Böyle bir anlayış. Allah ve ResûHine iftirâ etmek demektir. Onlar, Allah'ın şu sözünü unutuyorlar. «Dillerinizin yalan yere va-sıflandırageldigi şeyler için şu helâldin bu haramdır demeyin. Çünkü Allah'a iftira etmiş olursunuz»Yukarıdaki hadis-i şerif san’at. ziraat gibi hususlarla ilgilidir. Onlar. Peygamber (S.A.)'in ziraat. tic€U'et, camcılık, dericilik, doku-macüık ve buna benzer çeşitli sanat
kollarında derinliğine bilgi sahibi olduğunu mu sanıyorlar? Eğer böyle düşünüyorlarsa son derece de yanılıyorlar. Semavî bir din getiren Allah elçisi ile bir teknisyeni veya tâciri birbirine karıştırıyorlar. Bunlar bu sakim görüşlerinden kurtulabilmek için yukandeüci hadis i şerifin ne için vârit olduğunu bilmek zorundadırlar. Bu hadîsin konusu ise. hurma ağacmı aşılamak gibi sanat ve ziraatla ilgilidir. Elbette Allah’m elçisi ve 0*^nun getirdiği şeriat, bu gibi sakat anlayışların üstündedir.
Peygamber (S.A.), iki hasım arasında hüküm verdiği zaman hazan yanılabileceğini düşünürdü. Bunun içindir ki bir hadisinde şöyle buyurmuştur : «Siz bana muhakeme edilmek için geliyorsunuz;belki bazınız delil 'getirme bakımından diğerinden daha zayıf olabilir. Bir kimse kardeşinin hakkını koparıp alırsa, ona ateşten bir parça verilmiş olur.» Peygamber’in böyle düşünmesi teşri* olmayıp hüküm verme (kaza) meselesidir. Bu ise. İslâm dininin getirdiği prensipleri tatbik etmektir, tatbik ile teşri’ arasında büyük bir fark vardır. Peygamber (A.S.), tatbik ederken, delilieri dinleyerek bir insan gibi hareket etmektedir Vahyi Allah’tan alıp insanlara tebliğ ederken de. bir peygamberdir. Bu ikisi arasındaki fark çok büyüktür
Islâm hukukunun mantığından ayrı bir mantığa sahip olan Avrupa kanunları ile uğraşan bazı hukukçular şöyle bir itirazda bulunabilirler Yargılama (kaza) prensipleri, bazan uyulmctöi gere-, ken bir kanun mahiyetini alır; meselâ Temyiz Mahkemelerinin kararları kanun yerine geçer. Bunlara şöyle cevap verebiliriz: Si2ün söz konusu ettiğiniz kanunlar insanlar tarafından konulmaktadır Temyiz mahkemelerinin kararları ise. bu kanunların tefsiri mahiye. Çünkü yeni dine mansup olajıları korumak va unlan mûa-lüman oldukları için işkenceye uğratmamak zanııi İdi
Peygramber (S.A.), İran İmparatoru (Kisra)’na Islkmıyeti tebliğ etmek üzere elçi gönderdiği zamajı Kisrâi buna. Peygamber (S A.)'ı öldürecek birini yola çıkarmakla cevap verdi. Fakat Allah onu, nl yetini gerçekleştirmeden helâk etti. Böyle bir durumda tecavüzü aynı şekilde karşılamak gerekiyordu. Peygamber (S A.)’in. insanları hakka çağırmasına engel olacak şeylere karşı koyması ve hakkı duyurmasını Önleyecek her engeli yok etmesi gerekiyordu.
Bunun içindir ki. Peygamber (S.A.)’in irtihalinden sonra, mûs-lümanlar. İran ve Bizans ülkelerine akınlara başleuiılar. Bu ülkeleri fethedip halkını hakka ve doğru yola çıkardılar Müslümanları hiçbir hükümdar ve kuvvet köleleştirmedi. Bu ülkelerin imparatorları. müslümanlığın yurtlarına girmemesi için direndiler. Müslümem İlk, tebaalarına ulaşmasın diye surlar yaptırdılar. Fakat. Islâmın çağrısı yayılacaktı. Bu çağrı bütün milletlere ulaşacaktı. Ona engel olan surların yıkılması gerekiyordu. Bu ise zaruri bir savaşa yol sulıyordu.
Burada dini bir zorlama (ikrah) için savaş yapıldığı sanılmama-hdır Çunku bu imparatorlar, insanları İslâm dâvetine karşı engelliyorlardı. Bilhassa İslâm çağrısı; onların halkı kendilerine taptırmaları. hak olsun bâtıl olsun, halkın kendilerine uymalarını istemeleri ile bagda.şmıyordu. Çünkü yeni dm, «Hâlıka isyanda mahlûka İtaat edilmez* diyordu.
Bu din. insanları eşitliğe çağırıyor ve onların hepsinin Âdem*den jldugunu. Adem’in ise topraktan yaratıldığını ifade ediyordu. O halle İslam 111 savaşı, dini bir zorlama için değildi. O, ruhları, zâlim [lalların köleliğinden, akıllan bu kralları kutsallaştıran sapık dü-Lincclcrden kurtarmak için yapılıyordu. Veya diyebiliriz ki, bu sa-aş. dm hürriyetini korumak içindi, bu hürriyeti yok etmek için de-ıldi Bu savaşın dini bir zorlama için yapılmadığının delili, İslâm B V 1 e t i, gölgesinde birçok gayri muslımlerin haklarına tam olarak ayet ediyor, din hürriyetlerine katiyen dokunmuyordu. Hattâ din Igınlen ffakıhler) gayri muslimleri dinleri ile başbaşa bırakmak-enırolunduk- prensibini kabul etmişlerdi. Bu, gayri musUmlere pıJan iyi muamelenin tam bir ifadesidir. Gayri müslimlere, müs-nanlar -zımmi» adını veriyorlardı. Çünkü onlar, Allah’ın elçisinin ımetınde idiler, çünkü Peygamber (S.A ), onlara kötülük edilme-I yasaklayarak şöyle buyurmuştu -Bir zimmlye kötülük edenin amel grünü hasmı benim.Alemlerin Rahhı olan Allah’u Teâlâ^a lıamci ecIrrU Pryınım berimiz Hazret-i Muhammed'e, Onun âi ve Aalıebııuı ealâl U eelAtn olsun.
İslâm Fıkhının yüksek tedrisatı kısmında hu sene İmâm ı A'zam Ebû Hanife Hazretlerini seçtim. Onun hayatını, hukuk görüşünü ve fıkıh usulünü İnceledim.
Cenâh-ı llakk'ın bu büyük faklhe, değerli hukukçuya bahşet miş olduğu güzel sıfatlan ve özellikleri gösterir hir şekilde okuyuculara onu doğru ve sahih olarak tanıtacak bir surette takdim edebilmek için, onun şahsiyetini tanıyıp kendisini ve fikirlerini anlamak amaciyle hayatım İncelemeğe koyuldum. Ondan rivayet olu-nagelen akaide dair düşüncelerden fetvAlardan ve kıyaslardan bir netice çıkarmağa çalıştım. Gerçekten tarih ve menakıb kltaplann-dan o büyük İmamın hayatmı sahih bir suretini çıkarmak için yol hazır ve İşlek değildi.* Çünkü Ebû Hanife’nin mezhebine tâbi olanlar onu medh ve senâda çok ileri gittikleri gibi onu bir fakih ve müetehid derecesinden daha yukarı çıkarmışlardır. Onun aleyhinde bulunanlar da ölçüsüz konuşmuşlar, onu ırzı ve llnl tecavi'z-den masun olması gereken bir Müslüman mertebesinden indirmek İstemişlerdir.
Mübalâğalı bir tarzda kusur ve meziyet değil de ancak hakikati bulmak isteyen araştıncınm aklı ona hücum edenlerle ma-dihde ileri gidenlerin arasında hayretle şaşırıp kalmaktadır. Bu hayretten kurtulabilmek için çok gayret sarfetmesi ve yorulması gerekiyor. Eğer doğru ve sahih bir suret elde edebilirse bu onun yorgunluğunu giderecek ve bu gayretlerinin mükâfatı olacaktır.
Ben onun hayatmın üzerinden perdeleri kaldırdığıım, onu saran gölgeleri silip ışıklan açtığımı zannediyorum. Bu uğurda çalışırken onun yaşadığı çağı anlattım, ona çağdaş olan meşhur fakih- ; leıi etraflıca zikrettim. Zira tmâm-ı A’zam’m onla.-la münakaşalar yaptığı, savaştığı muhakkaktır. Aralannda fikir tartışmalan, karşılıklı cevaplaşmalar olurdu. Bunlan zikretmekle onun ruhunu, düş şünere tarzmı açıklamak ve çağdaşlan İle aralanndakl fikir mülBif kaşalannı belirtmek istedim.
BuiHİan tonr* omm riyutl k*ı»atı ve dini ektdesl 1»,^. toctlemelert koyuldum. Çünkü bu büyük mütefekkiri Niiü^^ cepheleHndcii inceleyebilmek İçin behemehef böyle y*pnı.n^ nndı. Zlm onun ılya«İ düfüncelerinin, hayattaki tutumu İbe^jj leelrl oknuştur. Bu cepheyi ihnıAl etmek, şahsı ve hayatı, fikri Ue çok sıb bir şekilde bağlı olan bir tarafım ihmk]
okır.Onun dini akidelerine, inançlarına gelince, bunlar o asra kim olan görüşlerin özü demektir. Yalan yanhş şeylerden, tecavüzden kurtulan klmscleıin berrak ve temiz kanaatlandir Bunlar Müslüman oemAatınm, ehM sünnetini sahih ve doğru laruun bir ifadesidir. Dinin özü, yakinen İmanı ruhu bunlardır.
Bu saydıklarımızdan doğru ve özlü bir hülâsaya vardıktaa sonra İmamın fıkhım incelemeye başladık İd, bu incelemelerdan asıl maksat ve birinci gaye zaten budur. Bu İşe evvelâ: Hüküm kanrken mukayyet olduğu umumi usulleri, fıkıhtaki metodunu bt. yan etmekle başladık. Zira bunlar, onun ahkâmda açtığı çığın, Iç. tlhad yolunu gösterir. Bu hususta Hancfİ3^enln yazdıkları usull*. re itimad ettik İd, bunlarda mûteber tuttukları senetleri ve onların Ebû Hanife’ye isnadı yoilannı zikrederler. Bunları uzun boylu tafsilâta dalmadan kısaca anlattık. Hanefiyye'nin zikrettikleri usûl ve esasların hepsini beyan etmeğe girişmedik. Çünkü bunlann için, de öyleleri var kİ, onu çıkaranlar, İmâm-ı A’zam’a. ve arkadaşlan. na ne suretle nlsbet edildiğinin senedini zikretmemişlerdir. Bunlar müteahhlrlnln (1) içtihadıdır, mUtekaddlmine (2) mensup la-yılamaz.
İşte böyleoe asıl maksadımız olan Ebû Hanife'nİn usul ve metodunu tanıyıp beyan etUkten sonra, bâzı füru' mes’elelerini ince lemeye koyulduk. Çünkü bunlardaki görüşler, onun şahsını ve hs-fatını bütün inceliğiyle göstermektedir. Meselâ insaıun mâlik ol-kığu ve elinin altında bulunan mallarında tasarrufuna dair olan ılriili bablan, insan iradesinin hürriyetiyle alâkadardır; ticaret ve Idricrle ilgili fıkıh bölümleri mürabaha, tevliyet, selem bölümleri ip bu kabildendir. Biz bu bölümleri geniş geniş anlatacak değiliz.
şu kadarım söyliyeceğiz ki, Ebû Hanife'nİn akli muhakeme- j I hürriyetini, ticaret emniyetini, anlayışım, pazar, borsa mes'ele-j
(1) Mâteahhlrin: Şems ül-elmme-1 HaJvanİ'den (456), Hafıziddin Bu-' g’ye kadar (693) olan ulema.
! (2) Mütekaddünln: Şenuü’l-elmme-l Halvaniden (456) önceki ulema.
lerini kavrayışını onlardan anlamak kabil olacaktır. Onun arruM va gayral Ikraral namuau re emnIyetfıtI aaflamaktır. Ticarette §o* cer mal, emniyet ve ticari İtibar ve İtimattır.
Ulemâ, hlle-l şer'lyycler hakkında İlk konuşan Ebû llanlfe ol-dudunu a^^ylerler. Onun Icin bu hususta onun, görüşünü açıkça bil-dlrmek, söylediklerinin hakikatini beyan etmek Icabedlyordu. On> dan naklolunanlarla ona nisbet olunanlar arasında bir mukaycae yapmak gerekiyordu.
RUfUn bu saydığımız usul ve füru*da tmAm ı A’zam'm görüşleri ve düşünce tam, onunla arkadaşları arasındaki bazı Ihtllâflan zikretmekle daha İyi görünüp meydana çıkacaktı. Onun İçin bâzı thHlâflı meseleleri getirdik. Zira İhtilâfı açıklamakla İhtilâfa düşen İki tarafın düşünce tardan daha İyi belirtilir, tuttukları yol aydınlatılmış olur.
Bu araştırma ve İncelemelerimizle bu parlak İlim zekâsının değerini gösteren neticeye ulaştıktan sonra, bahsi tamamlamak İçin tmâm-ı A*zam*ın bırakmış olduğu büyük fikir servetinde, İlim mirasında onun mezhebine tâbi olanların, ondan sonra nasıl çalıştıklarını beyan etmek İstedik. Hakikaten sonraki nesiller ne yaptılar, bunlar muhtelif örflerle nasıl karşılaştılar. Onun metoduna göre mes’cle çıkarmaları (tahric), umumi kaidelerinin hüküm çıkarmağa uygunluğu ve elverişli olduğu, tahıiç yapanların, IslAmi usulden aynlmi3^arak Kitap ve Sünnetin gösterdiği doğru yolu muhafaza etmekle beraber, zamanın İcaplarmı güzel kavrayıp göz^ önünde tuttuldan belirtildi.
Burada şu hakikati ikrar etmeliyiz ki, bütün bunları yaparken Cenâb-ı Hakkim tevfikım diledik. Eğer Allah'ın tevfikı olmazsa gayeye varamaz, hedefe ulaşamayız. İnayet ve tevfikıyle bize jrardım etmesini Yüce Tanrı'dan niyaz eyleriz.Ancak her İlmin özel terim-hm tsarde de fıkıh terimleri aynen muhafam edik ttisaa*, Istlahab gibi tabirler kullanılmıştır. Mev. İcabı t'siiM Fıkıh ve Hadîs bahislerine temas edilmiş, bu flImJefin teıimierl aynen muhafaza edilmiştir. Bu terimlere alışık olmıyanJara bunlar me'nûs gelmeyebilir. Fakat ben. onları ymMtmmktmn başka ne yafiabllirdlm?
Faerin aslında bahislerin ve bendlerin başına birer rakam konmuş fakat başlık yoktu. Fasıllara da bölünmemişti. Ben. kolaylık olsun dJye rakamJan muhafaza etmekle beraber hepsine o bahisle İlgili birer başlık koydum. Böylelikle eser pek sıkıcı olmadı sam-run.
Garpla tslAm Hukukuyla meşgul olanlar günden güne artmaktadır. Bizim de bu konuyu etraflyle tanımamız her bakımdan lÂMundır.
İslâm Hukukunu incelemek İsteyenler İçin Hanefi Fıkhı eneğin bir deniz gibidir. Fıkıh ve Usû]-I Fıkıh uleması, ne sağlam kaideler kutmuşlar, ne çetin bahislere dalmışlar; bunları öğrenmek İsteyenler, Fıkıh eserlerini mütalâa etmelidir. Ebû Hanîfe bu bahislerin merkezini teşkil eder. O, bunlann ortasmda bir şahika gibi şükaclmcktedlr.
Bu eser yalnız o devrin fıkhına ve sade Ebû Hanife'ıün haya-tına ışık tutmakla kalmıyor, aym zamanda İslâm hukukunu, Fıkıh tarihini ve tslâmda fikir cereyanlannı da aydınlatıyor. Bu İtibarla gayet mühim bir boşluğu doldurmakta ve günden güne kendini aezdiren bir ihtiyaa karşılamaktadır.
Şahahcdin Ahmcd b. Haccr Hcysemî, Hayrat'ul Utsan adlı kitabında şöyle divor : «Bir adamın hakkında insanların birine aykırı iki zümreye ayrılması, o adamın şeref ve mevkiinin yüksekliği ni gösterir. Bakınız Hz. Ali hakkında nasıl oldu : Onun uğrunda iki zümre helâke maruz kalmıştır: Aşın derecede sevmekte ifrata düşenler, ona düşmanlıkta ileri gidenler...»
Çok doğru olan bu söz, tmâm-ı A'zam Ebü Hanîfe'ye de tıpatıp uymaktadır. Çünkü bazı insanlar ona taraftarlıkta o kadar ileri gitmişlerdir ki, onu peygamberler mertebesine yaklaştırdılar. Tevrat'ın onu müjdelediğini iddiaya kalkışmışlar. Hz. Muhammed (A.S.) onun ismini zikretmiş ve ümmetinin çırağı olduğunu haber ermiş, dediler. Ona öyle sıfatlar ve menkıbeler uydurdular ki, onun mertebesini aştılar, derecesini geçtiler. Bâzı kimseler de ona hücumda ileri gittiler. Zındıklık, ana caddeden ayrılmak, dini ifsat etmek. Sünneti bırakmak, hattâ Sünneti bozmak gibi isnadlar-da bulundular. Sıhhatsiz, delilsiz fetvâ veriyor dediler. Bu hücumlarında ma'kul tenkit haddini aştılar, bu görüşleri bir araştırma-v'a ve incelemeye asla dayanmıyordu. Bu gibiler delilsiz ve ted-kiksiz rastgele tezyif etmekle kalmadılar, düşmanlıkta o kadar ileri gittiler ki, onun şahsına, dinine ve îmanına bile ta'n ile hücum ettiler.replika telefon sizin icin sundu.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder