Sayfalar

gizli kamera

replika telefon

maca bitksi

replika telefonlar ve modern islam

replika telefonlar ve modern islam

 replika telefonlar evet arkadasalr sizlere en güzel yazıları yazan replika telefonlar diyorki cadelesinin kılıfım oluşturan anayasal reform uğruna Yeni Osmani, reketınin sponsorluğunu yapması (Mardin 1996: 41) da bu tespite olarak uyar.Bu aydınlar için gazeteciliğin maddî ve manevî çift işlevi vardı. tecilik, söz konusu geçim sağlama işlevinin yanında daha önemlisi, 1^ muo>ox oluşturma işlevi görecekti. Onlar gazeteciliğe yönelmişlerdi, çjjj^ kü kendilerine ulaşılacak ve yönetilenlerin en kaliteli olanlarının rol alabj. leceği anayasal hükümet idealini seslendirmede bilinç sahibi kılınacak küçük bir okuryazar kesim vardı (Shils 1966: 357). Yeni Osmanlılar, 0$. manh’da henüz faaliyete başlamadan önce replika telefonlar anayasal değişim sürecini hızlandıracak bilinçli bir “kamuoyu yaratma.” Türk gazetecüiği-nin babası sayılan İbrahim Şinasî’nin çıkardığı Tasvir-i Efkâr, tabiî hukuk ve anayasal düzenle ilgili Avrupai kaynakları, birinci elden okuyucularına aktarıyordu. Namık Kemal, Eylül ı868’te Hürriyefte yayınlanan “Usûl-i Meşveret Hakkında Mektuplar” başlıldı sekiz mektupluk makale dizisiyle OsmanlI’ya uygun anayasal bir hükümet modeli ortaya koymaya çalışmıştı. Keza Abduh (1980: III/350) da ı88o’de el-Vekâ'iu'I-MısriyydAt yazdığı yazıda “anayasal hükümet, şura, vatan, haklar, kamuoyu” gibi kavramlar etrafında anayasalcılığın Mısır için taşıdığı meziyetleri dile getinnişti.

Paris’te yayınladıkları prog. ramlarında savundukları temel prensipleri serdettikten sonra, “maksadın istihsali yolunda” şiddet eylemi değil, “propaganda ve ikna usulü” üç çalışacaklarını belirtir (Karal 1988: 210). Bu tavır, “anayasalcı hareket”in “devrimci siyasefin zıddı olarak (Shils 1966: 356) tasavvuruna uymaktadır.Onlar, Ali Süavi’nin sonunun gösterdiği gibi, Osmanlı siyasî kültürünün devrimci bir siyasete elvermediğini bildiklerinden daha makul bir yol seçmişlerdi: basın-yayın yoluyla fikrî propaganda,
MEDENİLEŞTİRİCİ BATTNIN GELİŞİ III: YUMUŞAK EMPERYALİZM
Tarihin hızlandığı dönemlerde farklı kültürlerin karşılaşması tarzı, bir "etki/tepki” veya “amel/aksülamel” {action/reaction) diyalektiğince belirlenir. A. ]. Toynbee (1992: 151-4; 1962: 167-87) “tahaddî ve karşılık” teziyle bunu dünya tarihine uygulamıştır^^' "itür, ancak başkalarının
kültürel saldırıya verilecek iki aİLernaLif karşılık vardır. Toynbee tarafından zealotizm denen birinci tutum, kurbanların, bu kültürel saldırıya kendi kültürlerine her zamankinden daha sıkı bir şekilde sarılarak tepkisel bir şekilde karşılık vermesini belirtir. Ancak İslam dünyasındaki Vehhabî ve Mehdi hareketlerinde görüldüğü gibi, daha güçlü bir kültüre bu replika telefonlar şekilde pasif bir karşılık vermek, başarısızlığa uğramaya mahkûmdur. Herodianizm denen ikinci alternatif ise, yabancı kültürle bir şekilde uzlaşmaya yönelik aktif bir karşılıktır ki tarihteki örnekler bu tarz karşılığın başarı şansının daha yüksek olduğunu göstermektedir. Batılı kültüre karşı toptan bir ret gösteren XVIII. asırda Vehhabilik ve XIX. asırda Mehdilik gibi fundamentalistik hareketler, İslam dünyasının Arabistan ve Sudan gibi nisbeten ilkel bölgelerinde çıkmıştı. Bu bölgeler, geçmişte modern hayat ve düşünce tarzıyla herhangi bir etkileşim yaşamadıkları için Batılı kültürü toptan ve pervasızca reddedebilmişlerdi. Oysa OsmanlI, Mısır, Suriye, Tunus, İran, Hindistan ve Rusya gibi Batılı hayat ve düşünce tarzıyla yoğun etkileşime girmiş medenileşmiş İslâmî bölgeler, Batı’ya daha aktif ve sofistike bir karşılık vermek, İslam’ı yeniden yorumlayarak hesaplaşmak zorundaydı.
Batı'ya bu aktif karşılık ise, Osmanlı gibi Batı’nın saldırısına uğrayan büyük ülkelerin aydınlarınca benimsenen ve “Batı’ya karşı Batı için” olarak parolalaştırılan misiUeme, “düşmana kendi silahlarıyla karşı koyma” fikrine dayanır. Yani Batı karşısında ayakta kalmanın yegâne etkin yolunun, ona karşı, kelimenin en geniş anlamıyla kendi silahlanyla. Batı yapımı silah ve bombalar kadar Batılı kurum ve fikirleri benimseyerek savaşmaktan geçtiği fikri. Misilleme veya mukabele-i bil-misil düsturu (Heyd 1993: 37), İslam ve Osmanlı uleması tarafından Kur’ân’daki “i'dâd-1 kuvvet” ayetine^^ dayandırılıyordu. Ancak bu, aslında evrensel bir stratejik ilkeydi. Benzer şekilde "Batı’ya karşı Batı için” sloganıyla geniş bir açıdan Batı medeniyetinin tüm ürünlerinin misilleme konusu silahlar olarak algılanması, Osmanlı kadar tipik olarak XIX. yüzyılda Wei Yuan'ın formüle ettiği gibi Çinli, Japon ve Rus gibi imparatorluklarda da görülebilirdi (Lackner 2001: 99, Hacker 1977, Toynbee 1962; 99, 194-95, 239-
’’ “Siz de onlara karşı gücünüzün yettiği her kuvvetten ve cihad için beslenen atlardan hazırlık yapın; bununla hem Allah düşmanlarını korkutursunuz, hem sizin düşmanınızı, hem de onlardan başka diğerlerini ki onları siz bilmezsiniz; Allah bilir ve Allah yolunda her ne sarf ederseniz, karşılığı size tamamen ödenir ve hiç haksızlığa uğramazsınız " (Enfâl/6o).replika telefonlar yazdı ve sundu..

1 yorum: