Sayfalar

gizli kamera

replika telefon

maca bitksi

replika telefonlar samsung vesilesi45

 replika telefonlar


replika telefonlar samsung vesilesi45 evet arkadaslar sizler icin güzel yazılarımıza devam ediyoruz sizlerden gelen talepler bizleri mutlu ediyor ve sözlerime söyle devam ediyorum  Allahü tcAlâmn sıfatlan, kendisinden ayrı değildirler. Allahü teâlâya kavuşanlara sıfatların vâsıta, perde olmaması, nasıl olur?Cevâb: Sâlikin aslı, Allahü leâlâmn ismlerinden bir isindir. Sâlik, bu aslının zillidir, görüntüsüdür. Sâlik, bu aslına kavuşunca, kendisi ile zât-ı İlâhî arasında bir vâsıta, bir perde yokdur. Çünki ism ile ism sahibi arasında bir vâsıta yokdur. Bunun için, sıfatların aradan kalkması lâzım gelmez. Bunu yukarıda, sâlikin hakikatinin hakîkat-i Muhammedi ile birleşmesini anlatırken bildirmişdim. Zillin aslına kavuşmasını bildirirken de biraz geçmişdi.Tenbîh: Cezbe yolunda aracı, vâsıta bulunmaz sözünden, ba zı kimseler için Resûlullahın “aleyhi ve alâ Âlihissalâlü vesselâm” vâsıta olmasına lüzûm olmayacağı anlaşılmamalıdır. Resûlullaha uymalarına ihtiyâçları kalmıyacağı sanılmamalı-dır! Böyle anlamak küfr ve ilhâd ve zındıklık ve onun şcrî’atine inanmamak olur. Sülük yapmadan, ya’nî şerî’ate uymadan mevcûd olan cezbe noksan olur, bozuk olur ve ni’met şeklinde görünen azâb olur. Kıyâmetde hesâba çekilmesine, azâb yapılmasına sebeb olur. Doğru keşfler ve açık olan ilhâmlar, kesin olarak bildirmişdir ki, Resûlullah vâsıta olmadıkça ve ona uymadıkça, tesavvuf yolunun hiçbir inceliğine ve hiçbir ma’rifetine kavuşulamaz. Başlangıçda ve yolda bulunanlar için olduğu gibi, sona varmış olanlar için de, o yüce Peygambere uymadıkça ye ona nasîb olan ni’metlerin artıklarını toplamadıkça, tesavvuf yolunun hiçbir feyzi ve bereketi hâsıl olmaz. Fârisî beyt tercemesi:
Ey Sa'di! Safâ yolunda ilerlemek,
Mustafüya uymakla nasîb olur hep!
Ahmak F.flâtun, yapdığı mücâhedelerle ve riyâzetlerle nefsinde hâsıl olan safâyı görünce. Peygamberlere “aleyhimüssalevâtü vetteslîmât” uymak lâzım olmadığını sandı. (Biz temizlenmiş insanlarız. Temizleyicilere ihtiyâcımız kalmamışdır) dedi. Peygamberlere uymadan, yalnız riyâzet çekmekle hâsıl olan safânın, altın yaldızla örtülen bakır gibi veyâ şekerle kaplanan zehr gibi olduğunu anlıyamady. Bakırla karışık altını saf hâlde ayırmak için ve nefsi emmârelikden kurtarıp itmînâna kavuş-durmak için. Peygamberlere uymak lâzımdır “aleyhimüssalevâtü vetteslîmât Hakîkî hakîm ve tabîb olan Allahü teâlâ. Peygamberleri ve bunların şerî’atlerini “aleyhimüssalevâtü vetteslîmât”, nefs-i emmâreyi yıkmak, azgınlıkdan kurtarmak için gönderdi. Onu yıkmak, belki islâh etmek, kurtarmak için bu büyüklere “aleyhimüssalevâtü vetteslîmât” uymakdan başka çâre olmadığını bildirdi. Bu büyüklere “aleyhimüssalevâtü vetteslîmât” uymadıkça, binlerle riyâzetler ve mücâhedeler yapılsa, onun emmâreliği kıl kadar azalmaz. Tersine, azgınlığı artar, onun hastalığını giderecek yegâne ilâç. Peygamberlerin şerî’atleridir “aleyhimüssalevâtü vettehıyyât”. Bundan başka hiçbir şey, nefsi felâketden kurtaramaz!
Cezbe için sülük lâzımdır. İster cezbeden önce olsun, ister sonra olsun, sülûk-süz cezbe fâidesizdir, kıymetsizdir. Cezbenin sülûkdan önce olması dahâ kıymetlidir. Böyle olunca, sülük cezbeye yardımcı olur. Sülûkdan sonra olan cezbe ise, sülu-ke hizmetçi olur. Sülük ni’meti, onu cezbeye kavuşdurur. Cezbenin önce olması, böyle değildir. O önceden çekilmekdedir, da’vetlidir. (Murâd) dır. Sülûkü önce olan ise, (Mürîd) dir. Murâd olunanların başı ve sevilenlerin önderi Muhamrned Şİeyhıs-selâmdır. Bu da’vet Ona yapılmış, önce O çağınlmışdır “aleyhi ve alâ Alihiss^âtü vesselâm”. Başkaları, O’na tufeyl olarak, yanısıra kabûl olunmakdadırlar. Ist^ murâd olsunlar, ister mürîd olsunlar. O’nun arkasındadırlar. Hadîs-ı kudsıde, (O olmasaydı, Allahü teâlâ mahlûkları elbette yaratmazdı ve rübûhlyyetlnl belli etmez-
Cüneyd-i Bağdâdî “kuddise sir-ruh”, sahv sâhiblerinin reîsi olduğu hâlde ve sahv sekrden dahâ kıymetlidir dediği hâlde, sekr karışık olan o kadar sözleri vardır ki, saymakla bitmez. (Bilen de Odur. Bilinen de Odur) ve (Suyun rengi, içinde bulunduğu kabın rengidir) ve (Hadis, kadîme yaklaşınca, eseri, izi kalmaz) sözlerini o söylemişdir. (Avârif) kitabının sâhibi (Şihâbüddîn-i Sührcverdî}, sahv sâhiblerinin üstünlerinden iken kitâbında sekr karışık o kadar çok ma’rifetler vardır ki, sayılmakla bitmez. Bu fakîr (ya’nî İmâm-ı Rabbânî hazretleril, onun sekr karışık ma’rifetlerinden birkaçını toplamışdım. Evli-yânın gizli ma’rifetleri açığa vurmaları, hep sekr karışık hâllerinde olmuşdur. övünmeleri üstünlük göstermeleri de, hep sekrdendir. Kendisinin başkasından dahâ kıymetli olduğunu bildirmeleri, hep sekrden ileri gelmekdedir. Hâlis sahv hâlinde, esrarı meydâna çıkarmak, bu yolda külr sayılır. Kendini başkasından üstün bilmek de, şirk olur. Sahv hâlinde biraz sekr bulunması, yemeğe lezv.et vermek için tuz karışdır-mağa benzer. Tuzsuz ta’âm, tadsız olur. Kimse beğenmez. Fârisî beyt tercemesi:
Şeyh Abdülkâdir-i Geylânî “kuddi.se sirruh” hazretlerinin, (İki ayağım. Evliyanın hepsinin boyunları üzerindedir) .sözünü sekr hâlinde söylemiş olduğunu, (Avâ-rif) kitabının sâhibi bildiriyor. Böyle bildirmesi, bu sözün kusur olduğunu anlatmak için değildir. Onu övmek içindir. Çünki, bildiğini söylemişdir. övünmeği, üstünlüğü bildiren böyle sözler, ancak sekr karışık hâllerde söylenir. Hiç sekr bulunmıyan sahv halinde böyle konuşamazlar. Bu fakîr (ya’nî Imâm-ı Rabbânî hazretleri], bütün yazılarımda, bu tâife-i aliyyenin ilmlerini, esrânnı açıklamakdayım. Bütün bunların tâm .sahv hâlinde yazılmış oldukları hâtır-ı şerîfinize gelmesin! Hiç öyle değildir. Çünki, bunları açıklamak, bu yolda harâmdır ve çirkindir ve gevezelik olur. Çok kim.seler vardır ki, hiç sekr karışmamış sahv hâlinde, çok konuşurlar, gevezelik ederler. Bunlar, niçin böyle esrâr söylemezler? İnsanları hayrete düşürmezler? Fârisî beyt tercemesi:

Hâfizın feryâdı boşuna değildir.

Sözlerinde şaşılacak çok şey vardır!
Efendim, esrârı ortaya dökmek olan böyle sözler, herkesin anladığı ma’nâ ile söylenmiş değildirler. Bu yolun büyükleri “kaddesallahü teâlâ esrârehüm’’ her ze-man böyle şeyler söylediler. Bunları .söylemek, bu büyüklerin âdeti olmuşdur. Bu fakirin ortaya çıkardığı bir yenilik değildir. (Bu, islâmda ilk kırılan şişe değildir) sözünü burada tekrârlamak yerinde olur. O hâlde, bu gürültüler, bu sataşmalar niçindir’> Eğer şerî’ate uygun görünmiyen bir söz varsa, ufak bir yardımda bulunarak, ona şe-rı ate uygun ma’nâ verilebilir. Böylece, bir müslimâna kötü gözle bakmakdan kur-tulnıak lâzım olur. Kötü işleri yaymak ve fâsıkın yüz karasını ortaya koymak, dinimizde harâmdır ve çirkin bir işdir. Bir zan ile, bir şübhe ile, bir müslimâna kötü daıngası basmak uygun mudur? Yer yer dolaşıp, onu sapık olarak yaymağa çalışmak bir dm adamına yakışır mı? Müslimân olan ve müslimânları seven bir kimse, bir insandan şerî’ate uygun görünmeyen bir söz işitince, bu söyliyeni incelemelidir! Söz sâhibi, sapık ve zındık ise, buna cevâb vermeli, doğrusunu söylemeli, sözüne iyi ma nâ aramamalıdır. O sözün sâhibi müslimân ise, Allaha ve Resûlüne îmân etmiş ise, onun sözünü düzeltmeğe çalışmalı, iyi ma’nâ vermeğe uğraşmalıdır. O söze iyi ma nâ bulamazsa, söz .sâhibinden sormalıdır. O da bulamazsa, kendisine nasîhat vermelidir. (Emr-i ma’rûf) ve (Nehy-i münker) şerî’atin emridir. Fekat bunun fâideli olması için, tatlı sözle ve yumuşak yapılması lâzımdır. Eğer fâideli olmak için değil de, bir müslımanı kötülemek için yapılıyorsa, buna birşey diyemem. Allahü teâlâ, hepimizi lyı yolda bulundursun!

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder