Sayfalar

gizli kamera

replika telefon

maca bitksi

replika telefon ve tarih bilgileri

 replika telefonlar


replika telefon ve tarih bilgileri evet arkadaslar sizler icin replika telefonlar  uzun zamandır hazırladı yazılarını sizlere sunuyor ve sizin icin replika telefon diyorki XIX. asırdaki bu kültür savaşının dördüncü veçhesi, İngiliz oryantalizmi tarafından mahkûm edilen Türklükle özdeş İslâm dininin Fransız oryantalizmi tarafından Ajaplıkla özdeş İslâm medeniyetine dönüştürülmesiydi. Bu da Batı’nın kendi içinde “medeniyet olarak Hıristiyanhğı" temsil eden Protestanhğın “din olarak Hıris-üvanlığı" temsil eden Katolikliği ötekileştirdiği kültür savaşımn İslâm’a yansıtılmasıydı.
Burada Yahudilik, Hıristiyanlık ve İslâm açısından “din”den ne anlaşıldığı hatırlanmalıdır. Orijinal olarak bu dinlerin hepsi açısından din, şeriat, şeriat ta fıkıh demek olduğundan fiilen din, fıkıh [prudentia) ile özdeştir (Gencer 2011c; 2012). Ancak zamanla din, Yahudilikte gelenek^ Hıristiyanhk’ta teolojiyt indirgenirken sadece İslâm’da fıkıh ile özdeşliğini korumuştur. Buna göre Batı’da “medeniyet olarak Hıristiyanhğı" temsil eden Protestanhk, “din=teoloji olarak Hıristiyanlığı" temsil eden Katolikliği “ilerlemeye karşıt" olarak ötekileştirdikten sonra aynı şekilde “medeniyet olarak Is-lâm"ı temsil eden Araplığa karşı “din^fıkıh olarak Islâm"ı temsil eden Türklüğü mahkûm etmiştir.
Guızot^ târihi perspektiften bir “Avrupa medeniyeti* mışn, finKİi hedef, benzer şekilde “Arap medeniyeti* yot^ “tdim medennrti* kavramının yaratılmasıydı. Dinin medenıy^j^ dönuşnmüdujjpı Fransa’da Guizot’nun geliştirdi^ “Avrupa nficd^. nıveti* deviminde olduğu gibi sekliler bir kavram olarak medcnıytt Avrupa, Yunanistan, Mısır gibi yerlere izafe edilmişti. Ancak u. manb dinin dönüşümüne paralel olarak medenivrt, Arap veya Afl, Sâmî gibi ulus ve ırklara (Ari medeniyeti) ve daha sonra Hıristiyan ve İslâm gibi dinlere de izafe cdilmevr başladı, ‘^’^ahudi, Hınstıym veya İslâm medeniyeti* gibi tabirler, aslında ilerleyen sekülerlcşınç karşısında dinin medeniyet ile desteklenmesi ihtivacınm ortaya çıktığı yirminci yüzyıla özgüydü.
Napoleon, Arap dünyasındaki kritik jeostratejik konumuna bağlı olarak köklü bir medeniyete sahip olan Mısır’a Avrupa medeniyetini getirmek kadar kadim, haşmetli bir medeniyeti keşfet-meye gelmişti. Edvvard Said (1978: 80-88)’in de belirttiği gibi Napoleon ile ona eşlik eden bilgin Edvvard William Lanc (1801-1876), Mısır’da oryantalizmi başlatmışlardı. Napoleon’un çekilmesinin ardından Mısır, Avrupa devletleri arasında askeri hesaplanmaların konusu olmaktan çıksa da Napoleon’un uzmanlar timinin rapor ve buluşları sayesinde kadim medeniyeti Avrupa kamuoyunun ilgisini çekmeyi sürdürdü ve özellikle Ingiliz aydınlar tarafından seyahatlerin gözde hedefi haline geldi.
Islâm-öncesi, kadim ve gizemli Mısır medeniyeti, seküler bir Arap medeniyeti imajı için en uygun örnekti. Nitekim asbnda Sa-rakeny “Mısır Araplan* anlamına geliyordu. Islâm döneminde ise Arapların Doğu’da ve Batı’da iki önemli medeniyet merkezî vardı: Bağdat ve Kurtuba. XVIII. yüzyıl oryantalizmine bakıldığında V'apdan çahşmalarda hâkim perspektifin “Arap tarihi* olduğu görülüyordu. İngiliz Simon Oekley (1678-1720) ile Fransız Abbc Franeois Augier de Marigny (1690-1762), bu yüzyılda Arap tarihi konusunda iki önemli eser vermişler,^ ünlü İngiliz tarihçi Edvvard
‘ Simon Oekley, The History of the Saracens: Comprising the Lives of Moham-med and his Successors to the Death of Ahda/me/ik, the Eleventh Caliph (1“ cdi-tion 1718, 3"* cdition, 2 vols. Cambridgc, 1757); Abb6 Franeois Augier de Marigny, The History of the Arabians, under the Government of the Calips,frm
Cıbbon (1737-1794) da OckIc/c dayanarak Roma İmparatorlugv lif ilgili anıtsal eserinin 50. bölümünü İslâm ve peygamberine ayır-jTUftı. Napoleon’un Doğu hakkındaki vizyonunu şekillendiren ana İjynak ise Mangny‘nin eseriydi. Ancak izleyen iki yüzyılda özellikle Fransız oryantalist (^alışmalarında “Arap tarihi" perspektifinin verini “Arap medeniyeti" perspektifi aldı.
lxxıis Viardot (1800-1885), Lx)uis Amelie ScdiUot (1808-1875), Gustave Bon (1841-1931), M. Gabriel Hanotaux (1853-1944), Clömcnt Imbault Huart (1854-1926), Emile Felix Gautıcr (1864-1940) ve Baron Carra de Vaux (1867-1950) gibi XIX. ve XX. asır Fransız oryantalistleri, Bağdat ve Kurtuba’da yo-||;unlaşan ilim, telsefe, sanat ve kurumlar hakkında yaptıkları araş-nnnalarla bir “Arap medeniyeti" imajını yarattılar (Hourani 1991, Rodinson 1979). XIX. yüzyılda Guizot, “Avrupa medeniyeti", Vi-ardoi gibi oryantalistler de Akdeniz ve Avrupa medeniyetinin bir parçası olarak Endülüs Müslümanları tarafından geliştirilen “Arap mcdcniycti”nin şeceresini çıkarmaya yöneldiler.
Nisbeten az- tanınmış bir tarihçi olan Viardot, Guizofnun 1828’dc çıkan kitabından beş yıl sonra 1833’de çıkardığı Endülüs .\rap Müslümanlannın tarihi üzerine bir deneme niteliğindeki eserini genişleterek 1851 ydında iki cilt halinde yayınladı.^ işin ilginci, İbrahim Edhcm (1822-1893) ve Ziya Paşa (1825-1880), Viardof nun bu eserini tercüme ederek Endülüs Tarihi adıyla 4 cUt halinde 1886-87’de yayınladı.* Avrupa’da İslâm’ı bir medeniyet olarak ele alan ilk oryantalist, üzerine aynca bir inceleme yaptığı îbni Hal-
Mahomet, thfir Founder, to the Death of th€ Mostaztm, the Fifty-sixth and Last Aiassian Caliph {Histoire des Araba som le Gouvemement des Califes), Transla-ted from the Frcnch with additional notes (4 vols. London, 1748)
’ Louis Viardot, Essai sur î'Histoire des Arabes et des Maures dEspagne ^aris: Paulin, 1833); Lx)uis Viardot, Histoire des Arabes et des Maures dEspagne Traitant de la Constitution du Peuple Arabe-Espagnol de sa Civilisation, de ses Moeurs et de son Influence sur la Civilisation Modeme /Paris; Pagnerre, 1851).
" Ülken 1997: 329. Viardot’nun eserini artık tamamıyla gözden düşmüş olarak gören Mukrimin Halil Yınanç aynca Edhem ve Ziya Paşaların tercümelinin kalitesini de ağır bir şekilde eleştirir, ancak bu gerçeğe rağmen kitabın ilham ettiği, Yahya Kemal’de zirveye çıkan Endülüs roman ti sizmiyle Tanzi-nutve Meşrûtiyet aydınlan tarafından büyük ilgi gördüğünü belirtir (Tanzi-mat 11940: 584).
4Hb «ıMi fcfthgfmııı öndr grim Umi Oırd TjtyĞkm (H^ 1914) m Kıeenrİ» camnr dtrmıutnk hAiıHadıgt, XX ftlm^ kaşâanmda ıwlifimi. TıırİBçrvr ör v^'^'Tikn unlu nrrt T)H^^ (1902-1906) ite Anp yerine *Klâfn ^-j|^ tf* karmmı kuJkndı Hemen hemen aynı ranhienie m iMİı Mualuman arnfomıacı S. Khuda Rukhth (1877-lfimı^ KTİfi Km^mfnthrckthfhe ^tmfiMge dem Gehttif det idmm^ emrmt Cmendmtmm te ihe Huieey ef hUmu Ctvniumt%em TİMhrkrf, Spmk Ac Co., 1905) adıyla ve Kultury^euhkhtt dn Ontm mmter den Chni^im adlı esenni The Orient under the Csitfkt (CdM la: (Ifiıvmıry of Calcurta, 1920) adıyla tcfx'umc ede^k tı^lkiv htrrafiifr *tüâm medeniyeti*’ deyimini lokru.
Kimlik bunalımıyla mütemayiz bir ça^da "Arap mıdriinu' rniâfi. ferkh kesimler taralından farklı aaıkkıic tutuldu. Pıniıba Ku ıımp rutmalannın amacı, Türklükle özdeş Itlim'ı nîrkiaım rek emperyalizmi gerek^-clendınnek, Arap aydınlann tîyaıi karil armşMU pmkûlojik destek sağlamak, Tunuslu Hayreddin, Smâ Kemal ^Ahmed Rıza gibi Osmanlı aydınlarının da ^tı'y4 kaş İâHmi daımifmı ekseni bulmaktı. Diğer taraftan daha habld^ğmdi Avnıptalı, nomantik Anp medeniyeti arirmnda Fraoaa, Ingıbae ve Almanya'ya özgü farklı timd «üt no bukuK^ğu görüiccekh. Evrenscicıliğin şampiyonu Fraaaiv içim umç, Amrupa-merkezd bir penpektiften, insanlığı faik
Lr Bon, Ls CımJiufmm de$ Armheı /Paris: Ftrmin-Didoc,
29f Kmtufimfmmm
Arap rocdcnivrtinin zevalinin faili olarak sunuluyordu. Oytt [y. m canhi bınkımıni temsil eden Osmanlı Abbasî Hilâfetinin tinden ders alarak din ile medeniyet, kozmopolitanızm ile nalızm arasında hassas bir denge kuımuşnı.
Buna karpLk İngiltere ve özellikle Almanya için Arap yrtı imajının romantik bir anlamı vardı. Montaigne (1533-^15^^ I^ocke (1632-1704) ve Rousseau (1712-1778) gibi Fransız ve],
lizy Cizvit-Protestan aydınlar, aslında “yozlaşma" anlamına
medenileşme surecinden geçen Avrupa insanıyla kıyaslamaif^ kurgusal bir ötekileştirme yaptılar; “nıedeni/ilkel insan." “İlke] ^ san" veya "asil vahşi", eşitsizlik ve tabakalaşma ve buna ba^lj dar, hükümet, savaş, ceza ve mevzuat gibi beşerî arızalardan tam eşitlik halinde do^al yasalara göre yaşayan, bozulmamış insan figürünü temsil ediyordu. Ibni Haldun’dan çöl ve şehir in sanlarının karakteristiklerinin karşılaştırmalı sosyal-psikolojik analizini okuyan biri için bu tasvir doğaldı. Sömürgeci Batı’nın XV yüzyılda keşfettiği Amerikan yerlileri veya XIX. yüzyılda karşılaştı, ğı Afrikalı, Hint ve Arap yerliler, "asil vahşi" olarak görülmüştü Bunlarla karşılaşma, "medenileştirici Batı”da derin bir ambivalansa yol açmıştı: Onlan mı kendisi gibi medenileştirmeli, yoksa aslında kendisi mi onlar gibi safbk anlamına gelen ilkelliğe dönmeliydi?replika telefon sundu.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder