Sayfalar

gizli kamera

replika telefon

maca bitksi

replika samsung galaxy den din bilgisi

 replika samsung


replika samsung galaxy din bilgisi evet arkadaslar sizler icin replika samsung galaxy yine sizler icin güzel yazılarını sizlere sunuyor  replika samsung galaxy sizler icin diyorki Ona ezelde hulûl et diğini söylersen, bunu isbât edecek bir delilin olınası lazımdır. Yoksa, delilsiz kabûl etmiş olursun. Çünki, îsâ aleyhısselam sonradan yaratılmışdır. Ezelde yok olması delilin bulunmaması de-mekdir. Tanrının îsâ aleyhisselâma hulûl etdığını delilsiz kabûl ediyorsun da, bana, sana, hayvanlara, otlara Jaşlara hu û etmediğini nereden biliyorsun? Delilsiz, bunlara hulûl etdığını niçin kabûl etmiyorsun?
Papaz — İlahın îsâ aleyhisselâma hulûl etmesi ile, sana, bana ve diğer varlıklara hulûl etmemesinin sebebi açıkdır. Çünki İsa aleyhisselâmda mu’cizeler göründü. Sende, bende ve diğer varlıklarda böyle hârikulâde hâller görülmedi. Bundan ilahın Ona hulûl edip, bize ve diğer varlıklara hulûl etmediğim anlıyoruz.Fahreddîn Râzî — îsâ aleyhisselâma hulûl etmesine delil olarak Onun mu’cizeler göstermesi olduğunu söylüyorsun. Delil o -mayınca ya’ni mu’cizeler görülmeyince, hulûl edemıyeceğını nı-çin^söylüyorsun? Sende, bende ve diğer varlıklarda harikalar, mu’cizeler bulunmadığı için tanrı bunlara hulûl diyemez-sin. Çünki, delîl olmadığı hâlde, medlûl bulunabilir demışdık. Buna göre, ilahın hulûl etmesi, delîlin bulunmasına ya m harikaların, mu’cizelerin görülmesine bağlı değildir. Musa aleyhisselâmın asâyı ejdere çevirdiğine inanı-yorsunuz da. Ona, tanrı veyâ tanrının oğlu demiyorsunuz. îsâ aley-nısselama niçin tanrı veyâ şöyle böyle diyorsunuz?Aryüsün mahkemesi esnâsında, bunlardan dördünü intihâb ederek, diğerlerini men’ etdikleri, kilise târihlerinde yazılıdır. Bir İngiliz papazı, yasak edilmiş İncilleri arayıp, bulduklarını İngilizceye terceme etmiş, bulamadıklarının da ismlerini yazarak, 1236 [m. 1820] de Londrada tab’ edilmişdir. (El-cevâib) gazetesinin kâtibi Ahmed Fârisi efendi, bunu arabiye terceme etmiş, İncil denilen kitâbların ismleri (Samsâmiyye) kitâbımıza ilâve edilmişdir.Hıristiyanlar, bu dört İncilin ve (Tevrât)ve (Zebûr) dedikleri ellerindeki kitâbların semâdan indiğine inanıyorlar. Bu dört İncilde, îsâ aleyhisselâmın sözleri olarak bildirilenler, şübheli ve (haber-i vâhid) olup, (mütevâtir) olmadıklarından, aslâ sened olamaz. Markos ve Luka ise, Pavlosun talebeleri olup, îsâ aley-hisselâmı hiç görmemişlerdi. Pavlosun da, îsâ aleyhisselâmı görmediği ve semâya urûcundan sonra, meydâna çıkarak, (îsâ bana semâdan tecelli etdi) dediği, (Kitâb-ı mukaddes)deki, (Resûlle-rin a’mâli) kitâbının dokuzuncu faslında, Luka tarafından yazılıdır. Bunların, Havârilerden işitdikleri hikâyeleri yazmış olduklarına da, inanılamaz. Çünki, kendilerine haber verenlerden hiçbirinin, ismlerini ve hâllerini bildirmemişler, îsâ aleyhisselâmı görmüş ve kendisinden işitmiş gibi yazmışlardır. Târîhciler, böyle yazılara yalan ve iftirâ demekdedir. Meselâ, îsâ aleyhisselâmı yehû-dîler yakalamağa geldikleri gece, yanında bulunan onbir Havâ-rînin kaçdıkları ve reîsleri olan (Petrus)un da, uzakdan gözeterek, îsâ aleyhisselâmı götüren yehûdîlerin arkasından, hahamba-şınm hânesine kadar gitdiği ve korkudan, firâr etdiği, (Metfa)nın yirmialtıncı ve (Markos)un ondördüncü bâblarında yazılı iken, dört încflde, yehûdîler îsâyı tutup, şöyle böyle yapdılar. O da, şöyle böyle cevâb verdi şeklinde, görmüş ve işitmiş gibi yazmışlardır. Böyle yazıların, yehûdîlerden işitdikleri yalanlar ve iftirâlar oldukları meydândadır.îsâ, üç gün sonra mezârdan kalkıp, başına gelenleri anlatdı. İncillerde yazılı olanlar, yehûdîlerden işitdikleri değil, îsânm haber verdikleridir) denirse, yehûdîler asdıkları, öldürdükleri kimseyi mezâra koyarken, bunun îsâ olmadığını kendileri de anlamışlar, başkalarının anlamamaları için, kabrden gizlice çıkarıp, başka bir mahalle defn etmişler, (Havârîler gelip mezârdan çaldılar) şeklinde yalan ve iftirâ etmişlerdir, sözü, bu düşüncenin yanlış olduğunu göstermekdedir. (Mezârdan kalkdı) sözünün doğru olmadığını kendileri de bildiriyor. (Markos)un kitâbının son bâbında (îsâ, ihyâ edilip, evvelâ Mecdelli Meryeme göründü. O da gidip.Havârîlere haber verdi. İnanmadılar) yazılıdır. Meryemin dahî bunu bostan bekçisi zan etdiğini, (Yuhannâ), yirminci bâbında yaz-mışdır. (îsâ, başına gelecekleri ve üç gün sonra mezârdan kalkacağını, Havârîlere evvelden haber vermişdi) denirse, Meryem, îsâyı gördüğünü haber verince, şübhe etmezlerdi. Hattâ, mezâr başına gelip kalkmasını beklerlerdi.Bugün, bütün hıristiyanlar, İznik meclisindeki papazların kabûl etdikleri dört kitâbm, semâdan inen İncîl olduklarına inanıyorlar. Yuhannâ İncilinde yazılmış olan (Teslis), dinlerinin esâsıdır. Ya’nî îsâ tanrıdır veyâ tanrının oğludur diyorlar. Ebedî olan tek tanrı, onu çok seviyor. Onun her istediğini yapıyor, yaratıyor. Bunun için, herşeyi Ondan istiyoruz. Ona ve onu temsil eden putlarımıza, bu niyyet ile yalvarıyoruz. Tanrı ve oğul, çok sevilen kimse demekdir, diyorlar. Tanrının oğlu demek, tanrı onu çok .seviyor demekdir, diyorlar. Böyle inananlara (Ehl-i kitâb) denir. (O da, ebedîdir. Herşeyi yokdan var ediyor) diyen hıristiyan-1ar, (Müşrik)dir. Muhammed aleyhisselâma inanmadıkları, müs-limân olmadıkları için, hepsi kâfirdirler.Îbrâhîm aleyhisselâm, ulül-azm Peygamberlerdendir. O, ne ye-hûdî, ne de hıristiyan idi. Hakîkî müslimân idi. Îbrâhîm aleyhisselâm Benî Îsrâîlin, ya’nî yehûdîlerin, ve ayrıca arabların da ceddidir. Muhammed aleyhisselâmın da, dedelerindendir.
Geldânflerin merkezi Bâbil şehri idi. Meliklerine (Nemrûd) denirdi. Geldânîler o zemân, aya, güneşe ve yıldızlara taparlardı. Bunları temsîl eden çeşidli putlar yapmışlardı. Nemrûdlar da putlar arasında idi. Allahü teâlâ, Îbrâhîm aleyhisselâmı bunlara Peygamber olarak gönderdi. Fekat îmân etmediler. O mübârek Peygamberi, ateşde yakmak istemişler, ancak Allahü teâlâ, ateşi selâmet kılmışdı. Günlerce odun topİıyarak yakdıkları bu ateşin içerisi, Îbrâhîm aleyhisselâm için yeşil bir bağçe oldu. Bu mu’cize karşısında da, çoğu îmân etmedi. Îbrâhîm “aleyhisselâm” Mısra gitdi. Sonra Allahü teâlânın emri ile Filistine döndü. Îbrâhîm aleyhisselâmın vefâtından sonra, oğlu, îshak aleyhisselâm, bundan sonra da, bunun oğlu Ya’kûb aleyhisselâm Peygamber oldular. Ya’kûb aleyhisselâmın diğer ismi, Îsrâîldir. Bu kitâb, îsâ aleyhisselâmın dünyâya gelmesini anlatan bir târîhdir. İkincisi (Markos), îsâ aleyhisselâmı hiç görmemiş ve Havârîlerden işitdiği sözleri ve hikâyeleri, urûcdan yirmisekiz sene sonra yazmışdır. Üçüncüsü, (Luka) dedikleri adamdır. Bu da, îsâ aleyhisselâmı görmemiş, Havârîlerden işitdiklerini urûcdan otuziki sene sonra, İskenderiyyede yazmışdır. Dördüncüsü, (Yu-hannâ)dır. Bunun Havârîlerden olduğu söyleniyor. Urûcdan kırkbeş sene sonra, îsâ aleyhisselâmın hayâtını, târîhini yazmış-dır. Allahü teâlânın gönderdiği, İncîl kitâbı tek bir kitâbdır. Bu hakîkî İncîlde, birbirine uymayan ve hâdiselere ters düşen bir şey olmadığı muhakkakdır. Hâlbuki, bu dört İncîlde, birbirine uymayan ihtilâflar doludur.Kur’ân-ı kerîmde, îsâ aleyhisselâmın öldürülmediği, aşılmadığı açıkça haber veriliyor. Bu dört târîh kitâbında ise, kati edildiği açıkça yazılı olduğundan, Kur’ân-ı kerîmin bildirdiği, Allah kelâmı olan İncîlin, bu dört târîh kitâbından başka olduğu anla-şılmakdadır.Bu kitâblardaki hikâyelerden bir kısmını îsâ aleyhisselâmdan işitmedikleri, urûcdan sonra yazdıkları, hern kitâblardan anlaşılıyor, hem de papazlar söylüyorlar. Meselâ, îsâ aleyhisselâmdan, mahbûs iken ve öldürülürken, naki etdikleri sözler böyledir. Bu sözlerin asi İncîlde bulunmadığı, Allah kelâmı olmadığı meydândadır. Bu gibi, dahâ nice misâllerin, bu dört İncîlin Allah kelâmı olamıyacağını gösterdiğini, İmâm-ı Kurtubî (Kitâbül aMâm fîbeyân-ı mâfî-dîninna.sârâ minel-bidM vel-evhâm) kitâbında ve İbnül Kayyım-ül-cevziyye (Hidâyetül hıyârâ fî-ecvibetil yehûdî vennasârâ) ve Sü’ûdî hazretleri (Ettahcîl min-harfil İncîl) kitâb-larında ve Taşköprülü Ahmed efendi ve Kâtib Çelebî, meşhûr ki-tâblarında yazmışlardır.
Bugün, hakîkî İncîl mevcûd değildir. Hıristiyanların elinde bulunmadığı gibi, müslimânlar arasında da böyle bir kitâb yokdur. Hattâ, papazların çoğu, semâdan inen bir İncîl bulunduğunu inkâr ediyorlar. Bir rivâyete göre, yehûdîler îsâ aleyhisselâmı kati edecekleri zemân, İncîli ateşde yakdılar. Yâhud, parçalayıp, ortadan kaldırdılar. O zemân, İncîl yayılmamış idi. Çünki, îsâ aley-hisselâmın peygamberlik zemânı üç sene kadar olup, îmân edenler de pek az idi. Bunların çoğu da, köylü olup, okumak, yazmak bilmiyorlardı. Yâhud, mîlâdın üçyüzyirmibeş senesinde telef etdikleri İncîller arasında, bunu da, bozuk zannederek, imhâ etmişlerdir. O zemân birbirine uymayan kırk, elli İncîl kitâbı vardı.Ya’kûb aleyhisselâmın oğullarından Yûsüf aleyhisselâmı, kardeşleri kıskandılar. Bir kuyuya atıp, Ya’kûb aleyhisselâma, öldü diye yalan söylediler. Sonra, kuyuya gelen yolcular, Onu kuyudan çıkarıp. Mısra götürdü. Orada, köle diye satdılar. Yûsüf aleyhisselâmı, Mısrın mâliye veziri, Azîz satın aldı. Evine götürdü. Hanımı Zelîha, Ona âşık oldu. Yûsüf “aleyhisselâm”, ona iltifât etmeyince, iftirâ etdi. Bu if-tirâ üzerine, Yûsüf aleyhisselâm zindâna habs edildi. Mısr hüküm-dârı Fir’avnın bir rü’yâsını ta’bîr ederek, zindândan çıkarıldı. Fir’avn, Yûsüf aleyhisselâmı mâliye vekili yapdı. Yûsüf aleyhisselâm, babası Ya’kûb aleyhisselâmı ve diğer kardeşlerini Ken’ân diyârından ya’nî Filistinden Mısra getirdi. Fir’avn, Ya’kûb aleyhisselâma ve çocuklarına çok hürmet ve iltifât etdi. Böylece, İsrâîl oğulları. Mısra yerleşmiş oldular. Önce, Mısrda râhat bir hayât süren İsrâîl oğulları, sonradan Mısrda büyük bir zulm ve sıkıntı görmüşler, köleliğe düşmüşlerdir. Onları bu sıkıntılardan kurtaran ve (Ard-ı Mev’ûd) ya’nî va’d olunmuş topraklara [Filis-tine] götüren, Mûsâ aleyhisselâm olmuşdur.Mûsâ aleyhisselâmı, Fir’avn serâyında büyütdü. Kırk yaşına gelince, serâyı terk edip, akrabâlarının ve büyük kardeşi Hârû-nun yanına geldi.Birgün, Mısriı bir kâfirin [kıptînin]. Benî İsrâflden birine işkence etdiğini gördü. Kurtarırken, kıptî öldü. Mûsâ aleyhisselâm korkarak, Tebük civârındaki Medyen şehrine gitdi. Orada Şu’ayb aleyhisselâmın kızı ile evlendi. Ona on sene hizmet etdi. Mısra dönmek için yola çıkdı. Yolda, Tûr dağında, Allahü teâlâ ile ko-nuşdu. Mısra gelip, Fir’avnı dîne da’vet etdi. Benî İsrâîle serbestlik verilmesini istedi. Fir’avn kabûl etmedi. (Mûsâ, büyük sihrbâz-dır. Bizi aldatıp, memleketimizi elimizden almak istiyor) dedi. Yanındaki vezîrlere sordu. Onlar da, (sihrbâzları topla, onu mağlûb etsinler) dediler. Sihrbâzlar geldiler. Mısr halkı önünde, ipleri yere atdılar. Her ip, yılan görünüp, Mûsâ aleyhisselâma doğru yürüdü. Mûsâ “aleyhisselâm” asâsını yere bırakdı. Büyük yılan oldu. İpleri yutdu. Sihrbâzlar şaşırdılar. îmân etdiler. Fir’avn kızdı. (O, sizin ustanız imiş. Ellerinizi, ayaklarınızı keseceğim. Hepinizi hurma dallarına asacağım) dedi. (Biz Mûsâya inandık. Onun Rabbine sığınıyoruz. Yalnız Onun afv ve merhametini isteriz) dediler. Kâfirlerin suları kan oldu. Kurbağa yağdı. Cild hastalıkları oldu. Üç gün karanlık oldu. Fir’avn, bu mu’cizeleri görünce korkdu.Yehûdflerin çoğunu öldürdü, kalanlannı da, Bâbile sürdü. Bu ka-rışıklıkda gökden inen Tevrât yakıldı, yok edildi. Bu hakîkîTev-rât, çok büyükdü. Ya’nî, kırk cüz idi. Her cüzde bin sûre, her sûrede bin âyet vardı. Bu muazzam kitâbı, Uzeyr aleyhisselâmdan başka kimse ezberlememiş idi. Tevrâtı yehûdîlere yeniden ta’lîm etdi, Zemânla bir çok yerleri unutuldu, değişdirildi. Muhtelif kimseler, hâtırlarında kalan âyetlerini yazarak, Tevrât isminde çe-şidli risâleler meydâna geldi. Mîlâddan takrîben dörtyüz sene evvel yaşamış olan Azrâ ismindeki bir haham bunları toplıyarak, şimdi mevcûd olan Ahd-i atîk denilen Tevrâtı yazdı. îrân hü-kümdârı Şîreveyh, Âsûrîleri yenince, yehûdîlerin tekrâr Kudüse dönmelerine izn verdi. Yehûdîler, M.Ö. 520 den sonra Mescid-i Aksâyı yeniden ta’mîr etdiler. Önce Perslerin, sonra da, MakedonyalIların idâresi altında yaşadılar. M.Ö. 63 senesinde Kudüs, Romalı kumandan Pompey tarafından zabt edildi. Pompey, ye-hûdîleri dağıtdı. Şehri ve Mescid-i Aksâyı, yakdı, yıkdı. Böylece yehûdîler. Roma devleti hâkimiyetine girdiler. M.0.20 de Romalıların Filistindeki yehûdî vâlîsi Herod, ma’bedi tekrâr yapdırdı. Yehûdîler dahâ sonra. Roma hâkimiyetine isyân etdiler. Fekat mî-lâdın 70. senesinde Romalı kumandan Titus, Kudüsü temâmen yakdı, yıkdı. Şehri virâneye çevirdi. Beyt-i mukaddes de yandı. Sâdece batı divan kaldı. Bu dıvara türkler (Ağlama divan) derler. Bu dıvar, yüzyıllarca yehûdîlerdeki millî ve dînî şuuru ayakda tut-muşdur. Kurtarıcı Mesîh inancı da, yehûdîlerde bu şuurun devâ-mını te’mîn etmişdir. BizanslIlar ve sonra Emevîler ve Osmânlı-1ar bu divan muhâfaza ederek, mescidi ta’mîr etmişlerdir.Titusun, katliâm ve zulmünden sonra yehûdîler, bölük bölük Filistin! terk etdiler. Kudüs ve çevresinden kovuldular. Yehûdî esîrler, Romalıların emrinde çalışdınlmak üzere. Mısra sevk edildiler. Bu sene, yehûdîler dünyânın her yerine yayıldılar.Yehûdîlerin mukaddes saydıklan kitâbları, (Torah) ve (Tal-mud) olmak üzere ikiye ayrılır: Birincisi, yazılı emrleri, İkincisi ise, sözlü emrleri ihtivâ ediyor derler.Torah kitâbına hıristiyanlar (Ahd-i atık) ismini verirler. Yehûdîler, Torahı üç kısma ayırmışlardır: 1- Torah, ya’nî Tevrât, 2- Ne-viim, ya’nî Peygamberler, 3- Ketûbîm, ya’nî Kitâblar.
Torah ismini, bu üç kısmın, ibrânîce baş harflerini birleşdire-rek meydâna getirmişler. Neviim iki kısmdır. îlk peygamberler dört kitâb, son peygamberler onbeş kitâbdır. Yehûdîler, Tevrât ismini verdikleri beş kitâbm Allahü teâlâ tarafından, Mûsâ aleyhisselâma indirildiğine inanmakdadırlar. Bu beş kitâb, (Tekvin), (Hurûc), (Levililer), (Sayılar), (Tesniye)dir. Tesniyede, Mûsâ aleyhisselâmın ölümü, ihtiyârlığı, yaşı ve defn edildiği ve yehûdîlerin ona mâtem [yas] tutdukları yazılıdır. [Tes-niye bâb 34]. Bu ahvâl, Mûsâ aleyhisselâm vefât etdikden sonra, Mûsâ aleyhisselâma vahy olundu dedikleri kitâbda nasıl bildirilmişdir? Bu misâl, Tevrâtın Mûsâ “aleyhisselâm” tarafından bildirilen ve Allahü teâlâ tarafından vahy edilmiş olan, hakîkî Tevrât olmadığının açık delîllerindendir.
Bir yehûdî din adamı olan, H.Hirsch Graetzin, (History of the Jews) kitâbındaki beyânına göre, yehûdîler, kendi cemâ’atlerinin Tevrâtın emrlerine tam ittibâ’ edebilmelerini te’mîn için (Yetmişler Meclisi)ni kurdular. Bu meclisin reîsine, (Baş Kâhin) dediler. Yehûdî gençlerine, mekteblerde dinlerini öğreten, Tevrâtı açıklayan yehûdî din adamlarına (Yazıcılar) denilir. Bunların, Tevrâ-ta yapdıklan açıklamaların, ilâvelerin bir kısmı, sonradan yazılan Tevrâtlara karışdırılmışdır. İncîllerde geçen yazıcılar işte bunlardır. Bunların bir diğer vazîfesi de, yehûdîlerin Tevrâta ittibâ’ etmelerini sağlamakdır.
Yehûdîlerin ekserîsinin inanmadıkları bir Tevrât dahâ vardır ki, buna (Şomranim Tevrâtı=Tora Ha-Şomranim) derler. Bu Tevrâta inananlar, yazıcıların Tevrâta açıklamalar ve ilâveler yapmalarına, hattâ harflerini dahî değişdirmelerine karşı çıkmışlardır. Yehûdîlerin ellerindeki Tevrât ile Şomranim Tevrâtı arasında altı bin kadar ihtilâf bulunduğu bildirilmekdedir.Hıristiyanlar Tanah kitâbı için, (Ahd-i Atık) ya’nî (Eski Ahd) ta’bîrini kullanırlar. Yehûdîler, bu ta’bîri kabûl etmezler.Bugün Tevrât dedikleri kitâbm, Allahü teâlâ tarafından Mûsâ aleyhisselâma gönderilen hakîkî Tevrât olmadığı şübhesizdir. En eski yazılan Tevrât nüshası ile, Mûsâ aleyhisselâm arasında iki bin sene vardır. Mûsâ aleyhisselâm, Tevrâtın (Tâbût-i sekîne)ye, ya’nî (Mukaddes Sandığıjına konularak muhâfaza edilmesini ümmetinin âlimlerinden istemişdi. Süleymân aleyhisselâm (Mescid-i Aksâ)yı binâ edince, Ahd sandığını buraya koymuş ve sandığı aç-dırmışdır. Sandık açılınca, içerisinden yalnız (Evâmir-i Aşere), ya’nî on emrin yazılı olduğu iki levhâ çıkmışdır. Askerleriyle arkalarına düşdü. Süveyş körfezi açılıp, mü’minler karşıya geçdi. Fir’avn geçerken, deniz kapandı. Askerleri ile birlikde boğuldu. Benî İsrâîl, yolda öküze tapanları gördüler. Mûsâ aleyhisselâma (Biz de böyle tanrı isteriz) dediler. Mû-sâ aleyhisselâm, (Allahü teâlâdan başka tanrı yokdur. Allahü teâlâ sizi kurtardı) dedi. Sonra, Tîh çölüne düşdüler. Yolu şaşırdılar. Aç ve susuz kaldılar. Gökden (Men) ve (Selva) ya’nî helva ve et inerdi. Bunları yirlerdi. Asâsı ile yere vurunca, su çıkardı. Bundan da içerlerdi. (Helva ile etden bıkdık. Bakla, soğan gibi şeyler isteriz) dediler. Mûsâ aleyhisselâmı gücendirdiler. Bunun için, kırk sene çölde kaldılar. Mûsâ “aleyhisselâm”, Hârûn aley-hisselâmı vekil bırakıp. Tür dağına gitdi. Orada kırk gün ibâdet etdi. Allahü teâlânın kelâmını işitdi. Allahü teâlâ (Tevrât) kitâ-bını ve on emrin yazılı olduğu iki levhâyı indirdi. Tîh çölünde, Sâ-mirî adında bir münâfık, herkesdeki altınları, süs eşyâsını eritip, bunlardan bir buzağı yapdı. (Mûsânın ilâhı budur. Buna tapınız!) dedi. Tapmağa başladılar. Hârûn aleyhisselâmı dinlemediler. Mûsâ “aleyhisselâm” gelip olanları görünce çok kızdı. Sâmi-rîye la’net etdi. Büyük kardeşinin sakalından tutup, darıldı. Pişmân olarak, yalvardılar. Mûsâ aleyhisselâm, Tevrâtı ve on emri teblîg etdi. (Tevrât)a göre ibâdet etmeğe başladılar. Sonra yine bozuldular. Yetmişbir fırkaya ayrıldılar.Mûsâ “aleyhisselâm”, ümmeti ile Lût gölünün cenûb tarafına geldi. (Ûc bin Ûnk) adında bir melik ile harb etdi. Şerî’a nehri şarkındaki yerleri ele geçirdi. Erîha şehri karşısındaki dağa çıkdı. Ken’ân ilini uzakdan gördü. Yerine Yûşâ aleyhisselâmı halîfe bırakıp, bir rivâyete göre, mîlâddan 1605 sene evvel yüzyirmi (120) yaşında, orada vefât etdi. Erîha şehrini, sonra da Kudüsü, Yûşa’ “aleyhisselâm” Amâlika kâfirlerinden aldı.Dahâ sonra, Dâvüd aleyhisselâm melik oldu. Kudüsü tekrâr aldı. Böylece, yehûdîlerin en parlak zemânı başladı. Sonra, Süley-mân aleyhisselâm, babasının hâzırlatdığı yere meşhûr ma’bedi ya’nî (Mescid-i Aksâ)yı yapdırdı. Süleymân aleyhisselâm, içinde Tevrât ve on emr ve diğer emânetler ve on emrin yazılı olduğu levhalar bulunan (Tâbût-ı sekîne)yi, ya’nî (Mukaddes sandığı) ma’bedin bir odasına koydurdu.
replika samsung galaxy sizler icin bu yazıları paylastı.





replika samsung,

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder