,î* büyük Sahâbının ve Ebû Süfyân hazretlerinin şAnlanna ytkİ mıyan iftirâlan da katmış ise de, seçerek yukarıya yazdıklar mızı okuyan keskin görüşlü ve anlayışlı kimseler, Eshlb-, kirâmın büyüklüğünü hemen anlarlar. Kısas-ı Enbiyâdaki onları lekeliyen yazıların uydurma ve iftirâ olduğunu kavrarlar.
32— (Eshâbdan ve Mu'âviyenin Amr bin As ile berâber Mısra gönderdiği kumandanlardan Mu’âviye bin Hadîc, Aliyyül Mürtezânın elçilerinden Muhammed bin Ebî Bekri kati etdikden sonra, eşek lâşesinin içine koyarak yakmışdır. Bu fâci'aya insan ne diyeceg/m bilmez oluyor) diyor. Bunu Ravzatül Ebr^ kitâbından aldığını söylüyor.
Hâlbuki, (Kısa»>ı Enbiyâ) kitâbında diyor ki, (Hazret-i Alînin Mısrdaki vâlîsi Muhammed bin Ebî Bekr, ehâlîyi sıkış-dınnca, halk hicretin otuzsekizinci yılında silâha sanidı. O sırada Mısrda bulunan Eshâb-ı kirâmdan Mu’âviye bin Hadîc «radıyallahü anh>*, hazret-i Osmânın kanı daVâsına kaJkışa-rak, e^râfına çok kimseyi toplamışdı. Hazret-i Mu’âviye, Amr, ibni Âs hazretlerini Mısn almağa gönderdi. Muhammed bin Ebî Bekr, askerlerle buna karşı koydu. Mu’âviye bin Hadîc gelip, Amr ibni Âsin askerleriyle birleşdi. Mısr askeri bozuldu. Muhammed bin Ebî Bekr saklandı. Mu’âviye bin Hadîc, onu bulup öldürdü. Bir eşek lâşesinin içine koyup yakdı. Çünki, Muhammed bin Ebî Bekr, Mısrdan Medîneye gelen eşkıyâ ile bir olarak, halkı hazret-i Osmâna karşı kışkırtmışdı. Hazret-i Osmânın evini saranlardan biri de bu idi. Hazret-i Osmânı koruyanlar arasında bulunan hazret-i Hasen bin Alî ok ile yaralandı. Muhammed bin Ebî Bekr, Hasenin üzerindeki kanı görünce telâşa düşdü. (Hâşim oğullan bunu görürlerse, üzerimize hücûm ederler, işimiz bozulur. Bir kestirme yol bulalım) dedi. Yanına bir iki kişi alıp bitişik evin dıvârından aşarak, hazret-i Osmânm odasına girdiler, önce Muhammed bin Ebî Bekr girip, (Şimdi sem Mu’âviye kurtaramaz) dedi ve halîfenin sakalından tutdu. Halîfe Kur’ân okuyordu. Muhatnmedin yüzüne bakıp, (Baban bu hâüni görseydi, ne kadar üzülürdü) dedi. Muhammed utanıp, çıkıp gitdi. Arkasından gelen arkadaşları, halîfeyi şehîd etdi). İşte halîfenin şebâdetiae
olduğu için, bu cezâya dûçâr oldu. Kitâbın yazan, bunun yakılmasını gençlere anlaurak, yanıp yakılıyor. Hâlbuki, Abbâsllerin Emevî halîfelerinden çoğunun ve Şî'îlerin de Ehl-i sünnet âlimlerinin, bu arada Beydâvî hazretlerinin kemiklerini mezarlanndan çıkarıp yakdıklannı da yazsa idi, kimlerin dahâ vahşî olduğu iyi anlaşılırdı. Hazret-i Mu’âviye, Mısn alınca, Amr ibni Ası oraya vâlî yapdı. Amr, hazret-i Omerin zema-nmda dört sene, hazret-i Osmânın zemanında da dört sene Mısrda vâlîlik yapmışdı. Amr kırküç yılında vefât edince, yerine bunun oğlu Abdüllahı vâlî yapdı. İki sene sonra azl edip, yerine Mu’âviye bin Hadîci vâlî yapdı. Elli senesinde Mu’âviye bin Hadîci azl edip yerine kendi adamlarından ve Sahâbeden Meslemeyi Mısr ve Afrikıyye vâlîsi yapdı. Mu’âviye bin Hadîc hazretleri yetmişüç senesinde vefât etdi.
33 — (Mu'âviye, Büsr bin Ertâd kumandasında olan bir fırkayı Haremeyne musallat ederek, kadınları ve ma'sûm çocukları kılınç-dan geçirtmişdir. Bu meyanda Abbâsın beş ve altı yaşlarındaki torunları olan Abdürrahman ve Kuşem de şehîd edilmişdir. Bu sabiler, valdeleri Âişenin gözü önünde kati olunmuşlardır. Bîçâre Aişe, bu müdhiş cinâyete tahammül edemiyerek, tecennün eylemiş, hayâtının sonuna kadar mecnûn olarak, baş açık, yalın ayak, perişan bir hâlde gezmişdir) diyor. Bunları Eİ-Kâmil ve El-Beyân vettebyîn kitâblanndan aldığını bildirmekdedir.
Vesîka olarak gösterdiği kitâblar, kendi yüzkarasını meydâna çıkarmakdadırlar. Elbeyân vettebyîn kitâbını Ehl-i sünnet düşmanı olan bir mu’tezilî yazmışdır. Bu işin doğrusu, Tezkire-i Kurtubî muhtasan, yüzotuzbirinci sahîfesinde şöyle-dir: (Hakemlerin karân ile hazret-i Mu’âviye halîfe seçildikden sonra, üçbin nefer ile Büsr bin Ertâd Âmirîyi, kendine bî’at etdirmek için Hicâza gönderdi. Önce Medîneye geldi. O gün, Medînede hazret-i Hâlid ebâ Eyyûbel-ensârî, hazret-i Alî tarafından vâlî idi. Vâlî gizlice Küfeye, hazret-i Alînin yanına geldi. Büsr minbere çıkıp, vaktîle burada bî’at etmiş olduğum halî-eyi, [ya’nî hazret-i Osmânı] ne yapdınız? (Eğer hazret-i Mu’ Iviye bana yasak etmeseydi, hepinizi kıhnçdan geçirirdim) ledi. Başda Câbir hazretleri olmak üzere Medîneliler bî’at etdi. »onra Mekkelileri de bî’at etdirdi. Büsrün hazret-i Mu’ viyeden (kimseyi öldürme?) emrini aldım demesi, Mekkede ve dedînede kimseyi öldürmediğini göstermekdedir. Sonra, 'emene gitdi. O zeman Yemen vâlîsi olan Ubeydüliah bin kbbâs. Küfeye hazret-i Alînin yanına kaçdı. Alimler buyuru- /
yor ki, UbeyduUah kaçınca. Büsr bunun .k.
Hazrct-i Alî. Büsrc karşı, Hârise-tebni Kudâmefi1k“bfnt‘^''’'* Yemene gönderdi. [Büsr Eshâbdan değil idiLHârile gelip, hazret-i Alî şehîd oluncaya kadar, orada vâJÎ kaldf n'”* kimseleri öldürdü. Medîneye geldi. Orada imâm olan eS Hüreyre hazretleri kaçdı. Hârise, (Eğer o kedi babasını bulay. dım, öldürürdüm) dedi. Görülüyor ki, hazrct-i Alînin kurnam dam, Rcsûlullahın çok sevdiği ve övdüğü sahâbîsini öldürmek istemiş ve Resûlullahın koyduğu mubârek ismi ile alay etmiş, dir. Hazret-i Alînin ve hazret-i Mu’âviycnin kumandanlannın yapdıklan zulmlerdcn, o büyükleri lekelemeğe kalkışmak ve olayları, uydurma hikâyelerle şişirmek, doğrusu çok insâfsıziık olur.
34 — (Mu’âviye minberlerde Allyyül Murtezâya ve evlâdlarına la net etdirmek üzere bütün vâlîlerine emrler göndermişdir. Ömer bin Abdül’azîz bu la’netlemeyi kaldırmışdır. Eshâbdan HacerbınAdî. Alîye la net etmediği için, yedi refiki ile birlikde, Mu âviyenin emri ile şehîd edilmişdir) diyor ve Egânî, İbni Ebulhadîdin şerh etdiği Nchculbelâga ve Akdül Ferîd kitâblannı da şâhid gösteriyor.
Hayâsızlığın bu derecesi ve iftirâların bu kadar alçakçası görülmemişdir. Önce şunu söyliyelim ki, vesîka olarak ileri sürülen kitâblar, Tuhfeden terceme ederek, onuncu maddede bildirdiğimiz gibi, Şî’î kitâblandır. Egânî kitâbını Ebül-
ferec Alî bin Hüseyn Isfehânînin Şî’î olduğu, (Esmâülmüellifîıı) de de yazılıdır. Bu adam, (Mukâtil-i âl-i Ebî Tâlib) admdaki kitâbında edebsizce kelimeler kullanarak Eshâb-ı kirâmın büyüklerine saldırmakdadır. İbni Ebülhadîdin azılı bir Şî’î vc Mu’tezilî melezi olduğunu onuncu maddede bildirmişdik. Şr kitâblarından alınan bu iftirâların Ehl-i sünnet kitâblanna d< sızmış oldukları esefle görülmekdedir. Ehl-i sünnetin büyü! âlimlerinden ve Evliyâ-i kirâmın reislerinden olan imâm-Muhammed Ma’sûm-i Fârûkî hazretleri, iftirâlara vesîkalari; pek güzel cevâb vermekdedir. Bu kıymetli cevâbı terceme ede rek kitâbımızın 2. ci kısmında, yetmişyedinci sahîfesin den başhyarak bildirmişdik. Oradan okunmasını tavsiye ede
Hazret-ı Mu âyıyemn, hazret-i Alîye la’net etdifiini söyle mek, hazret-ı Mu’avıyeye iftirâdır. Hazret-i Mu’âviveve d. uzatmak câiz değildir. Evet Emevî halîfelerinden birkaci hir kaç kışı için la’net etdirdi. Fekat, Mu’âviye «radıyallahü
Emevf halîfelerinden idi ise de, ona bırşey denemez. ŞHIer, üç halifeyi ve hazret-ı Mu’âviyeyi ve ona uyanlan kötüliyor. Bütün Fshib, sonradan mürted oldu diyorlar. Hepsini kötüliyorlar. Ehl-i sünnete göre, Eshâb-ı kırâm için iyilikden başka bir şey söylenemez.
Hazret-i Emir, hazret-i Mu’âviye ile birlikde olanlar için (Kardeşlerimiz bize uymadı. Kâfir ve fâsık değildirler. Ictihâd-ları ile hareket ediyorlar) buyurdu. Bu sözü, bunlardan küfrü ve fışkı kaldırmakdadır. Islâm dîninde hiç kimseye, hattâ frenk kâfirlerine bile la’net etmek ibâdet değildir. Eshâb-ı kirâmdan herhangi biri, beş vakt nemâzdan sonra, düâ yerine la’neti dile alır mı? Böyle çirkin bir yalana inanılır mı?
Bir kimseyi kötülemek ve ona la’net etmek, bir iyilik ve ibâdet olsaydı, İblîs-i la’îne, Ebû Cehle, Ebû Lehebe ve Peygamber efendimizi «sallallahü aleyhi ve sellem» inciten. Ona cefâ ve ezâ eden ve bu hak dîne, kötülük, ihânetler yapan Kureyşin azılı kâfirlerine la’net etmek, islâmın îcâblarından olurdu. Düşmanlara la’net etmek emr edilmeyince, dostlara la’net sevâb olur mu? Dahâ çok bilgi almak için (Se’âdet-i ebediyye) kitâbında, ikinci kısm, yirmiikinci maddeyi de lütfen okuyunuz!
35 — Bu din kitâbında, (Mu'âviye, imâm-ı Haseni, zevcesine buyuk bir mikdârda altınlar vererek, kandırıp zehrletdirmek sureti ile öldürmüş, şehid etdirmişdir) diyor. Taberî târihindeki Şî’î oyununu onuncu maddede bildirmişdik. Büyük (Taberî târihi) çok kıymetlidir. Bunu, Ehl-i sünnet âlimlerinden Muhammed bin Cerîr Taberî yazmış ve hicretin üçyüzonuncu senesinde vefât etmişdir. Bir Şî’î, bu ismle ortaya atılarak, bu târihi ihtisâr etmiş ve (Târîh-i Taberî) adını vermişdir. Bugün elde bulunan türkçe Taberî târihi, bu Şî’înin kitâbından terceme edilmişdir. Kitâbın doğrusu, bundan pek dahâ büyükdür. Mürevvicüzze-heb kitâbının da, Şî’îlerin ençok okudukları bir târih kitâbı olduğunu, Tuhfe kitâbından terceme ederek onuncu maddede bildirmişdik. Mu’viye «radıyallahü anh» hazretlerinin şânına yakışmıyan çok çirkin ve pek alçak yalanları, bir din kitâbında yazarak, Şî’î düzmesi iki paçavrayı da, vesika olarak koymak, bir müslimâna yakışır mı? Şî’îJerin bin seneden beri akıtdıklan kanlar yetişmiyor mu?
Allahü tcâlâ Fcth sûresinde (Senin hep merhametlidir. Kâfirlere karşı çok ve h^p yor. İslâm düşmanlan ise, Eshâb-ı kirâm birbirlerine ıdı. Birbirlerini zehrletdiler diyorlar. Müslimânlar Jîî^' Allahü tcâlâya inanır. Eshâb-ı kirâmın birbirini çok scvdilı rini söyleriz. Eshâb-ı kirâm, hazret-i Osmânın kâtillerinc kı^ yapılması işinde ictihâd ctdilcr. Bu bir din işi idi. tctıhâdla aynidı. Resûlullahın zemanında da ictihâdlan ayrı olurdu Hattâ Resûlullahın ictihâdından da ayrılırlardı. Bu ayrılık, bir suç olmazdı. Hattâ, hepsinin sevâb kazandıktan bildirildi. Bir kaç kerre âyet-i kerîme gelerek, Resûlullahın ictihâdına uygun olmıyan bir ictihâdın doğru olduğu, vahy ile bildirildi. Çünki islâmiyyet, insanlara düşünmek ve her düşündüğünü bildirmek hürriyetini vermişdir. İnsan haklan, insan hürriyetleri islâmiy. yetdedir. İşte, Eshâb-ı kirâm, kısâs için, ietihâdda aynidılar. Allahü teâlâ da. Onun Resûlü de ve akl-ı selîrn sahibi olan herkes, bu ayrılığı suç saymıyor. İnsanlara verilmiş bir hak tanıyorlar. İetihâdda ayrılanlar, döğüşmeği, hattâ birbirlerini incitmeği hâtırlanna bile getirmediler. Çünki, bu ilk dePa olan bir ayrılık değildi. Her zeman ietihâdda ayrılıklar olmuşdu. Birbirlerini incitmek bile hâtırlanna gelmemişdi. Babaları arasındaki ictihâd ayrılığını gören ba’zı çocuklar, birbirleri ile birkaç kerre sert konuşmuşlar ise de, babalan daya-
namıyarak, kendi çocuklannı paylamışlardı. Şrîler de, bunu pek iyi biliyorlar. Fekat, bunlann maksadlan, gâyeleri başka. Bunlar, olayları, hakikatleri anlamağı ve anlatmağı düşünmi-yorlar. Bunlar, Eshâb-ı kirâmın birbirlerine düşman oldukla-nnı, bu yüzden de, âdî, iğrenç işler yapdıklannı herkese inandırmak için uğraşıyorlar. Böylece Eshâb-ı kirâmın düşüncesiz, bilgisiz ve kötü huylu olduklannı yaymak çabasındadırlar. Bu sûretle, islâmiyyeti yıkmak yok etmek gayretindedirler. Çünki, islâmiyyet demek, Eshâb-ı kirâmın bildirdiği haberlerin toplamı demekdir. Kur’ân-ı kerîmi ve hadîs-i şerifleri, bizlere Eshâb-ı kirâm bildirdi. îslâmiyyetin bütün bilgileri Kur*ân-ı kerîmden ve hadîs-i şeriflerden ve Eshâb-ı kirâmdan herhangi birinin olursa olsun, onun sözünden ve hareketlerinden alın-mışdır. Islâm bilgilerinin kaynaklan, vesîkalan, Eshâb-ı kirâ-mın sözleridir. Eshâb-ı kirâm kötülenirse, onlann bildirmiş olduğu islâmiyyet de bozuk olur. Kıymetsiz olur Eshâb-ı kirâ mm hepsi Peygamberlerden başka, gelmiş ve gelecek bütün insanların hepsinden, her bakımdan dahâ üstündürler İslâm
yetin kıymetini bilmek için ve hakiki bir müslımân olmak için, bu inceliği, iyi kavramak lâzımdır. Resûlullahın «sallallahü aleyhi ve sellem» üstünlüğünü, kıymetini, şerefini bilen ve .Allahın peygamberi ne demek olduğunu düşünebilen \e kavnyabı-Icn bir kimse, o yüce Peygambenn yctışdırmış olduğu \e butun işlerinde kullanmış olduğu bu seçilmiş ınsanlann derecelerinin yüksekliğini kolayca anlar.
Ma/ret-i Ali ve hazret-i Mu’âviye ve yanlarında bulunan I shâbdan hiçbiri birbirini incitmek düşüncesinde değildi. Deve vak’asında da, Sıffin vak’asında da, birbirlcriyle anlaşmak için ve Müslimânlar arasında huzûnı ve râhatı sağlamak için karşılaşmışlardı. Her iki tarafda bulunanlar da, böyle düşıındüklerini söylemişdi. Ehl-i sünnet âlimlerinin kelâm ve târih kitâbları meydandadır. ŞHlerin düzme hikâyeleri ve türedi dm adamlarının kitâblarının ve mecmû’alannın hiç kıymetleri yokdur. Târihlere dikkat edilirse, bu muhârebelerde Fshâb-ı kirâm birbirini hiç öldürmemişdir. Birbirlerinin ölmelerine hep acımışlar ve ağlamışlardır.
(Kısas-ı Enbiyâ) da, yüzyetmişinci sahîfede diyor ki: Hazret-i Hasenin, zevcesi Ca’de tarafından zehriendiği meşhurdur. Hazret-i Hasen çok evleniyor ve zevcelerini boşu-yordu. Hattâ pederi. Küfede iken, (Hasene kızlarınızı vermeyiniz! Zirâ boşar) dedi. Dinleyiciler, (Biz ona istediği kızı veririz. İster birlikde yaşasın, isterse boşasın) dediler. Hazret-i Hasen çok güzeldi. Resûlullaha benziyordu. Aldığı kız, ona âşık olurdu. Ca’de de, her ne sebebden ise, ona kınlarak canına kıymışdır.
(Mir’ât-ı kâinat) kitâbında diyor ki: Hazret-i Mu’âviye kendinden sonra, hazret-i Haseni halîfe yapmağa karâr verdi. Bu karârını millete bildirdi. Yezîd, babasından sonra, halife olmağı umuyordu. H.ızret-ı H.ısenin hâtûnu olan Ca’deye zehr gönderdi. (Bunu Hasene yedirip öldürürsen, seni nikâhlayıp, tepeden tırnağa kadar zînete ve mala gark edeceğim) dedi. Kadın, bu y alana aldanıp, bir kaç kerre zehr yidirdi. Fekat, şifâ buldu. Zevcesinin bu işi yapdığını anladı ise de, bir şey demedi. Başka yerde yatıp, yediklerine, içdiklerine dikkat ederdi. Ca’ de, bir gece gizlice giderek bardağı içine elmas tozu koydu. Hazret-i Hasen, gece bunu içerek mi’desi parçalanmağa başladı. Vefât ederken, Hazret-i Hüseyn, kimin zehriediğini söyletmeğe uğraşdı. (Bilirsen kısâs yaparmısın?) dedi. (Elbet, onu
û/dürürüm) deyince. (Ona kazandı* cezâ v« . Zevcesinin yapdıgını söylemedi. Kırk gün LnîL Bakr kabristanında, vâlıdesi hazret-i Fâtımanın van*^*' olundu. Yezidin yapdıgı cinâyetı babasına yüklemek"* dahi aşağı bir cınâyet değildir. Çünki, bu iftirâ. Nûh alevb''*^ lâmın oğlu olan Kcn'ânın k üfrünü, babası olan o yüce Pcv bere yüklemeğe benzemekdedir.
36 — (Mu’âvıye. babası Ebû Süfyândan veled-i zınâ olarak doğan, son derece zâlim, hâin ve kâtıl olan Ziyâd bin Ebıh’ı maksan. hâınâne ve cânıyâne-i hâlıye ve müstakbelesıne hizmet için nesel bine ilhak etmiş Bu hâinin oğlu olan, şakilerin şakisi Ubeydullahı kendi hayâtında vâlî yapıp, vefâtından sonra Kerbelâ fâcia-i mudhı-şesını tatbik ve ıcrâya, bile bile ve hesâblıya hesâblıya hâzır ve muheyyâ kılmışdır Bu hileler ve hud’alar nasıl ictihâd hatâsı olur?) diyor. Bu yazıları, Kısas-ı Enbiyâdan aldığını da bildiriyor.
Kısas-ı Enbiyâda, hazret-i Mu’âviycye karşı saygı ve edeb dışı kelimeler, hattâ yorumlar yer almış bulunmakdadır. Fckat, yukarıda yazılı küstahça kelimeler,^ Cevdet Pâşanın îmânlı kaleminden geçememiş,kitâbının sahîfelerini kirletme-mişdir. Bakınız, Kısas-ı Enbiyâ bu olayları nasıl bir kalemle ifâde etmekdedir;
(Fâris ehâlîsi, hazret-i Alîye karşı ısyân etdi. Uşr ve harâç vermek istemediler. Emirleri olan (Sehl) i şehrinden çıkardılar. Hicretin otuzdokuzuncu senesinde, hazret-i Alî, Basrada bey-tüJmal me’mûru olan Ziyâd bin Ebîhi, Fâris ve Kermân vilâyetlerine vâlî ta’yîn etdi. Basra emîri olan Abdüllah bin Abbâs, Ziyâda asker vererek Fârise gönderdi. Ziyâd bin Ebîh, çok kurnaz, iyi idâreci, uzağı görüşü kuvvetli idi. Emrindeki af’ lüzûm kalmadan güzel idâresi ile işini gördü. Az yakt iç Fâris ve Kermân vilâyetlerini düzene sokdu. Asîleri , getirdi. Basra emîri Abdüllah bin Abbâs hakkında has Alîye şikâyetler geldi. Hazret-i Alî, Abdüllahdan cizye mal nın hesâb defterlerini istedi. Abdüllah ibni Abbâs bl gücendi. (Sen işine başkasını gönder) diye cevâb yazdı. Bal vilâyetinden aynldı. Hazret-i Alî şehîd olunca, Ziyâd, âviyeye bî’at etmedi. Ziyâd, zekîlerin başı, hatîblerin en güz^ konuşanı idi. Evvelce Basra vâlîsi olan (Ebû-Mûsel-Eş*arî)niı kâtibi idi. Hazret-i Ömer zemamnda, buna vazifeler vermişdi Hazret-i Alî, deve vakıasından sonra, onu, Basrada mal müdîr ve sonra Fâris emîri yapdı. O da, iyi bir idâreci olduğundan
\'ilâyetı p>ck gürel ınnbat altına aldı. Hazret-ı Mu’âviye, onun hu ha^anlannı görünce, kendi özkardcşi oldu^nu i'lân etdi. Harret-ı Alt. Zı>ilda mektûb >anp. (Seni bu vilâyete ta’yîn etdım. Sen bu ehlsin! Ammâ. Ebû SüfyânıiY a|tzından çıkan hır Sör ile. sen onun nesebine ve mirâsına kav’uşamazsın. Mu'âvıye, kumarca, Idşinın önünden, arkasından, sağından, solundan gelir. Ondan kendini koru) demişdi. Islâmiyyetden evvel. .Arabistanda dürlü dür>ü nikâhlar vardı. Islâmiyyet onları yasak etdı. 21iyâd. o remanın âdetlerine göre yapılan nikâh ile dünyâya gelmişdi.
Kırkbeş senesinde. Hazret-i Mu’âviye, Ziyâdı Basra, Horasan ve Sicıstan vâltsi yapdı. O sene Basrada fısk ve fücûr vayılmışdı. Ziyâd minbere çıkdı. Gayet fasih ve beliğ hutbe okudu. Halkı fısk ve fücûrdan. kötülüklerden men’etdi. Ağır cerâlarla korkutdu. Y'atsı nemâzını çok uzun okuyarak kıldırır. sonra evlerine gönderir, gece sokağa çıkmayı yasak ederdi. Bu sıkı yönetim ile Basrayı düzene sokdu. Böylece, hazret-i Mu'âviyenin hükümetini kuvvetlendirdi. O kadar disiplin kurdu ki, bir kimsenin sokakda birşeyi düşse, çok zeman sonra gelip onu orada bulurdu. Kimse kapısını kilitlemezdi. Onbin kişilik polis teşkilâtı kurdu. Şehr hâricinde ve yollarda da, emniyyet ve âsâvişi te’mîn eyledi. Hazret-i Ömer zemanında olduğu gibi, herkes emniyyet içinde idi. Eshâb-ı kirâmın büyüklerinden (Enes bin Mâlik) ve nicelerine vazifeler verdi. Onlardan istifâde etdi. O sırada, Hâricıler, ya’nî hazret-i Alînin düşmanlan başkaJdırdılar. Ziyâd bunlara emân ve zeman ver-mevip. reislerini ve çoklarını öldürdü. Ismleri unutuldu. Hazret-i Mu’âviye, kırkdokuz senesinde Istanbula bir ordu gönderdi. Oğlu Yezidin de gitmesini emr etdi. Yezîd, nâz ve ni’met içinde büyümüş olduğundan geri kaldı. Hazret-i Mu’ âvive. Yezidi orduya yetişmesi için sıkışdırdı. Bu orduda (.AMüllah ibni .\bbâs), (.\bdüllah ibni Ömer) (Abdullah ibni Zübeyr) vc (Ebû Eyyiib-^ Ensârf Hâlid) hazretleri de vardı. Elliüç senesinde, Ziyâd Küfede elliüç yaşında vefât etdi. Ziyâd vefât edince, oğlu Ubeydüllah Şâma gei^. Hazret-i Mu’âviye onu Horasan askerine emir yapdı. Ubeydüllah, o zeman yirnü beş yaşında idi. Horasana gitdi. Ceyhun nehrini geçip, Buhi ra<la nice memleketler feth etdi. Pekçok ganimet malla getirdi. Ellibeş senesinde Basra vâltsi oldu. Ellisekiz senesine Basrada HâricOer toplandı ise de. Basra vâlisi (Ubeydüllah mahv-u perfşân etdi.
Ibnı Zıyâd, Küfeye gelince karmakarışık buldu Halkı^T^ da’vet etdı. Hazret-i Hüseyn Kûfelilerin da’veti üzerine zâdesi Müslimi Küfeye göndermişdi. Küfede otuzbine kimse hazrct-i Hüseyni halîfe yapdı. fbni Ziyâdın evini 4rd lar. ıbnı Ziyâd bunlan dağıtdı. Reisleri olan Müslimi etdi. O gün hazret-i Hüseyn ««radıyallahü an
Küfeye yola çıkdı.
Aşere-i mübeşşereden Sa’d ibni Ebî Vakkâsın o^u Ömer ibni Ziyâd tarafından Rey şehrine emir ta*yî*^ edildi. Ömer dön bin kişi ile yola çıkacağı zeman, hazret-i Hüseynin, halîfe olmak için. Küfeye gelmekde olduğu işitildi, ^yâd, ömeri Hüseyne karşı gönderdi- Ömer gitmek istemedi. Öyle ise, Rey vâliliği için verdiğim emri geri ver dedi. Ömer bir gün düşüneyim dedi. Sonra kabûl etdi. Kerbelâda karşılaşdılar. Hazrct-i Hüseyn (Geri dönerim) dedi. îbni Ziyâd (Yezide bi at etsin öyle gitsin. Bî’at etmezse, ona su verme) dedi. Hazret-i Hüseyn hFat etmedi. Ömer askerini sürdü. Altmışbir senesi. Muharrem ayı-nın onuncu günü hazret-i Hüseyn, yetmiş kişi ile şehîd oldu. Ömer bin Sa’d, iki gün sonra, kadınlan ve Zeynelâbidîn Alîyi Küfeye getirdi. îbn-i Ziyâd, halkı câmi’e topladı. Minbere Çıkıp (Allaha hamd ederim ki, hakkı izhâr eyledi. Emîrülmü’minîn olan Yezide yardım eyledi) dedi. Kadınlar ve şehâdet haberi Şâma gelince. Yezidin gözleri yaşla doldu. (Allah, lt>ni Sümey-yeyc la'net eylesin) dedi. Ubeydullah bin Ziyâda (İbni Sümeyye) ve (îbni Mcrcâne) de denirdi. Hazret-i Hüseyne rahmet okudu. (Hüseyn bana gelseydi, onu afv ederdim) dedi. Haberi getiren Zübeyre müjde olarak birşey vermedi. (Allah belâsını versin. İbni Ziyâd acele edip onu kati eyledi) dedi. Küfeden getirilenleri yanma aldı. (Biliyor musunuz, Hüseyn niçin öldü? Hüseyn, (Babam Alî, onun babası Mu’âviyeden dahâ iyidir, anam Fâtıma, onun anasmdan ve ceddim Resûlul-lah «sallallahü aleyhi ve sellem>» onun ceddinden dahâ iyidir. Onun için ben de ondan dahâ iyiyim. Hilâfet benim hakkımdır) dedi. Onun babası ile benim babam işi hakemlere bırakmış-ardı. Hangisinin seçüdiğini herkes bUir. Allah için söyliyevim , kı, onun anası Fâtıma, benim anamdan dahâ iyidir gelince. Allaha ve âhıret gününe îmân eden kimse, Resûlull^ha kimseyi eşit görmez. Fckat Hüseyn, fıkhı ve ictihâch ile^yfedi
ve (Allahü tcâlâ, her^eyin sahibidir. Mülkü dilediğine ihsân eder) âyetim hâtırlamadı) dedi. Yezidin serâyında, hazrct-i Hüscyn iyin matem tutdular, çok ağladılar. Alınan eşyâlannı kat kat ödediler. Hattâ hazret-i Hüseynin kızı Sükeyne, (Mu’âviyenin oğlu Yezîdden dahâ hayrlı kimse görmedim) derdi. [Şî’îlerde, bu sözü inkâr edemiyor. Fckat, kimse yerine kâfir kelimesini yazıyorlar].Yezîd, Zeynel’âbidîn hazretlerini, sabah akşam sofrasına alır, birlikde yirdi. Onunla vedâ’ ederken (Allahü teâlâ, ibni Mercâneye la’net eylesin? Vallahi ben olsaydım, babanın her teklifini kabûl ederdim. Allahın takdiri böyle imiş, ne çâre? Her ne istersen bana yaz. Hemen gönderirim) dedi. Yezid altmışdört senesinde, otuz yaşında öldü. İbni Ziyâd da, altmış-yedi senesi Muharrem ayında Şi’ilerin başı Muhtâr tarafından kanlı muhârebelerde öldürüldü. Hicâzda halifelik yapan Abdüllah bin Zübeyr hazretleri, kardeşi Mus’abı Basra vâlîsi yapdı. Mus'ab da, Muhalleb ismindeki emîrini Muhtâr üzerine gönderdi. Çetin harbde, altmışyedi senesinde, Muhtâr öldürüldü.
Kısas-ı Enbiyânın bu yazılan insâf ile okunursa, hazret-i Hüseynin, kendisine ve mubârek babasına karşı düşmanlıkla olmayıp, mevki* ve dünyâlık için şehîd edilmiş olduğu anlaşılır. Her ne olursa olsun, bu alçakça yapılan vahşeti, Yezid bile üzerine almamış. İbni Ziyâda, bu yüzden la’net etmişdir. Yezidin suçu da büyük ise de, bundan dolayı, mubârek babasını lekelemeye kalkışmak, pek haksızlıkdır. Hâbilin kâtili olan Kâbilin babasını, ya’ni Âdem aleyhisselâmı kötülemek gibi olur.
Hazret-i Mu’âviye, Ubeydüllah ibni Ziyâdı, hazret-i Hüseyni şehid etmek için vâli yapdı demek, olaylan inkâr etmekdir. Kısas-ı Enbiyâmn da bildirdiği gibi, kâfirlerle yap-dığı cihâdda başarılar sağladığı ve hazret-i Alinin düşmanı olan Hâricîleri sindirdiği için, onu vâli yapdı. Islâmiyyete hizmet etdiğini görerek onu Basraya ta’yin etmişdi. O zeman, hazret-i Hüseyn «radıyallahü anh» Medinede idi. Mu’âviyenin hazret-i Hüseyne karşı kötü niyyeti olsaydı, İbni Ziyâdı Hicâz vâlisi yapardı. Yezidin suçu için, hazret-i Mu’âviyeyi kötüliyen-1er, hazret-i Hüseyni salıvermeyip, asi şehid eden, ömerin babasını da kötüleseler ya? ömerin babası olan Sa’d ibni Ebi Vakkâs Cennetle müjdelenenlerdendir. Bunu kötülerlerse, vatanlarının, plânlarının ortaya çıkacağını biliyorlar.
sinde, Abdülvchhâb-ı Şa’rânî diyor ki, Yczîd hazrct-ı nin mubârck başını, eşîrlerle birlikdc, Şâmdan Mcdî^ gönderdi. Medine vâlîsi Ömer bin Sa’din emri ile, mübarek b kefenlenip Bakî’ kabristanında, Fâtıma-tüzzehrâ hazretlerir mubârek kabri yanına defn olundu. Fâtımî meliklerinin or çüncü Fâiz 549 [m. 1154] da beş yaşında tahta çıkarılıp, (5; de ölmüşdü. Bunun zemanında devleti idâre eden vezir Talâ bin Ruzeyk, Kahirede (Meşhed) denilen kabristanı yapd zeman, hazret-i Hüseynin mubârek başını, kırkbin altın hi ederek, Medîneden Kâhireye getirdi. Yeşil atlasa sardırıp, al nos ağacından tabut ile Meşhedde imâm-ı Şâfi’î türbesi seyyidet Nefise kabri yanında defn edildi.
Şî’îler bunu da yanlış anlatıyor. Mubârek başı, kırk | sonra, Kerbelâya getirilip bedeni yanına defn olundu diyorl
Pâkistanın büyük İslâm âlimi mevlânâ hâfız hak Abdüşşekûr İlâhî Mirzâpûrî Hanefi, (Şehâdet-i Hiteeyn) «ra yallahü anh» isminde kitâb yazmışdır. Karaşideki (Medre Islâmiyye) talebesinden mevlevî Gulâm Haydar Fârûkî, kitâbı urdu dilinden, fârisîye terceme etmişdir. Karaşide N( tawn No. 5 de olan bu büyük medresede İslâmî yüksek bilg okutulmakdadır. Dünyânın her yerinden gelen talebe burada ehl-i sünnet âlimi olarak yetişmekdedirler. Medrese kurucusu ve müdîri olan büyük âlim Muhammed Yûsüf B nûri, bir takriz yazarak, kitâbdaki bilgileri övmekdedir. Yt Benûrî 1400 [ m. 1980] de Karaşide vefât etmişdir. Kitâb yü: sahîfedir. İslâm düşmanlarının, islâmiyyeti içerden yıkn için, (Şrî) ismi altında ortaya çıkdıklarını, (Ehl-i beytin do! yuz) diyerek, Ehl-i beyte düşmanlık etdiklerini yazmakda Kitâbın her yerinde, şî’î kitâblanndan vesikalar vererek, bı isbât etmekdedir. Onbirinci sahifesinde diyor ki: Şî’î âlimleı den Muhammed Bâkır Horasânî, molla Muhsin adı ile meşi olup, 1091 [m. 1679] senesinde Meşhedde ölmüşdür. (Cilâ uyûn) kitâbının 321.Cİ sahifesinde diyor ki, (Mu’âviye «radn lahü anh>* vefât edeceği zeman, oğlu Yezide şöyle vasıyyet eı İmâm-ı Hüseynin Resûlullaha «sallallahü aleyhi ve Mİle yakınlığını, O’nun mubârek kanından oldu&unu Irâk halkı O’nu kendi yanlarına çağırırlar. Sana yardın^»s^ giz derler. Yardım etmezler. Onu yalnız bırakırlar Oim»* olursan, kendisine hürmet et?
arda da çok ağladı. Kızdan ve hemşireleri de berâber a|lad,ia; Imam-1 Hüseynin mübarek başm, altın tasa koyup Hüseyn.' Allah sana rahmet ctsin.ı Ne hoş gülüyorsun) dedi sn kıtâbının bu yazısından anlaşılıyor şî’îlerin (Yezîd. imâm-, Hüseynin mubârek dişlerine sopa iie vurdu) demeleri tamâmen yalandır. (Cilâ-ül-uyûn) da diyor ki, (Yezîd, imâm-ı Hüseynin Ehl-i beytini kendi serâyınayerleşdirdi. Çok ikrâmetdi. Sabah, akşam yemeklerini imâm-ı Zeynel’âbidîn ile berâber yirdi)! (Hulâsat-ül-me$âib) de diyor ki, (Yezîd, imâm-ı Hüseynin Ehl-i beytine, (Şâmda benim müsâfirim olarak kalmak mı, yoksa Medîneye gitmek mi istersiniz?) dedi. Ümm-i Gülsüm, tenhâ bir yerde matem yapmak istiyoruz) dedi. Yezîd, serâyında geniş bir odayı bunlara verdi. Burada bir hafta mâtem yapdı-lar. Yezîd, sekizinci gün, Ehl-i beyti çağırıp, arzûlannı sordu. Medîneye gitmek istediler. Çol mal ve süslü hayvanlar ve iki-yüz altın verdi. Her ihtiyâcınızı her zeman bildirin hemen gönderirim dedi. Nu’mân bin Beşiri, beşyüz suvârî ile bunların emrine verdi. İzzet ve hürmetle Medîneye gönderdi).
Yukarıdaki yazılar ve bunlar gibi, te’assuba kapılmadat yazan insaflı şî’î âlimlerinin kitâbları açıkça gösteriyor ki hazret-i Mu’âviye, imam-ı Hüseyne asla düşman değildi Yezîd, imâm-ı Hüseynin öldürülmesini emretmemiş ve isteme mişdir. Ebl-i beytin düşmanı ve imâm-ı Hüseyni şehîd edenle şHIerdi. Şî'îler, bu düşmanlıklannı gizlemek için, bu iki hal feye iftira etmişlerdir.
Abdürrahman ibni Mülcem şî’î idi. Sonra haricî oldı Sonra imâm-ı Alîyi şehîd eyledi.
Kerbelâda imâm-ı Hüseyni şehîd edenler arasında Şâı a.skeri hiç yokdu. Hepsi Küfe şehrinden gelen şî'îler idi. Şi âlimlerinden kâdî Nûrullah Şüşterî, bunu açıkça ya/mışdı !mâm-ı Zeynel’âbidînin, Küfe şehrine getirilince, katillerimi SÎ’îlerdir dediİi f('ilâ-ül-uvûnlifa va/tlu
Yakandaki yanlar dikkatle okunursa, İslâm düşmanlan, islâmiyyeti içerden yıkmak için Ehl-i beyt-ı nebeviyi fâci’a ve felâketlere sürüklemişler. Bu cınâyetlennı Ehl-i sünnete mal ederek, bu behâne ile islâmiyyetın bekçisi olan Eshâb-ı kırâma ve bunlann yolunda olan Ehl-i sünnet âlimlerine saldırmışlardır. Müslimânlann. bu tuzaklara düşmemek için, çok uyanık olmaları lâzımdır.
37 — (Mu'âviyenın Mısr vâlısı Amr bin Âs. dorî sene dört ay suren Mısr vâlılıgmde. uçyuzonbeşbın alîm ve Reht erâzîsını eline geçırmışdır) diyor ve bu bilgiyi Mürevvıcüzzeheb ve El-îcâz adındaki şî’î kitâblanndan aldığını da sıkılmadan yazıyor.
Şî’îlerin, çocuklan aldatır gibi, yalanları din bilgisi diyerek kitâblara sokduklarına, bu satırlar, açık bir misâl olmakdadır. Amr ibni As hazretlerini, hazret-i Mu’âviyenin vâlîsı diyerek lekelemek istiyor. Hâlbuki, hazret-i Ömer zemanında dört sene ve hazret-i Osmân zemanında dört sene Mısr vâlîsi idi. Hazret-i Mu’âviye, nasıl ki, hazret-i Alînin vâlîsi olan Ziyâdı, yine vâlî yapmışdı. Bu halîfelerin Mısr vâlîliğine seçmiş oldukları Amr hazretlerini de, yine vâlî yapmışdı. Zâten, Sûriyede yapdığı gazâlarda, Amr İbni Âs ile askerlik arkadaşı idi. Hazret-i Mu’âviye için, suç olarak gösterecek ve kötüliyecek başka bir şey bulamadıklarından, tam yerinde ve başarılı olan işlerini, evirip çevirip, kabâhat şekline sokmağa çalışıyorlar. Resûlullahın «sallallahü aleyhi ve sellem»» ve halîfelerinin hazret-ı Mu’âviyeyi ve hazret-i Amri, en seçme islerde kullan-malan, onlann yüksekliğini göstermeğe yetişir. Imâm-ı Rab-bânî, (Mektûbât) kitâbının birinci cildi, yüzyirminci mektubunda (Hazret-i Mu’âviyenin yanılnıası, Resûlullahın sohbeti bereketi ile, Veysel Karânînin ve Ömer bin Abdül’ âzîzin doğru işlerinden dahâ hayrlı oldu. Bunun gibi, Amr ibni Asın yanlış bir işi, o ikisinin şu'ûrlu işinden dahâ üstün oldu) i)uyurmakdadır. (Müjdeci Mektûblar tercemesi) kitâbında, yüz-/irminci mektubu lütfen okuyunuz! Şî’îler de bunlan bilmiyor leğil. Fekat bu iki Sahâbînin hazret-i Alînin karşısında bulun-naları, onun ictihâdından ayrılmalan, kötülemelerinin biricik ebebidir. Bu sebebden dolayı onların her işlerini, hattâ ibâdet-:nni bile kötü göstermekdedırler.
rak (Hazret-ı Mu’âviycnin en büyük hatâlanrfn ' “ demekdedir. Hâlbuki, kendisi, bunu Kısaiı Entîvftd" olarak anlatmakda ve şöyle yazmakdadır;
(Hazret-i Mu’âviye, Mugîreyi Küfe vâlîliğindcnazletm. düşünüyordu. Mugîre bunu işitince, Şâma geldi. Yezidi gön (Eshâbın ve Kureyşin büyükleri öldü. Oğullan kaldı. Senoni^ nn en üstünü ve sünneti, siyâseti bilenisin. Senin halîfe olnia^ emîrülmü’mînin istemez mi?) dedi. Yezîd bunu babasına söv. ledi. Hazret-i Mu’âviye, Mugîreyi çağnnp sordu. Mugîre Eshab-ı kirâmın büyüklerinden ağaç altında bî’at edenlerden idi. Mugîre (Yâ Emîr-el-mü’minîn? Hazret-i Osmândan sonra ne karışıklıldar olduğunu, ne kadar kanlar döküldüğünü gör-dün. Yezîdi halife yap! tnsanlann sığınağı olur. Hayrlı bir iş olur. Fitneyi önlemiş olursun) dedi. Mugîre Küfeden on kişiyi seçip, oğlu ile Şâma gönderdi. Bunlar, halîfeyi iknâ eldiler. Ziyâd bunu haber alınca. Yezide nasihat verdi. Yezîd ahvâlini ve etvârını düzeltdi ve ıslâh eyledi. Hazret-i birçok
vâlîlerini Şâma topladı. Onlarla meşveret etdi. İçlerinden Dah-hâk söz alıp, (Yâ Emîr-el mü’minîn! Senden sonra Müslimân-lan koruyacak bir zât lâzımdır. Böylece Müslimânların kanı dökülmez. Râhatları ve huzûrlan sağlanır. Yezîd çok akilidir. Bilgisi ve yumuşaklığı hepimizden çokdur. Onu halîfe yap!) dedi. Şâmın ileri gelenlerinden birkaç kişi dahî böyle konuşdu-lar. Şâmlılar ve Irâklılar Yezîdi kabul eldiler. Hazret-i Mu’ âviye, bu sözleri de işitince bu işin hayrlı olacağını düşündü. Mekkeye geldi. Hazret-i Hüseyn ve Abdüllah bin Zübeyr vc Abdüllah bin Ömer ile tatlı sohbetler yapıdı. Hacdan sonra, bunları çağırarak, (Sizi ne kadar sevdiğimi görüyorsunuz. Yezîd sizin kardeşinizdir. Amcanızın oğludur. Müslimânlana selâmeti için, onu halîfe yapmanızı istiyorum. Fekat şu şartlan da koyacağım: Vâlîlerin ta’yîni, azli ve zekât, uşr ve benzerlerinin toplanması ve gelen malların yerli yerine dağıtılması hqi sizin elinizde olacakdır. Yezıd bunlardan hiçbirine kanşmıya* cak) dedi. [Böyle bir anayasa yapacağını söyledi]. Onlar Lsdu^ 1ar. Tekrâr cevâb istedi. Yine cevâb vermediler. Bundan sonra! halîfe minbere çıkıp hutbe okudu: (Ümmetin ileri celenlpri Yezidî halîfe kabûl eldiler. Siz de kabul ediniz!) dedi OrU II kabûl eldiler. Hazret-i Mu’âviyc, sonra Medîneve celHJ da teklif etdi. Onlar da kabûl eyledi. Şâma döndü.)
GddMyor ki. hAzret-ı Mu*â\ıyt. Yezidi halife yapmayı ^Üşunmemtşdı Güvendiği kım^lenn hatırlat ması ve ilen fcknteTHi trraw etnea ve ıuhâ>et mdletın de kabûl etme» ile bmm karif venk. Çunkı. hazret-ı Osmindan sonra olan kart-fikfakian. by %yafeıı dokûlcfi mûslımin kanını görmüşdü. Ş4âHdi mt. yehûJi emdknnc çalışan ŞrUer daha çoğalmış ve Elıl-i beytin cMşnıanı olan Haneler ku\*vetlenmış ve Musİh aniniann başına tnıyuk bir derd olmuşlardı. Butun bu tchluke^ kn önlenvek ıçm. twnu duşundu ve mılletm oyunu aldı. Eğer düşündüğü anavasayı da desteklnenler olsavdı. tam bir ıslâm demokmsı meydana gdecekdı. Bu hizmetinden dolayı da. kiNİmete kadar, butun Muslimânlann ha\rduâJannıalacakdı.
Hazreı-ı Mu'â\ı>emn. evlâdı, ahfadı ve fitne, fesadı asr-tarca de\âm eıdı demek, târihi inkâr etmekdır. Çünki. torunu olan ıkına Mu'âuyenın aklı, dindarlığı. ısiâmıyyete bağlılığı ve adâktı dillerde destin oldu. Ne >azık kı. iki a> hilâfet yapabil-m >. \cfâı etmışdı Hiç çocuğu da kalmadı. Kendisinden sonra \enne asker kuv"^etı ile Mervân bin Hakem halîfe oldu. Mer-vân hazret-ı Mu*âM\enın amcası oğlu ıdı ise de. \aktni değildi. Bunun ve bundan sonra Emevi hükümdarlannın kabahatlerini hazretH Mu’âM>e>e yüklemek gibi saçma bir davranış olamaz. Abhâsîler. Ehl-ı beşte karşı Emevîlerden kat kat çok işkence ve mim vapdiiar. Târih oku>anlar, bunu pek ivı bilir. Abbâsîlerın EhKı beşle karşı şapdıklan cana\arca cınâvetlcrden dolayı, onlann büşuk dedelen olan hazrei-ı .Abdüllahı ve onun babası hazret-ı Abbasi suçlu göstererek, bunlara lâ'net etmek, nasıl alçak bir ıfiırâ olur ise. Mervân şovundan olan halîfelerin, Abbisücnnkınden daha az olan suçlannı hazreı-i Mu'âviycye vüklemenın. dahi saçma \e pek dahi alçak bir iftira olacağı mevdandadır. Hazrei-ı Mu'âvıycnm oğullan, torunlan asr-iarca kotuJuk şapdı dış enlere tekrar bildirelim kı, o büyük sahibinin âdil ve mutteki olan torunundan sonra hiçbir yakını işbaşına geçmedi. Hazret-ı Mu’âvıyenm Hâlîd ismindeki oğlu saltanatı istemedi. Babası onu iim ve fen adamı olarak yetişdir-mışdı. Meşhur kimyager Câbır, bu Hâildin talebesi idi. Kim-vâvı hiKası Hâlidden dğrenmışdi. Şî'ilcr meydanı boş bularak bu ma'sum halîfey e perv âsı/ca saldırdılar. Akla ve ilme sığmı-van ıftırâJarda bulundular.
nuacyrte narş. Havsala-ı ukûla ava., b I »ecı a ve şeni a ve mudhışeyı. Mu âvıyenın evveldenî^ -if>s<ne ^>ayâfında takdir ve terfib etmemesine, hesâblamt)!!; 'M'T^as»na «mKân yokdur) diyor.
Zıyâdın oğlu Ubeydüllahın meydana getirdiği Kcrbclı fâcrasmdan dolayı yüreği sızlamıyan bir müslimân düşünüle. mcz. Ehl-ı sünnetin her ferdi bu kara günleri düşündükçe kan ağlamakdadır. Şî’îler, Kerbelâ fâci’ası için muharremin onuncu günü mâtem yapıyor. Onlar senede bir gün mâiem yapıyor. Biz ise, senenin her gimü : tem yapmakdayız. Onlar
hazret-i Hüseyn için, yalnız hazret-. Alînin oğlu olduğundan dolayı mâtem yapıyorlar. Biz ise, Resûlullahın, Muhammed aleyhisselâmm torunu olduğundan dolayı mâtem yapıyoruz. Biz Sünnîler, hazret-i Alîyi, Resûlullahın dâmâdı olduğu içm ve Onun emri ile, kükremiş arslan gibi kâfirlerle döğüşdüğü için çok seviyoruz. Hazret-i Mu’âviyeyi de, Resûlullahın kayın-birâderi olduğu için ve Allah yolunda kâfirlerle cihâd etdiği için çok seviyoruz. Resûlullah «sallallahü aleyhi ve sellem» (Eshâ-bımı seviniz! Onlan seven beni sevdiği için sever. Esbabıma düşmanlık etmeyiniz! Onlara düşmanlık eden, bana düşmanlık etmiş olur) buyurdu. Hazret-i Alîyi ve hazret-i Mu’âviyeyi, Eshâb olduktan için çok seviyoruz. Yezîd zemanında hâsıl olan fâci’alan, hazret-i Mu’âviyeye yüklemenin çok çirkin bir iftirâ olduğunu, bundan önceki maddede bildirmişdik. Bufâci’ alan, hazret-i Mu’âviyenin ölmeden önce tertîb etdiğini, hâzır-ladığını söylemek ise, dahâ çirkin ve dahâ alçak bir iftirâdır. Hazret-i Mu’âviyenin, hazret-i Hasene ve hazret-i Hüseyne olan sevgisini ve saygısını gösteren hareketleri ve onlara yap-dığı ihsânlan kitâblarda yazılıdır. Okuyanlar, iyi bilir. Hazret-i Mu âviyc, Resûlullahın Cennet ile m ijdelediği sevgili torunla-nnı incitmeği düşünmüş olsaydı, hal' e iken ve bütün imkânlar cimdeyken, bunu kolayca yapabilirde. Yâhud hiç olmazsa söy-^rdı. Hâlbuki onlara hep iyilik yapdı. Hep saygı gösterdi. Heryerde onların kıymetim, şereflehni bildirdi. replika satış sundu.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder