Sayfalar

gizli kamera

replika telefon

maca bitksi

replika telefonlar ve tarih bilgileri34

 replika telefonlar


replika telefonlar ve tarih bilgileri34 evet arkadaslar replika telefonlar sizin icin çok çalıstı ve tarih bilgilerini hazırladı  replika telefonlar dediki Bir anlamda çaLşmamızın kalbini teşkil eden bu bölümde bir taraf, tan Batılı ve İslâmî, diğer taraftan İslâm içinde Osmanb ve Mısırlı modernizmler arasında mukayese yoluyla derin bir analiz yapmaya çalışacağım. XLX. asır Müslüman aydınları tarafından İslâm’ın yeniden yorumlanması tarzı, onlann Batı medeniyetini tasavvu; tarzlarına, bu ise söz konusu medeniyetin tehdidini algılama tarzla-nna, diğer bir deyişle algıladıkları tehdidin türüne, bu da mensup oldukları toplulukların tarihî deneyimle geliştirdikleri İslâm yo> rumlanna, yerli geleneklere göre değişecektir. Bu yüzden İslâm düşüncesindeki süreklilik çizgisinden kopuş noktalannı görmenin en iyi yolu, bu tutumları, Osmanlı ile Mısır düşünürlerince temsil edilen “gelenek/modemlik” düalizmince iki ideal tip haline getirerek karşılaştırmaktır. Çağdaş İslâm düşüncesi, bu geçmiş iki ana ideolojileşme örüntüsü tarafından belirlenmiştir. Bu ikili mukayese perspektifi, modern-öncesi İslâm dünyasındaki iki temel deneyim merkezine, Osmanlı ile Arap ve İran dünyalarını kapsayan Os-manh-dışı dünyaya tekabül eden “merkez/çevre” şemasına uymaktadır.
İslâm dünyasında tedeyyün dediğimiz farklı din yorumlan, kolektif ilim ile amelin, yani toplulukların dinî anlayış ile tarihî tecrübelerinin etkileşimiyle oluşur. Bu bakımdan İslâm tarihine damgasını vuran Araplar, İranlılar ve Türkler gibi ana topluluklann nihaî gayesi, önce dini en doğru şekilde anlamak, sonra da bu dinî anlayışı tarihe tam yansıtarak kozmopolit olarak adlandırılan İslâm=ba-nş idealinin gerçekleşeceği tarihsel cenneti bulmaktı. İlahî yasaya dayah bir imtihan diyalekt iği nce kurtuluşun öngörüldüğü bu din vc tarih anlayışını nomisistik olarak adlandırabiliriz ki bunun zıddı mesiyanistik’tir.
İslâm dünyasında kozmopolis hedefi bakımından Araplar ile İranhlar, tohumları daha Asr-ı Saadet olarak adlandırılan İslâm’ın ilk döneminde atılan bir trajedi yaşadılar. Araplar, vahyin muhatapları olarak İslâm’ı doğru anlamada önceÜğe sahipti. Ancak üçüncü halife Hz. Osman’ın ardından gelen dördüncü halife Hz.
Bedri Gencer 307
\li zamanında ortaya çıkan hilâfet mücadelesi, Islâm dünyasında sürecek bir ayrışmaya yol açtı. Zamanla “ilim beldesinin Hz. Ali’ye kendilerini nisbet eden Şfî Iranlılar, sünnî Arapları karşı imamet, yani, Islâm’ı doğru anlama ve yönetme iddiasında bulundular. Ancak gerek vahyin muhatapları ve Mutluluk Asn’ nın tanıklan sünnî Araplar, gerekse de “Muhammedi Nurun varisi, ilim beldesinin kapısı” Hz. Ali’ye kendilerini nisbet eden Şî’î Iran-lılar, “doğru Islâm anlayışrnı tarihte gerçekleştirme fırsatını bula-ma\acaklardı. Böylccc ilim ile amel, teori ile pratik, reel ile ideal arasında trajik bir açık ortaya çıkacak ve Iranlılar açık, Araplar ise örtük bir mesihçiliğe kayacaklardı.
Araplar, vahyin muhatapları olarak İslâm’ı en doğru anlayanlar olduklanm iddia edebilirlerdi. Ancak çağımızda Michael Polanyi* nin tadt knowledge (sözsüz bilgi) kavramıyla hatırlattığı gibi, gele-ncbcl dünyagörüşüne göre insan sahip olduğu ilmi amelle birleştirerek hikmete dönüştürdüğü takdirde bilmediklerini de öğrenir, tersine amele aktarmadığı takdirde bildiğini de kaybederdi. İdeal/ reci avınmım tanımayan geleneksel dünyagörüşüne göre dünya, din sayesinde sürdürülmek zorundaydı. Buna göre Arapların doğru İslim bilgisi, ancak tarihî tecrübe ile tahkik edilebilirdi. Oysa Araplann romantik tarih görüşüne göre İslâm, onların uzun süre önce yaptığı şeydi. Modern milliyetçi Arap bilinci, iki tür nostaljiyle şekillendi. Birincisi, özellikle selefılerdeki Hz. Peygamber ‘aley-hi’s-salâtü ve’s-selâm ve Hulefa-yı Râşidin dönemini kapsayan Asr-I Saadet (Mutluluk Çağı), İkincisi, modernist Araplarda görülen, ilk dönem (750-847) Abbâsî hilâfetini kapsayan Asr-t Zehebi (Al-tm Çağ) idi. Çağdaş Araplar açısından 1258’de Bağdat’ın Moğol-lara düşmesiyle tarih kontrollerinden çıkmış, asıl İslâm tarihi sona ermişti.
Avrupa’nın en azından iki asır süreyle Doğu Roma’nın fatihi Müslüman Türklerin önünde korkudan titremiş olmaları yahut bu donemin İslâmî inancın en büyük yayılma dalgalarından birine tanık olması, modern Araplar için bir medar-ı iftihar oluşturmayacaktı. İslâm topluluğu içinde Osmanlılar, Romalılar olarak tarihi yaparken, Araplar Yunanlılar olarak bu başarıyı paylaşmışlardı. Ancak 1258’dcn sonra Araplar, Altın Çağ nostaljisiyle tarihi askıya akrak artık tarihin aktörleri ve katkı sahipleri olmak yerine varisleri
308 Mtdtniyttlerin Kutuplanması
olmuştu (Smith 1977: 164-9). Arap Müslümanları, modern dünyasında olduğu gibi “hakikî îslâm**ın uygulandığı parlak bif geçmiş nostaljisiyle bir gün uygulanacağı ütopyası arasına sıkışan]^ “ya dun ya da gelecekte** yaşayarak “bugündü ihmal etmiştir. özelinde Arap dünyası, kendi inisiyatifleriyle mütemayiz altın dev* rin kapanışı olarak algıladıklan XIII. asırdan sonra tarihi cylcıjı duygusundan koparak tedricen, soyut, romantik bir Islâm anlayışı, na kaymıştır. Oysa “doğru Islâm”, Osmanlılann yaptığı gibi ancak kesintisiz bir deneyimle, tarihe katılarak ve bugünü yaşayarak bulunabilirdi.
İslâm’ı daha iyi anladıkları iddiasındaki Araplar ile Iranlılara karşılık tarihî olarak Islâm’ın bayraktarlığı sonradan gelen Türklcrc nasip oldu, iki topluluğun aksine Türklerin evrensel barış uğruna tarihî eylem azmi, Islâm’ı daha iyi anlama azmini getirdi; Kânûni dönemi Şeyhülislâmı Ebus-Suud’un yazdığı Arapça tefsiriyle İslâm dünyasında Hatibul-Müfessirin lakabını kazanması, bu azmin gerçekleştiğini göstermeye yeterdi. Osmanlılann dinamik anlayışına göre Islâm, her halükârda beşerî deneyime yön vermek için gelmişti. Dinamik din yorumuyla Islâm tarihinin aktörü olan Osmanlı’ nın Arap dünyasının çevresel konuma düşmesine göz yumması jeopolitik sebeplerden kaynaklandı.
Osmanlı egemenliğindeki Islâm dünyasında Sünnî Araplann temsilcisi olarak Mısır ve Şî’î dünyanın temsilcisi olarak Iran öne çıktı. Eski Dünyada Uzak Doğu’nun Çin ve Japon, Yakın Doğu’ nun da Hint ve Iran olmak üzere dört büyük medeniyeti vardı. Budizm, Taoizm, Konfuçyanizm gibi beşerî dinlere dayanan Çin, Japon ve Hint medeniyetleri, diğer dünya ile dinî olmaktan çok sosyo-kültürel ilişki kurmuştu. Ancak Uzak ile Yakın Doğu arasındaki ve Mezopotamya’ya yakın stratejik konumundan dolayı Iran, Eski Dünyada beşerî ve semavî dinlerin etkileşiminde kilit rolü oynayan ülke oldu. Belki de dünyada teodise problemi vc buna bağh mesihçi vizyonun ana kaynağı olan Zerdüştlük gibi kültler sayesinde İran, görünüşte paradoksal bir şekilde üç İbrahimî dinin dc hem heterodoks, hem de tepkisel olarak ortodoks versiyonlannın şekillenmesinde ana etki kaynağı oldu.
replika telefonlar sundu.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder