Sayfalar

gizli kamera

replika telefon

maca bitksi

replika telefonlar samsung vesilesi34

replika telefonlar samsung vesilesi34 evet arkadaslar sizler icin hazırladıgımız islam hakkında bilgilerimize devam ediyoruz replika telefonlarda bana bu yazıda destek verdi ve sözlerimize söyle baslıyoruz bunu dahâ açıklıyalım.
Rcsülullahın vâsıta olması, iki dürlüdür: Birincisinde, sâlik ile matlûb arasında perde olur. İkincisinde ise, sâlik O’na takılarak, O’nu vâsıta ederek, O’na uyarak, matlûba kavuşur. Sülük yolunda vc hakîkat-i Muhammedî-ye varmadan önce, vesîle olmanın bu iki dürlüsü de vardır, öyle sanıyorum ki, bu yolda vâsıta olan âlim, sâlikin şühûduna vâsıta ve perde olmakdadır. Yolun sonunda, cezbe imdâda yetişmezse ve perde aradan kalkmazsa, çok yazık olur. Çünki, cezbe yolunda ve hakîkat-ül-hakâika kavuşdukdan sonra, yalnız ikinci dürlü vâsıta olmak vardır. Ya’nî, arkasına takılmakla ve uymakladır. Perde olmakla değildir. Ya’nî, şühûd ve müşâhcde için ve bunların benzeri için, perde olmak yokdur.

Suâl: Vâsıta olmanın birisinin dahî bulunmaması, Resûlullah için bir kusûr, bir noksânlık olmaz mı, “aleyhi ve alâ Âlihissalâtü vesselâmü vettehıyye”?

Cevâb: Arada vâsıta olmaması, Resûlullahın “aleyhissalâtü vesselâm” kemâlini, üstünlüğünü gösterir. Onun için kusûr olmaz. Hattâ, arada vâsıta olması kusûr olur. Çünki, tâbi’ olunanın arkasına takılmakla, O’na uymakla, yüksek derecelerin hepsine kavuşmak, O’nun kemâlini gösterir. Bu ise, O’nun vâsıta olmamasında vardır. Vâsıta olduğu zeman, böyle değildir. Vâsıta olmadığı zeman, şühûd perdesizdir. Bu ise, kemâl derecelerinin en üstünüdür. Vâsıta olunca, hâsıl olan şühûd ise, perdelidir. Görülüyor ki, vâsıta olmamak kemâldir, üstünlükdür. Vâsıta olmak, kusûr-dur, noksânlıkdır. Hizmet eden, her makâmda O’na uymakdadır. O’na uymakla, O’nun ni’metlerine ortak olmakdadır. Bu ise, hizmet olunanın büyüklüğünü, şerefinin çokluğunu gösterir. Bunun içindir ki, Resûlullah “aleyhi ve alâ Âlihissalâtü vesselâm”, (Ümmetimin âlimleri, Isrâil oğullarının Peygamberleri gibidir!) buyurdu. Âhıretde Allahü teâlâyı görmek de, vâsıtasız ve perdesiz olacakdır. Sahîh olan hadîs-i şerîfde buyuruldu ki, (İnsan nemâza başlayınca, Allahü teâlâ ile kul arasında olan perde kalkar). Bunun için, nemâz mü’minin mi’râcıdır. Nemâzın mi’râc olması, tesavvuf yolunda sona kavuşanlar için tâmdır. Çünki, perdenin kalkması, sonda olanlar içindir. Görülüyor ki, vâsıta ve perde aradan kalkmakdadır. Bu ma’rifet, Allahü teâlâmn lutf ederek, ihsân ederek bu fakîre [ya’nî imâm-ı Rabbânîye) bildirilen ma’rifctlerin en incelerindendir. Fârisî beyt tercemesi:

Ren o toprağım ki, bahâr bulutlan.

Saçıyor üzerime sâf damlaları.

Şu beyt de ne güzel söylenmişdir:

Fakirin kapısına gelirse şâh.

Şaşırıp ey hoca, sakın çekme âh!

Tesavvuf büyüklerinden çoğu, Resûlullah vâsıta olur dedi. Çoğu da, olmaz buyurdu. Hiçbiri sözlerini açıklamadı. Hangisinin kemâl, hangisinin kusûr olduğunu bildirmediler. Zâhir âlimleri, vâsıta olmaması tâm îmân iken, buna küfr dediler.









sandılar. Hâlbuki, Resûlullahın vâsıla olmaması, ü’na uymaıım tam oiüugunu gösterir. Vâsıta olması ise, O’na uymanın noksan olmasını bildirir. Böyle olduğunu yukarıda bildirmişdik. Bunlar, işin özünü anlamamışlardır. Yûnüs sûresinde, (Belki anlamadıkları için inanmıyorlar. Onun sözünün özünü anlamadılar. Bunlardan önce olanlar da, böyle inanmamışlardı) buyuruldu.

Efendim! Tesavvufculann (Üveysî) demeleri, üstâdı yokdur demek değildir. Çünki, üveysf demek, onun yetişmesinde rûhâniyânın da hizmeti olmuşdur demek-dir. Hâce-i Ahrâr “kuddise sirruh” [Mevlânâ Ya’kûb-i Çerhînin hizmetinde yetişdi-ği hâlde], ü.stâdı bulunduğu hâlde, Behâüddîn-i Buhârînin rûhâniyyetinden de yardım gördüğü için, Hâce-i Ahrâra Üveysî denilir. Bunun gibi, Behâüddîn-i Buhârînin üstâdı, Seyyid Emîr Külâl hazretleri idi. Tckat, ayrıca hâce Abdülhâlık Gonedüvânî-nin rûhâniyyetinden de istifâde etdiği için, Behâüddîn-i Buhârîye Üveysî denilmiş-dir. Bir kimse, üstâdı bulunduğunu söylemekle berâber, Üveysî olduğunu da bildirince, ona üstâdını inkâr ediyor demek şaşılacak insâfsızlık olur. [(Dürr-ül-me’ârif) kitâbının .seksenyedinci sahîfesinde, Abdüllah Dehlevî hazretleri buyuruyor ki, Re-sûlullaha “sallalİahü aleyhi ve sellem” veyâ Evliyâdan birine üveysî olmak için, her-gün tenhâ bir yerde iki rek’at nemâz kılıp, bir fâtiha okuyarak, sevâbım onun mubâ-rek rûhuna göndermeli, bir müddet oturup, hep onun rûhunu düşünmelidir. Birkaç gün sonra, onun üveysîsi olur. Ebû Sa’îd-i Fârûkî hazretlerinin oğlu Abdülganî Fâ-rûkînin (Hüvelgani) risâlesi, (Makamât-i Mazhariyye) nin sonunda basılmışdır. Bu risâlede, Abdüllahi Dehlevî hazretlerinin melfûzâtında diyor ki, (Resûlullahın “sal-lallahü aleyhi vc sellem” üveysîsi olmak istiyen, yatsı nemâzmdan sonra, hayâlinde, Resûlullahın iki mubârek ellerini tutup, yâ Resûlallah! Beş şey için sana bî’at eyledim: Bunlar, Kelimc-i şehâdet, nemâz kılmak, zekât vermek, Ramezan ayında oruç tutmak ve yola gücü yetenin hacca gitmesidir demelidir. Birkaç gece böyle yapınca, murâdına kavuşur. Bir Velînin üveysîsi olmak için, tenhâ bir yerde, iki rek’at nemâz kılıp, sevâbım o Velînin rûhuna göndermeli ve rûhunu düşünerek beklemelidir. Ehl-i sünnet i’tikâdında olup şerî’ate uyan, elbette o Velînin üveysîsi olur.

Efendim, (Abdülbâkî) sözü, bâkî olan Allahü teâlâmn kulu, kölesi demekdir. Yoksa bir insanın ismi olarak söylenilmiş değildir. Bu söz hernekadar insanların ismi olarak da kullanılmış ise de, benim mürşidim, Allahü teâlâmn bir kulu ise de, beni terbiye eden, yetişdiren, bâkî olan Allahü teâlâdır demekdir. Burada kelimeyi de-ğişdirmek ve edebe uygun.suz davranmak nasıl düşünülebilir?

Efendim, Bâyezîd-i Bistâmî “kuddise sirruh”, sekr hâlinde, ya’nî şu’ûrsuz iken (Sübhânî) dedi. Bu söze kusûr denilse, bu kusûrun onda her zeman bulunması lâzım gelmez. Bunun için, başkasının ondan üstün olmasına sebeb olmaz. Çünki, Evliyâdan hâle, vakte göre ba’zı ma’rifetler hâsıl olur ise de, başka vaktde ve başka hâlde, o ma’rifetlerin noksânlık olduğunu anlıyarak, bunları bırakır. Bunların üstündeki ma’rifetlere ve makâmlara yükselir. Mektûbunuzda diyorsunuz ki, çok zeman sekr hâlinde bulunan Evliyânın böyle uygunsuz söylemeleri suç sayılmıyabilir. Fekat, sahv hâlinde bulunanların, ya’nî hep şu’ûrlu olanların böyle şeyler söylememeleri lâzımdır. Efendim, böyle şeyleri söyliyenlerin ve yazanların, sekr hâlinde oldukları anlaşılmalıdır! Sekr karışmıyaıı hâllerde böyle şeyler yazılamaz. Fekat, şunu da bilmelidir ki, sekrin çeşidli dereceleri, muhtelif mertebeleri vardır. Sekri çok olanın, sözlerindeki uygunsuzluk da çok olur. Bâyezîd-i Bistâmînin sekri çok olduğundan (Benim bayrağım, Muhammed aleyhisselâmın bayrağından dahâ yüksekdir) demiş-dir. Sahv hâlinde olanlarda, sekr hiç bulunmaz sanmamalıdır. Sekrsiz olan sahv, noksânlıkdır. Hâlis, karışıksız sahv, avâmda bulunur. Sahv hâline kıymet verenler, sahvın çok olduğu hâli demişlerdir. Sekr bulunmıyan sahvı demek istememişlerdir.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder